Emrah Serbes, 22 Eylül 2017 günü Bodrum’a giderken İzmir Torbalı mevkiinde önünde seyreden otomobile arkadan öyle bir hızla çarptı ki, yalnız çarptığı araçtaki iki kişiyi öldürüp bir kişi yaralamakla kalmadı, çevresindeki çürümeyi de ortalığa saçtı.

28 Eylül 2017 günü tutuklandığında kameralara, “Adım Emrah Serbes, sonunda t yok.” diyerek yaptığı şov kısmını geçiyorum “Keşke ben ölseydim” diyordu.

O bunu derken, sosyal medyada, gazete köşelerinde Emrah Serbes’i, Emrah Serbes’ten çok savunanların tavrı utanç vericiydi.

Tek meziyeti sadece bir ideolojik kimliğe tutunmaya çalışmak olan birisi, “Emrah olması gerekeni yapmış. Uzun süredir tersi şeylerle karşılaştık. O yüzden şaşırdık. Keşke kimse ölmeseymiş. Trajik bir kaza.”diye yazdı.

Adına gerek yok, bu belli bir kesimin tavrı.

Bu twiti örnek almamın nedeni yazanın bir gazeteci olması. Ne ölen baba ne kızı umurunda, ne de ağır yaralı anne. “Keşke kimse ölmeseymiş” deyip geçiverdi. “Trajik bir kaza” imiş.

“Yapılması gerekenin” ise zamanında sorumluluğu üstlenmek ve yalnızca gerçeği söylemek olduğu aklına bile gelmiyor.

“Trajik olan” ise Emrah Serbes’in hali kadar onu arkadaşlık, taraftarlık ya da ideolojik nedenlerle savunmaya çalışanların geldiği müptezel hal. Ne Emrah Serbes ne de onu böyle müptezelce destekleyenler yalnız değil, çok büyük bir grup. Ne insanlık kalmış ne gazetecilik.

Oysa 22 Eylül günü kazayı yapan Emrah Serbes’in 28 Eylül’e kadar bu gerçeği saklaması sorgulaması gerekmez miydi?

Senaryo değil yalan

Alkol kullandığını çok iyi bildikleri arkadaşının o gün de içkili araç kullanıp kullanmadığı sorgulanamaz mıydı?
Emrah Serbes’in kanındaki alkolün etkisi kaybolsun diye zaman kazanmak için işlediği suçu arkadaşının üzerine almış olabileceği akıllarına gelmedi mi?
Yok gelmez, “Benim katilim iyidir” mantığı. Oysa gerçek ortaya çıkıyor işte.


Savcılık aracı kullananın Kenan Doğru değil Emrah Serbes olduğunu öğrenmişti. Savcı gerçeğin peşine düşmeseydi bu itirafı yapacak mıydı?

Sonrası çorap söküğü gibi geldi zaten, hem 22 Eylül günü saat 07.50’de Jandarma’da verdiği ifadede, hem de 28 Eylül günü el yazısıyla yazdığı itiraf mektubunda ‘Ambulansa biz haber verdik” derken tutuklandığı mahkemede “Yoldan geçenlere 112’yi arayın diye bağırdım” dedi.

“Alkol, uyuşturucu almadım” dedi, araçtan boş içki şişeleri çıktı. “Hızımı düşürdüm” dedi, çarpmadan 200 metre sonra araç durdu.

“Öndeki aracın arka lambaları silikti” dedi, oysa görüntülerde lambaların net olarak yandığı görülüyor.

Senaryoya yandaşları inansın, gerçek yolunda ileriyor ama giden canlar geri gelmiyor işte.

Posta Gazetesi