(Not: Bu metin araştırmalarım sonucu oluşturduğum kendime ait bir yazıdır.)

Kıble, Adem-Davut a.s. arası Kâbe, Davut-Muhammed (s.a.v.) arası Kudüs ve ardından yine Kâbe. Bu bilgi Abdülaziz Bayındır'dan.

Kudüs'teki tapınak Davut oğlu Süleyman a.s. tarafından inşa ediliyor. İbrahim-İsmail a.s. da Kâbe'yi inşa ediyor. Bu inşalardan önce evler tufan ile yerle bir olmuş.

Tufandan önce ise bu iki ev 40 yıl aralıkla inşa ediliyor.

Tufan sonrası inşadan sonra ilk olarak Babil Kralı yıkıyor tapınağı. Tekrar yapılıyor. İkinci ve son kez de İsa'dan a.s. sonra 70'te tapınağı Roma İmparatoru Titus yıkıyor.

Hz. Muhammed (s.a.v.) önce Kudüs'e dönerek ibadet ediyor. Bu gerçekten ve Bayındır'ın sözünden yola çıkarak Allah'ın iki evi mevcutken iki kıblenin olmadığını anlıyorum.

Kuzey'de İshak nesline, Güney'de de İsmail nesline ait 2 ayrı kıble yok yani. Kıble bir ama iki ev arasında zamanla değişiyor.

Kâbe ise sadece tufanda yıkılıyor ve yeri kayboluyor. Sonra İbrahim-İsmail a.s. yerini tespit ediyor. Hz. Muhammed ile de tekrar kıble oluyor.

Hz. Ömer, Kudüs'e geldiği zaman kendisinden 500 küsur yıl önce tapınağı Titus yıktığı için tapınak tepesi zaten boş. O da oraya bir cami yapıyor. Mescidi Aksa. Gri renkte.

Emeviler zamanında da Halife Mervan Kubbe tüs Sahra'yı yapıyor. Sarı renkte. Bu cami eski tapınağın bir taşı üzerinde bulunuyor. Ve bu noktadan Hz. Muhammed miraç etti deniliyor.

İki caminin sol yanında da Yahudilerin ağlama duvarı bulunuyor. Burası da tapınaktan kalma tek duvar.

Babil Kralı tapınağı yıktıktan sonra Yahudileri de şehirden kovmuş. Bu olaydan sonra Persler-İran Kudüs'ü alınca (İsa'dan önce 538) Yahudileri geri çağırıyor. Yahudiler gelince yıkılmış tapınağa ağlıyorlar ve bu gelenek bugüne dek sürüyor. Tekrar inşa etseler de Titus tekrar yıkıyor.

Hz. Musa Beni İsrail kavmi ile Firavun 'un köleliğinden Mısır'dan çıkarak kurtuluyor ve 40 senelik imtihanla geçen yolculuk neticesinde Kudüs'e varıyorlar.

Kudüs Hz. İsa'nın yaşadığı şehir. Hz. İsa'nın miraç ettiği şehir. Davut-Süleyman (a.s.) ve başka Beni İsrail peygamberlerinin de geçtiği bir şehir.

Kudüs, Kur'an ayetleriyle çevresinin mübarek olduğu bir şehir. Hz. Muhammed'in Mekke'den kısa bir sürede gece yolculuğu (isra) yaptığı ve oradan da miraç ettiği şehir.

Hz. Muhammed, ifadelerinde isra ve miraç hadiselerinde Burak'ın vasıta ve Cebrail'in a.s. de rehber olduğunu söylüyor. Burak ve Cebrail a.s. iki yolculukta da var.

İsra, 1 aylık mesafenin 1 anda kat edilmesi. Miraç ise semaya yükseliş. 7 katın aşılması. Daha ileri makamların geçilmesi. Dünya atmosferinden, sonra zaman ve mekandan çıkış.

Peygamberimiz Rabbini bir nûr-ışık olarak gördüğünü söylüyor. Namaz miraçtan geliyor.

Birçok yorum var bu konu hakkında. Ancak alimlerin çoğu ve ümmetin çoğu ittifakla zahiren bu hakikatte hemfikirdir.

Tasavvufi açıdan bakınca Burak vasıtası bana ilginç geliyor. Çünkü katır benzeri olduğu söylendiği gibi başının da insana benzediği söyleniyor. Tasavvufi yorumlarda bakara-inek bizim nefsimiz-bedenimizdir yani kurbanımız.

Nefsin kurban edilmesi safiyetin tecelli edeceği anlamına gelir; imanın manevi lezzetinin ve olgunluğunun ortaya çıkması. O zaman da derviş miracını yaşar.

Yani nefsin nefs-i emmare iken onu insanlığın altına düşürüyorken, artık nefsi safiyete ermiştir ve kişiyi yukarı makamlara çıkarır. İşte bu da Muhammedi miraçtır.

Zahiri mucizeleri sınırlı akıl idrak edemese de kabul etmek gerekiyor. İman görmediğine inanmak, idrak edemediğini kabul etmek nitekim. Gerisi imtihan. Hakikat ise ölümle meydana çıkıyor.

Bazen akılcılar için hakikat zamanla da ortaya çıkıyor. Modern bilim ile, kuantum ile, maddenin ve atomun hiçliğinin ispatı ile, kara deliklerin bu alemlerin %80'nini oluşturmasıyla ya da nefsi emmare enerjisinin bağırsaklardaki beyin nöronlarının keşfi neticesinde tespit edilmesiyle, vesaire..

Tasavvuf ise bize ölüm ya da bilimsel bekleyiş dışında bir yol sunuyor. Ölmeden evvel inancının hikmetini gör diyor. Muhammedi miraç ile inançtan idrak haline geçmek.

İslam'da büyük cihat - küçük cihat ya da büyük kıyamet - küçük kıyamet mefhumları var.

Küçük denilenler hep zahir - dış dünyadaki olaylar oluyor. Büyük cihat, büyük kıyamet ise nefse cihat ve nefsin kıyameti. Miraç da saflaşmış nefsin miracı aslında. Namaz ancak böyle müminin miracı oluyor.

Hz. Muhammed'in hayatı bu miracı yaşamanın yolunu gösteriyor. Zahiren yaşanan isra ve miraç gecesi hadisesi ise bu manevi miraç seyrinin zahiri ifadesi gibi.

Yazımın sonunu Fusus şerhi ile noktalıyorum. Mevlevi Ahmet Avni Konuk Fususül Hikem'in Museviyye Fassında şöyle demiş:

"Efendimiz (s.a.v.) 'İnsanlar uykudadırlar; öldükleri zaman uyanırlar' ve 'Dünyâ uyuyan kimsenin rü'yâsı gibidir' hadis-i şeriflerinde 'dünyâ'yı hayâl âlemine katarlar. Ve hayâl âleminden ibâret olan rü'yâda görülen suretler, nasıl uygun ma'nâlarına geçmek suretiyle ta'bîre muhtaç olurlarsa, hakikat ehli indinde de, aynı şekilde hayâl âleminden ibâret bulunan bu dünyâda görülen suretler de, uygun ma'nâsına geçmekle öylece ta'bîre muhtaç görülür."