Etiketlenen üyelerin listesi

Bir kardeşimin makalesini okumanızı öneririm. KUR’AN’I, EHL-İ KUR’AN(!)’IN ELİNDEN KURTARMAK İçinde yaşadığımız toplumda pek hoşlanmadığımız, ama içinde gerçekliği de barındıran bir söz vardır: “Sen Müslümansan eğer, ben Müslüman değilim…” Kur’an okuduğunu, anladığını, yaşadığını iddia eden bazı kişilerin söylemleriyle, kimliklerinin uyuşmadığını görünce, ister istemez, Ehl-i Kur’an böyle olmamalıydı diyebiliyoruz. “Ehl-i Kur’an” olduklarını iddia edenlerin bazılarının bu sapmaları ne

Bu konu 226 kez görüntülendi 2 yorum aldı ...
Kur’an’ı, ehl-i kur’an(!)’ın elinden kurtarmak 226 Reviews

    Konuyu değerlendir: Kur’an’ı, ehl-i kur’an(!)’ın elinden kurtarmak

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 226 kez incelendi.

  1. #1
    Kaptan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    09-01-2012
    Mesajlar
    13.007
    Adı geçen
    36 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Kaptan

    Bir kardeşimin makalesini okumanızı öneririm.

    KUR’AN’I, EHL-İ KUR’AN(!)’IN ELİNDEN KURTARMAK

    İçinde yaşadığımız toplumda pek hoşlanmadığımız, ama içinde gerçekliği de barındıran bir söz vardır: “Sen Müslümansan eğer, ben Müslüman değilim…”

    Kur’an okuduğunu, anladığını, yaşadığını iddia eden bazı kişilerin söylemleriyle, kimliklerinin uyuşmadığını görünce, ister istemez, Ehl-i Kur’an böyle olmamalıydı diyebiliyoruz. “Ehl-i Kur’an” olduklarını iddia edenlerin bazılarının bu sapmaları ne yazık ki itikâdî boyutlara da varmaktadır.

    İşte bu nevzuhur gruplardan bazıları:

    - Elçilere verilen mucizeleri “basit tabiat olaylarıdır” diye nitelendirerek inkâr edenler.
    - Sâlâtı ikame etmenin dosdoğru namaz kılmak anlamına gelmeyeceğini, eğitime destek anlamında olduğunu söyleyenler.
    - “Kâbe tapılan bir dikili taşlardan biridir” diyerek hacda tavaf edenleri müşrik olarak görenler.
    - “Hac, tartışmaktır” diyerek, Arabistan’a gitmek gerekmediğini söyleyenler.
    - “Zekât manevî arınmadır” diyerek, ceplerinde akrep bulunduranlar.
    - “Beyt ev değil, sistemdir” diyerek Kâbe’yi yok sayanlar.
    - Kelime-i tevhid’de, Muhammedun Resulullah diyenleri, tevhide ilâvede bulunmaktan dolayı mahkûm ederek müşriklikle suçlayanlar.
    - Allah’ın kurban kesmek diye bir emri olmadığını; Allah’a pay ayıranların kınandığından hareketle, kurban kesmenin şirk ameli olduğunu söyleyenler.
    - İnatla Kur’an’da hanımlar için tesettür ayetini bulamayanlar.
    - Kur’an’ı bazı sayılara mahkûm ederek bir matematik şifre kitabı gibi görenler.
    - İslam’ı sadece ekonomik bir modelmiş gibi göstererek, tüm derdi herkesi rızık noktasında eşitlemek olanlar.
    - Meleklerin varlığını inkâr ederek, melek kelimesine kudret anlamı yüklemeye çalışanlar.
    - “Kur’an apaçıktır” diye karşı cenaha bangır bangır söylediği halde, Kur’an ayetlerine Arapça lügatte bile olmayan anlamlar vererek bugüne kadar bu ayetlerin anlaşılamadığını imâ edenler, Kur’an’ın sadece kendisine apaçık olduğunu düşünenler.

    Kısacası yaşayan sahih sünneti inkâr ederek, kelimelere yeni anlamlar yükleyerek laf ebeliği yapanlar, eylemsiz bir din özleyenler…

    Rabbimiz bizim gibi bir beşer olan, kendi içimizden, yiyen, içen, evlenen, çarşılarda dolaşan, savaşan, ailesini/devletini idare eden, kimilerinin kullandığı kavram olan “seremonik” ibadetler yapan bir elçi vasıtasıyla bir Kitap indirmekle bize lütfetmiştir. Bunun için ne kadar şükretsek azdır. Çünkü bugün elçisiz bir Kitap anlayışı geliştirenlerin eline kalırdık, Allah korusun…

    Rabbimiz dileseydi, elçi olmadan da Kitap gönderebilirdi. O zaman, örnek alınabilecek bir uygulayıcı/uygulatıcı ihtiyacı belirecekti. Bugün kavram kargaşası çıkaranlar, kelimelerin içini boşaltarak Kur’an’ı âtıl/eylemsiz bırakacak çabalar içindeler. (namazsız, abdestsiz, oruçsuz, zekatsız, hacsız, cihadsız)

    Bugün sahih sünneti tanımayanlara şu soruyu soralım: "Rabbimiz, bu Kitabı Elçi olmadan gönderseydi hayatınızda bir şey değişecek miydi?" (değişmezdi tabii ki)

    Elçi’nin kelime anlamının “gönderilmiş”(resul, irsal, mürsel) olması bile, “Kitabın yaşanması için Kitap harici başka bir kaynağa başvurulmaz, başvurulursa bu, Kur’an’ı yetersiz görmektir” tezini çürütüyor âdeta.

    Mütevâtir olarak bize ulaşan “Sahih Sünnetin” kaynağı yine Kur’an’dır ve kesinlikle Kur’an’a aykırı olması mümkün değildir; aykırı olan da zaten sahih sünnet değildir.

    Bizden, sahih iman sahibi geçmişimizle irtibâtımızı kesmemizi isteyenlerin niyeti artık açığa çıkmıştır: Bu sâyede kelimelere istedikleri anlamı, hem de genellikle mecaz anlamı vermek. Bu konuda lügatlerden, tarihî bilgilerden faydalanmaları da kendi tezlerine ters düşmektedir halbuki…

    Kur’an’ı anlamak/yaşamak için lügatlerden, tarihten, hatta müşriklerin görüşlerinden faydalanırken “Kur’an yetersiz midir ki?” sorusu sorulmuyor; ama sahih sünnetten faydalanınca bu soru sorulabiliyor… (Bu soru aslında geçmişte büyük bir oyunun parçası olanların sorusuna benziyor: “Kur’an mahlûk mudur, değil midir?”)
    Rabbimiz birçok ayetinde, atalar dinine bağlanmayı eleştirir. Tabiidir ki, biz de mü’min olarak aynı şekilde eleştirmek durumundayız. Bugün bazıları, buradan hareketle; Kur’an dışında başka bir kaynaktan faydalananları, Elçi’nin uygulamalarına uymaya çalışanları hemen, bir çırpıda atalar dinine bağlı olmakla itham ediyorlar. Fakat unuttukları ve unutturmaya çalıştıkları şu ayetler bir şamar gibi yüzlerine iniyor…

    Rabbimiz şu ayetlerde, elçi bile olmayan kişilere uymamızı emrediyor:

    TEVBE 100: Muhâcirlerden ve Ensârdan (İslâm'a girmekte) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce TÂBÎ OLANLAR... Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.

    TÛR 21: İman eden ve nesilleri de İMAN KONUSUNDA KENDİLERİNİN YOLUNA UYANLAR var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.

    Rabbimiz, yukarıda zikredilen ayetlerinde bize “elçi bile olmayanlara” uymamızı emredecek; ama “güzel örnek olan”, hayatı “yaşayan/yürüyen Kur’an” olan Elçi’nin sahih sünnetine uymayı yasaklayacak, hatta Kur’an’a eş koşmak olarak nitelendirecek, öyle mi? Bu nasıl hüküm vermektir?

    “Sünnet kelimesi Kur’an’da Allah’ın Sünneti şeklinde geçer, Elçi’nin sünnetinden bahsetmez” diyenlere bu iki ayet bir şeyler söylüyor mu acaba? Duymak isteyenlere, duyanlara selam olsun…

    Oğuz Bakar

  2. #2
    bi husben - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-03-2007
    Mesajlar
    4.948
    Adı geçen
    4 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @bi husben
    Alıntı Kaptan Nickli Üyeden Alıntı
    Bir kardeşimin makalesini okumanızı öneririm.

    KUR’AN’I, EHL-İ KUR’AN(!)’IN ELİNDEN KURTARMAK

    İçinde yaşadığımız toplumda pek hoşlanmadığımız, ama içinde gerçekliği de barındıran bir söz vardır: “Sen Müslümansan eğer, ben Müslüman değilim…”

    Kur’an okuduğunu, anladığını, yaşadığını iddia eden bazı kişilerin söylemleriyle, kimliklerinin uyuşmadığını görünce, ister istemez, Ehl-i Kur’an böyle olmamalıydı diyebiliyoruz. “Ehl-i Kur’an” olduklarını iddia edenlerin bazılarının bu sapmaları ne yazık ki itikâdî boyutlara da varmaktadır.

    İşte bu nevzuhur gruplardan bazıları:

    - Elçilere verilen mucizeleri “basit tabiat olaylarıdır” diye nitelendirerek inkâr edenler.
    - Sâlâtı ikame etmenin dosdoğru namaz kılmak anlamına gelmeyeceğini, eğitime destek anlamında olduğunu söyleyenler.
    - “Kâbe tapılan bir dikili taşlardan biridir” diyerek hacda tavaf edenleri müşrik olarak görenler.
    - “Hac, tartışmaktır” diyerek, Arabistan’a gitmek gerekmediğini söyleyenler.
    - “Zekât manevî arınmadır” diyerek, ceplerinde akrep bulunduranlar.
    - “Beyt ev değil, sistemdir” diyerek Kâbe’yi yok sayanlar.
    - Kelime-i tevhid’de, Muhammedun Resulullah diyenleri, tevhide ilâvede bulunmaktan dolayı mahkûm ederek müşriklikle suçlayanlar.
    - Allah’ın kurban kesmek diye bir emri olmadığını; Allah’a pay ayıranların kınandığından hareketle, kurban kesmenin şirk ameli olduğunu söyleyenler.
    - İnatla Kur’an’da hanımlar için tesettür ayetini bulamayanlar.
    - Kur’an’ı bazı sayılara mahkûm ederek bir matematik şifre kitabı gibi görenler.
    - İslam’ı sadece ekonomik bir modelmiş gibi göstererek, tüm derdi herkesi rızık noktasında eşitlemek olanlar.
    - Meleklerin varlığını inkâr ederek, melek kelimesine kudret anlamı yüklemeye çalışanlar.
    - “Kur’an apaçıktır” diye karşı cenaha bangır bangır söylediği halde, Kur’an ayetlerine Arapça lügatte bile olmayan anlamlar vererek bugüne kadar bu ayetlerin anlaşılamadığını imâ edenler, Kur’an’ın sadece kendisine apaçık olduğunu düşünenler.

    Kısacası yaşayan sahih sünneti inkâr ederek, kelimelere yeni anlamlar yükleyerek laf ebeliği yapanlar, eylemsiz bir din özleyenler…

    Rabbimiz bizim gibi bir beşer olan, kendi içimizden, yiyen, içen, evlenen, çarşılarda dolaşan, savaşan, ailesini/devletini idare eden, kimilerinin kullandığı kavram olan “seremonik” ibadetler yapan bir elçi vasıtasıyla bir Kitap indirmekle bize lütfetmiştir. Bunun için ne kadar şükretsek azdır. Çünkü bugün elçisiz bir Kitap anlayışı geliştirenlerin eline kalırdık, Allah korusun…

    Rabbimiz dileseydi, elçi olmadan da Kitap gönderebilirdi. O zaman, örnek alınabilecek bir uygulayıcı/uygulatıcı ihtiyacı belirecekti. Bugün kavram kargaşası çıkaranlar, kelimelerin içini boşaltarak Kur’an’ı âtıl/eylemsiz bırakacak çabalar içindeler. (namazsız, abdestsiz, oruçsuz, zekatsız, hacsız, cihadsız)

    Bugün sahih sünneti tanımayanlara şu soruyu soralım: "Rabbimiz, bu Kitabı Elçi olmadan gönderseydi hayatınızda bir şey değişecek miydi?" (değişmezdi tabii ki)

    Elçi’nin kelime anlamının “gönderilmiş”(resul, irsal, mürsel) olması bile, “Kitabın yaşanması için Kitap harici başka bir kaynağa başvurulmaz, başvurulursa bu, Kur’an’ı yetersiz görmektir” tezini çürütüyor âdeta.

