Etiketlenen üyelerin listesi

Sabiha Ünlü nün yazısı Mutlaka okuyun Özellikle Akp taraftarları okusun...

Bu konu 229 kez görüntülendi 10 yorum aldı ...
Kapıldık Gidiyoruz 229 Reviews

    Konuyu değerlendir: Kapıldık Gidiyoruz

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 229 kez incelendi.

Ağaç Şeklinde Aç2Beğeni
  • 1 gönderen cemaliii
  • 1 gönderen ihvanistanbul

Konu: Kapıldık Gidiyoruz

  1. #1
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.357
    Adı geçen
    69 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra

    Sabiha Ünlü nün yazısı
    Mutlaka okuyun
    Özellikle Akp taraftarları okusun...

  2. #2
    ihvanistanbul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    04-10-2009
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.745
    Adı geçen
    32 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ihvanistanbul
    Yazi nerede?

  3. #3
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.357
    Adı geçen
    69 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    http://www.hertaraf.com/koseyazisi-k...w6ZnV.facebook

    Hedefimiz belirsiz…Rotamız düzensiz…

    Yoldaki işaretlere bakmadan gidiyoruz.

    İnandığımız sabiteleri, yolumuzda engel görüp, bir bir kaldırarak gidiyoruz. Biz büyüdük, dar geliyor deyip, sık sık gömlek değiştirerek gidiyoruz. Uydu uymadı kaygımız yok; neyi giydirseler içimize sindiriyor, kendimize yakıştırıyoruz.

    Biz, biz olmaktan çıkmış olmalıyız ki; zaman zaman yolumuzu kesip; ‘’siz çok şımardınız, güç zehirlenmesi-iktidar sarhoşluğu yaşıyorsunuz, sizi tanımakta zorlanıyoruz’’ diyenler oluyor. ‘’Zorlanırsınız tabi, siz daha oralardasınız’’ diyoruz içimizden. Çok mesafe kat ettiğimizi düşünerek gururlanıyoruz.

    Manevra yeteneğimiz; dostu-düşmanı şaşırtıyor.

    Başarımıza, çoğu zaman, kendimiz bile inanamıyoruz…

    EN KÜÇÜK BİR TEREDDÜT GÖSTERMEDEN

    Dilimizde; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet sloganı… Bir elimizde; Ay’ını, yıldızını, rengini, şeklini kutsadığımız Türk Bayrağı…Diğer elimizle Rabia İşareti yaparak ilerlemeye çalışırken, bir de baktık, Anıtkabir’e çıkmış yolumuz. Aslanlı yolda, aslanlar gibi ilerlerken bulduk kendimizi. İçimizdeki başörtülülerle üstelik.‘’Ata’nın ruhu incinmez mi?!’’ diye soracak olduk. ‘’Biz başörtülüler, 29 Ekim Cumhuriyet bayramında da geldik, sorun yok’’ dediler. Belli ki yol açılmış. Demek Ata bizden ümidini kesmemiş. Bilakis gidişatımız ümit vadediyor olmalı ki; tekrar huzuruna kabulde tereddüt göstermemiş. İtiraf edeyim, bu yeni gömleği giymekte biraz zorlandı kimilerimiz…

    Yakın tarih olayları seriliverdi gözlerimizin önüne. Okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz belgeseller, büyüklerimizden dinlediğimiz tecrübeler ve bizzat şahit olduğumuz, bizzat yaşadığımız hadiseler…

    Atatürk…Devrimler…Katliamlar…Anıtkabir…Ve biz?!

    Bazılarımız tereddütteyiz. Neyi, nasıl sentezleyeceğiz?

    Kaptanımızın kendinden emin, inanmış gür sesi olmasa belki de dağılıp gideceğiz…

    ‘’Vefatının 79. Yıldönümünde; Kurtuluş savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi, İlk Cumhurbaşkanımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü; Rahmetle yad ediyoruz.’’

    ‘’Milletimizin; Gazi’ye hürmeti sonsuzdur.’’

    ‘’Milletimizin; Mustafa’ya saygısında, en küçük bir tereddüt yoktur.’’

    Hepimiz adına yapılıyor bu şahitlik. Davete icabette gecikmiyoruz. Ata’nın mozolesi önünde; en küçük bir tereddüt göstermeden, saygıyla eğiliyoruz…

    KAPTANIMIZ VE BİZ

    Evet; kapıldık gidiyoruz. En küçük bir tereddüt göstermeden gidiyoruz. Kemâlâtı, politikada arayan, biatını politikacıya yapan bir zihniyetle gidiyoruz. Çevremize de;‘’Siz daha önce, böyle bir kaptanla hiç yolculuk ettiniz mi? Bunun gibisi bir daha hiç gelir mi? Kıymetini bilin. İtaat edin. Rahat edin’’ diyoruz. Sanki o hep hayal ettiğimiz dönemi; kendi Asr-ı Saadet’imizi yaşıyoruz. Başörtümüzle her işi yapabiliyor, her yere girebiliyor, her davete katılabiliyoruz. Allah’tan daha ne isteyebiliriz ki?! Bu özgürlüğü ona-Kaptan’a borçluyuz. Kaptan direksiyonu nereye kırsa, bizi nereye götürse, -başörtümüzle olduktan sonra- asla hayır demeyiz. İşte biz –genelimiz- bu sadakatteyiz…

