Mensubu olduğumuz yüce dinimizin en büyük kazanımlarından biridir kardeşlik... Hiç bir inanış, ideolojide ya da ‘kurtuluş’ diye sunulan sistemlerde; kardeşliğe bu denli önem verilmemiştir.

Tarihimizde de zaferlerin, devrimlerin, başarıya ulaşmanın temelinden yatan birinci sebebin kardeşlik olduğunu görmek zor değildir. Bundandır ki "Müminler ancak kardeştir" ilahi buyruğuyla, "Ey Allah`ın kulları! Kardeş olun!" şeklinde bir Önder nasihatiyle şekillenen, bu buyruklara itaat edildiği sürece hedefe varılan kardeşliğin kıymetini iyi bilmek gerekir...

Allah`ın bizi "kardeş" olarak tanımlaması hakikaten üzerinden durulası bir mevzudur. Hangi özelliklerde yaratıldığımızı en iyi bilen Yaratıcımız, bizi huzur ve sükûna, başarı ve zafere götürecek şeyin ne olduğunu çok açık ve net bir ifadeyle belirtmiş... Buna rağmen bu konudaki malum zafiyetimiz anlaşılır değildir.

İnsan fıtratı yalnızlığı kabul etmez ve bunun devamı sırasında çeşitli psikolojik sorunlar yaşar. Modern çağın insanları ve Rabbinden ümit kesmiş, güveni zayıf kişilerin maruz olduğu bir hastalıktır. Birçok depresif hastalıklarının temelinde de yalnızlık ve boşluk duygusu vardır.

Bu duyguyu gidermek için; internet, müzik, farklı alanlara yoğunlaşma, daha fazla çalışma, alış veriş vs. yollara başvuruluyor. Fakat çoğu zaman bunlar fayda sağlamıyor.

Bundan yüz yıl önce Kierkegaard kendi çağıyla ilgili şunları yazmıştır:

"Nasıl ki Amerika`nın ormanlarında vahşi hayvanları uzak tutmak için meşaleler, çığlıklar ve zil sesleri gibi araçlara başvuruluyorsa; insanlar da yalnızlığa dair düşünceleri uzaklaştırmak için çeşitli oyalayıcılar ve gürültülü teşebbüslere başvurmaktadır."

Burada değinilen `yalnızlığı uzaklaştırma` çabası insanoğlunun yüzyıllardır verdiği uğraşıyı gözler önüne sermektedir.

Bir hastalığın neticesinde şifa bulan bir kişi nasıl şifanın, sağlığın büyük bir nimet olduğu hissine kapılıyorsa; yalnızlık ve stres hastalığına karşı da kardeşlik nimetinin farkına varması gerekiyor.

Yüzyıllardır insanlığın yalnızlık duygusundan tatmin olmadığı aşikâr iken bir arada olmanın, sosyal ilişkileri canlandırıp güçlendirmenin insan psikolojisini ne denli rahatlattığını anlamak zor değil! Öyle değil mi? Gördüğümüzde acılarımızdan, sıkıntılarımızdan kurtulduğumuz, tebessümüyle yönümüzü bulduğumuz, el ele tutuştuğumuzda sarsılmaz hissettiğimiz kardeşlerimizin olması...

Sadece manevi anlamda değil, bedeni hastalıklarımızı da unuttuğumuz yerdir kardeşimizin yanı. O yüzden kardeşin kardeşe hakkıdır hastalandığında ziyaret etmek...

Yeri gelir herkesten yakın oluverir... Bazı anlar gelir onsuzluk musibete dönüşüverir... Gerçekten de bizi dipdiri tutan bu değil midir?

Sevgi, isar, fedakârlık, vefa, sadakat... Hepsi kardeşlikte birleşmemiş midir? Bunlar ne güzel kelimelerdir! O yüzdendir ki en büyük müjdeler onlaradır…

Allah Resulü şöyle buyuruyor; “Allah`ın öyle kulları vardır ki peygamber ve şehid olmadıkları halde, Allah`a yakınlıklarından dolayı peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Ashab, “Ey Allah`ın Resulü! Onlar kimlerdir?” Resulullah (SAV), “Onlar akraba, mal-çıkar bağı olmaksızın Allah için birbirlerini sevenlerdir. Allah`a yemin olsun ki yüzleri nurdur, nur üstüne ikamet edecekler. İnsanlar korktuğu anda onlar emin olacaklar. İnsanlar mahzun olunca onlar olmazlar” dedi ve "Haberiniz olsun! Kuşkusuz ki Allah dostlarına korku yoktur; onlar mahzun da olmazlar" ayetini okudu...

Değerli kardeşlerim!

Bu mevzuyla ilgili birçok sohbet dinlemiş, birçok ayet ve hadis okumuşsunuzdur. Daha fazla uzatmadan toparlamak adına şunu ekleyebiliriz ki; kardeşlik mevhumunu yoğun yaşayan kimseler, bu nimetin farkında olmalıdırlar... Bundan yoksun olan kimseler de, birçok sıkıntılarının yalnızlıktan kaynaklandığını bilmeliler...

Ufak-tefek sıkıntıları, egolarından kaynaklanan inatlarını ve anlayışsız tavırlarını kardeşliğin önüne geçirmemelidir. Özellikle hanımlar arasında sıkça yaşanan ve gereğinden fazla büyütülen bazı problemler yüzünden kendini tamamıyla köşelerine çekenler mevcut... Ya da bir kişiye küsüp bütün topluluktan olanlar... Bu kimseler çok büyük bir nimeti teptiklerinin farkındalar mı acaba?

Kardeşliğin çok büyük bir nimet olduğunu vurguladık. Her nimet için şükür gerekli malum... Bizler de bu vesileyle Rabbimize şükretmeli ve ellerimizden kayıp giden o kardeşliğimizi bizlere geri vermesini istemeliyiz... Ancak bu şekilde hem bireysel hem İslam âlemi olarak güçleneceğimizi ve kim ne yaparsa yapsın sarsılmayacağımızı bilmeliyiz!

Ne mutlu "kardeş" gibi bir hazinesi olanlara!

Ne yazık bu nimetten mahrum olanlara!

Hacer Sara Arslan | Nisanur Dergisi | Temmuz 2017 | 68. Sayı