"BENDE ŞANS OLSAYDI…"

Günlük hayatta en sık kullandığımız kelimelerin başında “şans” kelimesinin geldiğini biliyor musunuz?

Hepimizin dilinde bir şans kelimesidir gider. Çoğu zaman sitemli, zaman zaman arabesk kokan “bende şans olsaydı…”, “şansım bana bir kere bile gülmedi…”, “nedir bu şanssızlığım?” gibi ifadeleri ne kadar sık kullandığımızı bir düşünün.

Gerçek şu ki ortada bizim anladığımız anlamda "şans" yoktur! Biri, sürpriz bir şekilde dışarıdan bakıldığında "iyi", "güzel" görünen bir şeyle karşılaşıyorsa bu bir şans değil, şu üç ihtimalden biridir:

Bu, ya Allah'ın her kula zaman zaman tanıdığı fırsatlardan bir fırsattır.

Ya o kişinin geçmişte yaptığı bir iyiliğe karşılık olmak üzere ona sunulan ilâhî bir lütuftur.

Ya gelecekte kendisinin şükrünü sınamak üzere gerçekleştirilen imtihanlardır.

Yahut da onu, bir aldanışa sevk edip ayağını kaydıracak olan istidractır.

Bir de şu var:

İnsanlar başkalarının başarılarını “şans”a, kendi başarısızlıklarını “şanssızlığa” bağlamaya çok meraklıdır. Kıskançlıklarımız dış dünyaya çoğu zaman “şans” sözcüğüyle taşıverir: “Falan kişi ne kadar da ballı!”, “bir insanda bu kadar mı şans olur?”, “ondaki şans bende olsa var ya…”, "o zaten doğuştan şanslı doğmuş!", "adamın ayağı taşa takılsa altından altın çıkar!", "ben böyle bir şans görmedim!".

Evet, "şans" dedğimiz şey kimi zaman bize sunulan fırsatlardır. Her insanın hayatında “fırsat” olarak nitelenebilecek durumlar yaşanır. Bazı insanlar fırsatları iyi değerlendirirken bazıları değerlendiremez. Fırsatlar yitirildikten sonra da günah keçisi hemen “şans” oluverir. Fırsatı iyi değerlendiren insanlar “şanslı” olarak nitelenir.

Bizim "şans" olarak gördüğümüz şey, kimi zaman geçmişteki bir iyiliğimize karşılık hiç beklemediğimiz bir anda bize uzatılan ilahî yardım eli, lütuf ve inayettir. Bir büyük kaza, belâ ya da musibeti "ucuz atlattığımızda" hemen "verilmiş sadakamız varmış!" deriz ya işte öyle...

Gerçekten de verdiğimiz sadakalar, yaptığımız iyilikler belâları önler. "Kim mümin bir kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir" buyurmadı mı Peygamberimiz? İşte sizin şans olarak gördüğünüz şey, zamanında yaptığınız iyiliğe karşılık olarak size muhtaç olduğunuz anda yapılan bir iyiliktir. Olaya dışarıdan bakanlar "şu kişi ne kadar da şanslı, o kadar kazazede arasında bir tek ona birşey olmamış!" derler. Oysa kimbilir o kişi belki de geçmişte yaptığı iyiliklerin ödülünü bu şekilde almıştır.

“Şans” olarak nitelediğimiz durumların büyük bir kısmı ise imtihanlarımızdır. “Falan kişi çok şanslı, ne güzel bir işi var!” ifadesi, aslında o falan kişinin şükrünün sınandığı büyük bir imtihanı gösterir. “Ben ne kadar da şanssızım, hastalıktan bir türlü kurtulamıyorum” ifadesi, aslında sabrımızın sınandığı bir imtihanı gösterir. Beklenmedik bir anda karşılaştığımız iyilikler şans değil şükür imtihanıdır, beklenmedik bir anda karşılaştığımız kötülükler şanssızlık değil sabır imtihanlarımızdır.

Şimdi bizim “şans” dediğimiz şey doğrultusunda peygamberlerin, sahabenin, âlimlerin hâsılı örnek şahısların hayatına bir bakalım:

Peygamberimizi düşünelim. Doğmadan babası ölmüş: “Vay be ne şanssızlık!” Beş yaşında annesi vefat etmiş: “Tam bir talihsizlik!”,

Dokuz yaşında dedesi vefat etmiş: “Onda şans olsaydı…”

Amcası Ebu Talib’in yanında fakir bir hayat geçirmiş, yaşıtları oyun oynarken o koyun gütmüş, uzun ve yorucu ticârî yolculuklar yapmış: “Yok kardeşim yok! İnsanda şans olacak!”

Yirmibeş yaşındayken kendisinden onbeş yaş büyük Hz. Hatice ile evlenmiş. Eşi Hz. Hatice ve Amcası Ebu Talib aynı yıl vefat etmiş. Yedi çocuğundan altısının vefatını görmüş. Uğramadığı hakaret, çekmediği eziyet, görmediği düşmanlık kalmamış…

Karısı ve çocuğu kâfir olan Hz. Nuh şanslı mı şanssız mı?

İftiraya uğrayan ve yıllarca zindanda kalan, kardeşleri tarafından kuyuya atılan Yusuf şanslı mı şanssız mı?

Bütün malını mülkünü Allah yoluna adayan Hz. Ebu Bekir sizce şanslı mı şanssız mı?

Üçü de şehit edilmiş olan Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali şanslı mı şanssız mı?

“Ne şansmış be!” di mi? Peki diğer peygamberler? Ya diğer sahabeler? Ya Allah’ın diğer sâlih kulları?

Şanslılar kim peki?

“Firavundaki şansa bak, koskoca Mısır’ın imparatoru!”,

“Karun’daki şansa bak, hazinelerinin bırak kendisini anahtarını bile develer zor taşıyor!”,

“Ebu Cehil ve Ebu Leheb'teki şansa bak! Peygamber ve müminler Mekke'lilerin uyguladığı boykot sebebiyle açlıktan ağaç yapraklarını ve otları yerken onlar türlü nimetler içinde yüzüyor!”,

“Şu Yezid ne de şanslı! Kendisi devlet başkanı olmuş, bir de Hz. Hüseyin'deki şansa bak! Çöl ortasında kendisi ve yakınları çoluk çocuk demeden katledilmiş!”

Geçin dostlar geçin! Ortada şans falan yok! Ortada ya değerlendirilmeyi bekleyen fırsatlar ya geçmişte yaptığımız iyilikler için sunulan yardımlar ya da bizden şükür ve sabır bekleyen imtihan konuları var!

Allah ne güzel de buyuruyor:

“Andolsun biz sizleri biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sen sabredenleri müjdele!”(Bakara, 155)

Rabbimiz bizlere dünyada ve âhirette iyilik ver ve bizleri cehennem azabından koru!

(Soner Duman / 25.Eylül.2017/Pazartesi)