Etiketlenen üyelerin listesi

İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK BİR KURAL İnsanlara dinî konuları anlatırken asla göz ardı etmememiz gereken bir kural var: "İnsanlara onların anladığı dilden konuşmak." Bununla dinin gerçeklerini çarpıtmayı, insanlara beğendirmek için olmayan şeyi var gibi, olan şeyi yok gibi göstermeyi kastetmiyorum. Asla! Böyle bir şey kimin haddine. Bununla kastettiğim şey; gerçekleri çarpıtmadan, örselemeden aktarırken bunu, insanların bildiği ifade kalıpları, üsluplar,

Bu konu 155 kez görüntülendi 2 yorum aldı ...
İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK BiR KURAL 155 Reviews

    Konuyu değerlendir: İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK BiR KURAL

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 155 kez incelendi.

  1. #1
    Ehl-i Sünnet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    05-02-2011
    Mesajlar
    3.041
    Adı geçen
    3 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Ehl-i Sünnet

    İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK BİR KURAL

    İnsanlara dinî konuları anlatırken asla göz ardı etmememiz gereken [ama maalesef çoğunlukla göz ardı ettiğimiz] bir kural var: "İnsanlara onların anladığı dilden konuşmak."

    Bununla dinin gerçeklerini çarpıtmayı, insanlara beğendirmek için olmayan şeyi var gibi, olan şeyi yok gibi göstermeyi kastetmiyorum. Asla! Böyle bir şey kimin haddine.

    Bununla kastettiğim şey; gerçekleri çarpıtmadan, örselemeden aktarırken bunu, insanların bildiği ifade kalıpları, üsluplar, örnekler üzerinden aktarmak.

    İnsanlarla iletişim kurabilmek için ortak bir iletişim kanalına ihtiyaç var. Onların ilgisini çekmek için onlara kendi bildikleri üzerinden mesaj vermeye ihtiyaç var.

    Kur'an'a bu gözle bir bakın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. Kur'an, ilk muhataplarına ezelî ve ebedî gerçekleri hep onların bildikleri dil, üslup ve örnekler üzerinden anlattı. Mesela tüccar bir topluma gelen Kur'an anlatmak istediklerini ticarî ifadelere dökerek şöyle dedi:

    "Onlar [münafıklar, imanı bırakıp inkâra saplanmakla], hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir." [Bakara, 16]

    "Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.... O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." [Tevbe, 111]

    "Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." [Saf, 10-11]

    Örnekleri çoğaltabiliriz. Tekrar konumuza dönelim.

    Öğretmenler, Kur'an kursu öğreticileri, din görevlileri [imam, müezzin, vâiz, müftü] halka din anlatacaksa halkın gündemini, onların ilgisini çeken şeyleri çok iyi bilmeleri gerekir.

    Futbola çok meraklı olan bir gence dinden bahsederken futbol dilini bir araç olarak kullanmak onunla diyalog kurmanın kapılarını açar. Mesela siz, bir ömür mümin olarak yaşayan birinin son nefeste imansız gidebileceği düşüncesini anlatmak için "bir takım 90 dakika çok iyi oynayabilir, ama son dakikada yediği golle sahadan mağlup ayrılır. 90 dakika iyi oynamış olmasına puan vermezler" derseniz, öğrenci bunu çok net anlar.

    Resimden hoşlanan birine, Allah'ın kâinatı eşsiz bir tablo gibi yarattığını, O'nun isimlerinden birinin de el-Musavvir [sûret ve şekil veren] olduğunu belirterek ortak bir nokta yakalamaya çalışabilirsiniz.

    Peygamberler, insanlara Allah'ın mesajını onların anlayabileceği bir dille anlatmak üzere her türlü yolu denemişlerdir. Zaten Kur'an'daki şu âyet de bunu ifade etmektedir:

    "Biz her bir topluma, onlara [Allah'ın mesajlarını] iyice açıklasın diye kendi diliyle peygamberler gönderdik." [İbrahim, 4]

    "Kendi diliyle" ifadesi sadece o toplumla aynı dili konuşan anlamına gelmeyip aynı zamanda o toplumun önemsediği şeyleri dikkate alarak konuşan demektir.

    Sonuç olarak dini anlatma konumunda olan kimselerin, muhataplarını iyi tanımaları, onların değer verdiği, önemsediği hususları iyi bilip, ezelî ve ebedî dinî gerçekleri çarpıtmadan, gizlemeden ama onların anlam dünyasına indirerek anlatmaları mutlaka yapılması gereken bir husustur. Çoğu zaman başarısızlıklarımız, muhataplarımızla ortak bir dili kullanamamamızdan kaynaklanmaktadır. Vallahu a'lem.

    (Soner Duman /20.Muharrem.1439)

  2. #2
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.645
    Adı geçen
    24 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    İNSANLARA DİNİ ANLATIRKEN ASLA GÖZ ARDI EDİLEMEYECEK TEK KURAL BUDUR

    http://www.memleket.com.tr/musluman-olan-ingiliz-kadin-pakistanda-500-yetime-bakiyor-1149454h.htm



  3. #3
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.645
    Adı geçen
    24 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Doğu toplumları mümkünse sosyal aktivitelerini, dinsel faaaliyetlerini yürütmeden önce yüzyıllardır süregeldikleri tüm toplumsal alışkanlıklarını, zihniyetlerini baştan sona değiştirsinler.
    Zira doğu bilimsel ve teknolojik alanlarda belirgin bir şekilde yere çakılmış vaziyetteler.

    Aynı çakılma ve yenilgi sosyal alanda dini mevzularda da yaşanıyor ama tuhaf bir şekilde bu durumu kabullenemiyorlar.
    Beşeri bilimlerde ister doğulu ister batılı toplum bireyleri kendi hata ve kusurlarını görememesi aslında insana özgü bir zaaftır. Ama doğu toplumu (burda doğu kültürü kast ediyorum) mensubu eleştiriye, tartışmaya olan tahammülsüzlüğü de eklerseniz doğu toplumlarının fen bilimlerinden sosyal bilimlere uzanan başarısızlık hikayeleriyle dolu olmasının sebeplerini de anlamış oluruz.

    Bilge Kral Aliya izzetbegoviç bu durumu şöyle açıklıyor : “Ben olsam Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.”

    Biraz da doğu toplumlarının atadan gelen kalıtımsal 'negatif' yüklü alışkanlıkları mevcuttur.
    Duygu, düşünce ve güdülerin biraz da kalıtımsal olduğuna dair bir örnek vermek gerekirse; ABD'de 11 Eylül İkiz kulelere saldırı olduğunda anti terör uzmanları bu eylemi ortadoğu kökenli kişiler gerçekleştirmiş olamaz yorumlarında bulundular. Çünkü doğu toplumlarında kurgu/planlama ve düşünce sistemi batı toplumlarından çok farklıdır.

    İkiz kulelere yönelik saldırı eyleminin hazırlık ve eyleme dökme aşamaları batılı insanların düşünme ve kurgulama mantık izlerini taşıyor/du. 11 Eylül saldırılarını doğu kökenli teröristler gerçekleştiremez iddiasında bulunan uzmanlar "eylemi gerçekleştirenlerin doğu kökenli olması noktasında yanıldılar ama başka bir noktada haklı çıktılar.
    Haklı çıktıkları nokta şudur; "eylemi gerçekleştirenler -ikinci nesil ortadoğu kökenli- ABD'de doğmuş, ABD'de eğitim görmüş ve ABD toplumunun (batı toplumunun) sosyal ve kültürel yapısı içinde çocukluk ve gençlik dönemini tamamlamış kişiler idi. Yani eylemcilerin etnik ve dini kimliği doğulu olabilir ama batılı eğitim sistemi, batılı mantık ve kurguyu öğrenmiş uygulamış kişiler eylemi gerçekleştirdiler.

    Ömrüm boyunca çok sayıda imam, vaiz, din adamı, ilahiyatı ve medrese eğitimi görmüş din adamı ile karşılaştım. Ama hiçbiri Danimarka kökenli Abdulvahid Pederson (iskandinav ırkı) isimli imamın İslamı anlatırken beni etkilediği kadar etkilemedi.
    Bu kişi islamı bir de batılı bir bilgi-birikim ile yorumluyor. insanlara itici gelecek, insanları İslamdan soğutacak, İslamdan nefret ettirecek dil ve usluptan özenle kaçınıyor. Ve öylesine zengin kültür ve insancıllık değerlerine sahip ki -bu değerler batılıların İslamı kendi kültürel zenginlikleri nazarından bakması sonucudur- sadece mimikleri sayesinde dinleyicileri üzerinde etki bırakabiliyor. Vaazını cemaatin ilgisini ve dikkatini hep üzerinde toplayarak sürdürmesi yine insani duygu ve düşüncelere ne kadar barışık olduğunu da gösteriyor.

    Genel kural şudur; 'Kusur islamda değil, kusur müslümanlardadır.' Bu kural çerçevesinde doğu ve batı toplumları arasındaki farklılıkları incelersek; doğu kültürü özellikle şiddete ve öfkeye genetik eğilimi var ve şiddet ve öfkeye eğilimi olan bireyler doğu toplumlarında nerdeyse % 80-90 'ı oluşturuyor.

    Ortalama her doğulu 'Kertenkeleyi öldürmek gavur öldürmek gibidir' konulu bir vaazı izlediğinde bu duyguyu hemen özümser ve içselleştirir.Aynı vaazı batı kültürüyle eğitilmiş insanlar dinlendiğinde -günümüz şartları için söylüyoruz- şiddetli bir reaksiyon gösterir. Asıl sorun doğu kültürünün -burda din kültürü değil- şiddete olan eğilimi ve bağımlılığıdır.


    İçinde yaşadığımız yüzyıl ve gelecek yüzyıllarda barış, sevgi, hoşgörü, nefret söylemlerinden ayıklanmış söylevlerle (Sıvaslı turgay'la evlenen hollandalı alice müslüman oldu hikayeleri dışında) kimseyi islama kazandırılamaz.

    Kafaların değişmesi lazım.
    Konu Mehmet tarafından (12-10-2017 Saat 20:39 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Dilenciliğin Kural ve Kâideleri !
    By Dut_agaci in forum GENEL EDEBİYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30-04-2015, 10:06
  2. Diş çürüklerini önleyen 12 altın kural
    By Büşra in forum SAĞLIKLI HAYAT
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 31-03-2015, 17:04
  3. Kural tanımayanlar!..
    By bulut_bey79 in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28-06-2012, 00:56
  4. Hayatımızdaki Üç Kural
    By Kemahlı in forum ÖYKÜ ve HİKAYE
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-01-2012, 15:47
  5. Kansere Karşı '12' Altın Kural
    By Ah Min'el AŞK in forum SAĞLIKLI HAYAT
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22-08-2009, 02:40

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş