Soru: Uhud Savaşı'nın kesin galibi müşrikler miydi?

Cevap: “Bu gazvenin sonucu mağlubiyet mi, değil mi?” konusunu araştırmacılar uzun uzadıya araştırmışlardır. Tartışmaya gerek olmayan mesele şudur: Savaşın ikinci safhasında askeri üstünlük müşriklere aitti. Müşrikler savaş alanına hâkim idiler. Müslümanlar tarafındaki can kaybı daha çok ve daha büyüktü (1). Müminlerden bir bölümü kesin bir yenilgiye uğramışlardı. Savaşın ikinci safhası Mekke ordusu lehine gelişmişti. Ancak “Bu savaş Kureyş için bir zafer ve fetihti.” denilmesine engel bazı noktalar da vardı:

Mekke ordusu müslümanların karargâhını işgal etmeye muvaffak olamamıştı. Medine ordusunun büyük bir kısmı şiddetli sarsıntı ve karışıklığa rağmen kaçmaya teşebbüs etmemiş, aksine karargâh yerinde toplanıncaya kadar yiğitçe karşı koymuşlardı. Medine ordusu Mekkelilerin kovalayacağı bir dereceye düşmemiş, ayrıca Medine ordusundan hiçbir kişi Mekkelilerin eline esir düşmemişti.

Yine kâfirler müslümanlardan hiçbir şey, ganimet elde etmemişlerdi. Müslüman ordusu savaş alanında bulunduğu halde, kâfirler savaşın üçüncü (kesin galibiyet ve ganimet toplama) safhasına girmemişlerdi. O zaman muzaffer orduların adeti olduğu şekilde savaş meydanında bir iki gün kalmamışlar, müslümanlar henüz savaş alanını terk etmeden süratle çekilmişler ve savaş alanını terk etmişlerdi. Müslümanların çoluk-çocuklarına ve mallarına el koymak için sadece birkaç adım mesafede bulunan, yolu açık ve savunmasız olan Medine’ye girmeye cesaret edememişlerdi.

Bütün bu sebepler bize Kureyş’in elde ettiği görünüşteki üstünlüğün ancak “Müslümanlara büyük kayıplar vermesine neden olan bir fırsatı değerlendirme”den daha fazla bir şey olmadığını göstermektedir. Kureyş kuşatma harekâtından sonra İslâm ordusunu ortadan kaldırma şeklindeki hedefinde başarılı olamamıştı. Ayrıca çoğu zaman galip ordular müslümanların verdiği gibi büyük kayıplar da verebiliyordu.

Bundan ötürü bu savaşın Kureyş için bir zafer ve zafer sayılması kesinlikle mümkün değildir. Bilakis Ebu Süfyan’ın savaş alanından çekilme ve ayrılmadaki aceleciliği, onun savaşın üçüncü safhası cereyan ettiği takdirde ordusunun mağlubiyete uğramasından korktuğunu göstermektedir.

O halde bu gazve “iki tarafın berabere kaldığı bir savaştı.” Her iki taraf başarı ve kayıptan nasibini almış, sonra da her iki taraf savaş alanından kaçmadan ve karargâhını düşmanın işgal etmesine fırsat vermeden savaştan elini çekmişti.

Şu ayet-i kerime bu duruma işaret etmektedir: “Düşmanınızı takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Siz yaralanıp acı duyuyorsanız, muhakkak ki onlar da sizin çektiğiniz acı gibi acı çekiyorlar. Hâlbuki siz Allah ’tan onların ümit etmedikleri (Allah’ın rızası, Cennet vs. gibi) şeyleri ümit ediyorsunuz. Allah âlimdir -En iyisini bilendir, hâkimdir- en güzel hikmet sahibidir.” (Nisa, 104)

Ayet-i kerime her iki tarafı acı duyma ve karşı tarafa acı verme hususunda birbirlerine benzetmektedir. Bu da iki tarafın da birbirine benzer durumda olduğunu ve iki tarafın da savaştan galip ayrılmadığını ifade etmektedir.

1. Müminlerin şehit sayısının yetmiş, müşriklerin ölü sayısının otuz yedi idi [İbn Hişâm, es-Siretü ’n-Nebeviyye, II/122-129; İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, VII/351; M. Ahmed Ba-Şümeyl, Gazvetü Uhud, s. 278-80

İktibas: Seyfurrahman Mübarek Furi. Peygamberimizin Hayatı ve Daveti. Risale Yayınları, İstanbul 2016; s. 289-90.