Soru: Osmanlı Devletinin gerçek kuruluş tarihi 1299’mudur?

Cevap: Bir değerli tarihçimizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H. 699/M. 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu, böylece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olunmuştur... Rivayette Osman Gazi adına hutbe okunması, bağımsızlık tarihi Karacahisar’ın fethi ile (1288) değil, 1299 olarak tesbit edilmiştir” (1). Ancak bu rivayetlerin daha “sonraki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş” (2) olduğu da söylenmektedir. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hükümdar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde isminin bulunması gerekmektedir (3). Bu sebeple Prof. Dr. Halil İnalcık Osmanlı Devletinin gerçek kuruluş tarihinin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle yazar:

“...Biz, Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 27 Temmuz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlamanın daha uygun olacağını düşünmekteyiz” (4, 5).

Hasırcızade Metin Hasırcı’da benzer şekilde kuruluşun 1301 yılında olduğunu savunur ve eserinde şunları söyler: “Sultan Alâaddİn'in tahttan indirilmesi ile Selçuklu Devleti ortadan kalkmış oldu. Bütün uç beyleri istiklallerini ilan ettiler. Osman Gazi Hazretleri de kendi hükümetinde müstakil oldu ve bunun nişanı olarak, artık hutbeler de Osman Gazi adına okunuyordu. Böylece Osman Gazi H. 700 (M. 1301) senesinde umumun biatini almış oluyordu. Sultan Osman, artık tahta oturmuş ve Kayı aşireti, Osmanlı Devleti olmuştu...” (6).

Yine Prof. Dr. İnalcık, andığımız makalesinde "... aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”(4) ifadesini kullanır. Prof. Dr. İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise "... Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişimlerde bulunmaktadır” (7) der (8).

Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devleti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü ise Türk Tarih Encümeni’nden, Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır (9). Son olarak da Neumann el attı konuya (10).

Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır. Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeninden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini istemektedir. Encümen bu görevi müellifimize verir. Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te, bu yazı/rapor ortaya çıkar. Yazar, belki raportör demek lazım, öncelikle eski tarihleri incelemiş, “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır.

Kendisine tanınan süre zarfında Uküdu’l-CumântAynî Târîhi, Câm-ı Cem-Ayin, Heçt Behiçt, Derviş Mehmed b. Şeyh Ramazan’ın Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’, Lütfî Paşa ('Tevârîh-i Âl-i Osman), Mir’at-i Kâinat, Tâcü’t-Tevârîh, Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr, Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh, Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr, Müneccimbaçı Târîhi, Hadîkatü’l-Mülûk, Fihris-i Düveli, Şemdânîzâ- de’nin Mür’îü’t-Tevârîh, Hayrullah Efendi Târîhi, Resmî Sâlnâme (1330), Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir.

İlgili fıkraları tek tek gösterir ve bunların mütalaası sonucu H. 699/M. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder. İncelemesi sırasında ayrıca, “keyfiyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş; fakat bu törenin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır (11).

Neumann’ın açıklamalarına da bakacak olursak: Nitekim 1299 tarihi, onaltıncı yüzyıldan itibaren Osmanlıların devlet ideolojisinde yer edinmiş bir hikâyeye dayanıyor. Osman Gazi bazı fetihlerini Konya'da hüküm süren Selçuklu sultanı III. Alâ ed-Din Keykubad’a bildirmek istediğinde, İran’ı elinde tutan İlhanlı Gazan Han’ın onu götürdüğünü duyar. Oğuz beyleri böylece Selçukluların saltanatının bittiğine kanaat getirirler ve Osman Gaziye biat ederler, yani onu sultan olarak kabul ederler (12). Hikâyenin dikkat çekici bir yanı, törenin şeriattan çok Oğuz töresiyle ilgili olmasıdır. Hutbe ve sikke yok, beylerin lider tayin edip emrine geçmeleri var. Osmanlıların kendilerini meşrulaştırmak için birden fazla yollan vardı.

Bu hikâye belli ki sonradan yaratılmış bir anlatım, maksadı da barizdir. Daha önce meşru bir hükümdar sayılmış Selçuklu sultanının sadık bir hudut beyi olan Osman Gazi isyan etmeden nasıl bağımsız olabilir? Bunun çaresi, Selçukluların kendiliğinden yok olması ve Osman’ın seçilmesidir. Alternatif hikâyeler de vardı, ancak aynı derecede inanılırlığa sahip gözükmüyorlardı. Tarihçi Neşri, Sultan Alâ ed-Din’in oğlu olmadığını, bunun için tabi ve alem, yani davul ile sancak göndererek Osman Gaziyi halef yaptığını yazar (13). Ne yazık ki, Selçuklu hanedanının devam ettiği, tabi ve alemin de sultana tabi bir beyin alametleri olduğu Neşrinin yazdığı zamanda henüz yeterince unutulmamış olacak, bu versiyon pek tutulmadı.

Bütün bu bağımsızlık hikâyeleri onbeşinci ve onaltıncı yüzyılda hicri 699 senesine tarihlendiriliyordu. Ancak o yıl III. Alâ ed-Din Keykubad ne İran’a kaçırılmış ne de Neşri’nin yazdığı gibi ölmüştü (14). Daha ilginci, o hicri yılın dört ayı 1299 senesine, sekizi 1300’e tesadüf eder (15).

Sonuç olarak; bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığı düşünülürken, Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye (16), İnalcık’tan Kafadar’a- devletin hangi ay ve günde, hattâ hangi yılda kurulduğu üzerinde durmuyor artık. Zamanını değil nasılını anlamaya çalışıyorlar. Kaynak sayısının artması neredeyse imkânsız hâle geldi; bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar (5). Pozitif tarihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kurucusu efsanevî olabilir; ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor (17). İtibarî tarihe (1299) “inanıyoruz”; büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu, bunun üzerinde durmanın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünüyoruz (18).

Hülasa, bu bir süreç. Neumann bize asıl anlaşılması, tartışılması gerekenin işte bu süreç olduğunu, Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı, “ortaya çıktığı’nı hatırlatıyor (19).

Tarih yazılmaya devam ediyor…


Aziz KARACA (23.03.2017)






Kaynaklar:
1. Halil İnalcık, “Osmanlı Devletinin Kuruluş Problemi”, Doğu Bati, Mayıs- Haziran-Temmuz 1999, S. 7, s. 9-22.
2. İlber Ortaylı, “Halil İnalcık İle Söyleşi”, Cogito, Yaz-1999, Sayı 19, Osmanlılar Özel Sayısı. s. 25- 40.
3. Ortaylı İ, aynı yer, İnalcık, a.g.m.
4. İnalcık H, a.g.m.
5. Halil İnalcık, “How to Read ‘Âshık Pasha-zade’s History”, Essays in Ottoman History, İstanbul 1998, s. 31-50.
6. Hasırcızade Metin Hasırcı, Büyük Osmanlı Tarihi, Merve Yayınları; 2003. c. 1, s. 45-6.
7. Ortaylı İ, aynı yer.
8. Ahmet Vehbi Ecer, Osmanlı Devleti'nin İstiklâl Hutbesini Okuyan Devlet Adamı Dursun Fakih. Halil İnalcık (Ed.); Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. Ankara 1999. c. 1, s. 181.
9. Efdaleddin (Tekiner), “İstiklâl-i Osmânî Târîh ve Günü Hakkında Tedkî- kât”, TOEM, V/25 (Nisan 1330), s. 36-48.
10. Christoph K. Neumann, “Devletin Adı Yok - Bir Amblemin Okunması”, Cogito, Yaz-1999, Sayı 19, Osmanlılar Özel Sayısı. s. 268-80.
11. Ahmet Nezihi Turan, Osmanlı Devletî Ne Zaman Kuruldu?. Halil İnalcık (Ed.); Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. Ankara 1999. c. 1, s. 190.
12. İbn Kemal. Tes'ârih-i Âl-i Osman: /. Defter, haz. Şerafettin Turan. Ankara. 1970. s.136.
13. Mehmed Neşri. Kitâb-ı Cihan-Niimâ: Neşri Tarihi, Ankara. 1949, haz. Faik Reşit Unat, Mehmed A. Köymen. c.l, s. 108-9.
14. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi (2. baskı, İstanbul. 1984, s.618-29. 683-84. Gazan Han'ın 1299 Suriye seferine çıktığına göre kendiliğinden ona gitmiş olan III. Alâ ed-Din Keykubad o zamana kadar Konya’ya dönmüş olacak.
15. Christoph K. Neumann, a.g.e. s. 270.
16. HA Gibbons'un başını çektiği bir grup Batıl araştırmacıya göre, "Selçuklular’ın Bizans sınırında uç olarak yerleştirdikleri Ertuğrul Gaziye bağlı beyler dörtyüz çadırdan oluşan küçük bir topluluktu. Uç’larda bu toplulukla ilişkilerde bulunan yerli Hristiyan halk kitleler halinde Müslümanlığı kabul ederek onlara katılınca nüfusları hızla arttı. İşte Osmanlı Devleti’ni göçebe Türklerle, sonradan Müslümanlığı kabul eden yerli halkın karışımından oluşan bu yerli ırk (Osmanlı ırkı) kurmuştur. Ertuğrul Gaziye bağlı dörtyüz çadırdan oluşan topluluk ise her türlü devlet yönetme ve siyaset kültüründen yoksun göçebelerdi. Böyle göçebe bir topluluğun, Doğu Roma’yı yıkarak büyük bir devlete dönüşmesi mümkün değildi.

Gibbons'un teorisini şiddete eleştiren Fuad Köprülüye göre ise. "Selçuklular tarafından Bizans sınırına uç olarak yerleştirilen Ertuğrul Gazi ve Osman Bey'in yönetimindeki aşiretler dörtyüz çadırdan oluşan devlet yönetme ve siyaset kültüründen yoksun bir topluluk değildi. Tersine, eski Türk devletlerinden Selçuklulara devredilen köklü bir siyasi kültürün mirasçısıydılar. Bu sayededir ki, Selçuklu Devleti yıkılınca Osman Bey uçtaki öteki Türk beylerini kendisine bağlayarak istiklalini ilan edebilmiştir (D. Mehmet Doğan, Osmanlıda Devlet Yönetimi. Mustafa Armağan ve Heyet; Osmanlılar Ansiklopedisi, İz Yayıncılık (Yeni Şafak Baskısı); İstanbul,1999, c.1, s.43.).
17. İnalcık (“Osmanlı Devletinin Kuruluşu Problemi”, s. 20'de) biraz da Colin Imber’i ima ettiği anlaşılan bir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şimdi, Barthold, Köprülü ve Wittek'in araştırmalarını görmezden gelip gaza ideolojisi ve örgütlenmelerini tarihi bir faktör olarak hesaba katmama modası, ileri tarihçilik gibi algılanmaktadır. Aslında mitoloji, efsane, tarihi yürüten realitelerdir. İdeolojileri hesaba katmayan tarihçi, tarihi açıklamada yaya kalır" diyor. Imber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osman Gazi Efsanesi", Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. Elizabeth A. Zaclıariadou, çev.: G. Ç. Güven vd., İstanbul 1997, s. 68-7; “Osmanlı Hanedanı Efsanesi”, çev.: Seyfettin Erşahin, İslâm'ı Araştırmalar, XXII/1 (1999), s. 17-26.
18. Tabii Halil İnalcık’ın bilhassa üzerinde durduğu (aynı makale, s. 10), kuruluşu 27 Temmuz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlama fikrini yabana atmamak gerekir. Bununla birlikte yazar 1299 yılını, “Osman'ın siyasî kariyerinde çok önemli bir aşama" olarak görmektedir (s. 21).
19. Ahmet Nezihi Turan. a.g.e. s. 192.