    Bu Politik yolculukta; Kaptan bizim rehberimiz, liderimiz, imamımız. Ona tabi oluyoruz. Dikkatle izliyor, izinden gidiyoruz. Görüyorsunuz; ‘’Ya Allah, Bismillah’’ demeden hiçbir açılışı yapmıyor. Namazını kılıyor, orucunu tutuyor, buna milletçe şahidiz...Hele de Kuran okumasını hayranlıkla izliyoruz. ‘’Yolumuz Hak yolu, referansımız İslam’’demiyor mu; doğrusu mest oluyoruz. Biz onun dilinden dökülen hakikatlere meftunuz.

    Ön sıradaki seçkin yolcular; Kaptan’ın; her zaman istikamet üzere olduğunu, Kur’an ve sünnetten zerre miktar sapmadığını söylüyorlar. Protokoldeki ulema(?!) sınıfı; defalarca biatlarını yeniliyor, sadakat yeminleri ediyorlar. ‘’Onu oyuyla desteklemek, her müslümanın üzerine farzdır’’ diyorlar.

    Kimimize göre; Dicle kıyısında kaybolan koyunun vebaliyle titreyen bir Hz.Ömer O… Kimimize göre; ezilen ümmeti kurtarmak üzere gönderilmiş, dünya mazlumlarının tek umudu, günümüzün Musa(a.s)sı O... Kimimize göre; İslam Alemi’nin tartışmasız lideri, Beklenen müceddit, beklenen mehdi, Ümmetin halifesi, Halife-i Rûyi Zemin O…

    Kaptan’ımız bizzat kendisi; ‘’yolumuz, Sırat-i Mustakim, dos doğru yol’’ diyor. Kendisiyle yolculuk yapmayanları; yolunu şaşıranlar, Hak yoldan sapanlar olarak nitelendiriyor. Müslümanlar olarak bizler de; böyle Hak yol varken, dalalet yolunu seçecek değildik elbette.(?!)En küçük bir tereddüt göstermeden; itaat ettik ve ediyoruz. Öl dese ölür, kal dese kalırız…

    TAHTIMIZIN RÜZGÂRI

    Evet; kapıldık gidiyoruz… Bahtımızın rüzgârı değil kapıldığımız. Sarayımızın, Tahtımızın rüzgârı.

    Kendimizden öylesine emin, öylesine mağrur gidiyoruz ki; kime çarpıp kimi devirdiğimiz, kimi altımıza alıp ezdiğimiz, kimi kolsuz kanatsız bırakıp sürüklediğimiz; hiç umurumuzda değil. Dönüp bakmıyoruz bile, feryatlara, ahlara, iniltilere…Bazen bir ukde kalıyor içimizde. ‘’Bütün uygulamalar yerli yerinde mi? Kurunun yanında yaşın da yandığı olabilir mi?’’diye. Bu ve benzeri düşünceleri, değil söylemek, zihnimizden geçirmekten dahi çekiniyoruz. ‘’Yaş masumsa, suça ortak değilse; kurunun yanında ne işi var?’’denilerek azarlanacağımızı biliyoruz.

    Kaptan açıklık getiriyor konuya. Son noktayı koyuyor : ‘’Onlar; bizimle yolculuk yapmadıklarına göre, bizim konvoyda yer almadıklarına göre, bizden değiller. Merhameti asla hak etmiyorlar. Bir de, itirazlarını herkesin duyacağı şekilde yüksek sesle dile getirmeleri var ya; bu çatlak sesler; dışarıya şikayet ederek –akıllarınca- bizi zor durumda bırakacaklarını sanıyorlar... Devletin ekmeğini yiyip, nankörlük eden vatan haini, alçaklar bunlar. Din düşmanı, batı uşağı, terörist bölücü bunlar. Bizi çekemedikleri, bizi kıskandıkları için yapıyorlar bunları. Başarımızı hazmedemiyorlar. Sayemizde; baş eğen değil başı çeken bir ülke olduk ya; hasetlerinden kuduruyorlar. Tek tek inlerine girdik, girmeye de devam edeceğiz. Hepsine diz çöktürecegiz. Bedeline hazır olsunlar. Acımayacağız onlara. Asla acımayacağız. Yoksa biz acınacak duruma düşeriz.’’

