İMAM ŞAFİİ (rh.a)’NİN "Kalabalıklar içinde bir kişiye nasihat etmek, ona hakaret etmek gibidir.” SÖZÜNÜN PEDAGOJİK TAHLİLİ

Her insan doğduğu ilk günden itibaren egosu (benliği) ve id duygusu (nefis) ile birlikte yaşamaya başlar. Her ne kadar çocuk egosu (benliği) ve id duygusu (nefis) ile birlikte yaşamaya başlasa da, dört yaşına gelinceye kadar itibar sistemi (süper ego) henüz yoktur. Dört yaşından itibaren üst benlik (süper ego) sistemi çalışmaya başlar. Örneğin, dört yaşına gelmeyen çocuk, herkesin yanında çok rahatlıkla altını ıslatır, kimseden çekinmez. Ya da arzu ettiği bir şeyin yerine gelmemesi halinde sokak ortasında bağıra bağıra ağlayabilir, kendisine nasıl bakıldığını çok da umursamaz.

Ancak dört yaşından sonra yavaş ve derinden bu utanma hissi gelişmeye başlar. Artık çevresindeki kişilerin kendisine bakışlarına göre bazen çekinir, bazen sıkılır, bazen utanır... Tam da bu dönemde sosyalleşme ihtiyacı içine girmektedir ki, bu iki ruh halinin aynı ana denk gelmiş olması da çok düşündürücüdür.

Çünkü sosyal bir çevreye girme isteğinin oluştuğu dört yaş döneminde, çocukta itibar hissi olmamış olsaydı, diğer çocuklara karşı saldırganlığında, utanmazlığında, arsızlığında devam edecekti ve etrafına zarar verecekti. Hâlbuki bu dönemden itibaren itibar duygusu oluşmaya başladığı için, arkadaşlık kurma, paylaşma, birlikte oyun oynama ve oyunun kurallarına uyum sağlama, karşısındaki kişinin duygularını anlamak için empati kurabilme yeteneği ruh dünyasında çimlenmeye başlar.

İşte çocuklarda dört yaşından itibaren oluşan bu itibar görme hissi, eğer dengeli bir biçimde geliştirilemezse ve itibar kazanılan yerler, itibarı olmayan yerlerle oluşturulursa, bu çocuklar sosyal yaşam içinde çok da benimsenen ve değer gören kişiler olamayabilir.

İşte bu nedenledir ki, daha çocukluk döneminden itibaren ruhun itibarî değer alanı genişletilmeye çalışılmamalı, gayet dengeli bir üst benlik oluşturulmalıdır. Birçok anne-baba çocuklarını severken, çoğu defa onların itibar değerini daha da artırmalarına neden olduklarını fark etmez. Örneğin çocuğunun yanında bir baba, “Benim kızım bu binanın en güzelidir” dese, ya da bir anne konu komşuya; “Benim oğlum çok zeki maşallah. Derslerinde hiç zayıfı yok. Öğretmeni ile konuştum, yakında da okul birincisi seçilecekmiş” gibi sözler söylese, çocukta itibarî değer artışı yanılgısını görebiliriz.

Tıpkı bunun gibi, üniversite sınavını derece ile kazanan bir öğrencinin fotoğrafı pek çok yere asılıyor ya da okulda birincilik alan öğrencilerin başarı durumu okul duvarlarında ilan ediliyor. Bu durum, bu öğrencilerin süper egosunun genişlemesine sebep olur. Bu durumu yaşayan çocuk, kendisine çizilen bu itibara uygun olarak ‘kasılmaya,’ kendini beğenmeye, olduğundan daha çok beklenti içine girmeye başlar. Her an kendisinin tanınmasını ister. Arkadaşları arasında ayrıcalığını hissetmek ister. Bütün bunlar çocukluk döneminde “Ne var ki canım bunda?” denilecek türden şeyler olsa da, uyanmış olan bu duygular, çocukta süper egoyu tahrik eder ve çocuk artık kendini beğenmiş olarak yürümeye, konuşmaya başlar... Çocuk, gelişim döneminde kendine fazlaca itibar biçer; fakat bu itibarı, etrafında her an göremediğinde ise sinirlenir, öfkelenir, kendisine bunu yediremez ve hırçınlaşır.

Aslında çocuktaki itibar görme hissi çok doğaldır; ama bu hissin dengeli gelişmesi gerekir. Çocuklarda yukarıda belirtildiği gibi çok şişirilmiş bir süper ego duygusu şeklinde anormal itibar yükseltilmesinin aksine; kimse toplum içinde küçük düşmek, itibar kaybı yaşamak da istemez. Örneğin, hiçbir çocuk arkadaşları içinde azarlanmaktan, küçük düşürülmekten hoşlanmaz. Eğer bir çocuğu arkadaşları içinde küçük düşürseniz, çocuk ya öfkelenir, ya hırçınlaşır ya da kendisine yapılan bu saldırıyı umursamayarak ‘itibarını’ korumaya çalışır. Çünkü itibar öyle bir duygudur ki, zedelenmeye kalkıldığında benlik hemen savunmaya geçer.

İtibarı zedelenmiş, cezalandırılmış, küçük düşürülmüş bir çocuk, artık etraftan nasıl algılandığını hesaba katmamaya başlar. Duyarsızlaşır, kim ne derse desin umurumda değil, der. Böylece sosyal yaşam içinde kuralsız, vicdansız, sosyal empatiden yoksun, arsız, yüzsüz olmaya doğru gider.

Çünkü, çocuk toplum içindeki anormal davranışlarından dolayı dışlanmaktan, kendisi aleyhinde konuşulmasından etkilenmez, itibar kaybını önemsemez. Zaten bu çocuk, anne-babasının yanlış davranışları yüzünden itibar kaybına uğradığı için, artık çevresinde kendisi aleyhine söylenecek olan sözler umurunda bile değildir. Ya da bunun tam tersi olarak, çocuk hassaslaştırılmış itibarını daha da çok korumak için kendisine söylenen en ufak bir söze karşı anormal büyüklükte tepki göstermeye başlar.

İtibar sistemi normal çalışan bir çocuğa, anne-babasının bekçilik yapmasına gerek yoktur. Zira onu yanlış davranışlardan alıkoyan şey, vicdanıdır. Vicdan çocuğun toplum içinde itibarını kaybetmemek için uyum süreci başlatmasına neden olur. İşte bu yüzden anne-babalar çocuklarının itibarını korumaya çok özen göstermelidir. Çocukta oluşacak itibar, bir süre sonra onun vicdanının sesi olacak ve onu kötülük yapmaktan alıkoyacaktır (1).

Sonuç olarak; çocuk, kalabalık içinde azarlanır ve küçük düşürülürse, kendine biçtiği itibarî değeri ayaklar altına alır, kendini itibarsız olarak görür. Çocuğun yaşı ne olursa olsun, toplum içinde kendisi için oluşturduğu itibarı düşünülerek, kalabalık içinde asla ikaz etmemek; nasihat dahi vermemek gerekir. Bu konuda İmam Şafii (rh.a)’ye atıfla dile getirilen mükemmel bir tavsiye vardır: "Kalabalıklar içinde bir kişiye nasihat etmek, ona hakaret etmek gibidir.” (2).

Son söz olarak; çocuk eğitiminde, sadece çocuğun kendini olduğundan fazla itibar içinde hissetmesinin değil, aynı zamanda itibarının zedelenmesinin de önüne geçmek gerekir.

Şüphesiz Allah (cc) en doğruyu bilendir.


Ebu Taha bin Mahmud
20 Safer 1439
(m. 09 Kasım 2017)


Kaynaklar:

1. Adem Güneş, Çocukluk Sırrı. s. 155-65. Nesil Yayınları, İstanbul 2017.

2. İmam Şafii – Divan (İmam Şafii'nin Şiirleri). Şule Yayınları. İstanbul 2013. Çev: A. Ali Ural.

Bana yalnızken öğütte bulun
Sakın toplulukta nasihat etme
Bir çeşit kınama ve ayıplamadır
Nasihate kalkışmak dost meclisinde

Not: İmam Şafii’nin Divan’ında geçen bu söz zaman içinde Hz. Ali (ra)’ye nispet edilmişse de bu sözün ona aidiyetine dair herhangi bir sahih kaynakta bilgi bulamadık.