Etiketlenen üyelerin listesi

HALLAC-I MANSUR`UN HAYATI Künyesi Ebu´l-Mugis el-Huseyn Bin Mansur el-Beyzavi´dir. Hallac-i Mansur, Hallacu´l-Esrar gibi lakaplarla tanindi. H. 244 (M.857) yilinda Fars eyaleti dahilinde olan Beyza sehrinin Tur kasabasinda dogdu. Büyük babasi, Mahamma adinda bir zerdüstidir. Anne tarafindan Eba Eyyube´l-Ensari´nin neslinden sayilarak “Ensari” de denmistir. Cocukluguna dair fazla bilgimiz yoktur. Hallac, Vasit´ta, Tuster ve Basra´da yetisti. Basra´da, Beni Mucasi´nin azadlilarindan

Bu konu 199 kez görüntülendi 2 yorum aldı ...
Hallac-i Mansur 199 Reviews

    Konuyu değerlendir: Hallac-i Mansur

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 199 kez incelendi.

  1. #1
    ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    09-04-2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    44
    Mesajlar
    7.524
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ALI25

    HALLAC-I MANSUR`UN HAYATI

    Künyesi Ebu´l-Mugis el-Huseyn Bin Mansur el-Beyzavi´dir. Hallac-i Mansur, Hallacu´l-Esrar gibi lakaplarla tanindi. H. 244 (M.857) yilinda Fars eyaleti dahilinde olan Beyza sehrinin Tur kasabasinda dogdu. Büyük babasi, Mahamma adinda bir zerdüstidir. Anne tarafindan Eba Eyyube´l-Ensari´nin neslinden sayilarak “Ensari” de denmistir. Cocukluguna dair fazla bilgimiz yoktur.

    Hallac, Vasit´ta, Tuster ve Basra´da yetisti. Basra´da, Beni Mucasi´nin azadlilarindan itibarli bir aileye mensub Ebu Yakub el-Akta´nin kizi Ummu´l-Huseyn Karnabia ile evlendi. O´ndan üc erkek ve bir kizi oldu. Tuster´de iki sene kadar Abdullah Sehl-i Tusteri´den feyz aldi. Sonra Basra´ya gecti. Burada da, Amr b. Osman-i Mekki´den bir bucuk sene kadar tasavvufi bilgi aldi. Bu arada siddetli bir halvet ve riyazat uyguladi.

    Bir müddet, gurbete cikti. Birinci defa hacca gitti. Sonra Kudus´e gecti, bir sene kadar burada kaldi. Bagdat´a döndü. Tuster´e gecip, ailesinin yanina gitti. Tuster´de kendisini cekemeyenler cogalinca, sufi hirkasindan soyunarak, cocuklariyla birlikte Ahvaz´a gecti. Cocuklarini burada birakip tekrar hacca gitti. Dönüp, cocuklariyla birlikte Basra´ya ulasti. Bir müddet burada kaldi ve tekrar yanliz olarak İsfahan´a Kum´a, Horasan´a seyahatler yapti. Buralarda, ledunni vazlariyla genis bir söhrete ulasti. Türk muhitlere de seyahatleri oldu; serhatlerdeki ribatlara; hatta daha uzak diyarlara gitti. Kesmir´deki putperestleri, Macin´deki Türkleri müslüman etmek icin Hoten ve Turfan´a kadar her yeri gezdi. Buralarda pek cok dostlar edindi.

    Sonra bu dostlariyla uzun uzun mektublasti. Ki, bu mektublarda, Hallac icin kullanilan hitablar pek ilginctir. O´na, Hindistan´dan gelen mektublarda “Ebu´l-Mugis”; Cin ve Türkistan´dan gelen mektublarda”Mümeyyiz”; İran´dan gelenlerde “Ebu Abdullah Zahid”; Horasan´dan gelenlerde Ebu´l-Mihr; Huzistan´dan gelenlerde de, “Hallacu´l-Esrar” denilmekteydi. Hallac icin Bagdat ve Basra´da Mustelem” ve “Muhayyir” lakaplari da kullanilmistir.

    Hallac, ücüncü hacci sirasinda (H.288/M.900) Arafat´ta iken halktan kendisinin tezlil edilmesini ve nefsine azab olunmasini istedi. Mekke´de bir müddet kalip tekrar Basraýa döndü. Kendi ismiyle anilan mescid´den halka vazlarda, vucud birligiyle ilgili en gizli esrari acikliyor; fenafillahtan bahsediyordu. Nihayet günün birinde agzindan makaminin sirrini ifsa eden o meshur ifade cikti: “Ene´l-Hak!”(1)

    Hallac´in basi bundan sonra dertten kurtulmadi. Devrin siyasi ve dini otoritelerinden pek cogu O´na düsman oldular. Zahiriye kadisi İbn Davud, Şii Beni Nevbaht, Mutezile kelam alimi Ebu Ali Cubbai düsmanlarinin basinda geliyordu. Hallac´i sevenler ve savununlar da yok degildi.

    Bunlarin da basinda Şafii kadisi İbn Surayc bulunuyordu. Devlet ricali arasinda Huseyn b. Hamdan ve İbn el-Mu´tazz gibi kisiler de Hallac´in müdafiileri arasinda bulunuyordu. Fakat siyasiler Hallac´in pesini birakmiyorlardi. Sürekli takipler sonunda Sus´ta tevkif edildi. (M. 913) Vezir Ali b. İsa Kunnai, Hallac´in eski hamileri Kadi İbn Surayc ve vezirlerden Hamd Kunnai´nin sefaatiyle siyaset meydaninda üc kere teshirden sonra hapse atilmasini yeterli gördü. Ne var ki, Hallac, hapiste iken bos durmadi; orada gecirdigi sekiz sene boyunca Tasin el-Sirac, Tasin el-Azal gibi risalelerini yazdi. Şöhreti ve nüfüzu büyüdü, büyüdü.


    Bu söhretten rahatsiz olanlar coktu. Adini sihirbaza cikardiklari gibi bir sahtekar olarak da itham ediyorlardi. Bu ithamlarin neticesinde Hallac, yeniden mahkemeye cikarildi. İlham akidesiyle ilgili sözleri, Allah aski ugruna kurban edilme nazariyesi ve beden kabesinin tahribi seklindeki remzi ifadesi tefsir edilmek suretiyle mahkum edildi.

    Halife Muktedir ve vezir Hamid, Kadi Ebu Ömer Hammadi´den acele bir katil fetvasi aldilar.

    Hallac, akabinde kamcilanmak, vucudu parcalanmak, daragacina asilarak öldürülmek ve yakilmak suretiyle idam edildi. (24 zilkade 309/26 Mart 922)(2)

    İdam hükmü yerine getirilirken, büyük bir halk kütlesi “Allahu Ekber” diye bagiriyor ve suhud yani muvazzaf sahidler hükmü imzalamis olan 84 kisi namina-O´nun idami İslamin selametidir, kani bizim boynumuza olsun-diyorlardi.

    Hallac asilirken O´nu seven pek cok sufinin yere düsüp bayildigi yahut agladigi görüldü.

    Hallac icin bu manzara bir vuslat manzarasiydi. Son sözü su oldu:
    “Vahide, kendi kendini birlemek yeter!”(3)

    Hallac, İslam tarihinde, sehid veli; sehid mutassif, sehid sair olarak ün yapmistir. Fikirlerinin etkisi hemen bütün İslami ilimlerde kendisini göstermistir. Bilhassa, tasavvuf yolunun yüce önderleri, Hallac´in etkisinde kalmislar, bu sebeble de O´nun fikir ve sözlerini yorumlamislardir. Vahdet-i vucud inancinin rehberleri olan.

    Şeyhu´l-Ekber, Suhreverdi, Sadreddin-i Konevi, Şeyh Bedreddin-i Simavi, Mevlana, Yunus Emre, Nesimi, Niyazi Misri, Kusadali İbrahim Halveti ve diger bazi veliler, fikirleri yönüyle Hallac´in yolunu izlemislerdir. Fakat bu velilerin cogunun; gibi sözleri olmakla birlikte, Hallac´in akibetine ugramadiklari görülecektir.


    Hallac´in asirlardir devam eden söhret ve etkisinin sebebi, tabii ki, basta eserleri, sonra trajedik bir ölümle sonuclanan hayatidir.

    Dogulu ve batili pek cok alim tarafindan arastirma konusu yapilan Hallac´in inanc sistemi, daha ziyade müspet yöndedir.

    Şu da var ki, Hallac´in fikir sistemini ortaya koymak icin kendi eserleriyle, birinci elden diger kaynaklari tahlil etmek icap eder. Bunlarin basinda Tezkiretu´l-Evliya, Risale-i Kuseyri ve Kesful-Mahcub gibi eserler gelmektedir.

    Devrin, din adina hükümler veren siyasi kadrolariyla ters düsen Hallac, bilhassa seriat ve kanun tanimazlikla suclanmis, hululiyye taraftarligiyla, vahdet-i vucudculukla, karmatilikle vs. suclanmistir. Bizim kanaatimiz odur ki, bu Nur-i Muhammedi asiki sehid veli icin en dogru hüküm yine, kendisinden sonra yasayan mutasavvif müelliflerce verilmistir. Burada, Hucviri´den bütün kanaatleri degerlendiren su görüsleri aktarmayi uygun görüyoruz:

    “Manada istigrak, davada istihlak halinde bulunan Ebu Mugis Huseyn b. Mansur Hallac (r.a.) tasavvuf yolunun sermestlerinden ve istiyak sahiplerinden idi. Kavi bir himmet ve yüce bir hal sahibi bulunuyordu.

    Tasavvuf yolunun seyhleri, onun durumu hakkinda ihtilaf etmislerdir. Bir kismina göre Hallac merduttur, öbür kismina göre makbuldur. Amr b. Osman, Ebu Yakub Nehrecori, Ebu Yakub Akta, Ali b. Sehl İsfehani gibi sufiler ve daha baskalari onu reddetmisledir.

