Etiketlenen üyelerin listesi

Nursi, tasavvufa karşı saygılıydı, fakat tasavvufa girmiş bazı düşünce ve uygulamaları da eleştiriyordu. İbn Arabi'nin vahdet-i vücûd anlayışını dünyayı münferit bir gerçeklik olarak kabul etmediği için eleştiriyordu. Nursi, bir Sufi değildi, ama Sufiymiş gibi yaşadı. Basit yaşıyor ve düzenli olarak zikrediyordu. Kendisini bir üstad (mürşid) olarak görüyordu ve öğretisinin büyük eseri Risale-i Nur vesilesiyle yaşayacağını biliyordu. Risale'nin tarzı müziğe benziyordu ve Türkler onu geç

Bu konu 9396 kez görüntülendi 65 yorum aldı ...
Bediüzzaman'ın Tasavvufa Yaklaşımı 9396 Reviews

    Konuyu değerlendir: Bediüzzaman'ın Tasavvufa Yaklaşımı

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 9396 kez incelendi.

Sayfa 1/5 12345 Son
  1. #1
    meyve - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    15-10-2006
    Mesajlar
    392
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @meyve

    Nursi, tasavvufa karşı saygılıydı, fakat tasavvufa girmiş bazı düşünce ve uygulamaları da eleştiriyordu. İbn Arabi'nin vahdet-i vücûd anlayışını dünyayı münferit bir gerçeklik olarak kabul etmediği için eleştiriyordu.

    Nursi, bir Sufi değildi, ama Sufiymiş gibi yaşadı. Basit yaşıyor ve düzenli olarak zikrediyordu. Kendisini bir üstad (mürşid) olarak görüyordu ve öğretisinin büyük eseri Risale-i Nur vesilesiyle yaşayacağını biliyordu. Risale'nin tarzı müziğe benziyordu ve Türkler onu geç saatlere kadar yorulmaksızın dinleyebiliyorlardı. Bu kitap Türk toplumunun zihni ve ruhani gıdası olmuştu.

    Nursi için tasavvuf bir meyve, iman ise ekmek gibiydi. Hepimizin ekmeğe ihtiyacı vardır, fakat meyve yemek zorunluluk değildir. Sufizmin hedeflerinden biri olan Allah ile birlik tecrübesi bütün Müslümanlardan beklenemez. Bütün Müslümanlar için daha önemli ihtiyaç imandır ve akıl çağında imanın anlaşılması çok daha acil bir ihtiyaçtı. Bu da Nursi'nin neden bir tarikatı başlatmadığını kısmen açıklıyor. Tasavvufun meyvesinin vakti geçtiğinde, taşkınlığını daha fazla tutamayacak ve dini ve sosyal olarak caiz görülemeyecek yollara taşacaktır. Hallac: 'Ben mutlak hakikatim' diyordu ve fena (Tanrı'da yok olma) halinde dile getirdiği bu aşkın ifadelerinden ötürü ölüm cezasına çarptırıldı. İbn-i Arabi de vahdet-i vücud doktrininden dolayı kınanmıştı. Temel olarak Allah'ın tek bir hakikat olduğunu ve dünyanın da bu hakikatin yansıması olduğunu ve bu nedenle de zahiri dünyanın bağımsız bir varlığının olamayacağını kastetmektedir.

    Şimdi de Nursi'nin hoşgörü anlayışını, İbn-i Arabi'nin tasavvuf anlayışına yönelttiği eleştiri dolayısıyla inceleyelim. Nursi tasavvufi tarikatlerden ilham almıştı, fakat onların çerçevesiyle hareket etmedi. 'Said Nursi'nin hocalarının çoğu Halidi-Nakşibendi tarikatine mensuptu, ama o aynı zamanda Kadiri tarikatinin kurucusu Abdülkadir Geylani'nin kitaplarını da okuyordu. Hindistan'daki Ahmed Sirhindi ve Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî gibi Nakşibendi liderlerinin yazılarından çok fazla etkilenmişti.'6 Nursi meyve olarak tanımladığı tasavvufa muhalif değildi. Faydalarını da şu şekilde sıralıyordu: Tasavvuf nefisten kurtulmak ve evliya mertebesine ulaşmak için zikri öngörür, acı çekme yerine teselli sağlar, tasavvuf ehli imanında ilim ehlinden daha kavidir, tasavvuf Müslüman dünyasındaki kutsal bağ olan kardeşlik terbiyesini getirir.7 Tasavvuf imanı, kardeşliği korur ve bütün seküler ve milli ideolojilerden daha asildir.

    Diğer yandan, tasavvuftaki suiistimalleri eleştirmekteydi. Şeyhlerin kişisel veya dini meselelerde mutlak otorite sahibi görünmesi ve öğretilerinin sık sık Kur'an ve dört imamınkilerle çelişmesi, bazılarının tasavvufu kendilerine bir amaç haline getirmeleri ve bu yüzden zikirlerinin kibri ortadan kaldırmaması, diğer bazılarının ilahi aşk ile zehirlenip, aşırı iddialarda bulunarak (şatahat) kendilerine ve başkalarına zarar vermeleri, aşkın ilhamın 'vahyi ayetlerle' aynı dereceye çıkarıldığında tehlikeli olduğu ithamını beraberinde getiriyor.

    Nursi'ye göre imanı, insanların tahayyülleri ve yanılmaları üzerine bina edemeyiz. Bu akılla çelişir ve İslam'da bir temeli yoktur. 'Ne dört halife, ne büyük imamlar, ne de hakiki alimler bu okula ciddi atıflarda bulunmamışlardır'.8 Nursi'nin desteklediği tasavvuf Şeyh Abdülkadir el-Geylani'ninki gibi dengeli bir tasavvuf idi.9

    Düşmanlık beslemeksizin Nursi İbn-i Arabi'nin metafizik doktrinine muhaliftir. Zikredildiği gibi, ne Selefi ne de Sufiydi, orta yolu tutmuş idi. Nursi Selefi ve Sufi akımların sürekliliğinde bulunuyordu. Fıkhı fakihlere bırakmışlardı ve Kur'an'ın anlamı üzerine yoğunlaşmışlardı. Selefiler gibi tarikata müntesip değildi ve mutasavvıflar gibi zikir ve zühd hayatına devam ediyordu.

    Zikir ve niyaz el kitabı olan Cevşeni yazdı. Mosher: 'Ali üzerinden Cevşenü'l-Kebir'in aktarım zincirinin izleri görülebiliyor. Bu Şia kaynaklarından bir duadır ve uzun vakitlerdir Türkçe'de bulunur ve Sünnilerce de kullanılır' ifadesini kullanıyor.10 Bu yakarışlar Tanrıya karşı eşit olmayan bir ilişki öngörüyorlar; ondan hiçbir şey isteyemeyiz ve dualarımızın kabulü noktasında sabırlı olmak zorundayız.11 Cevşen manevi gıdayı, Risale ise entelektüel gıdayı sağlıyordu ve Nursi'nin bütün hayranları onu kullanıyordu.

    Nursi Selefilerden ve Sufilerden bir noktada farklılaşıyordu. O anti-entelektüel değildi ve dine rasyonel bir yaklaşım olan kelamı ihya etmeye çalışıyordu. Bu onun basitçe entelektüel olduğu anlamını taşımaz, aynı zamanda da ameli olduğunu gösterir. Mesela, kader konusunda kendi pozisyonunu rasyonel olarak savunan klasik kelamcılar gibi tartışmayıp, aynı zamanda Müslümanları itimada layık olarak hareket etmeleri gerektiği konusunda uyarıyordu.

    O, Selefilik ve tasavvuf arasında orta yolu tutmuştu ve bu bağlamda kutuplaşmadan ziyade bir arada olmayı teşvik ediyordu. Dersaneler de bu akımlardan herhangi birine mensup olanlar için dönüşüm mekanlarıydı. Hiç kimse yabancılaşmış ya da itaate mecbur hissetmemeliydi kendilerini.

    Hoşgörünün ihtilafı ima ettiğini Nursi'nin İbn Arabi eleştirisinde görmüştük. Her ne kadar onun görüşüyle uyuşmasa da birçok kimsenin yaptığı gibi kafir yaftasını İbn Arabi'ye ithaf etmiyordu. Onun eleştirisi sadece duygusal bir eleştiri değil de akli ve Kur'an'ın rehberliğinde bir eleştiriydi.

    Hoşgörü ne olmadığına bakılarak da tanımlanabilir. Başkalarının görüşlerine saygılı olmak için, bir kimse kendi görüşünden taviz vermek zorunda kalmamalıdır. Aklın bu işe uygulanması da ne bir kimsenin saf rasyonalist olmasını ne de vahye geri dönmemesini gerekli kılmıyor. Hoşgörü açık ve net olarak ifade edilmiş Tanrı'nın Birliği (tevhid) kavramlara uygulanmaz. Yalnızca bunun yorumlarına uygulanabilir. Nursi'nin yorumu, İbn Arabi'ninkinden farklıdır. Önceki onun aşkınlığını vurgularken, sonraki her yerde var oluşunu vurgulamaktadır.

    Müslümanlar tartışmalıdır, ama bu farklar üzerinde bizi bölecek kavgalara girişmemelidirler. Biz ortak düşman olan sekülerizm doktrinine karşı birleşmeliyiz. İmanımızı ve ahlakımızı bozan bir zehirdir sekülerizm. "İnsan mutluluğunun ve ahlaki doğruluğun düşmanı inançsızlık ve dinsizliktir." Sekülerizme dinsel fanatizmle karşı gelinir, fakat bu bizi yanlış yere götürür; çünkü biz bu ikisi arasındaki bir konumu seçmeliyiz. Dini fanatizm kör bir imana dayanır, fakat tanrısızlıktan daha iyidir. Ama gerçek Müslümanlar orta yolu takip ederler.

    Zarar verici ve gayrı makulane adanmışlık olan fanatiklik İslam'a uymaz. Ne kadar derinlerde olursa olsun, Müslümanın adanmışlığı bilgiye ve aklı kullanmaya bağlıdır. Böyle olmasa bile fanatizm olarak adlandırılamaz. Bir Müslümanın imanı ve adanmışlığı ne kadar derinlerde ve ciddi olursa olsun, bilgiye dayansın ya da dayanmasın, o Müslüman fanatizmden o kadar uzakta olur. Bunun nedeni İslam'ın barışa, dengeye, adalet ve tevazuya dayanan 'orta yol' olmasındandır.

    Akıl önemlidir, fakat her Müslümanın filozof İbni Sina ya da kelamcı al-Bakillani gibi olması gerekmez. İmanı temel olarak bilen adanmış bir Müslüman olmak yeterlidir. Velayet önemlidir ama her Müslümanın veli olması gerekmez. Ayrıca, veliler yalnızca tasavvuf tarikatlerinde bulunmazlar, aynı zamanda dindar kişiler de mistik aşkınlık durumları yaşayabilirler. Ama bu manevi tecrübeler umuma anlatılmamalıdır.

    İmanın temellerini sorgulamamak gerektiği gibi, vahyi hukukun temellerini de sorgulamamalıyız. Dinin temelleri ve onun değişmez prensipleri hiç bir zaman tartışma veya değişim konusu olmaz. Bunları tartışmayı ya da değiştirmeyi deneyen bir kimse mürted olur. Hukukun detayları zamana göre değişebilir ve biz bunları tartışabiliriz. Bu farklılıklar insanın içtihatlarının sonucudur ve bunlar Sünnet'in bildirdiği gibi rahmettirler; 'Ümmetimin ihtilafı rahmettir'. Buna göre bir Müslümanın samimiyetini küçük bir detaydaki farklılık yüzünden sorgulamak yanlıştır. Elbiselerini ayak bileklerinin üstüne kadar giyenleri uyaran hadisin ahlaki bir mesajı vardır. O kibirli olanları uyarmaktaydı, çünkü İslam öncesi Araplar bu şekilde giyinerek kendi statülerini gösteriyorlardı. Bugün Müslümanlar ahlaki mesajı kaybettiler ve bir Müslümanın samimiyetine, onun giyiniş kodlarına göre hükmetmekteler. Giyiniş tarzı insanlar için dini bir konudur. Bu nedenle de bizim hoşgörümüzü test etmektedir, yoksa düşmanlık ve bölünme için bir neden değildir. Bu meseleler detaydır, asıl değildir. Detaylarda mutlak hakikat mevcut değildir. Bunları mutlak hale getirerek dini kanaatler üzerine tekel kurma tehlikesine düşebiliriz. Bu kendini haklı çıkarmadır ve de çok kültürlü, çok mezhepli bir toplumda buna yer yoktur.

    Yasien Mohamed

    Prof. Dr., Western Cape Üniversitesi, Güney Afrika., Çeviren: Haşim Koç

    Yazının tamamı için;
    http://www.koprudergisi.com/index.as...azi&YaziNo=628

  2. #2
    EbuMahir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    07-12-2006
    Yaş
    46
    Mesajlar
    286
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @EbuMahir
    Hep ayni seyler. Tasavvuf meyvedir, risale ekmektir. Meyvesiz olur ama ekmeksiz olmaz falan filan. Gecin bunlari ya, bunlar adam toplamak icin yapilan ajitelerden baska seyler degildir. Hepsi cemaat propagandasi. Kardesim tarikatlarda ne istersen o vardir. Imana ihtiyaci olan imani, ihlasa ihtiyaci olan ihlasi bulur tarikatlarda. Ornegin ben imani tarikatta buldum risalelerde degil...

    Risaleleri okumak iyimidir, evet iyidir. Ama kalkipta tarikatsiz olurda risalesiz olmaz anlamina gelen su ekmektir, meyvedir zirvalarini geciniz lutfen...

    Selamette kaliniz...

  3. #3
    Murat Sâki
    Alıntı EbuMahir Nickli Üyeden Alıntı
    Hep ayni seyler. Tasavvuf meyvedir, risale ekmektir. Meyvesiz olur ama ekmeksiz olmaz falan filan. Gecin bunlari ya, bunlar adam toplamak icin yapilan ajitelerden baska seyler degildir. Hepsi cemaat propagandasi. Kardesim tarikatlarda ne istersen o vardir. Imana ihtiyaci olan imani, ihlasa ihtiyaci olan ihlasi bulur tarikatlarda. Ornegin ben imani tarikatta buldum risalelerde degil...

    Risaleleri okumak iyimidir, evet iyidir. Ama kalkipta tarikatsiz olurda risalesiz olmaz anlamina gelen su ekmektir, meyvedir zirvalarini geciniz lutfen...

    Selamette kaliniz...
    Evet sizin gibi düşünceler var oldukca islami cemâatların birlik olması gerçekten zordur.

    Aynı konuyu belki onlarca kez tartıştık ama tüm düşünceleriniz ön yargı ve kendi hegomanyanıza haps olduğu için bir adım gidemedik.Yazıdan nasıl bu sonuca ulaştınız hayret ediyorum.

    Üstad Tasavvûf ehli olmamasına karşın o yolda gidenlere saygı göstermiş niketim bunu telvihâttada dile getirmiş.Bilhassa tarikatta olan kardeşlerimin risalelerden faydalanması gerektiğini savunmuştur.

    Tasavvûf'un,Risale-i Nur'un vb. cemâtların islam'da farz olmadığını hepimiz biliyoruzdur.Bu cemâatlara,tarikatlara katılmak yada katılmamak kişisel bir seçimdir.Ama bundan şuda anlaşılmasın ben filan tarikatteyim sen onda değilsin itikadın sapmıştır.İşte bizim Şeyhimiz sizinkinden daha üstün meziyetlidir.Bizim tarikat,cemâat daha gelişmiştir.vs..vs..vs...Her ne kadar dilimiz böyle düşünmediğimizi söylesede mutlaka içimizde buna benzer düşünceler nakş olmuştur.Tersi olsa zaten Âlem-i islam şu zamanda parçalanmazdı.


    Ayrıca: Eba Mahir imani kimin nerde bulacağını Allah bilir "tarikatte ne istersen o vardır" gibi kelimeler kullanmak saçmalıktan öte geçmez.Zira tarikatte imanı bulamayan biri gelipte "ben imanı bulamadım" derse sizin bu sözleriniz enternasyonal olarak sizi sırtınızdan vurur.

    Umarım birbirimizin içinde olduğu manevi değerlere saygı gösterir benimsemesek bile,islamiyetin buyurduğu hoş görü kurallarından pâye biçeriz.

    Saygılarımla...

  4. #4

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    175
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @PUTYIKAN
    Sahte Nurcular “Devir tarikat devri değil, tarikatlar misyonunu yitirmiştir.” diyorlar. Bunlara en güzel cevabı Bediüzzaman Hazretleri bizzat kendisi vermektedir. Bu sözleri ile dahi onun yolundan ayrılmışlardır.
    Bediüzzaman Hazretleri’nin tarikat hakkında Mektubat adlı eserinin 29. Mektubundaki 3. Telvih’te şu beyanları ne kadar arza şayandır... Bunun hakikatını öğrenmek için bu mektubu tetkik etmek lâzımdır:
    “Madem Adalet-i İlâhiyye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür, tarikat, yani Sünnet-i seniyye dairesinde tarikatın hasenatı seyyiatına kat’iyyen müreccah olduğuna delil: Ehl-i tarikat, ehl-i dalâletin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesidir. Adi bir samimi ehl-i tarikat, sûrî, zahiri bir mutefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarikat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır. Kebairle fasık olur, faat kâfir olmaz; kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedit bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsile-i meşayihi, onun nazarında hiç bir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için, onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez. Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.
    Bir şey daha var ki; Daire-i takvâdan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreblerin ve tarikat namını haksız olarak kendine takanların seyyiatiyle, tarikat mahkum olamaz. Tarikatın, dini ve uhrevi ve ruhani çok mühim ve ulvi neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız Âlem-i İslâm içindeki kudsi bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te’sirli ve hararetli vasıta tarikatlar olduğu gibi, âlem-i küfrün ve siyaset-i hıristiyaniyyenin, Nûr-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal’a-i İslâmiyyeden bir kal’asıdır.
    Merkez-i Hilafet olan İstanbul’u, beşyüz elli sene bütün âlem-i hıristiyaniyyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul’da beşyüz yerde fışkıran envâr-ı Tevhid ve o Merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük camilerin arkalarındaki tekkelerde “ALLAH, ALLAH!” diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve Mârifet-i ilâhiyyeden gelen bir muhabbet-i ruhani ile cuş u huruşlarıdır.
    İşte ey akılsız hakimiyet-füruşlar ve sahtekâr milliyet-perverler! Tarikatın, hayat-ı içtimaiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyiatlardır, söyleyiniz?..”
    (29. Mektup)
    Buradan da anlaşılıyor ki; imanı kurtarmak ancak şeriat, tarikat ve hakikatla kaim olduğunu bu zât beyan etmiştir.
    Ve yoldan çıkan bu gibi kimseleri de çok güzel belirtiyor.
    Asla kimseden para dilenmezdi. Her lokmasının helâl olmasına dikkat ederdi. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın emirlerine, hükümlerine sımsıkı bağlı idi.

  5. #5

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    175
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @PUTYIKAN
    Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri II. Mektubunda; para toplayan nurculara da şöyle sesleniyor:
    “O mezkûr ve malûm talebesinin hediyesine karşı cevaptan bir parçadır.
    Bana bir hediye gönderdin, gayet ehemmiyetli bir kaidemi bozmak istersin. Ben demiyorum ki: “Kardeşim ve biraderzadem olan Abdülmecid ve Abdurrahman’dan kabul etmediğim gibi senden de kabul etmem.” Çünkü sen onlardan daha ileri ve ruhuma daha yakın olduğundan, herkesin hediyesi reddedilse, seninki bir defaya mahsus olmak üzere reddedilmez. Fakat bu münasebetle o kaidemin sırrını söyleyeceğim.
    Şöyle ki:
    Eski Said minnet almazdı. Minnetin altına girmektense ölümü tercih ederdi. Çok zahmet ve meşakkat çektiği halde kaidesini bozmadı. Eski Said’in, senin bu biçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise, tezehhüd ve sun’i bir istiğna değil, belki dört beş ciddi esbaba istinat eder.
    Birincisi; Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-ı cer etmekle itham ediyorlar, “İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar” deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzip lazımdır.
    İkincisi; Neşr-i hak için enbiyaya ittiba etmekle mükellefiz. Kur’an-ı Hakim’de, Hakkı neşredenler “Benim mükafatım âlemlerin Rabbine aittir.” (Yunus: 72, Hud: 29, Sebe: 47) diyerek insanlardan istiğna göstermişler. Sûre-i Yasin’de “Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, ancak onlar doğru yoldadırlar.” (Yasin: 21) cümlesi, meselemiz hakkında çok manidardır.
    Üçüncüsü; Birinci sözde beyan edildiği gibi, Allah namına vermek, Allah namına almak lazımdır. Halbuki, ekseriya ya veren gafildir, kendi namına verir, zımnî bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakkiye ait şükrü, senâyı zâhîrî esbaba verir, hatta eder.
    Döndüncüsü; Tevekkül kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şeyle değişilmez. İnsanlardan ahz-ı mal edip o tükenmez hazine ve defineleri kapatmak istemem. Rezzak-ı Zülcelale yüz binler şükrediyorum ki küçüklüğümden beri beni minnet ve zillet altına girmeye mecbur etmemiş. Onun keremine istinaden, bakiye-i ömrümü de o kaideyle geçirmesini rahmetinden niyaz ediyorum.
    Beşincisi; Bir iki senedir çok emâreler ve tecrübelerle kat’i kanaatım oldu ki, halkların malını hususan zenginlerin ve memurların hediyelerini almaya mezun değilim. Bazıları bana dokunuyor, belki dokunduruluyor, yedirilmiyor, bazen bana zararlı bir surete çevriliyor. Demek gayrın malını almamaya mânen bir emirdir ve almaktan bir nehiydir.
    Hem bende bir tevahhuş var. Herkesi her vakit kabul edemiyorum. Halkın hediyesini kabul etmek, onların hatırını sayıp istemediğim vakitte onları kabul etmek lazım geliyor. O da hoşuma gitmiyor. Hem tasannu ve temellükten beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libas giymek, bana daha hoş geliyor. Gayrın en âlâ baklavasını yemek, en murassâ libasını giymek ve onların hatırını saymaya mecbur olmak bana nâhoş geliyor.
    Altıncısı; Ve istiğna sebebinin en mühimi, mezhebimizce en muteber olan İbn-i Hâcer diyor ki: “Salâhat niyetiyle sana verilen birşey sâlih olmazsan kabul etmek haramdır.”
    İşte, şu zamanın insanları, hırs ve tama yüzünden küçük bir hediyesini pek pahalı satıyorlar. Benim gibi günahkâr bir biçareyi, sâlih veya veli tasavvur ederek, sonra bir ekmek veriyorlar. Eğer -hâşâ- ben kendimi salih bilsem, o alâmet-i gururdur, salâhatin ademine delildir. Eğer kendimi sâlih bilmezsem, o malı kabul etmek caiz değildir. Hem ahirete müteveccih a’mâle mukabil sadaka ve hediyeyi almak, âhiretin bâki meyvelerini dünyada fâni bir surette yemek demektir.”
    Bu mübarek zât bunları ne kadar güzel görmüş ve söylemiş. İşte bu beyanında dinini dünyaya değiştiren bu gibi kimseleri tarif ediyor. Fakat o nûrlu yolunu, nûrlu izini takip edenlere hiç bir sözümüz yok.

  6. #6
    meyve - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    15-10-2006
    Mesajlar
    392
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @meyve
    Alıntı PUTYIKAN Nickli Üyeden Alıntı
    Sahte Nurcular “Devir tarikat devri değil, tarikatlar misyonunu yitirmiştir.”
    Bu konu müceddid kavramını ve asrın müceddidini anlamayla alakalı bence. Tarikat için, Üstad Hazretleri hiçbir zaman kötü bir kullanımda bulunmadı, aksine ehl-i tariklerin dahi faydalanması gerektiği telvihat-ı tisa risalesinde en güzel surette anlattı. Fakat zamanın değiştiğini ve hizmet tarzının da buna göre şekillendiğini ifade edip, tarikatların her zaman buna yetişemedğini söyledi. Biraz mantıklı düşünün ya hangi, tarikat iman etmeyen birini hangi delillerle ikna edebilir günümüzde?Üstad Hazretleri insanların tarikatları bırakmaları gerektiğinden de söz etmez. Sadece Risale-i Nur okumalarının elzem olduğunu söyler. Lütfen yazılanları tarafgirlik nazarıyla okumayın
    Para toplama noktasında haklısınız. Üstad Hazretlerinin mesleğinde yoktu. Meslek dışı bir harekettir. Bununla tüm nurcuları sorumlu tutamazsınız ama.
    Allah herkese istikamet versin...

  7. #7

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    175
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @PUTYIKAN
    Alıntı meyve Nickli Üyeden Alıntı
    Bu konu müceddid kavramını ve asrın müceddidini anlamayla alakalı bence. Tarikat için, Üstad Hazretleri hiçbir zaman kötü bir kullanımda bulunmadı, aksine ehl-i tariklerin dahi faydalanması gerektiği telvihat-ı tisa risalesinde en güzel surette anlattı. Fakat zamanın değiştiğini ve hizmet tarzının da buna göre şekillendiğini ifade edip, tarikatların her zaman buna yetişemedğini söyledi. Biraz mantıklı düşünün ya hangi, tarikat iman etmeyen birini hangi delillerle ikna edebilir günümüzde?Üstad Hazretleri insanların tarikatları bırakmaları gerektiğinden de söz etmez. Sadece Risale-i Nur okumalarının elzem olduğunu söyler. Lütfen yazılanları tarafgirlik nazarıyla okumayın
    Para toplama noktasında haklısınız. Üstad Hazretlerinin mesleğinde yoktu. Meslek dışı bir harekettir. Bununla tüm nurcuları sorumlu tutamazsınız ama.
    Allah herkese istikamet versin...

    BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ DİYOR Kİ:
    Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.
    Bir şey daha var ki; Daire-i takvâdan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreblerin ve tarikat namını haksız olarak kendine takanların seyyiatiyle, tarikat mahkum olamaz. Tarikatın, dini ve uhrevi ve ruhani çok mühim ve ulvi neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız Âlem-i İslâm içindeki kudsi bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te’sirli ve hararetli vasıta tarikatlar olduğu gibi, âlem-i küfrün ve siyaset-i hıristiyaniyyenin, Nûr-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal’a-i İslâmiyyeden bir kal’asıdır.


    Bediüzzaman hazretleri böyle diyor sende tam tersini söylüyorsun.Sen nasıl onun yolundan gittiğini iddia edebiliyorsun.Yazık

  8. #8
    meyve - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    15-10-2006
    Mesajlar
    392
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @meyve
    Bu davranışınız Bektaşiliktir. İşinize gelen kısımları alıyorsunuz, işinize gelmeyince suçlamalar başlıyor. Bu foruma da belli ki Nur dairesindekilere savaş açmaya gelmişsiniz. Bir hararetle ateş ediyorsunuz. Ama olsun. Beni suçlayın hiç problem değil. Ben ne yazık ki bu forumda Üstad Hazretlerini tekfirle suçlayan, Risale-i Nurları dalaletle itham edenleri gördüm. Onlara muhabbetiniz olsun da varsın bana olmasın, varsın beni yanlış yolda farzedin, inanın hiç sorun değil. Yalnız su-i zan etmeyin. Bunu da sizin için diyorum. Ayrıca Üstad Hazretleri Risale-i Nurların tarikatteki dersleri de ihtiva ettiğini söylemiştir. Çünkü Risale-i Nurlar bütün ilimleri ihtiva eder inşaallah. Her ne ise...

  9. #9

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    175
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @PUTYIKAN
    Alıntı meyve Nickli Üyeden Alıntı
    Bu davranışınız Bektaşiliktir. İşinize gelen kısımları alıyorsunuz, işinize gelmeyince suçlamalar başlıyor. Bu foruma da belli ki Nur dairesindekilere savaş açmaya gelmişsiniz. Bir hararetle ateş ediyorsunuz. Ama olsun. Beni suçlayın hiç problem değil. Ben ne yazık ki bu forumda Üstad Hazretlerini tekfirle suçlayan, Risale-i Nurları dalaletle itham edenleri gördüm. Onlara muhabbetiniz olsun da varsın bana olmasın, varsın beni yanlış yolda farzedin, inanın hiç sorun değil. Yalnız su-i zan etmeyin. Bunu da sizin için diyorum. Ayrıca Üstad Hazretleri Risale-i Nurların tarikatteki dersleri de ihtiva ettiğini söylemiştir. Çünkü Risale-i Nurlar bütün ilimleri ihtiva eder inşaallah. Her ne ise...
    Arkadaş ,boş hezeyanları bırak,yazıları okuyanlar sizin Bediüzzaman hazretlerini nasıl çarpıttığınızı zaten görüyor biz ise gerçekleri yazarak sizi bertaraf ediyoruz Allahın izni ile.
    Bakın yukarıda Bediüzzaman hazretlerinin söylediklerini dinleyin ve kurtulun.Yazıktır dinlemiyorsanızda insanların kafalarını karıştırmayın.
    Allahtan korkun.

  10. #10
    meyve - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    15-10-2006
    Mesajlar
    392
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @meyve
    Haha şaşarım sizin aklınıza, yazdıklarınıza
    Neymiş hezeyan? Kimmiş işine geldiğince sapıtan?
    Bakın ben Risale-i Nurlara tam teslim olmuş bi insanım. Risale-i Nurlarda yanlış yoktur itikadımca. Geçse ki tarikate dahil olun inanın hiç tereddütsüz dehalet edeceğim. Ama Üstad Hazretleri de dahil hangi talebesi ehl-i tarikti? Bir siz mi hakkı biliyorsunuz, diğerleri hezeyanda? Komik olmayın Allah aşkına
    Üstadın ehl-i tarik talebeleri bu daireye dahil olduktan sonra ihityaç duymamışlardır artık tarikat derslerine...

  11. #11

    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    22-12-2006
    Yer
    kayseri
    Mesajlar
    4.048
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @zebih
    Alıntı PUTYIKAN Nickli Üyeden Alıntı

    Bediüzzaman Hazretleri’nin tarikat hakkında Mektubat adlı eserinin 29. Mektubundaki 3. Telvih’te şu beyanları ne kadar arza şayandır...

    Adi bir samimi ehl-i tarikat, sûrî, zahiri bir mutefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder.

    O zevk-i tarikat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır. Kebairle fasık olur, faat kâfir olmaz; kolaylıkla zındıkaya sokulmaz.

    Şedit bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsile-i meşayihi, onun nazarında hiç bir kuvvet çürütemez.

    Çürütemediği için, onlardan itimadını kesemez.

    Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez.

    Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.
    ekmel ül ulema bediüzzaman rahimehullah, kendi özgün meşrebini tesis etmiş ve farklı bir usulle tarikini ümmete hediye etmiş ender kamillerdendir.

    tabii olarak tarikini/yolunu medhetmesi ve müslümanları meşrebine davet etmesi menfi bir durum değildir.

    üstad hazretleri, tarikatları değil, tarikatlardaki bazı suistimalatı tenkid etmişler ve kendi orjinal programlarında ise ilmince ve firasetince tespit ettiği hata ve eksiklikleri engellemeye/gidermeye çalışmışlardır.

    meşrebinde şeriata muğayir söz ve fiil olmayanların, onun tenkidlerine hitab ı mahal olmadığı, bilakis onlara övgü ve saygıda kusur etmediği risalelerde gayet açıktır. (nurşin için sözlerine bakınız)

    Allah Teala nurunu artırsın. amin.

  12. #12
    EbuMahir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    07-12-2006
    Yaş
    46
    Mesajlar
    286
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @EbuMahir
    Zinar yazdiklarimi iyi anla ondan sonra laf yetistir...