    Bir yığın üstenci davranış, nefret söylemi, politik virdimiz oldu. Bunları tekrarlayarak; moral buluyor, kendimizi güçlü hissediyoruz. Kabarıp şişmemizi, bir rahatsızlık işareti değil de; büyüme gelişme olarak algılayıp ‘’durmak yok, yola devam’’ diyoruz…

    ÇATLAK SESLER

    Bu arada, en önden en arkaya konvoydakilerin; çok gergin, çok tahammülsüz, çok öfkeli oldukları gözlerden kaçmıyor. Aslında bu anlaşılabilir bir şey. Her iktidar gibi biz de; geleceği garantiye almak, kalıcı olduğumuzdan tam emin olmak istiyoruz…En azından, şu ‘’iki bin on dokuz’’u, tökezlemeden geçip; ‘’iki bin yirmi ü璒te, Cumhuriyet’in yüzüncü yılını, sürprizlerle kutlamak, Muasır Medeniyetler Seviyesini çoktan aştığımızı Ata’mıza duyurmak istiyoruz…Kendimiz için değil, halkımıza kesintisiz hizmet edebilmek için istiyoruz bunu. Bu yüzden, kesintisiz tek başına iktidarı, şart görüyoruz…Aksi bir ihtimalin dillendirilmesi bile, bizi acayip geriyor, hırçınlaşıyoruz…

    Bu, ‘’çatlak sesler’’ diye tanımladığımız seslere; ne kadar aldırmıyoruz, umursamıyoruz desek de, bazen çaresiz kaldığımız, izahta çok zorlandığımız durumlar oluyor. Her şeyden önce rüyalarımız bizi rahat bırakmıyor. Kabuslar gördüğümüz oluyor geceler boyu. ‘’İki elimiz yakanızda’’ diyenlerin, bizi sarsmasıyla uyandığımız çok oluyor. ‘’Canım rüya işte’’deyip geçmek istiyoruz ama; üst üste aynı rüyaları görmek, aynı gerçeklerle yüzleşmek ‘’acaba?!’’dedirtiyor insana. Öyle ya; yoksa rüyalar ile mi uyarılıyoruz?!...Bu gözyaşlarının, bu ahların, bizimle de bir ilgisi olabilir mi? Bizim de bir hissemiz, bir payımız, bir vebalimiz bulunabilir mi? Gerçi hep dua aldığımız söyleniyor ama; yarın, yanılttılar-yanıldık mazeretimiz; bizi mazlumun ahından kurtarabilir mi?! diye düşünmeden de edemiyoruz…

    POLİTİK YOLCULUK

    Bu politik yolculuk, az zamanda çok şey öğretti bize. Kişileri ve toplulukları tanımak istiyorsak; güzel iddialarına, hamasi nutuklarına değil, yaptıkları işe bakmamız gerektiğini öğretti. Şaşırmamayı öğrendik mesela. Olamaz diye bir kesinliğin ol(a)mayacağını öğrendik. Kendimize güveni abartıp, ukalalık boyutuna vardırmamak gerektiğini de…Bizi, bize öğretti bu politik yolculuk. Bizi, kendi gerçeğimizle yüzleştirdi. Düşünmeyi, akletmeyi, sormayı, yeri geldiğinde sorgulamayı; sözü dinleyip, en güzeline uymayı, nasılda unutmuş olduğumuzu, idrak ettirdi bize. Hedeflerimizin ne kadar kısa; amaçlarımızın ne kadar dünyevi; hayallerimizin ne kadar sığ ve ufuksuz olduğunu öğretti…İslâm Kardeşliğinin, içi doldurulmadığı zaman, kısa sürede, nasıl imkân kardeşliğine dönüşebileceğini öğretti …Vazgeçilemez dediğimiz, inanç ve ahlak sabitelerimizi; ‘’menfaat söz konusu ise, gerisi teferruat’’ deyip, nasıl değersiz hale getir(ebil)diğimizi öğretti bu politik süreç. Temel derdimizin; Hak-Hukuk-Adalet, Ahiret kaygısı değil de, neden bu güç bu imkanlar bizim elimizde, bizim tasarrufumuzda değilin öfkesi, hayıflanması olduğunu öğretti. Kısacası, bize; nasıl, hangi düzeyde bir topluluk isek; öyle de idare olunacağımızı öğretti…

    DÜN VE BUGÜN

    Dün; kaldırılsın ya da köklü değişiklikler yapılsın diye eylem yaptığımız kurumların başına biz geçince-aynı kurallarla yönettiğimiz halde- bu kurumlar aklanıverdi gözümüzde…

    Dün; başkaları yapınca kınadığımız, çirkin-kerih hatta haram olarak nitelediğimiz fiilleri, bugün; güzel- hoş- helal diyerek kendimiz yapıyorsak; bunun tarif edilir, anlaşılır bir izahı olmalı değil mi? Ya o zaman yanlıştaydık- yanılgıdaydık ya da şimdi…

    Şimdiki hali doğru buluyorsak; Demek ki biz o zamanki kınamalarımızda ya cahilmişiz, ya samimi değilmişiz. Özentilerimizi, kıskançlıklarımızı, gizli hayranlıklarımızı öfkemizin arkasına gizlemiş, kendimizi daima Hak’tan, haklıdan, mağdurdan yanaymışız gibi göstermiş olabiliriz. O zaman ulaşamadığımız, o imkanlara sahip olamadığımız için –iç geçirerek- ‘’çirkin-kötü’’ demiş olabiliriz. Gerçekten o çirkinliği, çirkinlik olarak görüp karşı olduğumuz için değil…

    Laisizm, kapitalizm ve faşizmin karışımından-sentezinden- oluşan Kemalizm’i sorgulamamız; Kemalist rejimin ilkelerini, devrimlerini, uygulamalarını; insani, ahlaki, İslami bulmadığımız için değilmiş sanki. Neden O’nun gibi etkin, başarılı, despotik yönetemiyoruz(!?)içinmiş meğer. Neden, muhalefet edenlere, Ata gibi, hemen elimizle boynumuzu işaret edip ‘’uçururuz’’mesajı veremediğimiz içindir belki de. Gizli bir hayranlık, özenilen bir aidiyet. Şimdi, pekala, Ata’yı yücelterek, kendimizin de onunla birlikte yüceleceğimiz duygusuna kapılmış olabiliriz…

    Hatırlarsınız, Milletvekili yeminine, memur yeminine itirazımız vardı önceleri. Dininden haberdar bir Müslüman, yemin metnindeki, inancına ters düşen, İslami kimliğini zedeleyen ifadelere, nasıl, namusu ve şerefi üzerine yemin edebilsin diye itiraz ediliyordu. Meğer bu metindeki cahili ifadelere değilmiş itirazımız. Artık yemin etmeyen vekilleri milletvekili saymadığımızı söyleyip, huzurumuza kabul etmediğimize göre, belli ki bu yemini çok önemsiyoruz. İlk başörtülü yemin edecek vekillerin anonsunu ve duyulan heyecanı görünce; bizdeki yakınmanın; neden bu ifadeleri başörtülü olarak meclis kürsüsünde dile getiremiyoruz, neden milyonları bu yeminimize şahit tutamıyoruz içinmiş, bunu anlıyoruz…

    Cumhuriyet Mitinglerini hatırlıyoruz da. Büyük-küçük herkes ‘’Mustafa Kemal’in Askerleriyiz’’ diyerek, elinde bir Türk bayrağı sallıyordu. Bu davranışı çocukça bulur, yirmi üç nisan çocuk şenlikleri gibi der, kendi ülkelerindeki bir etkinlikte buna neden gerek duyarlar diye yadırgardık…Şimdi kendimize bakıyoruz da; elimizde veya çantamızda Türk bayrağı olmadan dışarı çıkamıyoruz. Arabamıza, kapımıza, penceremize, bir bahaneyle her köşemize asmaya çabalıyoruz. Meğer yadırgamamız, bunu istismar olarak gördüğümüz, çocukça bulduğumuz için değilmiş diye düşünüyor insan. İçten içe gıpta ediyormuşuz meğer. Neden bu davranışı önce biz akletmedik, onlardan daha iyi kutsamanın prim yapacağını, kabul göreceğini neden vaktinde düşünüp biz gösteremedik diye. Neyse, çok da geç kalmış sayılmayız bizde de tuttu diye teselli bulabiliriz…

    Ülkemizde onlarca yıldır süren az yoğunluklu-kirli savaşa itirazımız; bu savaş bitsin, kardeş kardeşi öldürmesin, bu kan dursun, analar ağlamasın için değilmiş meğer. Kan; her zamankinden daha çok aktığına; analar; her zamankinden daha çok ağladığına göre… Yoğunluğu az bulup arttırma kararı vermiş olmalıyız. Zira; asker milletiz deyip, içte-dışta her sorunu, savaş mantığıyla, güç kullanarak ve bedeli ne olursa olsun diye meydan okuyarak çözme gayretindeyiz. Son teknolojik gelişmeleri, silahları, hava araçlarını kullanarak bir anda onlarcasını etkisiz hale getirme, tümünü bitirip galip gelme imkanına sahipken, bu kestirme yol varken, bizi uğraştıracak uzun yollara başvurmak akıllı işi değil diye düşünüyor olabiliriz…

    Önceleri sorardık; bu ordu nasıl Peygamber Ocağı sayılabilir? Bu ordunun, Peygamberi yol izleme gibi bir niyeti, bir gayreti, bir pratiği var mı? diye…Şehitlik, gazilik tanımlamalarını, askeri uçaklardan atılan cihat ayetlerini sorgulardık. Yani; bu samimiyetsizlikten, inancın istismar edilmesinden, dinin politikaya alet edilmesinden büyük rahatsızlık duyardık...Şimdi; orduyu, aynı kurallarla biz yönetiyor, biz yönlendiriyoruz ya; emri bizden aldığı, bizim politikalarımıza hizmet ettiği için, -nedenini, niçinini- sormadan, her eylemini her işini kutsuyoruz. Savaş gibi; bedeli çok ağır, tahribatı çok yönlü ve telafisi mümkün olmayan kararları bile –en küçük bir tereddüt göstermeden- politikacıların politik insafına bırakabiliyoruz…

    Emevi, Abbasi dönemlerini okuyor, Mezhep İmamları’nın, saray uleması olmayı kabul etmedikleri için, sultan tarafından nasıl hapis ve işkenceyle cezalandırıldıklarını, esefle, utançla hatırlıyoruz. O sultanlar ki, namaz kılan, oruç tutan, güzel Kur’an okuyan, İslam Devletinde şeriati uygulayan yöneticilerdi. Halifeydiler üstelik. Buna rağmen İmamlar, neden reddettiler kadılık-hakimlik görevini? Sultanın keyfi uygulamalarını haksız kararlarını da onaylamak zorunda kalıp, zulmü meşrulaştırmada pay sahibi olmamak için diye –ölümleri pahasına- açıklamışlar görevi red sebeplerini…İster istemez düşünüyorsunuz. Biz, şimdiki zihin yapımızla o dönemlerde olsaydık; galiba Sultandan önce biz başlardık imamlara eziyete. Bir daha böyle dindar yöneticileri bulamazsınız, nasıl biat etmez, nasıl buyruklarını dinlemezsiniz, görevi reddederek halkın saraya ve sultana duyduğu güveni nasıl sarsarsınız, diyerek hemde…

    ZALİMLERE MEYLETMEYİN

    Hak, Hukuk, Adalet, Özgürlük diyenlere; imar işlerini gösteriyor, yolları, köprüleri, havaalanlarını, tünelleri, metroları işaret ediyoruz. Bunları görün, bu gelişmişliği konuşun, bunlarla siz de öğünün diyoruz. ‘’Hem eleştiriyor hem de utanmadan üzerinden-içinden geçiyorsunuz’’ diye başlarına kakmadan da edemiyoruz.

    Oysa, bir devleti büyük yapan, bir milleti bir medeniyeti ayakta tutan –hepimizin bildiği- temel değerler vardır. İmar işleri, görkemli binalar, teknolojik yapılar birinci derecede belirleyici değil tabi. O ülkede; Can, mal, nesil, akıl, inanç emniyeti sağlanıyor mu? İddia edildiği gibi, teminat altına alınmış mı? Adalet mekanizması her fert için adilane işliyor mu? İnsanlar mutlu huzurlu mu? Ülkenin tüm fertleri, kendini o devlete ait, o devletin asli unsuru, olarak görüyor mu? Vs.

    Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz ki; geçmişte nice kavimler (Ad kavmi, Semud kavmi, Medyen-Eyke halkı, Sebe halkı gibi) kendi devirlerinin en ileri teknolojisine sahiptiler. Dağları maharetle oyup, güvenli evler, doruk noktalara gösterişli köşkler yapıyorlardı. Barajlar, su kanalları inşa ederek; bahçeler, ekinler, pınarlar, hurmalıklar, eşsiz yeşillikte şehirler kurmuşlardı. Ticaret ve alışverişte rakipsizdiler. Dünyanın en zengini onlardı. Bu nimetlerin, hep böyle devam edeceğini sanıyorlardı.

    Fakat bu gelişmişlik, onları helak olmaktan kurtaramadı. Çünkü; Hakiki nimet vericiyi unuttular. Sınandıklarını da. Bu bizim kendi becerimiz ve hakkımız deyip şımardılar. Halklarını sınıf sınıf yaptılar. Kendi ait oldukları yönetici sınıflarını ve kendi ait oldukları kavmi üstün tutup daima kayırdılar. Alt sınıfa mensup halkın, mallarına ve emeğine küçük değer biçip, güçten düşürdü ve fakirleştirdiler. Büyüklendi ve zorbalığa kalktılar. Ölçü ve tartıda dürüstlükten ayrıldılar. Zamanla bu hal yaygınlaştı, umumileşti ve meşrulaştı. Zorbalık Ülkede genel ahlak haline geldi. Halkı zalim olan memleketlerin; bu kaba, zalim, zorba karakterleri sebebiyle helak edildiklerini bize haber veriyor Rabbimiz…Yeryüzünde gezerek bu memleketlerin kalıntılarını görüp, ibret almamızı öneriyor. Ve, ‘’size ateş dokunsun istemiyorsanız, zalimlere meyletmeyin’’ diye de uyarıyor.

    *** *** ***

    İlim ve ibadet; Kişinin doğruyu yanlıştan ayırabilmesi, Rabbiyle irtibatını sağlam ve sürekli kılabilmesi için gerekli ve elzemdir. Şahsa; iyiyi yapma, kötüden kaçınma noktasında ciddi bir sorumluluk yükler. Eğer İlim ve İbadet; bir üstünlük bir ayrıcalık vesilesi olarak algılanıp ‘’biz bilgiliyiz dindarız, bizim her dediğimize tabi olmak zorundasınız’’denilip, bir tahakküm bir yaptırım aracı olarak kullanılırsa; kişiyi de ona -en küçük bir tereddüt göstermeden-tabi olanları da felakete sürükleyebilir…

    Politika malum; yap(a)mayacağınız şeyleri söylemek, yaptıklarınızı abartmak servis etmek, buna insanları inandırma ikna etme becerisidir. Hedefine-iktidara ulaşmak için; her aracı her yolu meşru sayar. Politikacılar için-maalesef- en kullanışlı en etkin malzeme ‘’inançlar’’dır. Kemalist rejimle(Laik+Faşist+Kapitalist)yönetilen bir ülkenin Başkanı bile, dindarlığını öne sürerek ‘’Bizim yolumuz Hak Yolu, dosdoğru yol, Sırat-ı Mustakim. Bizimle yürümeyenler Hak yoldan sapanlar’’diy(ebiliy)orsa ve bu sözleri alkışla veya sükutla karşılanıyorsa; iş ciddi demektir. Kaptan’ıyla yolcusuyla, bir iki değil çok kez düşünmenin zamanı gelmiştir.


    telefondan ekleyemedimdi =)
    buyurun yazı

  4. #4
    cemaliii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    24-08-2009
    Mesajlar
    3.690
    Adı geçen
    12 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @cemaliii
    Yazıya asla katılmıyorum. Hiç iyiniyetli bir yazı değil

  5. #5
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.357
    Adı geçen
    69 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Alıntı cemaliii Nickli Üyeden Alıntı
    Yazıya asla katılmıyorum. Hiç iyiniyetli bir yazı değil
    Evet sizin menfaatinize göre olsaydı iyi niyetli olurdu demi!

  6. #6
    cemaliii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    24-08-2009
    Mesajlar
    3.690
    Adı geçen
    12 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @cemaliii
    Alıntı Büşra Nickli Üyeden Alıntı
    Evet sizin menfaatinize göre olsaydı iyi niyetli olurdu demi!
    Yazarı tanımam etmem. Ama bu minvalde yazanlar genelde ak partili gözüküp özünde fetocu olanlar. Yazarı tanımadığım için onu tenzih ediyorum.
    ihvanistanbul bunu beğendi.

  7. #7
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.357
    Adı geçen
    69 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Alıntı cemaliii Nickli Üyeden Alıntı
    Yazarı tanımam etmem. Ama bu minvalde yazanlar genelde ak partili gözüküp özünde fetocu olanlar. Yazarı tanımadığım için onu tenzih ediyorum.
    Yazar Akp li değil lakin mecliste olan bir şahıs
    Sanki mecliste Akpli fet-öcü yok
    Siyaset değil mi ya
    Hep bi fırıldak
    Bak Marmara davası düşünüldüğünde belgede yazıyo
    İsrail değil de Kudüs adına diye
    Taa gecen sene kabul etmişler Kudüsün kaybını
    Şimdi örtbas etmeye çalışıyorlar
    Kimsede gıkını çıkaramıyor

  8. #8

    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    16-01-2012
    Mesajlar
    6.752
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ömerusta
    müminler samimi olsalar bu kadar zulüm görürler mi ? vatan millet sakar ya oluk oluk garibin kanı akar ya
    yemen de kore de kıprısta bu gün suriyede can verenler fakirlerdir yani bu vatanda bir karış toprağı olmayan
    gariban saf temiz sade yiğitlerdir canlarıyla cihat etmişlerdir ammmaaa birde başımızdakiler yetkilerini cihat için kullansa ya malisef öyle bir dünya yok adam tankın altında çıkıyor yeniden önüne yatıyor
    devleti aliye bu fetonun siyasi ayağı yok diyor bu büyük bir yalan büyük bir haksızlık büyük bir zulümdür
    kendi milletine dahi zulüm edenler başka milletlerin zulmünü göremez ancak o mavilde siyaset yapar ahmaklar inanır kargalar güler

    https://www.youtube.com/watch?v=XgkmlLBmMvE bu türküyü dinlerseniz
    yemene gidenlerde fakir bu vatanda bir karış toprağı olmayanlardır
    ama güya müslüman geçinen ağzında vatan millet hizmeti düşürmeyan şehitlerin gölgesinde siyaset yapanlar
    müminlerin uğradı zulmü görmezler görüyor gibi siyaset yaparlar

    ha

  9. #9
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.740
    Adı geçen
    28 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Alıntı Büşra Nickli Üyeden Alıntı
    Özellikle Akp taraftarları okusun...
    Bazı bölümler alıntılayarak yazıdan ne anladığımı söyleyeceğim..
    Alıntı Büşra Nickli Üyeden Alıntı
    Dilimizde; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet sloganı… Bir elimizde; Ay’ını, yıldızını, rengini, şeklini kutsadığımız Türk Bayrağı…Diğer elimizle Rabia İşareti yaparak ilerlemeye çalışırken, bir de baktık, Anıtkabir’e çıkmış yolumuz. Aslanlı yolda, aslanlar gibi ilerlerken bulduk kendimizi. İçimizdeki başörtülülerle üstelik.‘’Ata’nın ruhu incinmez mi?!’’ diye soracak olduk. ‘’Biz başörtülüler, 29 Ekim Cumhuriyet bayramında da geldik, sorun yok’’ dediler. Belli ki yol açılmış. Demek Ata bizden ümidini kesmemiş. Bilakis gidişatımız ümit vadediyor olmalı ki; tekrar huzuruna kabulde tereddüt göstermemiş. İtiraf edeyim, bu yeni gömleği giymekte biraz zorlandı kimilerimiz…
    Yazarın zihninde; "Tek bayrak, tek vatan, tek devlet, tek millet" sloganlarına dönük bir rahatsızlık olmalı ki yazısını bir anlamda bu noktadan hareketle devlet/millet, vatan/bayrak , kısaca milli messelelerle bağlantılı konulara odaklamış.
    Bayrak, vatan, millet, devlet şiarı özellikle son 20-30 yılda balkanlar ve kafkasya'da etnik temelli çatışma ve devletlerin bölünerek yeni devletler ortaya çıkmasıyla Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik -haklı olarak- hassasiyetin artmasına sebep olmuştur. Ayrıca, 30 yıldan fazladır süren pkk terörü tek başına siyaset, ekonomi ve sosyal ilişkilerimizi gerginlik içine itmeye yeterli sebeptir. Dış meselelerde de Türkiye'ye yönelik düşmanca faaliyetler de diğer önemli bir husustur. Tüm bu süreci dikkate almadan yapılan her yorum, her analiz güdük ve yetersiz kalır. Bizim her okuduğumuz güncel ve gündemde konuları irdeleyen yazı ve analizler, (yakın ve uzak tarihimizi) sebep-sonuç boyutlarıyla ortaya koymadıkları için yanıltıcı bilgilendirme olarak görmemiz gerekiyor.

    Günümüz dünyasında teknolojik gelişmeler ve uluslararası ilişkilerde uygulamaya konulan kirli oyunlar dikkate alındığında mutlaka ama mutlaka en sıradan bir yazı veya makale geri planda -bilerek veya bilmeyerek- o kirli oyunun bir parçası veya o kirli hizmet eder/edebilir.

    Nasıl mı diye soracak olursan bir örnek vererek anlatalım.
    Hindistan ile Pakistan arasında bir 'Keşmir' sorunu vardır. Hindistan-Pakistan savaşında Pakistan ile Bengladeş'i birbirine bağlayan Keşmir eyaletini Hindistan işgal etti ve topraklarına kattı. Halen Pakistan ve Hindistan arasında gizli bir savaş hali sürmekte, siyasi, askeri rekabet devam etmektedir. Ama gel gör ki Pakistan'ın başına bela olan bir Pakistan Taliban'ının terörü vardır. Taliban Allah adına İslam adına Pakistan yönetimine ve devletine karşı terörist eylemler sürdürmektedir. Aynı zamanda Pakistan'da şii müslümanlara ait camiilere ve mahallelere saldırmaktadır. Pakistan Keşmir'i Hindistan işgalinden kurtarmak için askeri, ekonomik ve siyasi yönden güçlenmekisterken, kendi vatandaşı müslümanlar!? Pakistan devleti ve milletine vahşice saldırmakta ve devleti geriletmektedir.

    Pakistan Taliban'ından soracak olsanız Allah yolunda savaştığını söylerler ama gerçekte -şeriatla yönetilen Pakistan'ı- güçsüzleştirme noktasında budistlere hizmet etmektedir. Zannımca Sabiha Ünlü hanım efendi Pakistan hakkında -bu kafa ve zihniyetle - bir yazı yazsa mutlaka Taliban'ı haklı görecektir.
    _______
    ABD ve AB ülkeleri Türkiye'ye ve hükümetine yönelik suçlamalarda bulunurken satır aralarında, ABD ve AB ülkelerinin resmi ve gayriresmi kurumları ve medyası Türkiye hakkında yorum/analiz ve konuşmalarında bir çok defa şu tespitte bulunmuşlardır. Diyorlar ki "Türkiye toplumu bölünme içinde, birbirine zıt kutuplar arasında kavga sürmektedir," veya "Türkiye'de laikler ve muhafazakarlar arasında kutuplaşma artmaktadır"
    ABD, AB bu tür yorumlarda bulunurken elbette somut veriler doğrultusunda tespitlerde bulunuyorlar. Özellikle bu kısım (Türkiye'de toplumsal kesimler arasında kutuplaşma, ayrışma ve bölünmenin çatışma noktasına varması) Sabiha Ünlü hanımefendi gibiler açısından bir anlam ifade etmeyebilir, ama ben çok önemsiyorum.

    Suriye ve Irak örneğinde görüldüğü gibi ülkenin bir iç savaşa sürüklenmesi, ülkenin felakete sürüklenmesi için toplumsal kesimleri daha da azdırmanın kimseye zarardan başka bir faydası yok.
    Erdoğan (yazıda kaptan olarak anılan kişi) ve hükümet bu toplumsal kutuplaşmayı azaltmak, tansiyonu düşürmek, Türkiye'yi bir iç savaşa sürüklemek isteyen uluslararası güçlerin siyonistlerin planlarını bozma niyetiyle Atatürk hakkında (söylem düzeyinde) bir ifade değişikliğine gitti.

    Muhafazakar, mutedeyyin yazar çizerleri kast ederek ; İslamiyet, ahlak, maneviyat bakımından imanı güçlü olabilirler ve bu meziyetleri bakımından önde olsalar da vatandaşı oldukları müslüman ülkenin önündeki tehlikeleri anlayacak kapasitede değiller.


    Not :
    yazıda çok önemli bulduğum yorumlamaya değer, iki husus daha görmüştüm vaktim olursa cevap veririm.
    Konu Mehmet tarafından (15-12-2017 Saat 15:39 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    ihvanistanbul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    04-10-2009
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.745
    Adı geçen
    32 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ihvanistanbul
    tek bayrak tek devlet tek millet dediğimizde aman kürdistan diyen alimleri zemmetmeyin aman havalimanına barzaninin paçavraları asılmışsa ne olmuş hükümete çakmaya fırsat mı arıyorsunuz diyenler şimdi milliyetçi mi oldular? Bugünün vatanperveri mi oldular?
    Bu ülkede kürt, laz, çerkez, arap sorunu yok, bu ülkede TÜRK sorunu var. Türk isminden rahatsız ama Türk pasaportunun ve Türk devleti kimliğinin imkanlarını sonuna kadar sömüren asalaklar sorunu var. Türk olmayı bir ırk meselesi zanneden Türklüğü aşağılamayı milliyetçilik bağlarını koparmak/islamcılık oynamak zannedenler yüzünden sıkıntı yaşıyoruz.
    cemaliii bunu beğendi.

  11. #11
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.740
    Adı geçen
    28 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Alıntı Mehmet Nickli Üyeden Alıntı

    Günümüz dünyasında teknolojik gelişmeler ve uluslararası ilişkilerde uygulamaya konulan kirli oyunlar dikkate alındığında mutlaka ama mutlaka en sıradan bir yazı veya makale geri planda -bilerek veya bilmeyerek- o kirli oyunun bir parçası veya o kirli hizmet eder/edebilir.



    Mısır'da siyonist darbeye karşı Türkiye'nin karşı duruşu ve ve Katar krizi sonrası suudi arabistan ilginç bir şekilde terör örgütü pkk'ya ilgi duymaya başladı. Ayrıca suudilerin israil ile stratejik işbirliğine gitmesi ve ılımlı islam projesinde üstlendiği rol, ayrıca BAE ile birlikte FETÖ mensuplarına milyarlarca dolar yardımda bulundu.
    Yukarıdaki resimde suudi gazetesinin pkk'nin sözde yöneticileri ile yaptığı görüşme ve görüştükleri terör örgütü sorumlusuna "pkk'nın dışişleri bakanı" olarak hitap etmeleri de dikkat çekici.
    Yine dikkat çekici bir şekilde Sabiha Ünlü yazısında tam olarak suudilerin eylem ve söylemlerini gözardı ederek Erdoğan'ı itibarsızlaştırma amacına dönük bir bölüm var.
    Alıntı Büşra Nickli Üyeden Alıntı
    Kimimize göre; ezilen ümmeti kurtarmak üzere gönderilmiş, dünya mazlumlarının tek umudu, günümüzün Musa(a.s)sı O... Kimimize göre; İslam Alemi’nin tartışmasız lideri, Beklenen müceddit, beklenen mehdi, Ümmetin halifesi, Halife-i Rûyi Zemin O…

    Kaptan’ımız bizzat kendisi; ‘’yolumuz, Sırat-i Mustakim, dos doğru yol’’ diyor. Kendisiyle yolculuk yapmayanları; yolunu şaşıranlar, Hak yoldan sapanlar olarak nitelendiriyor. Müslümanlar olarak bizler de; böyle Hak yol varken, dalalet yolunu seçecek değildik elbette.(?!)En küçük bir tereddüt göstermeden; itaat ettik ve ediyoruz. Öl dese ölür, kal dese kalırız…

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Kazan:Biz gidiyoruz yav
    By maksut ibrahim in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 21-10-2012, 17:09
  2. Mars'a Gidiyoruz !
    By Büşra in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 05-07-2012, 18:33
  3. Nereye Gidiyoruz???
    By redyellow in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21-04-2012, 08:21
  4. işte gidiyoruz...
    By tebeyyün in forum VİDEOLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-12-2009, 14:27
  5. Hazirlan Gidiyoruz
    By medahms in forum FOTO / KARİKATÜR
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 22-11-2007, 12:34

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş