ALLAH –HÂŞÂ- EGOİST Mİ?

İmam Hatip Ortaokulunda görev yaptığını belirten bir takipçim, bir hocanın kendisine “Allah niçin egoisttir diye bir soru sorulsa buna nasıl cevap verirsiniz?” diye bir soru yönelttiğini belirterek bu konuda benim düşüncelerimi sordu.

Bu sorunun bir Müslüman için ne kadar “iç gıcıklayıcı” bir soru olduğunun farkındayım. Bununla birlikte şöyle bir Kur’an’a baktığımızda Allah hakkında ağıza alınmayacak başka ifade ve üslupların, müşrikler ya da ehl-i kitap tarafından söz konusu edildiği bize anlatılmaktadır. Bunlar arasında “Allah cimridir”, “Allah çocuk edindi”, “Allah yoruldu” gibi ifadeler hemen ilk anda aklımıza gelenlerden. Kur’an, bu “iç gıcıklayıcı” ifadeleri aktarmakta bir beis görmemiş. Aktarmış ama tek tek bunların saçmalığını delilleriyle ortaya koymuş. Şu halde bizim de “Allah egoisttir” ifadesi için benzer bir denemede bulunmamıza bir mâni yok. Zira bu tip sorulara bizler de her an muhatap olabiliriz.

Öncelikle şuradan başlayalım: Bir kimseyi “Allah’ın egoist olduğu” düşüncesine sevk eden muhtemel sebepler neler olabilir? İslam açısından düşünüldüğünde bunun muhtemel sebepleri arasında şunlar zikredilebilir:

a) Rabbimizin Kur’an’da “ulûhiyet merkezli (teosentrik) bir dil” kullanması. Gerçekten de Kur’an’ı okuyan kimse daha ilk âyetinden başlamak üzere her bir yerde Allah’ın övülmesi, yüceltilmesi, O’na tövbe istiğfar edilmesi ile karşılaşır. Dahası gerek kâinatta gerekse insanlar arasında yaşanan olaylarda hep ilahî takdir başrolde zikredilir.

b) Allah’ın kullarından kendisine ibadet etmelerini istemesi. İbadet edenleri cennetle, etmeyenleri cehennemle cezalandırması.

Peki bu iki husus, Allah’ın “egoist” olarak nitelenmesini haklı kılabilecek gerekçeler midir?

Bu soruya cevap verebilmek için önce “egoist” kelimesinin anlam çerçevesini netleştirmek gerekir. Egoist en yalın ifadesiyle “bencil” ve “kendi çıkarını düşünen kimse” olarak nitelenir. Peki “bencil” ne demektir? Sözlüklerde bencil “yalnızca veya öncelikle kendi çıkarını düşünen kimse” olarak tanımlanır. Sonuç itibarıyla “egoist” kelimesinin çağrıştırdığı ana tema “çıkar”dır. Sırf kendi çıkarını düşünmeyen veya öncelemeyen kimseye egoist denilmez. İkinci olarak bir egoistlikten söz edebilmek için benzer şartlara sahip birden fazla kişinin varlığını tasavvur etmek icap eder. Yani aynı durumda olan iki veya daha fazla kişi arasında bir egoizmden ve çıkar çatışmasından söz edilebilir.

Şimdi “Allah niçin egoisttir?” diye soru soran kişinin “Allah’ın yalnızca / öncelikle kendi çıkarını düşündüğü” ve "Allah ile diğer varlıkların eş seviyeli / aynı düzlemde varlıklar olduğu" fikrinden hareket ettiği anlaşılmaktadır. İşte bu iki nokta yanılgının temelini teşkil etmektedir.

Zira Allah’ın her türlü ihtiyaçtan uzak bulunuşu, aynı zamanda O’nun her türlü çıkar düşüncesinden de uzak bulunduğunu gösterir. Zira “çıkar / menfaat / maslahat” ancak ve ancak “kazanma ve kaybetme” endişesi olan bir kimse hakkında söz konusu olabilir. Aç kalma endişesi olan kimsenin hazırda yemek bulundurması onun çıkarınadır. Soğuk havada dışarı çıkan kişinin üstünü sıkı giymesi onun çıkarınadır. Savaşa giden kimsenin yanında silah götürmesi onun çıkarınadır. Ama, hiçbir kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan, zarar / ziyan ve kayba uğrama endişesi taşımayan bir varlığın herhangi bir şeyi kendi çıkarı için yapacağını düşünmek, tanrıyı insana benzeten antropomorfist [insan biçimci tanrı] yaklaşımından başka bir şey değildir.

Allah’ın zâtî sıfatları arasında yer alan “kıyam bi nefsihî”, O’nun ne var olma ne de varlığını sürdürme konusunda herhangi bir varlığa ihtiyacının olmadığını, kendi varlığını kendisinin devam ettirdiğini gösterir. Yine O’nun “muhalefetün li’l-havâdis” diye isimlendirilen sıfatı, kendisi gibi ezelî olmayıp sonradan var olan varlıklardan farklı olduğunu ifade eder. Bu iki özellik, Allah’ın zâtî / zorunlu / O’ndan ayrı düşünülemeyecek iki özelliğidir. Şimdi bu iki özelliğe sahip bir varlığın “egoist” olarak nitelenmesi, bu iki özelliğin mahiyeti ile taban tabana zıttır.

Egoist olmak, bir kimsenin kendisi ile aynı durumda olan varlıklara karşı kendi çıkarını öncelemesi anlamına gelir. Halbuki Allah, eşi, benzeri, zıddı olmayan bir varlıktır. O, Sameddir. Yani hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. Hal böyle iken ezelî ve ebedî, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir varlığın sınırlı, ölümlü, fani, âciz, zayıf varlıklara karşı egoist bir tavır takınmasını düşünmek, bu varlığın ya insanları kendi seviyesinde gördüğünü ya da kendisini insanlar seviyesinde gördüğünü gösterir. Oysa her iki düşünce de “hiçbir şey O’na denk değildir” âyetine taban tabana zıddır.

Şimdi şu soruyu soralım: Allah’ın Kur’an’da yer alan emir ve yasakları kimin çıkarına hizmet ediyor?

İslam âlimlerinin tümü şu konuda söz birliği etmiştir: Dinde yer alan emir ve yasakların temel amacı, insanların yararını [maslahatını] gerçekleştirmek ve onlardan zararı [mefsedeti] gidermektir. Şu halde din, tanrının çıkarını korumak için değil insanın hem bu dünyada hem de âhirette huzur ve mutluluğunu sağlamak içindir. Dahası, İslam âlimleri dini tanımlarken “akıl sahibi varlıkları, kendi hür iradeleriyle dünya ve âhirette huzur ve mutluluğa sevk eden ilahî hükümler bütünüdür” şeklinde tanımlarlar. Öyleyse dinde yer alan farzların da adam öldürme, içki içme, zina, hırsızlık, gıybet vb. haramların da çıkarı / maslahatı tamamen kullara dönüktür.

Rabbimiz, kendisinin sonsuz zenginlik sahibi olduğunu, hiçbir şeye muhtaç olmadığını şu sözleriyle belirtmiştir:

“Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur. Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir. Bu da Allah'a güç bir şey değildir.” (Fâtır, 15-15)

Peki Rabbimiz bizden niçin namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetleri istiyor? Bunda kendisinin çıkarı mı var? Elbette hayır! Kur’an’da bu ibadetlerin de aslında maslahat ve menfaatinin yine kullara dönük olduğu ayrı ayrı anlatılmıştır. Kişi bu ibadetleri yapmadığında azgınlaşmaya, taşkınlık etmeye, kendisini diğer insanlardan üstün görmeye, tekebbüre başlar. Oysa bu ibadetleri hakkıyla yapan birisi kendisinin kul olduğunu, diğer insanlar üzerinde bir hâkimiyetinin bulunmadığını, kâinatın bir Rabbi bulunduğunu kabul ve itiraf ederek nefsinin kötü arzularına, şeytanın vesveselerine kanmaz. Yani ibadetin menfaat ve maslahatı yine kula dönük olur.

Peygamberimizin (s.a.v.) belirttiğine göre Allah'ın kuluna olan rahmet ve merhameti, bir annenin çocuğuna olan merhametinden daha fazladır. Bir anne çocuğuna karşı egoistlik yapabilir mi? Hem sonra Allah kulunun Rabbidir rakibi değil ki!

Bu konu, aslında başlı başına bir kitap yazılabilecek uzunlukta ele alınmayı hak eden bir meseledir. Biz, tam da bu soruya mükemmel bir cevap olan bir hadisi kudsî ile sözü noktalayalım. Peygamberimiz’in (s.a.v.) belirttiğine göre Rabbimiz (c.c.) şöyle buyurmuştur:

***

“Kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz.

Kullarım! Benim hidâyet ettiklerim dışında hepiniz sapıtmışsınız. O halde benden hidâyet dileyin ki sizi doğruya ileteyim.

Kullarım! Benim doyurduklarım hariç, hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım.

Kullarım! Benim giydirdiklerim hariç, hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.

Kullarım! Siz gece-gündüz günah işlemektesiniz, bütün günahları afveden de yalnızca benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayayım.

Kullarım! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki, zarar verebilesiniz. Bana fayda vermeye gücünüz yetmez ki, fayda veresiniz.

Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız cinleriniz, en müttaki bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümde herhangi bir şey arttırmaz.

Kullarım! Evveliniz âhiriniz, insanınız cinleriniz, en günahkâr bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümden en küçük bir şey eksiltmez.

Kullarım! Evveliniz âhiriniz, insanınız cinleriniz bir yerde toplanıp benden istekte bulunacak olsalar, ben de her birine istediğini versem, bu benim mülkümden ancak, iğne denize daldırılıp çıkarıldığında denizden ne kadar eksiltebilirse işte o kadar azaltır. (Yani hiç bir şey eksiltmez.)

Kullarım! İşte sizin amelleriniz. Onları sizin için saklar, sonra onları size iâde ederim. Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.” (Müslim)

(Soner Duman /16.Mayıs.2017/Salı)