    Allah'a emanet ol...

  13. #13

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    175
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @PUTYIKAN
    Alıntı meyve Nickli Üyeden Alıntı
    Haha şaşarım sizin aklınıza, yazdıklarınıza
    Neymiş hezeyan? Kimmiş işine geldiğince sapıtan?
    Bakın ben Risale-i Nurlara tam teslim olmuş bi insanım. Risale-i Nurlarda yanlış yoktur itikadımca. Geçse ki tarikate dahil olun inanın hiç tereddütsüz dehalet edeceğim. Ama Üstad Hazretleri de dahil hangi talebesi ehl-i tarikti? Bir siz mi hakkı biliyorsunuz, diğerleri hezeyanda? Komik olmayın Allah aşkına
    Üstadın ehl-i tarik talebeleri bu daireye dahil olduktan sonra ihityaç duymamışlardır artık tarikat derslerine...
    Yahu halinize ağlanırmı gülünürmü?
    Biz,Üstat hazretlerin kendi söylemini size anlatıyoruz.
    Siz, hala daha talabelerinden bahsediyorsunuz.
    Yazıktır üstadın sözlerini çarpıtmayın.
    Kendi fikirlerinizi üstadın üzerinden anlatmayın.

  14. #14

    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    175
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @PUTYIKAN
    Alıntı Hak-dilaram Nickli Üyeden Alıntı
    ekmel ül ulema bediüzzaman rahimehullah, kendi özgün meşrebini tesis etmiş ve farklı bir usulle tarikini ümmete hediye etmiş ender kamillerdendir.

    tabii olarak tarikini/yolunu medhetmesi ve müslümanları meşrebine davet etmesi menfi bir durum değildir.

    üstad hazretleri, tarikatları değil, tarikatlardaki bazı suistimalatı tenkid etmişler ve kendi orjinal programlarında ise ilmince ve firasetince tespit ettiği hata ve eksiklikleri engellemeye/gidermeye çalışmışlardır.

    meşrebinde şeriata muğayir söz ve fiil olmayanların, onun tenkidlerine hitab ı mahal olmadığı, bilakis onlara övgü ve saygıda kusur etmediği risalelerde gayet açıktır. (nurşin için sözlerine bakınız)

    Allah Teala nurunu artırsın. amin.
    E ne alaka şimdi ,biz ne demişiz sen ne diyorsun.
    Aksini iddia eden kim?

  15. #15
    Murat Sâki
    Alıntı EbuMahir Nickli Üyeden Alıntı
    Zinar yazdiklarimi iyi anla ondan sonra laf yetistir...


    Allah'a emanet ol...
    Efendim ben sizi çok iyi anlıyorum yorumunuz'un gizli bir hûruf'a neden olduğunu anlamadınız galiba.Keşke size bir şeyler anlatabilseydik,yada karşılıklı anlaşabilseydik.

    Susman daha evlâ olacak bu raddade.

    Kendinize iyi muamele ediniz.

  16. #16

    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    22-12-2006
    Yer
    kayseri
    Mesajlar
    4.048
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @zebih
    bir ilave olması kabilinden:

    tarik, malum takip edilen yol demektir.

    neticede ustad hazretleri nur programına tarik ismini vermemesi, onun kendisine mahsus bazı ahval şerait gözlemlerinden kaynaklanan bir kararıdır.

    doğru bir karardır.

    zira özellikle tarikatların birçok takibe ve fırsatçılar tarafından suistimale tabi olduğu döneminde usulune tarikat demiş olsaydı ne büyük mefsedetlere belki de kapı aralanacaktı.

    ustad hazretlerinin programı dahlinde yetişmiş herkesi sevgiyle yad ediyor, islam dinine hizmetlerinden dolayı onlar tebrik ediyor ve hususen mürşidlerine saygı sevgi ve kalbi şükranlarımı bir müslüman olarak bildirmeyi üzerime borç addediyorum.

Sayfa 1/5 12345 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Hz.Ömer'in eşine yaklaşımı...
    By fas in forum AİLE ve ÇOCUK
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 15-02-2014, 16:35
  2. Bediüzzamanın Tasavvufa Bakışı
    By Ahter in forum RİSALE-İ NUR
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 17-01-2013, 00:42
  3. tasavvufa bakış
    By dddddd34 in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21-09-2009, 21:14
  4. Tasavvufa İnanıyor Musunuz?
    By Cümle Mühendisi in forum HASBİHÂL
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 06-03-2008, 15:45
  5. Tasavvufa Sokulan Sapıklıklar!
    By (((HEMEDANİ))) in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 25-10-2007, 19:09

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş