Soru: Osmanlılar gerçekten de Oğuz soyu ve/veya Kayı Boyu’na mı mensup?

Cevap: Osmanlıların etnik kökenleri hakkında bilgi ihtiva eden ilk dönem Osmanlı kronikleri, ayrıntıda bazı fikir ayrılıklarına rağmen, esas noktalar üzerinde mutabakat oluşturarak, daha sonra gelen tarihçiler tarafından tekrarlanacak olan Osmanlıların "resmi tarihi” nin oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. İlk dönem kronik geleneğinde bahsedilen hikâye, "Oğuz efsanesi" adıyla bilinmekte ve Osmanlıların, etnik kökenini, 11. yüzyılın sonlarında Hazar Denizi civarında yasayan (bkz. Resim 1), Oğuz soyundan gelen Türk boylarına bağlamaktadır (1).


Resim 1. Kayıların Göç Haritası

Diğer taraftan, bu görüşe muhalif araştırmacıların başında Paul Wittek gelmektedir. Osmanlı Beyliği’nin hızla gelişerek imparatorluk haline gelme hadisesini gaza ideolojisi ile açıklayan Wittek’e göre; Osmanlılar, herhangi bir kabile teşekkülü tarafından değil, “sınırlardaki gaziler” tarafından kurulmuştur. Yine Wittek’e göre, Osmanlı neslinin, Oğuz Han’ın en büyük oğlunun en büyük oğluna bağlanması, dolayısıyla da, beyliği kuranların Kayı Boyu’na -mensubiyetleri konusu şüphelidir, hattâ değil Kayı boyundan, Oğuz soyundan bile olmadığını öne sürülmüştür (2). Ona göre Kayı boyu hikâyesinin II. Murad döneminde (1421-1451) ortaya atıldığını, bunun aslında Osmanlı egemenliğini Anadolu’daki diğer Türkmen boylarına kabul ettirmek üzere, eski Türk tarihinin kullanılmasından başka bir şey olmadığını iddia eden Wittek, Osmanlıların saygınlıklarını artırmak ve hükümranlıklarını kabul ettirmek amacıyla, kendi soylarını Kayılara bağlayan şecereler düzdüklerini ileri sürmektedir. Dahası, Timur karşısında 1402’de uğradıkları yenilginin izlerini silmek ve yeniden toparlanmak için de, soylarını Oğuzlara bağlayan şecerelere ihtiyaç duymuşlardır (3). Bu görüşe günümüz tarihçilerinden merhum Prof. Dr. Halil İnalcık hoca da katılmaktadır. İnalcık vefâtından beş-altı yıl öncesine kadar, Kayı menşei konusunda Wittek tezine karşı iken, bu görüşünden beklenmedik bir şekilde vazgeçip Wittek’in ifâdelerini aynen tekrar ederek, Osmanlılar’ın Oğuz ve Kayı menşeinin II. Murad döneminde siyâsî bir üstünlük iddiâsı olarak Yazıcı-zâde Ali tarafından uydurulduğu görüşünü benimsedi (4).

Diğer yandan, Osmanlıların Kayılara mensubiyetini kabul etmekle birlikte, Kayılar’ın Moğollar’dan geldiğini ileri süren j. Marquart, bu konudaki görüşüyle pek çok araştırmacıyı etkilemiştir (5). Bunlardan biri olan Zeki V. Togan, Osman’ın babası Ertuğrul’un idaresindeki Kayı aşiretinin, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad ile, Celaledin Harzemşah arasındaki mücadele sırasında, 1230 tarihinde Anadolu’ya geldiği düşüncesindedir. Bu aşiretin Orta Asya’daki kökenlerini araştıran Togan, Kayı- Moğol bağlantısı ile ilgili Marquart’ın teorisini daha da geliştirmiştir (6).

Peki, Osmanlılar gerçekten de Oğuz soyu ve/veya Kayı Boyu’na mı mensuptu yoksa Wittek, İnalcık ve/veya Marquart, Togan mı haklıydı? Bu sorunun cevabını tarihi kaynaklara ve uzmanların görüşleri doğrultusunda cevaplamaya çalışalım.

Bazı tarihçiler “Süleyman Şah kırkıncı göbekte İshak Peygamberin oğlu Ays’a ulaşır” derler. Bazıları da Kayı Han “Ays’ın kendisidir” dediler. Bazıları da “İsmail Peygamber evlâdından (Kanturaoğulları) denilen bir cemaat bir yıl uğradıkları kıtlık dolaysıyla, Hicaz’dan Horasan’a göçüp orada kalmışlar. Osmanoğulları işte onların, neslindendir” dediler.

Bu rivayetlere göre de, Osmanoğulları’nın Nuh Peygamberin oğlu Sam Evlâtlarından olmaları lâzım gelir. Tahkikçi tarihçiler ise “Oğuzlar Nuh Peygamberin oğlu Yafes evlâdındandır.” derler. Bazıları da Kayı Hanın torunu ve Karahan’ın oğlu Oğuz Han’dır, diye yazarlar. Kayı Han ise, Yafes’in torunudur” dediler. Fakat Türk tarihçilerinden soysop mütahassısları arasında, Kayı Han, Oğuz Han’ın en büyük oğlu olup, hanlığı ona ve onun evlâdına vasiyet etmiştir, derler (7).

Neşri’de ise şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman), Ertuğrul, Süleyman Şah, Kaya Alp, Kızıl Buğa, Bay-Temür, Aykutluğ, Tuğra, Karaytu, Sakur, Bulgay, Sunkur, Tok-temür, Yasak, Çemendür, Ay-kutluğ, Turak, Kaz Han, Yasuv, Yalvaç, Bay-beğ, Tuğra, Toğmuş, Güc Beğ, Artuk, Kara-tay, Cem Keymür, Turaç, Kızıl-buğa, Cumur-mir, Bay-suy, Tuğra, Sevine, Çar-buğa, Kurtulmuş, Korhav, Balcuk, Komas, Kara-oğlan, Süleyman Şah, Korhulu, Bozluğan, Bay-temür, Tortumış, Gök Alp, Oğuz, Kara Han, Dib Bakoy, Bulcas, Yafes, Nuh Aleyhisselam. ( 8)

Bunun dışında, Kayıların Hz. Adem'e kadar giden şecereleri ile ilgili izahlar, sadece menkıbevî kıymete haizdirler. Tarihen sabit olmadığı gibi, bütün şecerelerin de birbirini tutmadığı açıkça görülür. Hatta bazı kaynaklarda, Osmanlıların soyu, Hz. Peygamber'e bile isnâd olunmaktadır. Ki bunların ilmî değerleri yoktur (9).

Bütün bunlardan sonra Osmanlı soyunun Oğuz kavmine dayandığını gösteren en önemli delillerden biri; ilk Osmanlı kaynağı sayılan Ahmedi'nin İskendername'sinde, Osman’ın babası Ertuğrul ile yakınlarının Oğuz soyundan geldiği kaydedilmektedir (10).

Sultan II. Murâd'ın emriyle İbn-i Bîbî'in "el-Evâmirü'l-'Alâ'iyye fî Umûri'l-'Alâ'iyye" adlı Selçuklu târihini Türkçe'ye tercüme eden Yazıcı-zâde Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk, diğer adıyla Oğuznâme adlı eserinin giriş kısmında Osmanlıların, Oğuzlar’ın yirmi dört boyundan biri olan Kayı Boyu’ndan geldiğini ve Sultan II. Murâd'ın diğer Oğuz beylerinden üstün olduğunu dile getirmiştir (11).

Osmanlıların soyunu Oğuz Han’a çıkaran ilk dönem tarihçileri yalnızca Ahmedî ve Yazıcızade Ali değildir. Şükrullah (ö 1489) da Osmanlıların, Oğuz Han’ın dördüncü oğlu Gök Han’ın soyundan geldiğini nakletmektedir (12). Azeri asıllı bir Türk olan Bayatî de, 1481 civarında yazdığı Oğuznâme adlı eserinde, Osmanlı soyunu Gün Han ve Kayı’ya çıkarmakta, dahası, Osman Bey’in atalarını İslâmî şahsiyetlerle birleştirmektedir (13). Enverî ise, daha farklı bir çizgi takip ederek, “Kayı’yı, Oğuz Han’ın oğlu olarak göstermektedir: Oğuz Han, Nuh’un değil, Oğuz Türkmen Han adlı bir Türk reisinin kızı ile Peygamber’in İyad adlı arkadaşının neslinden gelmektedir. Oğuz Han’ın oğullarından birinin adı Kayı veya Cemşid Han’dır. Osmanlılar bu Kayı/Cemşid Han’ın soyundan gelmektedir” (14) demektedir. Gerçekte, Osmanlıların sahabelerden birinin, yani Hicaz Arapları’nın soyundan geldiğini ilk söyleyen Enverî değil, İbn Hacer’dir. Enverî, İbn Hacer’in bu konudaki görüşünü alarak işlemiş ve uzun bir hikâye haline getirmiştir (15). Bu hikâye ise, yalnızca Enverî’ye mahsus kalmış, daha sonraları tamamıyla unutulmuştur (16, 17).

Diğer yandan, ünlü Türk müellifi Kâşgârlı Mahmûd (ö. 1105) XI. yüzyıl sonlarında, yâni Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan iki asır önce kaleme aldığı "Dîvânu Lugâti't-Türk"te, sadece Oğuzlar’a mahsus olan bir tuğranın varlığından bahsedip, bu tuğranın “diğer Türklerce bilinmediğini" açıkça vurgulamıştır (18). Bu bağlamda Osmanlı hânedânının kuruluş devrinde bu "tuğra"nın ilk Osmanlı sultanları tarafından resmî vesîkalarda kullanılmış olması Osmanlıların Oğuz neslinden geldiğine dair büyük bir delil niteliğindedir (19).

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız bilgiler Osmanlının Oğuz soyundan geldiğini ispat sadedindedir. Şimdi de “Osmanlılar Kayı boyuna mı mensuptur?” sorusuna cevap arayalım.

Osmanlıların Kayı Boyu’na mensubiyetleri sadedinde kroniklerin yanı sıra birtakım “tamga”lar ve topografik incelemeler de dikkat çekmektedir.

Oğuz boylarının özellikleri ve damgaları hakkındaki mevcut bilgiler, İlhanlı vezîri Reşîdüddîn Fazlu'llâh Hemedânî'nin "Câmi'u't-Tevârîh"i, Kâşgarlı Mahmud'un "Dîvânu Lugâti't-Türk"ü, İbn-i Bîbî'nin "el-'Avâmirü'l-Alâ'iyye"si ve onun Türkçe tercümesi olan Yazıcı-zâde Ali'nin "Selçûk-nâme"sindeki bilgilere dayanır. Bunların hepsinin ortak kaynağı ise, günümüze ulaşamamış en eski ve en önemli Türk kaynağı olan "Oğûz-nâme"dir. Reşîdüddîn'in yanısıra "Oğûz-nâme"den de geniş ölçüde yaralanan Yazıcı-zâde, onun "Câmi'u't-Tevârîh"te verdiği listeden daha genişini ve ayrıntılısını verir. Burada oğuz boylarının adları, "tamga"ları ve diğer özellikleri tam olarak zikredilir.

Yazıcı-zâde Ali "Tevârîh-i Âl-i Selçûk" adlı eserinde yirmi dört Oğuz boyunun özelliklerini anlatırken; en başta Bozoklar'a mensup olan "Kayı" boyunu zikretmiş, kuşlarının "şâhin" olduğunu haber vermiş ve boya âit dört ayrı "tamga"nın şeklini çizmiştir:

"Bozok kavmları ki, sağ koldururlar; Gün Hân oğlanları ki, dükeli oğlanlaruñ ulusıdur:

Evvel 'Kayı', ya'nî 'muhkem':

Sağ karı yağrın süñük, şâhin kuş, tamga.

Düvüm: Sağ karı yağrın süñük, şâhin kuş, tamga.

Süvüm: Sağ karı yağrın süñük, şâhin kuş, tamga.

Çehârüm: Süñük, şâhin kuş tamga…"(20)

Orhan Gâzî'nin 727 (m. 1326-27) yılında Bursa'da bastırdığı ilk sikkenin arka yüzünde, "duribe" kaydının hemen üzerinde, yukarıdaki Kayı damgalarından üçüncüsünün (süvüm) yer aldığı açıkça görülmektedir (bkz. Resim 2).




Resim 2. Orhan Gâzî'nin "Kayı" damgalı ilk Osmanlı sikkesi. 18 mm., 1 gr., Yapı Kredi Bankası koleksiyonu.

Sikkenin ön ve arka yüzü aynen şöyledir:



İlk Osmanlı sikkesi olan bu sikkenin sağ yüzündeki "duribe" ifâdesinin üstünde görülen [V] işâreti, Yazıcı-zâde'nin yukarıdaki listede verdiği üçüncü (süvüm) Kayı "tamga"sıdır. Bu önemli delil, Osmanlı hânedânın Kayı boyuna mensubiyetini bir hayli kuvvetlendirmektedir (21).

Diğer taraftan, yapılan topografik incelemeler, Osmanlı Devleti'nin kuruluş coğrafyası içinde yer alan Bilecik ve Eskişehir de dâhil olmak üzere, Batı ve Orta Anadolu'da yer alan toplam 94 köy ve yerleşim yerinin "Kayı" adını taşıdığını göstermektedir (22-5).

Bir de (yukarıda belirttiğimiz üzere) Kayıların Moğol’lara mensup bir boy olduğu iddiası vardı. Konuyu dönemin eserleri ışığında inceleyen Fuad Köprülü J.Marquardt’ın (dolayısıyla da Togan’ın) bu iddiasına ”O Kay adını taşıyan bir Moğol kabilesi ile Kayı -eski şekliyle Kayığ- kabilesini birbirinin aynısı sanmış idi” diyerek “Kay” adını taşıyan bir Moğol kabilesi ile Türk olan “Kayı” kabilesini karıştırdıklarını belirtmiştir (26) Hâlbuki bunlar, biri Moğollara, diğeri Oğuzlara ait iki farklı aşirettir (27).

Osmanlılar’ın etnik kökenleri konusunda, genelde tartışılan boy hikâyeleri çizgisi dışına çıkan farklı bir görüş de, Sencer Divitçioğlu’na aittir. Osmanlı kronik geleneğinden, yalnızca Şükrullah’ın Bebfetü’t-Tevarih adlı eserindeki, Osmanlıların Oğuz Han’ın oğlu Gök Han’ın soyundan geldiği rivayetini alarak Gök Han’a bağlı alt-boyları Osmanlı kroniklerinde takip eden Divitçioğlu, Bayatlı, Nişancı Mehmet Paşa ve Ruhi’de geçen alt-boylar arasında Çavuldur’un zikredildiğini tespit etmiştir. Bu tespiti, Orhan Bey’e ait bir sikke üzerinde rastlanan damganın kendisine göre Çavuldur damgasının tersine çevrilmiş hali olduğu görüşü ile birleştiren Divitçioğlu, Osmanlıların Çavuldur boyundan geldiklerini ileri sürmektedir (28). Ancak, yukarıda da bahsedildiği üzere, Orhan Bey’in cülusunun üçüncü senesine (1327) tesadüf ederi bu parada rastlanan damganın, Kayı boyuna ait olduğu araştırmacılar arasında genel kabul görmektedir (29).

Sonuç olarak; Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazinin büyükbabası Süleyman Şah, Orta Asya’nın Altay veya Altun Dağı denilen yöresinde oturan Oğuz Han evlâdı, Oğuzların sağ kolu olan Gün Han neslinden olup Bozoklar'dan olan Kayı ailesi neslinden Kaya Alp'in oğlu bir bey’di (30-36). Türk boylarından Osmanoğullarının ulu atası Kayı Han’ın boyu Merv-i Şahican sınırı üzerinde Mahan şehrinde yerleşmiş ve devletleri bir birine katan Cengiz karışıklığı ortaya çıkınca Doğu Anadolu sınırı üzerinde Ahlat’a göç etmek zorunda kalmıştı (37, ayrıca bkz. Resim 1). Kayî Hanlı kolu, Oğuz Türkmen’leri içinde en asil olanlarındandı. Soyluluklarındandır ki, Sultan Osman gibi, insanlık âlemince övünülecek bir devlet adamı, her zaman : «Osman, Ertuğrul oğlusun, Oğuz Kayî Han soyundansın!» sözleriyle hem Oğuz’a hem Kayî Hanlı’ya bağlı olmakla övünürdü (38).

Osmanlı sülalesi, Oğuzlar'ın Kayı boyuna mensup küçük bir aşiret parçasının başında bulunan Osman tarafından kurulmuştur ve bunu reddetmek için (bkz. P. Wittek teorisi (ve dolayısıyla Halil İnalcık’ın İddiası)) ortada hiçbir tarihi neden yoktur. Bu Kayı’ların, 11. yüzyılda Türk dünyasının doğu uçlarında yaşayan Moğol cinsinden Kay’larla aynı etnik zümreye mensup olması iddiası (Marguart teorisi) bütünüyle esassız olduğu gibi, bu Kay’ların 12. yüzyılda Kara-Hıtayların hâkimiyetleri sırasında Maveraünnehir'e gelerek sonradan Horasan'a geçtikleri ve Osmanlıların mensup bulundukları Kayı’ların işte bunlar olduğu iddiası da (Z.V. Togan teorisi) hiçbir esasa dayanmaz (39).

Son söz olarak:Osmanlı Devletini kurmuş olan ailenin, Oğuzların Bozok kolunun Kayı Boyu’ndan geldikleri konusunda günümüz araştırmacılarının çoğunluğu hemfikirdir (1, 40, 41). Yukarıdaki rivâyet, belge, nümizmatik ve topografik tespitler Osmanlı hânedânının Oğuz soyundan ve Kayı boyundan geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yazıcı-zâde Ali, Şükrullah ve Rûhî Çelebi gibi müverrihlerin eserlerindeki rivâyetler, arşiv belgeleri ve dönemin batı kaynaklarıyla karşılaştırıldığında birbiriyle çelişen tek bir nokta bile görülmemektedir (42)

Tarih yazılmaya devam ediyor…

Aziz KARACA (06.11.2017)

Kaynaklar:

1. Fatma ACUN, “İlk Osmanlılara Dair”, Kebikeç, Sayı: 10, 2000.

2. Wittek, Paul. "Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğuşu", s. 14-19, bas.: 1938-1985, Londra / Ankara.

3. Wittek, Paul. The Rise of the Ottoman Empire, Londra, .1965. s. 7-11.

4. Krş. Halil İnalcık. Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış. Halil İnalcık (Ed.); Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. Ankara 1999. c. 1, s. 71; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600), çev: Ruşen Sezer, İstanbul 2003, s. 11-2; Halil İnalcık, Has-Bağçede ‘Ayş u Tarab: Nedîmler Şâîrler Mutrîbler, İstanbul 2011, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 85-8.

5. W, Bang und J. Marquardt, Osttürkische Dialektstudien, Berlin 1914, pp./ss. 187-94.

6. A. Zeki Velidî Togan, Die Vorfahren der Osmanen in Mittelasien, ZDMG, Band 95, Heft 3, Leipzig 1941, pp./ss. 367-73, v.s. Togan’ın bu tezini yeniden canlandırma yönündeki bir girişim için, bk. Baki Tezcan, “Erken Osmanlı Tarih yazımında Moğol Hatıraları”, çev.: Zeynep N. Yelçe, TUBA/JTS, XL (2013), ss./pp. 385-99.

7. Ahmet Cevdet Paşa, Kısası Enbiya ve Tevârîh-i Hulefâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. 1985. c. 6, s. 152-3.

8. Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, c. I (yay: E R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987, s. 55-7.

9. Ahmed Akgündüz. Bilinmeyen Osmanlı. Osmanlı Araştırmaları Vakfı. İstanbul 1999. s.31.

10. Tatar istilâsının Osmanlı topraklarında etkisini derinden hissettirdiği Fetret devrinde, Yıldırım Bâyezîd'in büyük oğlu Süleyman Çelebi'nin musâhiblerinden Ahmedî'nin (ö. 815/1414) "Dâsitân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i 'Osmân" İskendernāme içinde, (Bibliothèque Nationale, Supp. Turc, no. 309) sözkonusu eserinin 819 (m. 1416/17) yılında istinsah edilmiş en eski târihli nüshasında, Ertuğrul Gâzî'yi Sultan Alâeddîn'le birlikte gazâ eden Oğuz beyleri arasında göstererek şöyle demiştir:

"Bir gün ol Sultân 'Alâ'ü'd-dîn saèîd
Sordı, n'olur hâl-i gâzî-vü şehîd?
Bildi anı kim gazâ key iş olur
Gâzî olanuñ haşrı bî-teşvîş olur…
…Pes heves itdi ki ide ol cihâd
Ola kim gâzî uralar aña ad
Leşkerini cem' idib girdi yola
Gündüz Alp, Er-tugrıl anuñla bile
Dâhı Gök Alp-u Oğuz'dan çoh kişi
Olmışdı ol yolda anuñ yoldaşı…" (Ahmedî, "İskender-nâme" içinde: Paris Bibliotheque Nationale, Supp. Turc, nr.: 309, vr. 289b-290a.)

Ahmedî bu mısrâları II. Murad döneminde değil; Yıldırım Bâyezîd'in ölümünden sonra, Timur'un Osmanlı topraklarını zulmüyle kasıp kavurduğu bir ortamda yazmıştı. Osmanlı müverrihlerinin Moğol hânedânı ile soyca üstünlük yarıştırmak şöyle dursun, nefes almakta bile zorlandıkları bu istilâ döneminde o, eski bir kaynağa dayanarak Ertuğrul Gâzî'nin Oğuz neslinden olduğunu açıkça söylemiştir.

11. Yazıcı-zâde Ali, "Tevârîh-i Âl-i Selçuk", Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan, nr.: 1391, vr. 14b. Yazıcı-zâde Ali ilgili eserinde şunları söylemektedir:"Pâdişâh-ı a'zam, Seyyid-i selâtînü'l-'Arab ve'l-'Acem, kâyid-i cüyûşi'l-muvahhidîn, kâtili'l-kefereti ve'l-müşrikîn, Sultân bin sultân pâdişâhumuz Sultân Murâd bin Muhammed Hân ki, eşref-i Âl-i 'Osmân'dur, pâdişâhlığa ensab ve elyâkdur. Oğuz'uñ kalan hânları uruğından, bel ki Çingiz hânları uruğından, dahı mecmû'ından ulu asl ve ulu süñükdür, Şer'-ile dahı, 'örf-ile dahı Türk hânları dahı kapusına gelüp selâm virmege ve hizmet itmege lâyıkdur. Allâh-u Te'âlâ bâkî ve pâyidâr kılsun, soyı 'âlem oldukça cihân-dâr ve cihânda vâr olsun!"

12. Şükrullâh Çelebi, "Behcetü't-Tevârîh Tercemesi", trc.: Mustafa Fârisî, Süleymâniye Ktp., Hafîd Efendi, nr.: 222, vr. 232b-233a.

13. Gallotta, Aldo (1997) “’Oğuz Efsanesi’ ve Osmanlı Devleti’nin Kökenleri: Bir İnceleme”, Elizabeth A. Zachariadou (haz.), Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Y, s. 43-4.

14. Imber, Colin (1987) “The Ottoman Dynastic Myth”, Turcica/ 19, 18. Bu makalenin, Türkçe tercümesi için bkz. “Osmanlı Hanedanı Efsanesi”, Özel-Öz (der.), 2000.

15. Imber, Colin (1997) “Osman Gazi Efsanesi”, Elizabeth A. Zachariadou (haz)., Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Y.,75.

16. Imber, Colin (1997) a.g.e. s. 77.

17. Halil İnalcık, Osman I, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 33, s. 443.

18. Kâşgârlı Mahmud, "Dîvânu Lugâti't-Türk", c. 1, s. 385; metin: Kilisli Rifat, İstanbul, 1333, trc.: B. Atalay, Ankara, 1940.

19. Kuruluş devrinden günümüze intikâl etmiş tuğralı en eski vesîka, Orhan Gâzî'nin 1 Ramazan 700 (10 Mayıs 1301)'de, bugün zâviye ve türbesi Adapazarı ili Hendek ilçesine bağlı Şeyhler köyünde bulunan Şeyh İzzeddîn İsma'îl'e verdiği Çalıca mülk-nâmesidir. ("Osman Gâzî'nin Bapheus Savaşı ve Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunu Anlatan En Eski Osmanlı Kaynağı", Hakikat AİD, sy. 191 (Ağustos / 2009), s. 44-6.)

Bu önemli belge, babası Osman Gâzî'nin emriyle Akyazı-İzmit-İznik akınlarına gönderilen Orhan'ın, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan 1 yıl sonra, henüz şehzâde iken "Orhan Sultan" ibâreli bir tuğra kullandığını belgelemektedir. O, ileride babasının 724 (m. 1324)'te ölümü üzerine rakipsiz tahta geçecek ve tuğrasını "Orhân bin 'Osmân" olarak değiştirecekti. Tuğranın bu ikinci şekli Orhan Gâzî'nin yalnız "20 Rebî'u'l-evvel 724" (17 Mart 1324) târihli Mekece vakfiyesi (Krş. İBB Yazmalar Ktp. Muallim Cevdet, Fr. nr.: 10.) ve "evâhir-i Rebî'u'l-evvel 749" (Temmuz 1348) târihli mülk-nâmesinde (TSMA, E. nr.: 10789) görülmektedir.

20. Yazıcı-zâde Ali, a.g.e., vr. 11a.

21. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (1972) Osmanlı Tarihi, Ankara: TTK Yayını, c. 1, s. 97-8, dipnot 2. Alaaddiıı Paşa'nın (Saltanatı kardeşi Orhan Bey'e bırakan ve bir kenara çekilmeyi uygun bulan olgun, bilgili, uzak görüşlü, ince ve nükteli sözleriyle, tatlı dilli biri idi.) tavsiyesi üzere ilk defa, Orhan Bey'in cülusunun üçüncü senesinde hükümdarlık alametlerinden olarak Bursa'da gümüş sikke (akçe) kestirildi. Bu sikkenin bir tarafında Kelime-i şehadet ile dört büyük halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali)'nin isimleri vardı. Diğer tarafta ise Orhan bin Osman yazısı ile baskı tarihi ve Osmanlıların mensup oldukları Kayı boyunun damgası yer alıyordu (Ahmet Şimşirgil. Birincil Kaynaklardan Osmanlı Tarihi - Kayı –Tarih Kültür Kitapları. İstanbul, 2004. s. 24.). Kayı Boyu’nun damgasına, II. Murad (1421-1451) dönemindeki paralarda da rastlanmaktadır. Bu damga sâdece Bursa ve Edirne’de basılan paralar üzerinde idi. Ayrıca bu damga, çeşitli savaş silahlarını ve eşyalarını, has ahırlara ait adları damgalamakta uzun dönem kullanılmıştır. [D. Mehmet Doğan. Osman Gazi. Mustafa Armağan ve Heyet; Osmanlılar Ansiklopedisi, İz Yayıncılık (Yeni Şafak Baskısı); İstanbul,1999, c.1, s.60; Hakan Yılmaz. Osmanlı Hânedânı Oğuz Soyundan, Kayı Boyundandır! (http://www.hakikat.com/dergi/193/hyilmaz193.html erişim: 05.11.2017)]

22. Gallotta, Aldo (1997) “’Oğuz Efsanesi’ ve Osmanlı Devleti’nin Kökenleri: Bir İnceleme”, Elizabeth A. Zachariadou (haz.), Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Y. 41-61.

23. Faruk Sümer, (1977) “Kayı”, İslam Ansiklopedisi, İstanbul.

24. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde rastlanan Kayı kabileleri hakkında bkz, Ataoğlu, 1996: 121. M. Fuad Köprülü, 1935’de Sorbonne Üniversitcsi’nde (Fransa) verdiği bir dizi konferansta, Osmanlılar’ın etnik kökeni ve kuruluşu ile ilgili konulardaki görüşlerini açıklamıştır. Bu konferanslar, Fransızca olarak Paris’de basılmıştır (Köprülü, M. Fuad (1935) Les Origines de l’Empire Ottomans, Paris). Eser, aradan uzun yıllar geçtikten sonra, 1959’da Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmıştır (Köprülü, M. Fuad (1972) Osmanlı İmparatorluğumun Kuruluşu, Ankara: Başnur Matbaası, 2. Basım. Anadolu’da Kayı Boyu’nun geçtiği yer adları konusunda bkz. s. 128.)

25. "İnegöl" ve "Ermenipazarı" örneği için, bk. "Hüdâvendigâr Livâsı Tahrîr Defterleri", s. 86, 163, 170, diğer yerleşim bölgeleri için, bk. Faruk Sümer, "Osmanlı Devrinde Anadolu'da Kayılar", TTK Belleten, XII/47 (1948), s. 575-615; a. mlf, "Kayı", DİA, XXV, s. 77-78. Ayrıca bk. "Türkiyat Mecmuâsı", c. II, s. 248.

26. Mehmet Fuad Köprülü, (1972) Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Ankara: Başnur Matbaası, 2. Basım. s. 126-7.

27. Orhan F. Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluş Ve Gelişmesindeki İtici Güçler. Halil İnalcık (Ed.); Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. Ankara 1999. c. 1, s. 156.

28. Divitçioğlu, Sencer (1999) Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, İstanbul: YKY. s. 28-9.

29. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (1972) Osmanlı Tarihi, Ankara: TTK Yayını, c. 1, s. 94’deki Kayı boyu damgası ile, s. 96’daki Çavundur/Çavuldur boyu damgası karşılaştırıldığında, bu damgaların birbirlerine kolayca benzetilemeyecek kadar farklı olduğu görülmektedir.

30. Ahmet Rasim. Osmanlı Tarihi, Hikmet Neşriyat. İstanbul, 2000. c. 1, s. 15.

31. Joseph von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, Üçdal Neşriyat; 2003. c. 1, s. 71.

32. Hasırcızade Metin Hasırcı, Büyük Osmanlı Tarihi, Merve Yayınları; 2003. c. 1, s. 27.

33. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara, 1988. c. 1 s. 97.

34. İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. Türkiye Yayınevi. İstanbul, 1971. c. 1, s. 16.

35. Ziya Nur Aksun - Osmanlı Tarihi – Ötüken Yayınları, İstanbul 1994. c. 1, s. 23; 6 no’lu dipnot.

36. Ebulgazi Bahadır Han, Şecere-i Terâkime (Türkmenierin Soy Kütüğü) Haz: Zuhal Kargı Ölmez, Ankara, 1996; s.245.

37. Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t Tevarih. Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara, 1979. c. 1, s. 25.

38. Namık Kemal. Osmanlı Tarihi. Bilge Kültür Sanat Yayınevi. İstanbul, 2005. c. 1, s. 23.

39. Mehmet Fuad Köprülü, (1999). Osmanlı'nın Etnik Kökeni, İstanbul. s. 91.

40. Erol Kürkçüoğlu. Kayıların Anadolu'ya Gelişi. Halil İnalcık (Ed.); Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. Ankara 1999. c. 1, s. 177.

41. Üçler Bulduk. Osmanlı Beğliğinin Oluşumunda Oğuz/Türkmen Geleneğinin Yeri. Halil İnalcık (Ed.); Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. Ankara 1999. c. 1, s. 161-3.

42. Hakan Yılmaz. Osmanlı Hânedânı Oğuz Soyundan, Kayı Boyundandır! (http://www.hakikat.com/dergi/193/hyilmaz193.html erişim: 05.11.2017)