Zamanımızda hiçbir terör örgütünün bölgesel daha doğrusu yerel olmadığını, olamayacağını gösteren olaylar yaşanmaktadır. Bu bölgenin Ortadoğu olduğu mevzu bahis ise burada yer alan hiçbir terör örgütü ne yereldir ne de kendi başına hedefleri olan yapılardır; onun içinde bütünüyle bölgeyi yeniden düzenlemek isteyen ülkeler, servisler hatta ordular konumlanmıştır. Küresel çağda yaşadığımıza göre bunda şaşılacak bir şey yoktur, olay eşyanın tabiatına göre seyretmektedir fakat şaşılacak olan dünya sisteminin patronaj koltuğunda oturan ABD’nin resmi adı DEAŞ terörüyle mücadele etmek olan PKK/PYD örgütüyle girdiği ittifakla sınırlı kalmayıp, PKK/PYD’ye alan açmak için DEAŞ’la işbirliği yapmış olmasıdır.
İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin yayımladığı haber bu durumu sadece kanıtlamıyor aynı zamanda doğrudan doğruya bir terör oyununu, teröre dayalı bir askeri stratejiyi ve elbette bir siyaseti Ortadoğu’da yapılmak istenenler hakkında da ciddi bir veriyi ortaya koyuyor. ABD’nin Ortadoğu’da terör örgütleri üzerinden yürütmeye çalıştığı bu oyun, sizi bilmem ama bana daha önce El Kaide etrafında bir coğrafyayı kana bulayan ve hâlâ istikrarsızlık yayan başka bir operasyonu hatırlatmaktadır.
TERÖR OYUNU
Eski bir CIA elemanı olduğu inkâr edilmeyen Usame Bin Ladin bu servisle bağlarını kesmiş midir, oradan koptuktan sonra mı terörist olmuştur, yoksa terör eylemeleriyle ulaşılmak istenen hedefe yaklaşıldıktan sonra mı terörist diye atılmıştır, elbette bu soruların cevabını bilmiyoruz fakat yaptığı eylemlerin ABD’nin yeni işgal girişimlerine kapı açtığı ortadadır.
“Kısacası CIA ve benzeri servislerin terör örgütleriyle ilişkisinin haber alma gibi masum bir gerekçenin ötesinde olduğu bunun çeşitli operasyonel maksatlarla uluslararası politikanın aracı yapıldığı, çeşitli müdahalelerin yolunu açmak için kullanıldığı bilinmeyen bir durum değildir.”
Bugün durum daha mı farklıdır? Elbette farklı bir boyutu olduğundan söz etmek gerekir; ABD’nin PKK/PYD ile işbirliğinin tesadüfi bir durum hele terörle mücadele gerekçesiyle geçici bir taktik olmadığını gösteren birkaç husus bulunmaktadır: Birincisi, ABD’nin 60 yılı aşan süredir işbirliği yaptığı stratejik ortağı, NATO üyesi Türkiye karşısında bölgede başka bir ittifak ilişkisine girmesi üstelik bunu bir terör örgütüyle yapmasıyla ilgilidir. İkincisi, ABD’nin Ortadoğu siyasetinde sadece Türkiye’yi yalnızlaştırmaya değil aynı zamanda terör örgütü eliyle önce Kuzey Suriye arkasından Kuzey Irak’a uzanacak bir yapılanmayla bölgesel olarak etkisizleştirmeye yönelmesidir. Üçüncü bir nokta ise, işin içinde DEAŞ’ın da olduğu bir terör dalgasıyla bölgeyi bütünüyle istikrarsızlaştırma planının önünü açmasıdır.
STRATEJİK AKIL NEDİR?
Bu strateji bazılarının iddia ettiği gibi ABD’nin eski bir iktidar grubunun artık yanlışlanmış olan ve Batı sisteminin hegemonya kaybını hızlandırmakta olan siyasetinin eseri midir yoksa ABD’nin resmi siyaseti midir? Birincisi ise bu yanlış siyasetin, ABD’yi başarısızlığa mahkûm edecek bu stratejinin sahiplerinin tasfiyesi yakındır diyebiliriz. İkinci durumda ABD’nin hegemonik üstünlüğüne elveda demesi daha erkene alınmış olacaktır.
“Küresel sürecin yarattığı eğilimleri eski usul istihbarat operasyonlarıyla yönetmek, müdahale ve savaş araçlarını kullanarak karşılamak dünya sisteminin değişimini hızlandıracak en önemli göstergelerdir.” İngiltere bu süreci yönetme konusunda oldukça etkili stratejik bir yaklaşım takip etmektedir. Önce Brexit ile AB’nin yani Almanya’nın vesayetini reddetmiş, arkasından sistemin Ortadoğu politikasından uzaklaşmıştır. Bu ülkenin kendisine yönelik DEAŞ saldırılarının bu siyasetle bağlantısı şimdilik bilinmiyor fakat dünya sisteminin değişimini en iyi anlayanlardan biri İngilizlerdir ve bu yeni duruma göre pozisyon almaktadırlar. Şimdi Türk- Rus ilişkilerinin anlamını daha iyi değerlendirmek gerekmektedir.

Akşam