Patrona Halil gerçekten bir isyankâr mıydı?


Patrona Halil İsyanı özetle; Osmanlı Devleti'ndeki Lale Devri'nin sonunu getiren ayaklanmadır. Patrona Halil* idaresinde, bu ayaklanma 28 Eylül 1730'da başlayıp günlerce sürmüştür. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilmiş; Sultan III. Ahmed tahttan indirilmiş ve yerine yeğeni I. Mahmud tahta geçirilmiş ve sonradan Lale Devri adı verilen devir sona erdirilmiştir (1).


Detaylıca: 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması sonrası başlayan ve 1730 yılına kadar süren rahatlık dönemi tarihimizde Lale Devri olarak geçmektedir. Bu devirde yaşayanlar o döneme Lale Devri gibi bir isim koymamışlardır. Lale Devri ismi ünlü tarihçimiz Refik Ahmet (Altınay) Bey tarafından konulan bir isimdir. Sonrasında bu isim tarihçilerimiz tarafından o dönemi anlatmak için kullanıldı. Adından anlaşılacağı üzere devir Lale çılgınlığının ve sefahatın devridir.


Bu kadar safahat ve zevkin hüküm sürdüğü bir dönemin elbette halka yansıması olmuştur. Yapılan harcamalar ve lüks tüketim halkta tepkilere neden oluyordu. Her ne kadar bir barış ve sanatsal üretim dönemine girilse de halkın durumu hiçte görüldüğü gibi değildi. 1730 darbesi öncesi devlet paranın ayarını düşürmüştü. O devir için yaşanan enflasyon eşya fiyatları dâhil olmak üzere ticaret yapanları etkiledi. Devlet bu sırada masraflarını karşılayabilmek için vergileri yükseltti. Ekonominin bozulması vergi tahsilinin yapılamaması anlamına geliyordu. Tam bu zamana gelen 1723-1727 İran savaşını çok iyi bilmemiz gerekiyor. Çünkü bu dönemde ekonominin iyice bozulduğu yazılı kaynaklarda geçmektedir. Askerlerin ülke genelinde masraflarını karşılayabilmek için köylülere uyguladıkları baskı şehirlere göçü hızlandırır.


Padişah III. Ahmet ve devlet yetkilileri yaşanan hoşnutsuzluğun farkında olacaklar ki vergide af ya da erteleme yoluna girerler. Padişah iktisadi reformlar yapmayı istiyordu fakat olayların merkezinde başka bir kişi vardı. Sadrazam olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Lale Devrinin getirdiği rahatlık dönemi nedeniyle bu değişimleri işlevsiz kılar. Sadrazamın beyanatlarının padişahı yanlış bir yola sürüklediği kanısı halk arasında yayılır. Devlet ekonomiyi sadece piyasaya sürdüğü parayla değiştirebileceğine inanıyordu oysa bu bir hataydı. III. Ahmet her ne kadar hatalar yapsa da ekonomiyi iyileştirme çalışması içine girdiğini görüyoruz. Bu çalışmalar Mehmet Raşid Efendinin Tarih-i Raşid ve Zeyli adlı kitabında detaylıca anlatılmaktadır.


Padişahın tasarruf önlemlerine karşın Sadrazam İbrahim Paşa kendi gücünü koruma derdine düşer ve şatafatlı hayatından vazgeçmek istemez. Toplanan vergilerin miktarı ve kullanım alanı halkta o kadar büyük bir tepkiye yol açmıştır ki isyan sonrası Patrona Halil ilk vergilerin kaldırılmasını istemiştir. Yaşanan bu gelişmeler halk, asker ve tüccarları bir araya getirir. Farklı esnaf teşkilatı yaşananlar karşısında birleşir. İşsizlik artık had safhadadır. Venedik Balyosu(Elçi) Francesco Gritti’nin 25 Mart ve 16 Haziran’da yazdığı raporlar İstanbul’da olan yüksek işsizliği ve halkın Sadrazama olan büyük tepkisini anlatmaktadır (2-4).


Halk ve bazı erkân, III. Ahmed ile Damad İbrahim Paşanın İran’daki olaylar sırasında tereddütlü ve gevşek davrandığını, daha doğrusu saraydaki sahte dünyalarını bırakıp, sefere gidemediklerini düşünüyorlardı. Bu sıralarda toplumda hoşnutsuzluk ve saraya güvensizlik de artmıştı, ekonomi iyi değildi, reaya vergiler yüzünden fakirleşmiş, eşkıyalar etrafa, özellikle kırsal kesimlerde hâkim olduğundan şehre göçler artmıştı. İstanbul’da bu göçlerden paylaşılmıştı. Ancak III. Ahmed ve Damadı Veziriazam İbrahim Paşa hâlâ zevk ve sefa âlemi olarak günlerini geçirdikleri Kâğıthane’de inşaat faaliyetlerine devam ediyorlardı.


İşte bu ve benzeri sebeplerle halkın hoşnutsuzluğunun had safhaya ulaştığı birgün Beyazıt Hamamı’nın, bir zamanlar leventlik yapmış olan tellaklarından Horpeşteli Arnavut Halil adlı birisi çarşı ve pazarı dolaşarak bir kısım esnafı ve gayrı memnun kitleyi etrafına toplamış ve isyanı başlatmıştır. Zindanlardaki mahkûmların da (28 Eylül 1730) salıverilip isyana katılmaları bir iki gün içinde isyanın büyümesine ve tehlikeli bir hal almasına yol açtı. Saraya hücum etmeleri ihtimali belirince, III. Ahmed İbrahim Paşa ve iki damadını boğdurup cesetlerini iç donlarıyla üç öküz arabasına yükletip asilere teslim etti. Yeni veziriazam Silahtar Mehmed Paşa’da isyancıları sakinleştiremeyince III. Ahmed, asilerin kendisine dokunulmayacağı teminatı vermeleri üzerine tahtı II. Mustafa’nın oğlu I. Mahmud’a terketmeye razı oldu (1 Ekim 1730) (5-7).


Sultan I. Mahmud, kendi iclâsına sebep olanlardan Patrona Halil'i, huzuruna çağırarak, ondan ne dilediğini sorduğu vakit, Patrona, konakların yakılmasını, eski vezirler tarafından konulmuş ağır vergiler ile malikâne usulünün kaldırılmasını ve yabancı sermaye ile iş birliği yaparak palazlanan vezirlerin kellelerini istemişti...


I. Mahmud'un vâlidesi Saliha Sultan'ın, Patrona'ya ikinci oğlum diye hitab ettiği ve saraya geldikçe bol miktarda ihsanlarda bulunduğu, Patrona Halil'in dahi bu parayı etrafındakilere dağıttığı söylenilmektedir.


Sultan I. Mahmud, Patrona'nın tahakkümünden kurtulmak için ilk def'a ona büyük bir memuriyet vererek merkezden uzaklaştırmayı düşündü ve bu maksadla kendisine arzu ettiği vazifeyi sordu. Fakat bu zeki ve kurnaz adam, mes'eleyi derhâl kavramış ve ne rütbede, ne de mansıbda gözü olmadığını, ancak memleket için çalıştığını bir def'a daha tekrarlamıştı. Patrona, bu esnada, padişahın kendisine yüz bin altın vereceğini ve bunu alıp istediği yere gitmesini tavsiye eden yeniçeri ağasına ise, gayet sert muamele ederek, İstanbul'un bütün parasının kendinin olduğunu, paraya ihtiyacı bulunmadığını da söylemişti (6, 7).


Ve tam 49 gün Divan-ı hümayuna yalınayak gelerek başkanlık etmiş olan Patrona Halil, padişahın yüz bin altın ve büyük unvanlar teklifini elinin tersiyle itmiştir (7). Padişah adeta vesayeti altına girdiği Patrona ve adamlarından kurtulma planları yapmağa başladı. Patrona Halil’e Rumeli Beylerbeyliği ve vezirlik teklif etti ve bir gün hilat giymek için saraya davet etti. Bu sırada padişah Patrona’nın mensup olduğu 17. bölüğün çorbacısı bulunan ve harekete katılmayıp, gizlenmiş olan Pehlivan Ali Ağayı bulup, 33 gözü pek adamı ile saraya davet etti. Patrona Halil hilat giymek ve İran meselesini görüşmek üzere saraya çağrıldığında yine bir Divan-ı hümayun toplantısında, Revan köşkünde basıldığı sırada bizzat Pehlivan Ali Ağa tarafından palalarla bedeni budanarak öldürülmüştür (7, 8). Dışarıda bekleyen adamları da birer hile ile içeri çağrılarak teker teker idam edildiler. Böylece isyancı elebaşları bertaraf edilmiş oldu. Geriye kalanlar çarşı esnafını ayaklandırmak suretiyle intikam peşine düştü iseler de gayretleri boşa çıktı ve birkaç ay içerisinde tamamen etkisiz hale getirildiler (9).


Reşat Ekrem Koçu, ondan geriye Beyazıt’taki hamamın kurnasına kazıdığı bacasından dumanlar çıkan kalyon resminden başka bir şey kalmadığını söyler. Kim bilir, bugün onun da yerinde yeller esmektedir (7).




* Patrona Halil Arnavutluk’un Horpeşte Kasabasından gelmedir. Neden oradan ayrıldığına dair net bilgi bulunmamaktadır. Halil’in Patrona lakabının Kaptan-ı Deryanın ikinci gemisi olan “Patrona”da koramiral olarak çalıştığı için verildiği bilinmektedir. Levend olarak görev yaptıktan sonra ordudan ayrıldı. Hamamda dellaklık yaparak tanıdık çevresini genişletti. Dellaklık deyip geçmemek lazım. Sayın Murat Bardakçı’nın bir dönem yayınladığı Dellakname-i Dülküşa eserinde 1680’li yıllarda bile hamamlarda çalışan dellakların ne denli güçlü bir esnaf teşkilatına sahip olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.


Tarih Yazılmaya Devam Ediyor…


Aziz KARACA (20.03.2017)




Kaynaklar:
1. Altınay, Ahmet Refik (Hrz. Haydar Ali Dirioz), (1973) Lale Devri, Ankara: Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları.
2. Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu Mülkün Sultanları, Istanbul: Oğlak Yayıncılık, s. 325-31.
3. Mehmed Raşid, Tarih-i Raşid c. III-V, İstanbul 1282/1865-66
4. Küçükçelebizade İsmail Âsım Efendi, Tarih-i Çelebizade Âsîm, Raşid tarihine zeyl İstanbul 1282/1865-66.
5. Halil İnalcık (Ed.) Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. c. 12, s. 180.
6. Münir Aktepe, Patrona İsyanı 1730, İstanbul 1958.
7. Mustafa Armağan, İsyan. 07 Eyl 2010. (http://www.mustafaarmagan.com.tr/isyan/ erişim:20.03.2017).
8. Münir Aktepe, Patrona İsyanı 1730, İstanbul 1958. s. 174-5.
9. Halil İnalcık (Ed.) Osmanlı Ansiklopedisi. Yeni Türkiye Yayınları. c. 12, s. 183-4.