İçiniz yok çocuklar, içiniz boş kalmış...

İki genç kız ziyaretime geldi. Bir söyleşi sonrası tanışmış, sırada bekleyenlerin sabrını taşırmamak için, uzun cevap gerektiren soruların sahibini daha sonra görüşelim diye zamansız bir sohbete davet etmiştim. Davete icabet edene, arkadaşı da eşlik etmiş.

Su damlası gibi iki genç kız.
Örnek almaktan, örnek olmaktan girdiler söze. Bu kelimeyi terk edin dedim. Örnek almak dediğimizde işin içine taklit, örnek olmak dediğimizde kibir girer.
Böyle bir itiraz beklemiyorlardı. Beni örnek aldıklarını söylediklerinde onlara teşekkür edeceğimi belki de elimizden geldiğince diye bir cümleye başlayacağımı zannediyorlardı.
Benim çocukluğumda kanaviçeler, danteller, kazaklar alınırdı örnek olarak, sonra baka baka aynı desen çıkarılırdı. Bu desen çıkarma işine de örnek alma denirdi.
Örnek almak eşittir fotokopi bir durum velhasıl.
Bugün içine düştüğümüz uçurum tam da bu örnek almalar, örnek vermeler yüzündendir. Sanki insan bir dantel motifiymiş de baka baka ona benzenebilecekmiş gibi.
Benzeniyor.
Sabahtan akşama tesettüre girebilir kendinizce en takvalı kıyafetleri giyebilir en ağdalı lisan ile konuşabilirsiniz.
Ya sonra.
Sonrası yok. Tepeden tırnağa pür tesettür kıyafetlerin içinden en kaba pozitivist felsefe çıkıverir.
Çünkü ahlak, çünkü nefs terbiyesi sabahtan akşama değişmez. Çünkü nefs terbiyesi birilerini “örnek alarak” gerçekleşmez. Nefs terbiyesi kişinin ancak dündeki kendini geçmeye niyet ederek Efendimiz'in yürüdüğü yolda yürüyerek mümkün olur. Örnek alınacak tek kişi Efendimiz'dir. Diğerlerinin kıymeti Efendimiz'in ahlakına sahip oldukları kadardır ancak.
Söylediğim cümleler amalarla kesildi. Rol modeli ile olmak, rol modeli almak ile devam etti.
Ne kadar itiraz edersem edeyim her cümle örnek almaya çıktı ve istek değişmedi: “Kendimize örnek alabileceğimiz kişiler arıyoruz.”
Hayatımda örnek alacak kişi arayışına düşmedim hiç dedim. Belki iki cümleyi örnek almaya bağlamazlar diye.
Neden diye bir sorun. Hayır sorma gereği duymadılar. A öyle şey olur mu dediler alacakları örnek arayışından bir saniye bile vazgeçmeden.
Karşımızda iç dünyasını inşa edemeyen bir nesil var. Sosyal medya en çok gençlerin hayal dünyasını, tasavvur alemini zorluyor.
Örnek almaktan ve örnek olmaktan başka bir cümleleri yok. Hep birilerine bir şey öğretmeye niyet ediyorlar. Birilerine bir şey kazandırmak için sefere çıkmışlar. O bir şey ne? İşte bunun cevabını bilmiyorlar. Çünkü bu soruyu hiç sormamışlar.
Toplumsal tahayyüllerini, sahip oldukları tarihi, dini bilgiyi güncele bağlayabilme kapasitelerini anlamak için bir soru sordum. Klişe bir soru:
Bir adaya düştünüz. Ilıman bir iklim. Su bol her tarafta meyve yemişler var. Yani karın doyurma derdiniz, barınak derdiniz yok. Ne yapardınız?
Ne yapardınız sorusuna “serüven roman” larından okumuş oldukları bir kaç cümle ile cevap verdiler. Hayır dedim bunlara ihtiyacınız yok. Ada mükemmel. Her şeyiniz var. Hiçbir şeye ihtiyacınızın olmadığı bir ada. Tek başınasınız ne yapardınız? İlk aklınıza ne gelirdi? Tek başına ifadesinin altını bir kere daha çizdim.
Genç kızlar cevap veremedi. Hiç daha önce böyle bir soru ile karşılaşmamıştık dediler. Soru bilmediğiniz yerden çıkmadı dedim. En bildiğiniz yerden çıktı hatta.
Hz. Hacer validenin Merve-Safa arasındaki koşuşunu hayal etmelerini bekliyorum sadece. Allah bize yeter teslimiyetini hatırlamalarını...Örnek tam da önümüzde duran değildir. Aslolan eylemin zihnimizde yer etmesidir.
Zihinlerini yormak yerine, ısrarla tekrar tekrar hiç böyle bir şey düşünmemiştik dediler.
Genç kızlara sizin içiniz yok dedim. Bütün bir kuşağın sorunu bu. İçiniz yok. Hep başkalarına örnek olmaya, imaj inşa etmeye çalışıyorsunuz. Oysa kendi içinizin renklerinden, endişelerinden bihabersiniz.
Örnek almak/olmak meselesine takılmış iki genç kızın Hz Hacer validenin çölün ortasında tek başına kalışını hiç hatırlamamaları tuhaf değil mi?
Oysa her hafta düzenli olarak İslam Tarihi okuduklarını, tefsir çalıştıklarını ne kadar da şevkle anlatmışlardı...
-II-
Genç kızları yolcu ettikten sonra oturup düşündüm. Onların içinin boşluğunun vebali kimin boynuna? Hocaları onlara “olmayı” değil örnek almayı/örnek olmayı öğütlüyor. Örnek almak için de örnek olmak için de başkasını takdir etmek, başkası tarafından takdir edilmek şarttır. Başkalarının takdirini merkeze alırsak ne olacağımıza, nasıl olacağımıza daima “başkaları” karar verir. Olmak imkansız hale gelir.
Velhasıl gençlerin içinin boş kalmasının en büyük sorumlusu bizleriz. Ne onları tanımaya çalışıyoruz ne de onların kendileri ile karşılaşmalarının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya niyet ediyoruz.
Ahmet Hamdi Tanpınar 3 yaşında kendine rastladığını söylüyordu değil mi? 50 yaşını devirmiş ama hiç kendine rastlamamış o kadar çok insan var ki!