TIRT KIYASI !

Biraz önce izlediğim bir video görüntüsü üzerine bu yazıyı yazmak durumunda kaldım.

Usul kitaplarının "kıyas" bölümlerinde geçersiz kıyaslar arasında zikredilen bir kıyas türü vardır: "Tard kıyası". Bu, bir hüküm sırf bir vasıfla birlikte bulunuyor diye o vasfın hükümde etkisi olup olmadığına bakmaksızın illet kabul ederek kıyas yapmak anlamına gelir. Mesela şarabın haram olma gerekçesi olarak onun "üzümden yapılmış olmasını" gerekçe gösterirseniz "tard kıyası" yapmış olursunuz. Çünkü "üzümden elde edilmiş olmak" ile "haramlık" arasında hiçbir alaka yoktur. Yine mesela şarabın sıvı olması, şişede saklanması, renginin kırmızı veya yeşil olması gibi özelliklerin de hükme hiçbir etkisi yoktur. Şimdi birisi çıkıp "şarap haramsa ayran da haramdır; çünkü her ikisi de sıvı" derse bu yaptığına usul dilinde "tard kıyası" denilir.

Bugün izlediğim bir video görüntüsünde İslamî câmiada kimilerince "sözü dinlenilen" bir zât, hacamatın sünnet olmadığını ifade ederken şu mealde sözler etti:

"Hacamatı peygamberimiz yaptırmış da olabilir ama bu durum onun sünnet olmasını gerektirmez. Peygamberimiz yetim idi ananı öldürsene, babanı-ananı kaybet de görelim. Yetim olmak sünnettir. Madem sünnete uyacaksın, ana-babanı kaybet!"

Kulaklarıma inanamadım. Birkaç defa dinledim, dinlettim. Sonra bu ifadelerde yer alan kıyası (!) bizim usulde ele alınan kıyaslarla kıyasladım. Usulün en zayıf ve çürük kıyası olan "tard"kıyası bile bunun yanında güçlü durduğundan, bu, olsa olsa "tırt kıyası" olabilir...

Hacamatın sünnet olup olmadığını tartışabiliriz. Bunun Hz. Peygamber'in o günkü örf ve âdet gereğince yaptığı bir uygulama olduğunu, yapılmasının gerekli olmadığını savunabiliriz. Bunda hiç bir sıkıntı yok. Ama bu meseleyi Hz. Peygamber'in yetim olmasına kıyaslayarak "hacamat olmak sünnet ise yetim olmak da sünnettir" demek, usul açısından nasıl izah edilir bilemiyorum.

Bizim İslamî ilimler geleneğinde yer alan tartışmaların düzeyine, argümanlarına bakın bir de şuna bakın. Biz, gerçekten geleneğimize karşı nasıl bir haksızlık içinde olduğumuzun ne zaman farkına varacağız?

Umarım niçin her vesile ile "usul" üzerinde durduğumuz daha iyi anlaşılmıştır.

Dilerim artık usulün, İslamî ilimler için "fuzuliyyat"tan değil "zaruriyyattan" olduğu idrak edilir.

Bütün bunların temelinde "usul bilmeme" veya "usulü görmezden gelme" var.

Sağlıklı bir din anlayışı için hayye ale'l-usûl!

(Soner Duman )