Etiketlenen üyelerin listesi

BİR MALI SATIN ALMAK İÇİN İNCELERKEN MALIN TELEF OLMASI / HASARLANMASI Çarşı-pazarda, markette, ayakkabıcı, giyim mağazası, kitapçı vb. yerlerde alışveriş yaparken satın almayı düşündüğümüz malı alır inceleriz. Bizim malı incelediğimiz esnada malın başına bir şey gelse ne olur? Örneğin bir giyim mağazasında elbiseyi denerken elbise patlayıp yırtılsa, bir kitapçıda çocuğumuza suluboya almak isterken boya kutusu elimizden düşüp kırılsa, bir markette aldığımız makarna paketi elimizden düşerek

Bu konu 208 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
Bir mali satin almak için incelerken malin telef olmasi / hasarlanmasi 208 Reviews

    Konuyu değerlendir: Bir mali satin almak için incelerken malin telef olmasi / hasarlanmasi

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 208 kez incelendi.

  1. #1
    Ehl-i Sünnet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    05-02-2011
    Mesajlar
    3.041
    Adı geçen
    3 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Ehl-i Sünnet

    BİR MALI SATIN ALMAK İÇİN İNCELERKEN MALIN TELEF OLMASI / HASARLANMASI

    Çarşı-pazarda, markette, ayakkabıcı, giyim mağazası, kitapçı vb. yerlerde alışveriş yaparken satın almayı düşündüğümüz malı alır inceleriz. Bizim malı incelediğimiz esnada malın başına bir şey gelse ne olur? Örneğin bir giyim mağazasında elbiseyi denerken elbise patlayıp yırtılsa, bir kitapçıda çocuğumuza suluboya almak isterken boya kutusu elimizden düşüp kırılsa, bir markette aldığımız makarna paketi elimizden düşerek patlasa, bir züccaciyecide baktığımız fincan takımı kırılsa ne olur?

    Burada iki durumu birbirinden ayırt etmek gerekir:

    1. Bir malı satın almayı düşündüğünü ifade ederek teslim almak (sevm-i şirâ)

    Bir kimse, mal sahibi ile malın fiyatı üzerine konuşmuş, malı satın almaya karar vermiş olarak ona "malı bana teslim et, razı olursam satın alacağım" demiş ve mal sahibinin izniyle malı elinde bulunduruyorsa artık malın sorumluluğu ona geçmiştir. Bunu sağlayan şey fiyatın belli olması ve kişinin malı sırf bakmak için değil satın almaya karar verdikten sonra almış olmasıdır. Bu malın başına bir şeyin gelmesi iki şekilde olur:

    a) Malı elinde bulunduran kişinin malı bilerek-isteyerek telef etmesi / tüketmesi / hasarlı hale getirmesi.

    Bu durumda kişinin satım bedelini ödemesi gerekir. Çünkü onun bu yaptığı, delaleten satım akdine razı olmak, icabı kabul etmektir.

    b) Malı elinde bulunduran kişinin elinde malın onun isteği dışında telef olması

    Bu durumda malı elinde bulunduran kişinin satım bedelini değil malın telef olduğu esnadaki piyasadaki gerçek değerini ödemesi gerekir. Mesela gerçek değeri 50 Tl olan bir fincan takımı indirime girip 30 TL'ye satılıyor olsa, bir kimse onu satın almaya karar verdikten sonra mağaza sahibine "şu takımı bir açıp bakayım da içinde kırık vb. var mı?" dedikten sonra kutuyu alırken elinden düşürse bu kişinin ödemesi gereken bedel 30 TL değil, 50 TL olur. (Mağaza sahibi 30 TL'ye razı olursa o başka)

    2. Bir malı henüz satın almaya karar vermeden önce görüp incelemek için elde bulundurmak (Sevm-i nazar)

    Bir kimse henüz satın almaya karar vermediği bir malı alıp almayacağına karar vermek üzere incelemek üzere alsa veya bir kimseye göstermek üzere alsa ve bu esnada malın başına bir şey gelse mal kişinin elinde emanet hükümlerine tabi olur.

    Buna göre, bir kimse bir kitapçıda yeni gördüğü bir kitabı incelerken kitap onun kusuru olmaksızın kopup dağılsa, bir kimse elbise mağazasında elbiseyi denerken kendi kusur ve ihmali olmaksızın elbisenin başına bir şey gelse bunu tazminle yükümlü olmaz. Burada ölçü, kişinin malı almaya karar vermemiş olması ve satıcı ile bu yönde bir anlaşma yapmamış olmasıdır. Vallahu a'lem.

    (Soner Duman /09.Nisan.2017/Pazar)

  2. #2
    DostunDostu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    30-09-2013
    Mesajlar
    5.720
    Adı geçen
    15 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @DostunDostu
    Bu hükümlerin çoğu ayet ve hadislerden değil hukuk felsefesi yapılarak üretilmiştir. Başka bir deyişle bu hükümler akıl ve mantık işletilerek üretilmiştir. Bugünün modern çağında birçok mal el değmeden üretilmektedir. Sanayi çağında yaşıyoruz. Bolluk var. Bu mal bolluğu nedeniyle tüccarlar artmıştır. Rekabet sebebiyle tüketiciye tanınan haklar artmıştır. Günümüzde birçok mağaza ürün mağazadan dışarı çıkmadan telef olursa hiçbir bedel almamaktadır. Avrupa'da karşılaştığım durum, kasada parası ödendikten sonra mal torbadan düşüp kırılsa dahi müşteri mağazayı henüz terk etmediği için malın aynısını veriyorlar. Tabi şu durum var, müşteri kasıtlı olarak kaldırıp yere çarpar ve malı telef ederse o ayrı. Kamera kayıtları burada delil teşkil etmektedir. Böyle bir durumda bırakın malın bedelini kamu düzenini bozmaktan dahi ceza verilebiliyor.

    Bütün mesele bir şeyi içinde bulunduğu çevre şartları içinde değerlendirmektir. Her bir husus için hüküm çıkartıp kitaplaştırmak mümkün değildir. Bu işin sırrı sağlıklı akıl ve mantık yürütme melekesidir, felsefedir. Hakim ve savcılar hukuk felsefesine ve buradan hikmet üretmeye kabil olsalar karşılaşacakları davalarla ilgili içtihad üretebilirlerdi. Kanımca islâm ümmetinin ilk dönemlerde yaptığı şey bundan farklı bir şey değildi. Günümüz ümmeti Avrupa uygarlığı karşısında malesef özgüvenini yitirdiği için eski hükümlere sarılıyor ve bu hükümlerin oluş sırrını anlamaya çalışmıyor. Hatta bu işin nasıl olduğunu söyleyenlere ''sus sen falan alime karşı mı geliyorsun'' şeklinde sefilce bir savunma pozisyonuna geçiyor. Bu sefil savunma psikosu fanatizmden geldiği için kendi karşıtını oluşturuyor. İki zümre var: Külliyata anlamadan sarılanlar V.S külliyata anlamadan saldıranlar. Al birini vur ötekine.. Oysa sağlıklı olan fikir odur ki islâm külliyatını belli bir oluş sürecinin kilometre taşları olarak kabul eder ve bu külliyata hürmet ederek ilerilere yeni kilometre taşları dikmeye çalışır. Var mı böyle bir kesim? Şöyle bakıyorum da hep geçmişi istismar ederek egosunu tatmin etmeye veya buradan bir statüko elde etmeye çalışanlardan ibaret bir toplum. Anlaşılan o ki hastalığımız nefsîdir. Nefsî hastalıkların ilacı ise tarikat dükkanındadır. Bu devirde tarikat olmaz diyenler malesef bu ince hususu göremediler, dalalete saptılar. Oysa dikkatli bakacak olursanız islâm ümmeti nefis terbiyesine bu devirde muhtaç olduğu kadar hiçbir devirde muhtaç olmadı...

    Çalışacağız, hikmet üreteceğiz, bu çerçevede örgütleneceğiz ve iyi işler yapacağız. İlmi irfana, irfanı hikmete, hikmeti ise hakikate teslimiyet davasında işleteceğiz. İslâm davası sloganlarla ve ucuz laflarla yürüyecek bir dava değildir. Bu dava yeryüzü cennetini kurmayı ve bu cennete tüm insanlığı özendirmeyi amaçlar. İşin dünya ayağı budur. Ahiret mi? Ona cevabım, madem dünya ahiretin tarlasıdır, o halde dünya davası bu tarlayı cennete layık mahsülleri üretecek güzellikte ele almak ve bu çerçevede kendine has estetik ve diyalektiğine kavuşturmakla yükümlüdür. Bu tarlada çirkinliğin ve iğrençliğin yeri olamaz.
    Konu DostunDostu tarafından (09-04-2017 Saat 21:18 ) değiştirilmiştir.
    Bir toplum nefslerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Rad, 11
    «Sen değişmeden hiçbir şey değişmeyecek»

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 04-02-2012, 16:27
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23-04-2008, 10:21
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24-08-2007, 19:36
  4. Meşayihtan Feyz Almak Için Gerekli şartlar
    By yakup_1 in forum RÛHUL FURKAN
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11-06-2007, 11:58
  5. Allah rızası için almak isteyen var mı?
    By ebuhatim in forum Dua Talepleri
    Cevaplar: 30
    Son Mesaj: 07-06-2007, 09:36

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş