https://youtu.be/D5y4BK2y5I4


Soru: Hz. Ömer (ra) Müellefe-i Kulub'a zekâttan verilen payı keserek Kur’an’a ve sünnete muhalefet ettiği doğru mudur?


Cevap: Hz. Ömer (ra)’in Müellefe-i Kulub'a Zekâttan Verilen Payı Kesmesi


Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır: "Sadakalar (zekâtlar) Allah tarafından, farz olarak ancak, fakirlere, miskinlere, zekât memurlarına, müellefe-i kuluba (kalpleri İslam'a ısındırılmak istenenlere), kölelere, borçlulara, Allah, yolundaki gazilere ı>e yolda kalmışlara mahsustur. “ (685)


Öncelikle ~müellefe-i kulub" ifadesinin, hangi tür insanları muhtevasına aldığını tesbit edelim:
Bu konuda görebildiğimiz en kapsamlı çalışmayı Yusuf el-Karadâvî yapmıştır. O, "Müellefe-i kulub müslümanlar ve kâfirler olarak aralarında kısımlara ayrılırlar" dedikten sonra şu gruplan zikreder:


1. Kendilerine verilen şeylerle ya kendisinin veya kavmi ile aşiretinin İslam'a girmesi umulan kimseler. Hz. Peygamber (s.a.v)'in Mekke'nin fethi günü eman verdiği ve kendi talebiyle durumunu kararlaştırması için dört ay sûre verdiği Safvân b. Ümeyye gibi...


2. Müslümanlar'a zarar vermesinden korkulan kimseler. Bunlara zekât malından pay vermekle kendilerinin ve beraberindekilerin kötülüğünden Müslümanlar güvence altına alınmış olur.


3. İslam’a yeni girmiş olan kimseler. İslam'da sebat etmesi için böyle kimselere belli bir yardım yapılır.


4. Müslümanların ileri gelenleri ve liderleri durumunda olan kimseler. Bu liderlere ve önde gelenlere zekât malından belli bir hisse verildiği zaman bunların dengi olan liderlerin de Müslüman olması umulur...


5. Kavimleri arasında sözü geçen imam zayıf Müslüman liderler. Bunlara zekât malından vermekle imanlarının güçlendirilmesi ve kalplerinin takviye edilmesi ile cihad ve benzeri İslâmî görevlerde ihlas ve ciddiyetle çalışmalarının sağlanması umulur...


6. Düşmana yakın sınır boylarında ve siperlerde nöbet tutan Müslümanlar. Düşman saldıracak olduğunda gerideki müslümanları gerekli biçimde korumalarım sağlamak amacıyla kendilerine belli bir pay verilir.


7. Savaşmadıkça kendilerinden zekâtı tahsil etmek mümkün olmayan kişilerden zekât almak için nüfuz ve etkilerinden yararlanılabilecek müslümanlar... (686)


Hz. Ömer (r.a)'in müellefe-i kuluba zekâttan pay verilmesi uygulamasını durdurduğu iddialarının dayanağı şu hadisedir:


Müellefe-i kulub'dan olan Uyeyne b. Hısn el-Fezârî ile ez-Zibrikân b. Bedr, Hz. Ebû Bekr (r.a)'in hilafeti döneminde kendisine giderek, Bahreyn'den gelen haraç gelirlerini kendilerine bağlaması durumunda kavimlerinden hiç kimsenin İslam'dan dönmeyeceğini garanti edeceklerini söylediler. Hz. Ebû Bekr (r.a) bu teklifi kabul etti ve bir vesika hazırladı. Hazırlanan bu vesikaya şahit olarak yazılan isimler arasında Hz. Ömer (r.a) de bulunuyordu. Onaylaması için söz konusu vesika kendisine getirildiğinde, onaylamayı reddetti ve vesika metnini sildi. (687)


el-Buhârî (256/869) bu olayı, Hz. Ebû Bekr (r.a)'den "arazi tahsisi" (ikta) talebinde bulundukları şeklinde verir ve olayı naklettikten sonra, Uyeyne b. Hısn el-Fezârî'nin, hilafeti döneminde Hz. Ömer (r.a)'in yanına geldiğini de belirtir.(688)


Bu olaya dayanarak Hz. Ömer (r.a)'in müellefe-i kuluba zekâttan pay verilmesi uygulamasını durdurmak suretiyle bu konudaki Sünnet'e açıkça tavır aldığını ve muhalefet ettiğini söylemek mümkün müdür?


Her şeyden önce belirtilmelidir ki, bu, aceleyle verilmiş bir hüküm olur. Zira konuyu böyle mutlak bir şekilde kestirip atmak için Hz. Ömer (r.a)'in, yukarıda zikredilen müellefe-i kulub sınıflarının tamamının zekâttan pay alması uygulamasını durdurmuş olması gerekir. Böyle bir şey ise söz konusu değildir.


Burada Hz. Ömer (r.a)'in yaptığı, sadece yıllardır bu fondan yararlandığı halde durumunda herhangi bir ilerleme olmayan, adeta bedavadan geçinmeye alışmış bulunan kimseleri, talep ettikleri şeyden mahrum etmekten ibarettir.


Eğer Hz. Ömer (r.a) bu uygulamayı tamamen durdurmuş olsaydı, Uyeyne b. Hısn'ı, hilafeti döneminde yine Hz. Ömer (r.a)'in kapısında göremezdik.


el-Buhârî yukarıda verdiğimiz iktibasta işaret ettiği hadiseyi es-Sahîh'de zikretmiştir. Buna göre Uyeyne, Hz. Ömer (r.a) nezdinde itibarı olan yeğeni el-Hurr b. Kays'tan, Hz. Ömer (r.a)'in huzuruna çıkarılmasını sağlamasını ister. Girdiğinde son derece kaba bir şekilde şöyle der: "Ey Hattab oğlu! Bize çok mal vermedin, hiç adil davranmadın!" Bunun üzerine sinirlenip Uyeyne'nin üzerine gidecek olan Hz. Ömer (r.a)'i, el-Hurr, Kurbandan okuduğu bir ayet ile teskin eder. (689)


Burada Uyeyne'nin, Beytülmal’den aldığı hissenin miktarından memnun olmadığı ve daha fazlasının peşinde olduğu açıkça görülmektedir. Acaba onun, azımsadığı bu gelir kendisine nereden ödenmektedir?


Bu sorunun cevabının "Beytülmal’den" şeklinde verilmesi kanaatimize göre yanlış değildir.
Nitekim Hz. Ömer (r.a)'in, müellefe-i kulub'dan olan yukarıdaki gruplardan herhangi birisine girenlere Beytülmal’den ödeme yapma uygulamasını devam ettirdiğini gösteren örnekler bulunması, bu söylediğimizi destekleyen bir olgudur.


Bu örneklerden birisi, İran'ın fethinin ardından savaş esiri olarak Medine'ye getirilen Hürmüzân'ın durumudur. Bu zat, İran (Fars) ordusunun ileri gelen komutanlarından birisidir. Savaş sonucu ordusu yenik düşünce o da esir olarak Medine'ye getirildi; Hz. Ömer (r.a)'in huzuruna çıkarıldı. Hz. Ömer (r.a) ile aralarında geçen uzun bir konuşma esnasında Hürmüzân, keskin zekâsını kullanarak eman almak istemiş ancak Hz. Ömer (r.a) bunu kabul etmemişti. Sonunda Hz. Ömer (r.a) ondan Müslüman olmasını istedi. O bunu kabul etti. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) kendisine 2 bin dirhem maaş bağladı. (690)


Bir diğer örnek de Sus'luların Müslüman olmasıdır. Aralarından seçtikleri temsilciler Ebû Musa el-Eş'arî'ye (42/662 veya 44/664) gelerek bazı şartları olduğunu, bunların kabul edilmesi halinde İslam'a girmek istediklerini belirttiler. Şartlan şuydu:


- Sizinle birlikte Araplar'a karşı değil, Acemler'e (Arap olmayan kavimlere) karşı savaşırız. Eğer bizden birisi Araplarla savaşacak olursa bizi menedersiniz.


- İstediğimiz yere yerleşir ve sizden olanlar arasında istediğimiz kimselerle beraber oluruz.


- Bize en üst seviyeden maaş bağlarsınız.


- Bunları senin üzerinde bulunan amirin onaylar.


Ebû Musa (r.a) önce bu şartlan kabul etmedi ve "Bizim lehimize olan sizin de lehinize, bizim aleyhimize olan sizin de aleyhinizedir" dedi. Ancak onlar tekliflerinde ısrar gösterdiler. Bunun üzerine Ebû Musa (r.a) durumu Hz. Ömer (r.a)'e yazdı. Hz. Ömer (r.a) de cevap olarak, "Senden istediklerini onlara ver" dedi. (691)


Bir diğer örnek, "Hutay'e" lakaplı meşhur şair Cervel b. Mâlik'tir (45/665). Kaynakların, Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde Müslüman olup bilahare irtidat ettiğini, Hz. Ebû Bekr döneminde tekrar İslam'a girdiğini zikrettiği (692) bu zat, keskin dilli, dünya malına düşkün, cimri ve en yakınlarını dahi hicvetmekte beis görmeyen birisidir. Hz. Ömer, hakkındaki şikâyetler artınca Hutay'e'yi önce hapsetti. Bir kısım sahabîlerin araya girmesiyle bir süre sonra -tevbe etmesi karşılığında- serbest kalan Hutay'e (693), geçimini şiir söylemekle temin ettiğini ve başka bir kazanç yolu bilmediğini söyleyince Hz. Ömer (r.a) Hutay'e'ye 3.000 dirhem verdi. Abdullah b. el-Mübârek, bu olayı anlatırken, "Ömer, Müslümanların ırzını, Hutay’e'ye verdiği 3.000 dirhemle koruma altına aldı" demiştir. (694)


Bütün bu örnekler Hz. Ömer (r.a)'in, müellefe-i kulub'a pay verilmesi uygulamasını tamamen iptal ettiği iddiasının tartışmaya son derece açık olduğunu ortaya koymaktadır.


Esasen bu mesele tartışılırken gözden kaçırıldığı görülen son derece önemli bir nokta vardır: Hz. Ömer (r.aj'in müellefe-i kuluba vermeyi reddettiği ödeme zekât fonundan yapılan ödeme değildir. Konunun başlarında yaptığımız nakillerde açıkça görüldüğü ezere Uyeyne b. Hısn ile ez-Zibrikan b. Bedr'in talebi ya Bahreyn'den gelen haraç geliri, ya da arazi tahsisatıdır. Bunların zekât fonuyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı ise açıktır.


Müellefe-i kulub'a yapılan tahsisat sadece zekât gelirinden yapılmıyordu. Bu cümleden olarak Hz. Peygamber (s.a.v)'in, adı geçen şahıslara ve onların konumunda bulunanlara ganimet gelirinden de pay verdiğini biliyoruz. Ancak bu uygulamanın bağlayıcı olmayıp Hz. Peygamber (s.a.v)'in engin merhamet duygusunun bir yansıması olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir, öyle ki, ganimet gelirlerinden müellefe-i kulub’un önde gelenlerine yüzer deve gibi hayli yüksek paylar verdiği olmuştur.695 İşte Hz. Ömer (r.aj'in durdurduğu uygulama, müellefe-i kulub’a zekât dışı fonlardan yapılan bu tarz ödemelerdir.


Bir an için durumun böyle olmadığım, Hz. Ömer (r.aj'in, adı geçen iki kişinin zekât fonundan aldığı hisseleri kestiğini kabul edelim. Bu, onun, müellefe-i kulub'a zekât fonundan ödeme yapılması uygulamasını tamamen ortadan kaldırdığı anlamına gelir mi?


Usul-i Fıkıh'ta da mukarrer olduğu üzere bir hükmün türemiş bir kelime üzerine bina edilmesi, o kelimenin kökünün illet olma özelliğini ifade eder.


Burada da (ilgili ayette) (685) hüküm "müellefe" kelimesi üzerine bina edilmiştir ki, bu durum, "telifin bu hükmün illeti olduğunu gösterir.


Uyeyne b. Hısn, ez-Zibrikan b. Bedr gibi, Hz. Ömer (r.a) zamanına kadar Beytülmal’den geçindiği halde bir türlü İslam için ihlas ve fedakârlıkla çalışmaya yanaşmayan, adeta bedavadan geçinmeye alışmış kimselerin kalbinin, arzu edilen noktaya gelmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır. Dolayısıyla ilgili ayetin hükmünün sadece bu gibi kimseler (hatta ilgili rivayet esas alındığında sadece bu ikisi) için durdurulmuş olması, yani onlara zekâttan verilen payın kesilmiş olması, ayetin hükmünün mutlak olarak ve herkes için durdurulması anlamına elbette gelmez.


İktibas: Ebubekir Sifil, Hz. Ömer ve Nebevi Sünnet. s. 68, 267-73. Rıhle Kitap, 4. Baskı, İstanbul 2014.




Kaynaklar:


685. 9/et Tevbe, 60.


686 Yusuf el-Karadâvi, İslam Hukukunda Zekât, II, 75 vd. Müellefe-i kulub'a hangi isimlerin dâhil olduğu konusunda lbn Hacer'in muhtelif kaynaklardan tesbit ettiği uzun bir liste için bkz. Fethu'l-Bâri, VIII, 48.


687. et-Taberî, Târîhu’r-Rusul ve'l-Mulûk, III, 275; IX, 194; lbn Asâkir, Târıhu Dimaşk, IX, 194.
688. el-Buhârî, et-Târîhu's-Sağîr, I, 143. Bu eseri et-Târihu'l-Evsat adıyla neşreden Muhammed b. İbrahim el-Lüheydân, aynı eserin daha önce et-Târihu's-Sağîr adıyla neşrinin hata olduğunu, bu eserin, kendi tesbit ettiği gibi et-Târihu'l-Evsat olduğunu söyler. (Bkz. I, 55 vd.). Oysa İbn Hacer, yukarıda naklettiğimiz hadiseyi el-Buhâri’nin et- Târihu's-Sağir’de naklettiğini belirtmiştir|(Fethu'i-Bâri, XIII, 258.) Dolayısıyla el-Lüheydân mezkûr tesbitinde latalı olmalıdır.


689. Bu olayı çalışmamızın Birinci Bölüm'ünün birinci kısmında* zikretmiştik. Bkz. el-Buhârî, "İ’tisâm", 2. [* Kur’an'ın, onun ruhuna ne derece nüfuz ettiği, tavır ve tutumlarım nasıl "doğrudan" şekillendirdiği, en öfkeli anlarında bile yanında Kur'an okunduğunda hemen sakinleşmesinden, bunun bir "kişilik özelliği" olarak kendisinde yerleşmiş bulunmasından kolayca anlaşılabilir. (131)
131. el-Hurr b. Kays (?), amcası Uyeyne b. Hısn (?)'ın isteği üzerine Hz. Ömer (r.a)’in huzuruna alınması için tavassutta bulunmuştu. Uyeyne huzura alınınca, Hz. Ömer (r.a)'e "Vallahi sen bize ne bol dünyalık verirsin, ne de aramızda adaletle hükmedersin" diyerek onu kızdırmıştı. Hz. Ömer (r.a) Uyeyne'nin üzerine yürürken el-Hurr, ”Ey Müminlerin Emiri! Allah, Peygamberine, "Af yolunu tut, ma'rufu emret, cahillerden yüz çevir" (7/el-’râf, 199) buyurdu. Şüphesiz Uyeyne de cahillerdendir" diyerek araya girince Hz. Ömer (r.a) oracıkta duruverdi.


Bu olayı nakleden lbn Abbâs (r.a) veya el-Hurr diyor ki: "Vallahi bu ayeti okuyunca Ömer bir adım daha atmadı. Ömer, Allah'ın Kita- bı'nın dışına hiç çıkmazdı." (el-Buhârî, "î'tisâm", 2.)].


690. et-Taberi, Târihu'r-Rusul ve'l-Mulûk, IV, 88; îbn Kesir, el-Bidâye ve'n- Nihâye, VII, 89-90.


691. et-Taberî, a.g.e., IV, 90.


692. Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, II, 176 vd.


693. Bkz. İbnu'l-Cevzî, el-Muntazam, IV, 126 vd.; İbn Kesir, el-Bidâye ve'n- Nihâye, VIII, 100 vd.


694. Îbnu'l-Cevzî, Menâkıb, 89.


695. İbn Hibbân, XI, 158; İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, IV; 358-9.