    Mütevâtir olarak bize ulaşan “Sahih Sünnetin” kaynağı yine Kur’an’dır ve kesinlikle Kur’an’a aykırı olması mümkün değildir; aykırı olan da zaten sahih sünnet değildir.

    Bizden, sahih iman sahibi geçmişimizle irtibâtımızı kesmemizi isteyenlerin niyeti artık açığa çıkmıştır: Bu sâyede kelimelere istedikleri anlamı, hem de genellikle mecaz anlamı vermek. Bu konuda lügatlerden, tarihî bilgilerden faydalanmaları da kendi tezlerine ters düşmektedir halbuki…

    Kur’an’ı anlamak/yaşamak için lügatlerden, tarihten, hatta müşriklerin görüşlerinden faydalanırken “Kur’an yetersiz midir ki?” sorusu sorulmuyor; ama sahih sünnetten faydalanınca bu soru sorulabiliyor… (Bu soru aslında geçmişte büyük bir oyunun parçası olanların sorusuna benziyor: “Kur’an mahlûk mudur, değil midir?”)
    Rabbimiz birçok ayetinde, atalar dinine bağlanmayı eleştirir. Tabiidir ki, biz de mü’min olarak aynı şekilde eleştirmek durumundayız. Bugün bazıları, buradan hareketle; Kur’an dışında başka bir kaynaktan faydalananları, Elçi’nin uygulamalarına uymaya çalışanları hemen, bir çırpıda atalar dinine bağlı olmakla itham ediyorlar. Fakat unuttukları ve unutturmaya çalıştıkları şu ayetler bir şamar gibi yüzlerine iniyor…

    Rabbimiz şu ayetlerde, elçi bile olmayan kişilere uymamızı emrediyor:

    TEVBE 100: Muhâcirlerden ve Ensârdan (İslâm'a girmekte) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce TÂBÎ OLANLAR... Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.

    TÛR 21: İman eden ve nesilleri de İMAN KONUSUNDA KENDİLERİNİN YOLUNA UYANLAR var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.

    Rabbimiz, yukarıda zikredilen ayetlerinde bize “elçi bile olmayanlara” uymamızı emredecek; ama “güzel örnek olan”, hayatı “yaşayan/yürüyen Kur’an” olan Elçi’nin sahih sünnetine uymayı yasaklayacak, hatta Kur’an’a eş koşmak olarak nitelendirecek, öyle mi? Bu nasıl hüküm vermektir?

    “Sünnet kelimesi Kur’an’da Allah’ın Sünneti şeklinde geçer, Elçi’nin sünnetinden bahsetmez” diyenlere bu iki ayet bir şeyler söylüyor mu acaba? Duymak isteyenlere, duyanlara selam olsun…

    Oğuz Bakar
    Bu yazıyı nerden alıntıladın
    oğuz bakar çok eskiden iktibas forum vardı onu ordan tanıyorum

  3. #3
    Kaptan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    09-01-2012
    Mesajlar
    13.007
    Adı geçen
    36 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Kaptan
    Evet İktibasta yazıyordu. Face sayfası var bir kardeşimiz paylasmisti.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 30-08-2012, 11:58
  2. Neden zaman imânı kurtarmak zamanıdır ?
    By AynAlı in forum RİSALE-İ NUR
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 02-01-2012, 23:25
  3. Örtüyü kurtarmak hadisesi
    By İsmail in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09-04-2011, 04:28
  4. Er Ryan'ı kurtarmak
    By halidali in forum SERBEST KÜRSÜ
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30-11-2007, 22:36
  5. Neden zaman imânı kurtarmak zamanıdır?
    By Erhan in forum RİSALE-İ NUR
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 30-09-2006, 16:21

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş