Milyon kere düşünün.



Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir oturum yapılsa... Çok sayıda milletvekili bir araya gelse... "İngiltere'nin yaptığı insan hakları ihlalleri"ni gündeme getirse...
Hükümete "İngiltere'yekarşı tutumunu sertleştir"çağrısı yapsa... İngiltere'ninsömürgeciliğini ParlamentoGenel Kurulu'na taşıma kararıalsa... Ne olur? Türkiye'dekibirçok İngilizseverayağa kalkar"Başka işimizyok mu?" der.
İngilizler bizle dalga geçer.
Halbuki İngiliz Parlamentosu'nda milletvekilleri bunun aynısını yaptı.
Westminister Sarayı'ndaki Parlamento'da, 16 Nisan referandumu öncesi Türkiye'deki durumun ele alındığı birbuçuk saatlik bir oturuma katıldı milletvekilleri. Sanki Türkiye Londra'daki meclisten yönetiliyor gibi kararlar aldılar. Ankara'ya saldırdılar, Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası insan hakları ihlallerinin arttığını öne sürdüler. Ve hükümete "Türkiye'ye karşı sertleş" çağrısı yaptılar. Türkiye'deki durumu İngiliz Parlamentosu'na taşıma kararı aldılar. Adamlardaki yüzsüzlüğe bakın! Geçmişte binlerce Türk'ü esir kamplarında döve döve zehirli kazanlara sokarak kör ettiler. Dünya tarihinin en büyük soykırımını yaptılar. Hindistan'dan, Ortadoğu'ya, İslam coğrafyası'ndan Afrika'ya milyonlarca insanı işkencelerle katlettiler. Bunların insan hakları dosyası öyle kabarık ki, kendi çocuklarına bile zulüm yaptılar. İkinci Dünya Savaşı'nda kimsesiz 10 bin çocuk İngiltere'den Avustralya'ya gönderildi ve tamamına yakını cinsel tacize, fiziki saldırıya uğradı.
İngiliz hükümeti dosyaları "Soruşturmayagerek yok" diyerek sümen altı yaptı.
Günümüze gelindiğinde ise hala insan haklarını toprağa gömmeye devam ediyorlar. Sadece Irak'ta İngiliz askerlerinin işlediği cinayetler, işkence ve tecavüzler nedeniyle haklarında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde 1200 dosya var. İngiliz askerlerinden "Vicdan azabı çekiyorum, Irak'ta işkence ve tecavüzlerde bulunduk, zevk için adam öldürdük" itirafları yağmasına rağmen kıllarını kıpırdatmıyorlar. Utanmadan kalkmışlar darbeci hakları savunuculuğu yapıp, Türkiye müstemlekeleriymiş gibi parlamentolarında işi gücü bırakmış bizi tartışıyorlar. Batı'nın "İnsan hakları" çığırtkanlığı palavradır.
Yeryüzünde insan haklarını "Öldürme-tecavüz-işkence" hakkına çevirenBatı'nın ta kendisidir. Bize aynı argümanlasaldıran Almanya'da da durum aynıdır.
Daha dün milyonlarca Yahudi'yi fırınlarda yakarak öldürenlerin, en az bin sene insan haklarını konuşma hakkı yoktur. Türkler'i yakanları hala mahkum edemeyecek kadar insancıldır (!) bunlar. O Almanya ki, Türkiye'de binlerce insanı katili PKK'ya kucak açandır. Yüzlerce insanımızı uçaklarla, helikopterlerle bombalayarak öldüren 15 Temmuz darbecilerinin hamisi de Almanya'dır. DHKP-C'yi kurup, ölüm makinesine çeviren de odur. PKK'ya silah yağdıran, Türkiye'ye ihanet eden hainlere madalya takan da Almanya'dır. Berlin bir "Katil hakları savunucusu" olmuşken utanmadan bize "İnsan Hakları" argümanı ile saldırmaktadır. Avrupa Birliği de hakkımızda sürekli "İnsan hakları ihlal" raporları yayınlayarak uzun eşek oynayanların arasında yerini almaktadır.
O AB'nin başkenti Brüksel'de Sabancı'nın katiline yıllarca koruma sağlayanlarda, insan haklarının "İ"sinden bahsedecek ağız yoktur. O Belçika, Afrika'da altın-elmas uğuruna en büyük katliamları ve soykırımı yapan ülkelerin başında gelmektedir.
Batı'nın tamamı hırsızdır, Ortadoğu'da, Afrika'da, dünyanın her yerinde milyonlarca insanın hakkını gaspederek kendi ülkesine taşımıştır ve taşımaya de devam ediyorlar.
Ve utanmadan "Türkiye'deki insanhakları" diye bağırarak meclislerindekürsüye çıkıyorlar, ekranlarda ve gazetesayfalarında suçlayarak saldırıyorlar. Darbegirişiminde öksüz bırakılan çocukların, dulbırakılan kadınların "İnsan Hakları"naonların meclislerinde ayrılacak bir saniyebile yok. Tamamı "PKK terörist katildir"diye karar alıyor ve yine tamamı "Katilteröristler"e analık yapıyor. İşte bu "KatilHakları Savunucuları" şimdi kalkmış 16Nisan referandumunda taraf oluyor, "AmanTürkiye'ye Başkanlık gelmesin" diyeaçık açık bağırıyor. Neden "Hayır" tellalıoldular? Bu soruyu düşünün. Katillerimiziöpenler bizi çok mu seviyorlar? Nedir bu"Hayırcı" telaş? Bir değil, on bin değil, yüzbin hiç değil... Milyon kere düşünün!



Bekir Hazar