https://www.youtube.com/watch?v=hupGVFedv0c

George Friedman, dünyaca ünlü uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeo-stratejist. 1996’da kurduğu ve yaklaşık 70 analistin çalıştığı özel düşünce kuruluşu Stratfor,“Gölge CIA” olarak da anılıyor. Dünyanın dev şirketlerine dış politika ve ekonomi konularında danışmanlık yapıyor. Onun yaptığı analiz ve yorumlar tüm dünyada politik çevrelerde yakından takip ediliyor. Friedman yeni kitabı “Gelecek 100 Yıl – 21. Yüzyıl için Öngörüler”de Türkiye’ye çok önemli bir rol biçiyor. Friedman’a göre, Türkiye 21’inci yüzyılın süper güçlerinden biri olacak. 2020’de Türkiye ilk 10 ekonomi arasına girecek. 2040’ların ortalarında Türkiye önce Arap ülkelerinde, ardından Asya, Afrika, Balkanlar ve Kafkaslar’da etkili olan en büyük bölgesel güç haline gelecek. Hatta o kadar o kadar güçlenecek ki 2050’lerde Japonya’yı da yanına alarak ABD savaşa girecek.

“2050: Dünyanın yeni süper güçleri; ABD, Türkiye, Polonya ve Japonya arasındaki küresel savaş.” Bu çarpıcı ifade, geçtiğimiz ocak ayı sonunda Amerika’da satışa çıkan “The Next 100 Years-A Forecast for the 21st Century” (Gelecek 100 Yıl – 21. Yüzyıl için Öngörüler) kitabının kapağındaki ana başlıklardan biri… Kitabın yazarı ise dünyada uluslararası ilişkilerde en sözü dinlenen isimlerden Dr. George Friedman. Kitabında Türkiye’ye özel bir rol veriyor ve “Türkiye bölgesel bir güçten zamanla global bir güç haline geliyor” diyor.

Başarılı jeo-stratejiste göre, yaşadığımız küresel kriz sonrası yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor. Önümüzdeki yüzyılda yeni bir soğuk savaş dönemine girileceğini öngören Friedman, Çin’in büyük bir iç kriz nedeniyle ve Rusya’nın da ABD karşısında gücünü tüketerek önemini kaybedeceğini düşünüyor. Friedman’ın 21’inci yüzyıl öngörüsünde, yeni dönemin güçleri olarak Türkiye, Polonya ve Japonya öne çıkıyor.

“Bölgede Amerika’nın gücü azaldıkça, coğrafyasındaki ülkelerinin zayıflığı ve istikrarsızlığı Türkiye’yi daha aktif rol almaya zorlayacak” diyen Friedman’a göre, 2050’de Türkiye’nin etkisini hissettirdiği coğrafya neredeyse Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına erişir hale geliyor. Öncelikle Arap dünyası ve Doğu Akdeniz’de dominant güç oluyor. Ardından Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bazı bölgeleri ve Balkanlar’da da etkin şekilde güçleniyor. Yalnız Friedman bir noktada uyarıyor: “Tüm bu senaryo, ancak ülkenin iç istikrarını koruması durumunda gerçekleşebilir.”

Friedman’a göre, şimdiden Arap ülkelerinin liderliğine soyunan Türkiye, modernleştikçe toplum giderek daha laik olacak ama rejim olarak ılımlı İslam görüşü benimsenecek. Türkiye sadece politik arenada değil ekonomide de güçlenecek. 2020’de ilk 10 ekonomi arasına girecek.

İşte tüm bu öngörülerin sahibi Dr. George Friedman, İş Yatırım’ın konuğu olarak “Geniş Açı” toplantısına katılmak üzere ilk kez bu aybaşında Türkiye’ye geldi. Dünyanın en etkin uluslararası ilişkiler uzmanlarından ve “Amerika'nın Gizli Savaşı”, “Savaşların Geleceği” gibi çok satan kitapların yazarı Friedman ile 21’inci yüzyılda dünyayı bekleyen gelişmeleri ve Türkiye’nin geleceğini konuştuk:

- 21 yüzyılda Türkiye’nin rolü ne olacak?

Türkiye bölgesel bir güçten zamanla global bir güç haline geliyor. Arap dünyası ve Doğu Akdeniz’de dominant güç olacak. Zamanla Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bazı bölgeleri ile Balkanlar’da da etkin şekilde güçlenecek.

Gerçekte bölgede Amerika’nın gücü azaldıkça, bölge ülkelerinin zayıflığı ve istikrarsızlığı Türkiye’yi daha aktif bir rol almaya zorlayacak.

- Peki Türkiye’nin Arap dünyasında anahtar ülke konumuna soyunması hakkında ne düşünüyorsunuz? Arap ülkeleri Türkiye’nin liderliğini kolayca kabul edecek mi?

Arap ülkeleri pek çok faktör nedeniyle derinden bölünmüş, parçalanmış durumda. Türkiye’nin Arap ülkeleri ile geleneksel ilişkisi, politik işbirliği karşılığında onlara ticari fırsatları sağlamak üzerinde... Elbette Arap dünyası içinde Türk gücüne karşı bir direnç olacaktır ama Türkiye’nin Arap ülkelerinin anlaşmazlıklarından yararlanma konusundaki tarihi yeteneği yeniden ortaya çıkacak.

- İsrail’in Türkiye’nin müttefiği olduğunu kitabınızda belirtiyorsunuz. Ancak son dönemde karşılıklı sert eleştiriler nedeniyle iki ülke arasında gerilim yaşanıyor. İsrail ile Türkiye ilişkileri gelecekte nasıl şekillenecek?

İsrail hem Türkiye ile sürdürdüğü yakın ilişkileri hem Türkiye’nin Arap dünyasında istikrar sağlayan etkisiyle yakından ilgileniyor. Türkiye’nin ise İsrail’den teknoloji transferi ve askeri varlık açısından menfaati var.
Bu temel paralel menfaatler, iki taraf için de Gazze meselesinin aşılmasını sağlayacak. Sonuçta İsrail bölgede istikrarı sağlayamaz. Çok küçük ve bölgesinde dışlanmış bir ülke. Türkiye eninde sonunda İsrail ile yakın ilişkisini devam ettirerek müttefiği olmaya devam edecek.

- Kitabınızda 2040’ta Türkiye’nin bölgesel bir güç haline geleceğini ve şu an en güçlü müttefiğimiz olan Amerika’nın Türkiye’yi bir tehdit olarak görmeye başlayacağını öngörüyorsunuz. Bu durumda yeni dengeler nasıl kurulacak? Türkiye’nin yeni dost ülkeleri kimler olacak?

2040’larda Rusya ve Çin’in ekonomik ve demografik nedenlerden dolayı istikrarları bozulmuş olacak. Avrasya’nın merkezi de kargaşa içinde olacak. Çevredeki ülkeler ise yeni güçler olarak ortaya çıkacak. Özellikle de Amerika ile daha önceden bir işbirliği içine giren ve bu işbirliğinin ekonomik, teknolojik faydalarından yararlananlar ön plana çıkacak. Bu güçlenen ülkelerin içinde Türkiye’nin yanında Japonya ve Polonya’yı göreceğiz.

Japonya ve Türkiye’nin aralarında şu an önemli bağlar yok. Yine de Türk gücü Balkanlar’a yayıldığında, Polonya Türkiye’nin bu genişlemesini bir tehlike olarak görecek ve anlaşmazlık doğacak. Aynı zamanda dünyanın en güçlü donanmasına sahip Amerika da, Türkiye’nin Akdeniz’de artan gücü ve Mısır üzerindeki etkisinden rahatsız olacak. İki ülke arasındaki yakın ilişki bozulacak. Türkler ve Japonlar, ABD ile ilişkilerinde benzer durumda olacaklarından iki ülke birlikte hareket etmeye başlayacak.

- Türkiye’nin bölgesel güç olmasının önündeki engeller ne olabilir peki? Senaryonuzda Türkiye’nin risklerini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’nin en büyük riski, iç istikrarının korunması. Eğer mevcut politik düzen huzurlu şekilde sürdürülür ya da küçük değişikliklerle devam ederse, Türkiye sadece birkaç dış sorunla karşılaşır. Ancak Türkiye ülke içindeki istikrarı koruyamazsa tüm bu bahsettiğimiz senaryo çöker.

Ben Türkiye’nin istikrarını sürdüreceğine inanıyorum ama bunun için daha komplike ve gelişmiş politik çözümler gerekecek. Ülke içi istikrar en önemli risk ama Türkiye bunu aşabilir.

- Bu durumda laik- antilaik tartışmalarını nasıl görüyorsunuz? Türkiye Arap ülkelerine liderlik etmek için rejimsel bir değişimden geçecek mi?

Bence, Türkiye Müslüman dünyasında hep laik bir yapıya sahipti. Ama ben bunun tersine döneceğini düşünüyorum.
Türkiye modernleştikçe toplum giderek daha laik olacak. Ancak rejim bölgede daha kapsayıcı olmak, daha geniş kitleleri kucaklamak için ılımlı İslam duruşuna hoşgörülü bir yaklaşım benimseyecek. Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmişinde dini konulara pratik çözümler getirme noktasında pek çok uzlaşı modelleri vardı. Türkiye’nin bu sorunları yönetebilecek bir geçmişi var.

- Neden senaryonuzda Türkiye’nin AB üyesi olma ihtimali yer almıyor? Sizce Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi durumunda senaryonuz nasıl değişir?

Türkiye’nin AB’ye girmesi artık önemli değil. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne zaten erişimi var, hem de Avrupa Birliği’nin karmaşık regülasyonuna uyma gereksinimi olmadan… Aslında bu da en olabilecek iyi çözüm...
Türkiye’nin AB’ye girdiğinde neler kazanacağı açık değil. Bu, 1980-90’larda önemli bir konuydu. Şu an için Türkiye açısından üyeliğin ne fayda getireceğini söylemek zor… Pek çok yönden Türkiye zaten Avrupa Birliği’ni geçmiş durumda.

“Türkiye Geniş Bir Coğrafyanın Sanayi ve Finans Merkezi Olacak”

Türkiye bölgesinin doğal ve insani kaynaklarını kullanacak. Geçmişte nasıl Almanya Türkleri işgücüne dahil ettiyse, gelecekte de Türkiye de bölgenin ekonomik faaliyetlerinde mıknatıs görevini alacak.
Avrupa, Asya ve en son Afrika’nın kilit ülkesi haline gelecek Türkiye, bu lider durumundan yararlanacak. Bu geniş coğrafyanın sanayi ve finans merkezi haline gelecek. Başka bir deyişle, Türkiye’nin 10 yıl önce başlayan süreci giderek hızlanacak.

2050’de Gelişmiş Ülkelerin Genç İşgücü İhtiyacı Artacak
İşgücünün Değeri Artacak

Geçmişte ekonomide hep sermaye büyümesi ve arazi işletmeciliği ön plandaydı. Her zaman yeterli işgücü olacağı, işçi bulmakta zorlanılmayacağı varsayılırdı. Oysa gelecek dönemde sermaye ve arazi yeterli olacak, ama işgücü giderek değeri artan bir emtia haline gelecek. 2050’lerde gelişmiş sanayi ülkelerinde ciddi bir nüfus kaybı yaşanacak. Üretken nüfus çok azalacak. Bu da ekonomik süreci kökünden değiştirecek.

Nitelikli Göçmen Çekme Yarışı

İşgücü maliyetleri fırladıkça yeni teknolojiler insan işgücünün yerini alacak şekilde gelişecek, robotlaşma başlayacak. Bu değişim dünyayı teknolojiye bağımlı hale getirecek. Robotlar çalışan insan gücü yerine kullanılacak. İnsanların daha uzun ömürlü değil de daha üretici olması için ileri seviye genetik test çalışmaları yapılacak. Ayrıca gelişmiş ülkelerde bu nüfus azalışı, göçmen girişlerine neden olacak. Gelişmiş ülkeler, göçmen işçileri kendilerine çekmek için teşvikler verecek.

Bu Krizden Türkiye Daha Kuvvetli Çıkacak
Kriz Ne Zaman Sona Erer?

Krizin büyüklüğü sadece bu sefere mahsus değil. ABD’nin de içinde bulunduğu pek çok ülke 2.Dünya Savaşı’ndan beri benzer büyük krizleri yaşıyor. Yaşadığımız krize özgün nokta, gerçekten global olması.
Kriz tabii ki güç dengelerinde değişiklik yaratacak. Bir yandan finansal sistemin ekonominin temellerinden hızlı gittiği ülkelerde, aynı İzlanda’da olduğu gibi sonuçlar felaket olacak. Ancak öte yandan ABD, bu krizden önümüzdeki iki yılda memnuniyet verici şekilde çıkacak.

Türkiye’ye gelirsek… Türkiye, finansal sistem ile mevcut ekonomik temellerin birbirine uyumlu gittiği bir ülke. Bu yüzden de önümüzdeki 24 ay içinde bölgesindeki diğer ülkelerden çok daha kuvvetli olarak krizden çıkacaktır. Bu kriz Türkiye’nin gücünü artıracak.

2020 Yılına Dikkat

Ben mevcut krizi, diğerleri kadar ciddiye almıyorum. Bence mevcut durum evet acı verici ama aslında bu dönem dönem ortaya çıkan ve yönetilebilir bir kriz.
Benim kitabımda bahsettiğim daha ciddi bir kriz. 2020’lerde başlayacak ve bugünkü gibi finansal değil demografik nedenli olacak. ABD, aynı diğer gelişmiş sanayi ülkelerinde olduğu gibi işgücü bulma konusunda sıkıntıya düşecek.
Şu an sermaye krizi yaşıyoruz, 2020’de ise işgücü eksikliğine bağlı ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olacağız. Sermaye krizini aşmak, işgücü eksikliği sorunu çözmekten çok daha kolay.

21.Yüzyılda Dünyayı Ne Bekliyor?
Avrupa’da Girişimcilik Yok

Ciddi demografik sorunlarının yanında, Fransız ve Alman ekonomileri nitelikleri gereği dinamik değil. Sosyal istikrara olan bağlılıkları, girişimciliğin geleceğini köreltti. Sosyal yapı ve demografi sorunları yüzünden uluslararası arenadaki mevcut durumlarını korumaları da kuşkulu görünüyor.
Polonya ve Doğu Avrupa’nın geri kalan ülkeleri, özellikle henüz gelişmelerini tamamlamadıkları için Avrupa’nın dinamik yüzü olacak.

Japonya’nın Yıldızı Parlıyor

Japonya şu an dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Japonya coğrafyasında en büyük ve etkin donanmaya sahip. Gelecekte Çin zayıflayıp parçalanacağından, Japonya kendi bölgesindeki tek ve en büyük güç olacak. Aslında pek çok yönden şimdi de Asya’daki tek güç konumunda ama bugün için bu gücü kullanmaya isteksiz davranıyor.

Latin Amerika’da 2 Güç

Brezilya ve Meksika’nın 21’inci yüzyılda, özellikle de 2050’lerden sonra, etkin rolleri olacağını düşünüyorum. Brezilya jeografik olarak bakıldığında herkesten izole durumda. Ama Meksika, dünyanın süper gücü ABD’nin yan komşusu. Bu komşuluk, Meksika’ya fırsatlar ama aynı zamanda Brezilya’nın yaşamayacağı tehditler doğuruyor. Latin Amerika’nın diğer ülkeleri ise bu 2 gücün yani Meksika’nın ve Brezilya’nın etkisinde kalacak.

https://www.capital.com.tr/yonetim/liderlik/yeni-super-guc-turkiye-olacak