SULTAN TUĞRUL BEY

ALPEREN GÜRBÜZER

Tuğrul Bey Kınık boyundandır. Babası Mikail gittiği bir seferde şehit düşünce çocukluk yıllarını dedesi Selçuk Bey’in himayesinde Cend şehrinde geçirecektir. Tarihler 1025 yılında gösterdiğinde Gazneli Mahmud, Selçuk Bey’in büyük oğlu Arslan Yabgu’yu Semerkand’da vereceği bir ziyafete çağırır çağırmasına ama Kalincar kalesine haps ettirdiğinde bunun bir hile olduğu anlaşılacaktır. İster istemez bu durumda Selçuklu Sultanlığını Tuğrul Bey göğüsleyecektir. Zaten kardeşi Çağrı Bey zorluk çıkarmadığı gibi birlikte hareket edeceklerdir. Böylece torun Tuğrul Bey, Selçuklu Sultanlığına göğüslediğinde ilk iş olarak Erzurum ve civarı Gürcü, Ermeni yerleşim merkezlerini kontrol altına almak olur. Ve çok öncesinden kafasına koyduğu Bizans’a ilk mağlubiyeti tattırmanın zaferiyle İslam âleminin Sultanül Müslimin lideri olarak adından söz ettirecektir. Nasıl söz ettirmesin ki, tarihe şöyle bir göz attığımızda üst üste yaptığı akınlarla sınırlarını Ceyhun’dan Fırat’a kadar genişlettiği gibi Bizans hâkimiyeti altında bulunan Anadolu’nun İslamlaşma ve Türkleşmesi yolunda ilk kapıyı aralayan Sultanül Müslimin lider olarak tarihe not düşecektir. Bunun ilk alameti Tuğrul Bey’in 23 Mayıs 1040 yılında Dandanakan’da Gaznelilere karşı girişeceği savaş için ordusuyla birlikte Hamedan'a sefer eylerken karşılaştığı Baba Tahir ve Baba Cafer’in himmetine mazhar olduğunda görülür. İşte bu pir-i fâni Allah dostlarıyla göz göze gelmek bile bir noktada kendisi açısından manevi paye edinmeye yetecektir. Malumunuz manevi paye hiçbir dünya metasına denk gelmeyen nişandır. Tabii Baba Tahir, Tuğrul Beye önce buralara hangi maksatla geldiğini şöyle sual eyler:
“ —Ey Türk! Allah için ne yapmaya koyuldun?”
Tuğrul Bey cevaben:
“—Ne emir buyurursanız onu yapmaya amadeyim” der.
Bunun üzerine Baba Tahir şöyle telkinde bulunur:
“—O halde Allah’ın emri üzere ol.”
Hatta Baba Tahir bu arada abdest aldığı ibriğin kapağını Tuğrul Bey’in parmağına takıp;
“—Ey Oğul! İşte bunun gibi dünya ülkelerini senin eline koydum, her daim adalet üzere ol, sakın ola ki adaletten şaşmayasın” diyerekten manen moral verip himmet eder de.
Evet, Baba Tahir adalet üzere ol telkiniyle o’na ve ordusuna dua edip öyle uğurlayacaktır. Baba Tahir dua eder de muzaffer olmaz mı? Hem de nasıl, bakın bu hususta Şair Fahreddin Curcani ne diyor: “Sultan Tuğrul Bey şarktan güneş gibi doğup Turan’dan İran’a geldi. Yüz bin askeri ile hareket edince hükümdarlar şeytanın Allah'tan firari gibi kaçtıkları gibi Arslan Han, Tatar Hükümdarı ve Rum Kayseri elçileri ile büyük haraç ve hediyeler gönderirlerdi..” (Bkz. Visu Ramim 1959.S.7–11).
Tuğrul Bey, Türk’e Anadolu yolunu açan seferini tamamladıktan sonra, bu kez Abbasi Halifesinin kendisinden Hilafeti Şii Buveyhîler'in elinden ve Râfızîler'in şerrinden kurtarması yönünde yardım dilemesi üzerine harekete geçer. Böylece işgal altındaki Bağdat'ta Şii Buveyhîler'in (Fatımîler) saldırısına son vermekle (1055), Sünni halifelik bu sayede Şii Buveyhîler'in esaretinden kurtuluşu vuku bulur. İşte Tuğrul Bey’in âlicenap bu yardım eli halifeyi ziyadesiyle memnun edecektir. Ve kendisine bir mektup yazarak doğu ve batı’nın hükümdarı ilan eder. Yetmedi o’nu ‘İslam’ın hamisi ve dirilticisi, Sultanü’l Müslim’in (Müslümanların Sultanıve ‘Kasım Emir’ül Müminin (her hususta Halifenin ortağı)’ unvanıyla taltif eder. Daha da yetmedi dünya hakanı ilan edip Tuğrul Bey’in şahsında tüm Türkler İslam’ın kılıcı bir itibar kazanır. Gerçektende hakanlarımız tarih boyunca kendilerini hep ‘İslam’ın hadimi’ (İslam’ın hizmetkârı) gördükleri için bu tür taltiflere mazhar olmaları gayet tabii durumdur. Kelimenin tam anlamıyla XI. yüzyılda İslam dünyasının gözde lideri Tuğrul Bey’den başkası değildir. Hatta Buveyoğulların hâkimiyetine son verdikten sonra Bağdat’ta halifenin kızı Seyyide Fâtıma el-Betül ile evlenme şerefine nail olur da.
Nasıl ki İstanbul'un fethiyle ilgili hadisi- şerifte Fatih Sultan Mehmed için pek çok işaret varsa, aynen öylede;
“Horasan’da Arap olmayan güzel yüzlü Hâkim bir insan zuhur edecek, onun adı da benimki gibi Muhammed olacak ve Buveyhîler’in tahakkümüne son verecektir. Horasan’dan büyük Dervazat'a değin fetihler yapacak karşısında tek bir silahlı kalıncaya kadar kılıcı bırakmayacak, İran, Irak ve Mekke hutbelerinde adı okunacaktır” mealinde nakledilen hadisi şerifte de Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’i tarif eden pek çok işaret vardır. Nasıl mı? İşte devletini Horasan’da kurması, hadis-i şerifte bahsi konu olan ülkelere hâkim olması, ‘Rükneddîn Ebû Talib Muhammed Tuğrul Bey’ adını taşıması ve nihayet Büveyhoğullarını ortadan kaldırması gibi pek çok işaret taşları o’nda ziyadesiyle zahir olmuştur.
Şu da bir gerçek; Türkler İslam öncesi tamamen yerleşik sayılmazlardı, ne zaman ki Anadolu topraklarına ayakbasmaya başladılar, işte o zaman imar ettikleri hanlarıyla, camileriyle, medreseleriyle, çeşmeleriyle Anadolu’nun vatanlaşması yolunda önemli mesafeler kat edeceklerdir. Hiç kuşkusuz bu noktada Selçuklu coğrafyasının yerleşik hayata geçmesinde Tuğrul Bey’in çok büyük katkı payı söz konusudur, bu inkâr edilemez. Zaten nasıl inkâr edilebilir ki; Tuğrul Bey fethettiği topraklarda dağınık halde yaşayan göçebe toplulukları bir araya getirip Selçukluyu kanatlandıracak bir devlet kurmayı başaran ilk Başbuğ Hakanımızdır. İster istemez o’nun bu toparlayıcı özelliği Müslümanların nezdinde Sultanü'l Müslimin olarak bağırlarına basmalarına yetmiştir. Elbette ki böylesi Hakan’ın toplum nezdinde güven kazanması ve itibar görmesine şaşmamak gerekir. Zira Tuğrul Bey’in yerleşik hayata geçmesinin en belirgin ispatı şu sözlerinde gizli:
“Kendime ev (saray) yapıp da yanında cami inşa etmezsem Allah’tan utanırım.”
Başka ne diyelim, işte görüyorsunuz, ardından bıraktığı maddi ve manevi pek çok eserleriyle gönüllerde ilelebet taht kurmuş Hakanımızdır o. Tabii Tuğrul Bey’in oğlu olmadığı için yerine Selçuklu Sultanı olarak Çağrı Beyoğlu Alparslan geçecektir. Şimdi emanet emin ellerdedir, artık kabrinde huzur içerisinde rahat uyuyabilirdi. Çünkü Anadolu kapılarını ardına kadar açacak Alparslan tarihe mührünü vuracaktır.
Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi...ugrul-bey.html