    İbn Ata, Muhammed b. Hafif, Ebu Kasim Nasrabazi ve sonraki mutasavviflarin cümlesi onu kabul etmislerdir. Cuneyd, Şibli, Ceriri, Husri ve bunlardan baska daha bazi zevatin teskil ettigi baska bir grup (müspet ve menfi bir hüküm vermeyerek duraklamislar) da onun hakkinda tevekkuf etmislerdir. Baska bir grup ise onu sihre ve sihir vasitalarina nispet etmislerdir.


    Günümüzde Şeyh Ebu Said, Şeyh Ebu Kasim Gurgani (Cürcani) ve Şeyh Ebu Abbas Şekkani (r.a.) onunla ilgili konusmalari gizli tutarlardi. (Hallac´in sözlerini de saklarlardi). Onlarin katinda Hallac büyük bir zat idi.

    Ustad Ebu Kasim Kuseyri (r.a.) ise söyle derdi: “Eger o, hakikat ve mana erbabindan biri ise, kendisini reddedenlerin onu terketmeleriyle terkedilmis olmaz. Şayet Hakk´in merdudu ve halkin makbulu ise, halkin kendisini kabul etmeleriyle makbul olmaz. Teslimin hükmü ile onu O´na birakiriz, yani Hallac´i Allah´a havale ederiz. Onda buldugumuz Hakk´tan nisan ve deliller miktarinca, kendisine tazim ederiz. Şeyhler zümresinden(r.a.) az bir miktari müstesna, faziletteki kemalini, halindeki safasini, mücahede ve riyazetteki gayretinin coklugunu kimse inkar etmemistir.”


    Görmez misin ki, onun hakkinda Şibli, “Ben ve Hallac, ikimiz bir sey idik, beni deliligim (idamdan) kurtardi. Onu ise akli mahvetti”,demisti. Şayet Hallac´in dinine ve diyanetine tan olunmus olsaydi, Şibli, “Ben ve Hallac, ikimiz bir sey idik...” demezdi. Muhammed b. Hafif “Hallac, Rabbani bir alimdir” demisti. Bunun gibi daha baska sözler de söylenmistir. O halde tasavvuf yolunu tutan seyhlerin ve pirlerin ona karsi cikmalari ve ondan hosnut olmamalari, terkedilmis duruma düsmesi ve yanliz kalmasi neticesini dogurmustur.(Mansur-name Niyazi Sf. 23-29/Dr. Mustafa Tatci).

    [Zahiri hükümlere ve ser´i ölcülere son derece bagli kalmaya calisan Kelabazi´nin mistik yönü de kuvvetlidir. Bayezid Bistami ve Hallac gibi zindik ve mülhid olmakla suclanan mutasavviflari büyük birer veli taniyacak kadar derin ve engin bir tasavvuf anlayisina sahiptir.
    Şeriat tanimaz bir kisi diye suclanarak 309/921 de zahir ulemasinin verdikleri fetva ile idam edilen Hallac´tan: <Büyüklerden biri>, diye söz eder ve tevhid bahsinde O´nun fikirlerini nakleder.

    66.bölümde sufilerin takva ve mücahedelerini anlatirken, Hallac´tan iki kere: <Ebu´l-Mugis> diye söz eder. Ondan Hallac veya Huseyn b. Mansur diye bahs etmek suretiyle taasub sahiplerini ürkütmek veya onlarin suclarina hedef olmak istemez. Muhafazakar zümreleri kuskulandirmamak icin Hallac´in:
    <Ene´l-Hakk> gibi sözlerini eserine almaz.

    Burada akla söyle bir soru gelir: Acaba Kelabazi´nin bu nevi sözleri eserine almayisi, bunlarin batil olduguna inandigindan midir, yoksa mutaasip ve muhafazakar cevrelerin tahrik edilmelerine yol acabilecek bir harekette bulunmak istemeyisinden midir? Kelabazi´nin genel kanaatlarina bakilacak, olursa, Ene´l-Hak demeyi Hallac icin bir kusur ve ayip saymadigi söylenebilir. Diger taraftan sufilerin bir cesit dini sarhosluk demek olan <sekr> ve <vecd> haline düstükleri zaman, irade ve suur disi olarak söyledikleri bu nevi sözleri tasavvufun özünden görmedigi de düsünülebilir. Kelabazi´ye göre bu nevi sözler dürülür, yayilmaz; saklanir, söylenmez.

    Bu cesit söz söyleyen sufiler hakli sayilmasalar bile mazur görülürler. Onun icin de suclanmazlar. Daha sonra Sünni düsüncesine umumiyetle bu kanaat hakim olmustur.


    Kelabazi´nin tasavvuf konusundaki bilgilerinin kaynagi genis ölcüde, Hallac´in müridi, halifesi ve hararetli bir taraftari olan Ebu Kasim Faris b. İsa, Hallac´in halifelerinden idi. Sufiler zümresinin seyhlerinden olup bu konuda söz söyleyen ve ibadetin bütün inceliklerine riayet edenlerinden idi. Hal ve isaret konusunda güzel sözleri vardir.

    Horasan´a geldi, oradan Semerkand´a gitti, ve vefatina kadar burada kaldi. Maturidi´nin cagdasi idi.> <Ve Faris Bagdadi cümlenin makbulu idi. Onun hallerinin sihhatli oldugu beyan edilmis, sözleri seyhlerin sözleri arasina alinmistir. Şeyh-i Arif Ebu Bekir b. İshak Kelabazi (Kaddesellahu sirrehu´l-aziz) kitablarindan Ondan vasitasiz sözler rivayet etmistir. Sulemi ve Kuseyri bir veya daha fazla vasita ile ve daha baskalari da Ondan sözler rivayet etmislerdir.>... <Faris demistir ki, Hallac´a; ´mürid kimdir´diye sordum.

    Şöyle dedi: ´Mürid oldur ki, baslangicta kasd ve azminin hedegi Hakk Teala ola, O´na vasil olmadikca hic bir nesneye meyl etmeye> <Ve yine demistir ki, Hakk hatir oldur ki, ona hic bir nesne karsi gelmeye ve Şeyhu´l-İslam ayitti: ´Hallac´a cok yalan sözler isnad ederler´...>(4)


    Kelabazi, bir cok meseleleri Faris´ten dinledigini bizzat kendisi söyler. 66. bölümde iki kere Hallac (Ebu´l-Mugis)tan, dört kere Faris´ten bahs etmesi Kelabazi´nin Hallac ve talebeleri ile olan münasebetini tayin etmemize imkan vermektedir.(Dogus Devrinde Tasavvuf Ta´aruf Kelabazi Sf. 20/Prof. Dr. Süleyman Uludag)

    [Şeyh Ebu Abdurrahman es-Sulemi (K.S) buyurdu:
    -- Muhammed bin Muhammed bin Galib´ten dinledim. O da Ebu Nasr Ahmed bin Sabit el- esfencani´den dinledi. O da Huseyin bin Mansur el-Hallac´in söyle dedigini rivayet etti:

    <Kainatta her ne ki varsa, hepsinin hadis ve sonradan icad edilmis olduguna hükmet. Cünkü kadimlik ancak Allah´in sifatidir.>(Risale-i Kuseyri İmam Ebu´l-Kasim Abdulkerim el-Kuseyri Sf. 29/Ali Arslan)

    [Hallac (Öl. 309/921), nas ve aklia hic bagli kalmadan düsüncelerini ve mistik duygularini son derece serbest bir dille ifade etmis, bu yüzden fikih alimlerinin fetvalariyla idam edilmisti. Bazi sufiler bile onu reddetmislerdir.

    Sonraki caglardaki Suhreverdi Maktul ve İbn Arabi onun tasavvuf anlayisina meftun olmuslardi. Hucviri, Hallac´i tutkunluk derecesinde sevdigi halde onu tasavvuf yolunda uyulmasi ve rehber edinilmesi gereken bir mutasavvif olarak görmemis, eserinde bu ciheti acikca dile getirerek okuyucuya Hallac´tan uzak kalmasini ama ona saygili olmasini tavsiye etmistir.


    Hallac´a gelince, Hucviri daha genc yasta onunla ilgilenmis, onun sözlerini aciklamak icin ayri bir eser yazmis ve Minhacu´d-din isimli eserinde de onun söz ve hallerinden bahsetmisti. Hucviri, eline gecen Hallac´in eserlerinin büyük bir kismini okumus, siirlerini, sözlerini ve vecizelerini cesitli seyhlerin agzindan toplamis, Kesfu´l-Mahcub´taki münakasa ve mücadelelerinde kullanmis, Hallac´in hayat hikayesini eserine almis, Şekkani ile Cürcani gibi iki büyük mutasavvifin Hallac´in büyüklügüne inandiklarini ve saygi duyduklarini belirtmistir.

    İbn Ata, İbn Hafif, Nasrabazi ve Ebu Said gibi mutasavviflar Hallac´i kabul etmisler, Kuseyri ile Abdullah Ensari ise onun lehinde ve aleyhinde bir hüküm vermekten kacinmislardi. Hucviri ise Hallac´in hararetli savunucularindan olmus, ona isnad edilen hokkabazlik ve sihirbazlik gibi suclamalari reddetmisti.

    İlk defa iki Hallac´in oldugunu, bunlardan birinin Bagdatli Mülhid Hasan b. Mansur Hallac, öbürünün Huseyn b. Mansur Hallac oldugunu bildirmis, daha sonra Attar ile Muhammed Parsa bu fikri ondan nakletmislerdi.(5)


    Hucviri´ye göre, Hallac hakkinda ihtilafa düsen mutasavviflar, dinini ve mezhebini kötülemek maksadiyla onu terketmis degillerdi. Aksine dünyevi halleri sebebiyle onu terk ve tenkit etmislerdi. Aksi halde onun hakkinda Şibli, <Ben ve Hallac ikimiz ayniyiz>; İbn Hafif, <Hallac bir alim-i Rabbanidir>, derler miydi?

    Bazi sufilerin Hallac´i terketmeleri, onun kendi seyhlerini kizdirmis olmasindan idi. İlk önce Sehl b. Abdullah´in müridi idi. Sonra izin almadan onu birakti ve Amr b. Osman´a baglandi. Sonra müsaade almadan onu da birakarak Cuneyd, ile alaka ve münasebet tesis etmek istedi ama Cuneyd onu kabul etmedi. Bundan dolayi hepsi de onu terketmislerdi.

    Hallac, esas itibariyla degil, muamele itibariyla terkedilmis ve sadece hareket tarzina itiraz edilmistir.


    Hucviri´nin cagdasi İstahri, Hallac hakkinda söyle diyordu: Hallac, zahid gecinirdi. Adim adim ilerledi. Nihayet, taatla kendini düzelten, kalbi temiz olan ve iyi islerle mesgul olan, zevk ve lezzet veren seylerden uzak kalmaya sabreden ve nefsini sehvetten meneden bir kimse mukarrebler makamina yükselir.

    Hallac-i Mansur
    Manada istigrak, davada istihlak halinde bulunan Ebu Mugis Huseyn b. Mansur Hallac (r.a.) tasavvuf yolunun sermestlerinden ve istiyak sahiplerinden idi. Kavi bir himmet ve yüce bir hal sahibi bulunuyordu.

    Tasavvuf yolunun seyhleri, onun durumu hakkinda ihtilaf etmislerdir. Bir kismina göre Hallac merduttur, öbür kismina göre makbuldur. Amr b. Osman, Ebu Yakub Nehrecori, Ebu Yakub Akta, Ali b. Sehl İsfehani gibi sufiler ve daha baskalari onu reddetmislerdir. İbn Ata, Muhammed b. Hafif, Ebu Kasim Nasrabazi ve sonraki mutasavviflarin cümlesi onu kabul etmislerdir.

    Cuneyd, Şibli, Ceriri, Husri ve bunlardan baska daha bazi zevatin teskil ettigi baska bir grup (müspet ve menfi bir hüküm vermeyerek duraklamislar) da onun hakkinda tevekkuf etmislerdir. Baska bir grup ise onu sihre ve sihir vasitalarina nispet etmislerdir.(Hucviri Kesfu´l-Mahcub Hakikat Bilgisi Sf. 38.45.46.253/Prof. Dr. Süleyman Uludag)


    [el-Muktedir Billah, zamaninda Bagdad´daki Maliki bilgileri ve bas olan Ebu Ömer el-Maliki, Hallac Mansur´un, İlahlik iddia ettigi, Hulul´e kail oldugu ve “Enelhak” dedigi icin, zahiren seriat emirlerini yerine getirmesiyle beraber, tevbesinin kabul olunmamasi ve öldürülüp asilmasi hakkinda ittifakla karar verdiler.

    Bundan sonra Er-Razi Billah zamaninda Hallac´in görüsünü benimdigi icin İbn Ebu el-Azakir´i ölüme mahkum ettiler. O gün Bagdad´in baskadisi, Ebu Huseyn b. Ebu Ömer el-Maliki idi.

    İbn Abdulhakem Mebsut´ta, kim peygamberlik iddia ederse öldülüler dedi.

    Ebu Hanife ve talebeleri de söyle diyor: Kim ki, Allah´in kendisini yarattigini veyahut Rabbi oldugunu inkar ederse, o kimse mürteddir. (Zindik degildir. Kandisine tevbe etmesi teklif edilir. Ederse ne ala. Etmezse öldürülür).(Şifa-i Şerif Tercümesi Kadi İyaz Sf. 716/Heyet)


    [el-Huseyn el-Hallac´in öldürülmesi]
    el-Huseyn b. Mansur´un ödürülmesine dair haber de söyle nakledilir:
    Bagdad´a geldiginde bazi kimseler vezir Hamid b. el-Abbas´a Hallac´in bir grup ölüyü dirilttigini ayrica cinlerin onun hizmetinde bulundugunu ve bütün arzu ettiklerini aninda ona ulastirdiklarini söyledigini nakletmisler, bu sekilde onun halifenin ileri gelen adamlarina yaklasarak onlari kendisine bagladigini vezire anlatmislardi.

    Hatta el-Hacib Nasr´in ve ona benzer kimselerin de Hallac´a baglandiklarini isiten Vezir Hamid, el-Muktedir Billah´tan Hallac ve adamlarini kendisine teslim teslim etmesini rica etmisti. Ancak Nasr el-Hacib Hallac´i müdafaa etmis, vezirin siddetle israri üzerine de el-Muktedir Hallac´in teslim edilmesini emretmisti.


    Vezir Huseyn b. Mansur el-Hallac ve yaninda <es-Şimriyyu> diye bilenen adami ile baska adamlarini yakalatmisti. Anlatildigina göre, bu adamlar Hallac´in ilah olduguna inaniyorlardi. Nihayet Vezir Hamid el-Abbas bu adamlari konusturtmus ve gercekten onlar İbn Mansur´un ilah olduguna inandiklarini itiraf etmislerdi. Onlar Huseyn b. Mansur´un ölüyü dirilttigine inaniyorlardi.

    Hallac bu konuda sorguga cekilince kesinlikle bunu inkar etmis ve söyle demisti: <Allah korusun! Ben nasil ilahlik iddiasinda bulunayim veya nasil peygamber oldugumu söyleyeyim, ben sadece Cenabi Allah (C.C.)´a ibadet eden bir kisiyim!> Bunun üzerine Vezir Hamid Kadi Ebu Amr ve diger kadi Ebu Cafer b. el-Behluli´yi ve ayrica Bagdad´in ileri gelen fakihlerini toplarak bu konuda fetva vermelerini istemis ve ayrica sahitler tutmustu.

    Ancak bu fakih ve kadilar söyle demislerdi: < Şu anda onun hakkinda her hangi bir söz söylemek mümkün degildir. Onun ölümünü gerekli kilacak her hangi bir delil olmadigi müddetce de bu mümkün olmayacaktir. Bu kendisinin bizzat her hangi bir söz söylemesi halinde mümkün olabilir. Aksi takdirde onun hakkinda ilahlik iddiasinda bulundugunun söylenmesi ölümüne cevaz vermek icin bir delil olamaz.>


    Vezir Hamid Hallac´i hapsedildigi yerden cikartip meclisine getirtiyor, onu konusturtmaga calisiyor, fakat İslam seriatinin Hallac´in ölümünü mübah kilacak her hangi bir söz söyledigini de görmüyordu.

    Bu hal uzadikca uzadi, Vezir Hamid sürekli olarak Huseyn b. Mansur ile mesgul oluyor ve onu öldürme yollarini arayip duruyordu. Aralarinda burada aktardigimiz takdirde sözü uzatacak bir hayli olay meydana geldi.

    Nihayet en sonuncusunda Vezir Hamid, Huseyn b. Mansur´un yazdigi bir mektubu ele gecirdi. Bu mektubta sunlar yazili idi: <Eger bir kimse haccetmeyi arzu eder de buna imkan bulamazsa icinde her hangi bir pisligin ve necasetin bulunmadigi ve hic kimsenin icine girmedigi bir ev tespit eder, hac mevsimi gelip cattiginda bir hacinin Mekke´de aynen ifa ettigi tavaf gibi bu evin etrafini tavaf eder, tavaf bittikten sonra otuz yetim cocugu bulup bunlara imkani el verdigince bu evde bir yemek verir ve bizzat kendisi bu yemek sirasinda onlara hizmet eder, yemek isi bittikten sonra da bunlari iyice giydirip her birine yedi dirhem para verirse aynen hac yapmis gibi olur.>

  2. #2
    ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    09-04-2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    44
    Mesajlar
    7.524
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ALI25
    Bu mektub Vezir´in huzurunda okununca kadi Ebu Amr Hallac´a: <Bu mektubu nereden aktardin?> diye sormus el-Hallac da: <Hasan el-Basri´nin <Kitabu´l-İhlas>´indan aktardim.> diye cevap vermisti. Buna karsilik kadi: <Yalan söylüyorsun, hay kani mübah olasica!

    Biz Hasan el-Basri´nin <Kitabu´l-İhlas> adli eserini Mekke´de dinledik, bu söylediklerin icinde mevcut degildir.> diye cevap vermisti. Kadi Hallac´a: <Ey kani mübah olasica!> diye hitab ettiginde vezir Hamid bu sözü hemen isitmis ve kadi´ya <Şu söylediklerini yazi ver> deyince

    Kadi Ebu Amr, Hallac´i müdafaa etmek istemisse de Vezir Hamid onu bu sözüyle ilzam etmisti. Bunun üzerine kadi bu söyledigi sözleri fetva seklinde yazmis ve Hallac´in kani mübah kilinmisti. Kadinin bu yazdiklarina ilaveten o mecliste hazir bulunanlar da bu hususta kanaatlerini belirtmislerdi.


    Hallac fetvanin ölümüne dair yazildigini görünce söyle demisti: <Kanim size asla helal degildir. Dinim İslam ve mezhebim sünnet yoludur. Beni öldürmeniz sizin icin yerinde bir davranis degildir. Ben İslam ve ehli sünnet mezhebine dair kitablar yazdim. Benim kanimi akitmanizda Allah benim vekilim olsun!> Onun bu sözleri üzerine orada bulananlar dagilip gitmisti.

    Vezir Hamid halifeye mektub yazip Hallac´i öldürmesi icin izin vermesini talep eder ve ona kadi ve digerlerinin verdigi fetvayi gönderir. El-Muktedir öldürülmesine izin verir ve vezir Hamid de el-Hallac´in emniyet görevlisine havale eder. Emmiyet görevlisi ona bin kirbac vurdugu halde hic de etkilenmemisti.

    Sonra bir elini, sonra ayagini, arkasindan diger eliyle diger ayagini kestirmis, sonunda öldürülmüs ve vucudu atesle yakilmisti. Tamamen yanip kül olduktan sonra külleri Dicle nehrine savrulmus, basi bir mizragin ucuna takilarak Bagdad´da gezdirilmis, sonra oradan Horasan´a gönderilmisti, cünkü Mansur´un Horasan´da kendisine bagli müridleri vardi.(El-Kamil Fi´t-Tarih Tercümesi İbnu´Esir C.8 Sf. 108-110/Dr. Ahmet Agirakca)


    [Mansur´un Enel-Hak Demesi
    Nitekim, Mansur´u Bagdadi´ye de böyle vaki olmustur.
    Mansur, La ilehe illallah demegi o kadar cogaltmisti ki, zikri kalpten ruha yetisti ve orada ünsiyyet eserleri peyda oldu ve muhabbet-i ilahiyyeye eristi. Kendi adini, dünyayi, dünyada olan her seyi, hasili Allahu Teala´dan gayri her seyi unuttu. Zira, zikrullah ile aska düstü. Ask alemi, bir nevi sarhosluk alemidir. Mansur, alem-i asktan beseri sifatlarini mahvetti:

    -- Sen kimsin? dediler.
    -- Enel-hak (Ben Hakkim) dedi.
    Ayilip kendisine gelince, yani beseriyyet alemine dönünce:
    -- Enel-hak dedin, dediler.
    -- Bilmem! Cevabini verdi.
    -- Böyle söyledin, dediler.
    -- Bilmiyorum! diye israr etti.
    Gercekten de bilemezdi, cünkü adeta sarhos gibiydi. Malikiler onu yakaladilar ve:
    Tövbe et! dediler.
    Tövbe etti amma, onu tuttular ve öldürdüler.

    Taliblere, birkac yerde Enel-Hak davasi etmek vaki olur. Talib, zikrullahi o kadar cok eder ve artirir ki, zikrin nuru talibe galip gelir, beseriyyetini giderir, kendi ismini ve masivasini unutur ve zikir nurunun galebesinden adi sorulunca, zikrettiginin adini söyleyi verir.

    Bu husus, Bayezid-i Bistami kudduse sirruha vaki olmus ve:
    -- Suhbani ma a´zami sani! deyi vermisti.

    Oysa, bunu dedigi zaman, Bayezid´de beseriyyet eserlerinden hic bir sey kalmamisti. Nitekim, müridleri:

    -- Nicin böyle dedin? diye sordular.
    Ol sultan-ul-arifin dedi ki:
    -- O zaman neden bana ser´i icra etmediniz? Madem ki benden böyle bir söz sadir oldu, her hal her biriniz ellerinize birer silah alip ahkami ser´iyyeyi yerine getirmeliydiniz.(Muzekkin-Nufus Esrefoglu Rumi Sf. 396)

    [HALLAC-I MANSU]
    Cuneyd Bagdadi, Ahmed Nuri, Amr b. Osman Mekki ve Futi gibi büyük mesayihin sohbetinde bulundu...
    Daha baska zatlarla da görüstügü oldu..

    Allah hepsine de rahmet eylesin..
    Büyük mesayih bu zatin isinde cesitli fikirler beyan etti..
    Pek cogu onu reddetti..
    Meclisinden kovan da oldu...
    Onun, tasavvufta bir yeri olduguna kail olan pek cikmadi..
    Bir kisim mesayih onun hakkini kabul etti..

    Onun hakkini teslim eden zatlarin basinda; Ebu Abbas b. Ata, Muhammed b. Hanif, Ebul-Kasim Nasrabazi gibi cok büyük zatlar vardir.

    Bunlar, cogu soghbetlerinde onu övmüs; ve hikmetli sözlerini nakletmislerdir..
    Hatta onu, muhakkik –gercegi bulmus-- büyük erenlerin biri kabul etmislerdir...

    Muhammed b. Hanif demistir ki:
    -- Huseyin b. Mansur, Rabbani bir alimdir..
    Onu Bagdad´in Talk kapisinda katlettiler.
    Yil: Hicretin, 309. --Miladi, 921 – yili idi.

    İbn Hallikan´in Tarihinde gördüm..
    Hallac´in katli üzerine yazilar yazmisti.. Ama onun katlini icab ettiren hic bir sebeb anlatmiyordu..
    İmam Kuseyri bu zati tezkiye ederdi..

    Sonra inancini ehli sünnet inanci ile bir sayardi..
    Bilhassa bu zatin meselesini basa almisti..
    Sonra, eserin mukaddimesinde, evliyayi anlatirken, bu zattan uzun uzun bahsediyor..
    Orada, bu zat hakkinda söylenenlere dokunuyor ve uzun uzun anlatiyor..

    Eserin bas tarafina bakilinca görülür..
    En iyisini Allah bilir..(et-Tabakatul-Kubra İmam Şarani Ct.1 Sf. 367.368/Abdulkadir Akcicek)

    [Yanliz sunu söyleyelim ki büyük mutasavviflarin özel irfan meslegi olan vahdet-i vucudun esasi tasavvuf, tasavvufun esasi da vahdet-i vucuddur.(Yazarin bu fikrine istirak etmek zordur.

    Vahdet-i vucud tasavvuf icinde bir sistemdir.(sad.notu) O meslekte yetisen yüzlerce büyük zatin söz ve isleri buna sahittir. Bunlarin kimi istigrakin galebe ettigi (derin vecd) halinde; kimi ayiklik ve sukunet sirasinda cesit cesit sözler söylemisler ki, hepsinin sonucu vahdet-i vucuda variyor. Bayezid Bistami´nin “Subhani ma azame sani” “Her türlü noksanliktan münezzehim, sanim ne yüce “; Hallac-i Mansur´un “Ben Hakk´im”(Ene´l-Hakk) demesi bu kabildendir.

    Bu zatlarin tümü, hak yolunda mertebeler kat edip, marifet yolu ile asil maksada ulasan ümmetin hayirli kisileridir. Sözleri mücahede ve müsahedeleri sonucudur. Onlar söylemisler, fakat nicin söylediklerini söylememisler; bazilari da hem söylemis, hem de nicin söyledigini söylemis.

    Bu sözlerin sebebini arayanlara fikir ve nazar erbabi denir. Bunlarin vadileri baska oldugu gibi, onlarin da vadileri baskadir. Ne zaman vahdet-i vucuddan bahsedilse, bahis konusu olan, cogunlukla laf vadisidir. Hal vadisinde fikir ve nazar sahibine veda eder. Hal sahiplerinin halini anlamak icin o hale mahal olmak (o hali yasamak) sarttir.

    Yoksa söylenen sözler davul sesi kabilinden olmak derecesini gecemez. Nitekim bizim sözler de bu kabildendir. Hal sahipleri su kimselerdir ki:

    Kevn u mekanonlarin yoluna hicab olsaydi (engel teskil etseydi)

    Teveccuh ile hepsi göz önünden kaldirilirdi. Eger bilirsen, o, her yerde, her hal ve her is´de Gizli (batin) ve acik (zahir) olarak, sevgili ile birliktedir.

    Kit´asinin icerigi onlarin hallerinin özeti, “Biz ,ona katimizdan bir ilim ögrettik”(6) ayeti kesin ve olgun bir delilidir.(Vahdet-i Vucud Prof. Ömer Ferit Kam Sf. 60/Prof. Dr. Ethem Cebecioglu)

    [Hallac Mansur
    Keza Hallac´a nispet edilen “Ene´l-Hak” sözü de, Hallac´in hayati tarikat-i Muhammediyye üzere tarihen sabit olduysa, bunu da su-i tevile ihtiyac yoktur.

    Manasi: “Ben Hakk´im meclasiyim”, yani Allah beni yaratmakla, kainata tecelli etmistir, demektir ki, burada sahis mevzu-i bahis degildir; cins-i adem kastedilmistir.


    Mesela erbab-i tasavvufun sözleri arasinda yine söyle bir beyte tesadüf ederiz:

    “Yarabbi! Sen tecelli ve zuhurun benimledir, benim varligim da sendendir. Ben olmasam senin varligin anlasilmayacak, sen olmasan ben var olmayacaktim” demektir ki, burada mefhum-i muhalif düsünmeye mahal yoktur.

    Yani “Sen ancak benimle tecelli ettin, baska suretle tecelli edemezsin” manasini vermek, kudret-i ilahiyyeyi kasretmek demektir.(Tasavvuf Mahiz İz Sf. 137/M. Ertugrul Düzdag)


    [Hallac babinda Şibli, Hallac´i tekzib eder görünmüs ise de icinden onu sevgi ve saygi beslemistir. İnanc itibariyla Şibli´de Cuneyd´in görüsündedir. Ama konusma ve hareket tarzi ondan cok farklidir. Şibli, hocasi Cuneyd ile ögrencisi Nasrabazi arasinda orta halkayi teskil eder.

    Şibli Bagdad´li idi. Orada dogup yetismisti. 334 de orada irtihal etti. Kabri A´zamiyye mahallesinde olup ziyaretgah-i enamdir.(7)

    Hallac: Cuneyd´in en meshur talebesi Ebu´l-Mugis Huseyn ibn Mansur el-Hallac (309/921)´dir. Tuster´de dogmus, Sehl ibn Abdullah et-Tusteri´nin talebesi olmustu. Sonradan Bagdad´a geldi, Amr el-Mekki´ye intisab etti. Rivayete göre Hallac bir defa Mekki´ye darilmis ve onunla dostlugunu bozarak Cuneyd´e gitmistir.

    Amr el-Mekki, Hallac´a lanet eder ve derdi ki:
    “Elimden gelse onu elimle öldürürüm”. Amr´a bu hiddetinin sebebi sorulunca:
    “Ben Kur´an´dan bir ayet okuyorum. Hallac:
    -- Ben de onun gibi yazabilirim ve söyleyebilirim, dedi, cevabini vermistir”.(8)

    Mutasavviflardan bir kismi Hallac´i reddetmis, bir kismi da kabul etmistir. Onu reddedenler arasinda Cuneyd, Amr ibn Osman el-Mekki, Muhammed ibn Davud el-İsfehani de vardir.

    Senin ayni fikirde olan baska kimseler de var mi?
    -- Evet, İbnu Ata, Ebu Muhammed el-Curayri ve Ebubekr es- Şibli de bu fikirdedirler. Ebu Muhammed el-Curayri gizler, Şibli de gizler.

    Olsa olsa İbnu Ata gizlemez.

    Curayri celbedilip soruldugunda:
    -- Bu, katli vacib kilan bir küfürdür, kim bunu söyler? dedi. Şibli´den soruldu, o da:

    -- Bunu söyliyene engel olmak gerektir, dedi.
    İbnu Ata´ya da sordular. O da Hallac´in sözünü söyledi. İste onun katline sebeb de bu oldu.(9)

    Filhakika Hallac´in fikirlerini benimsedigi icin İbnu Ata, vezir Hamid ibn el-Abbas´in iskencesine maruz kalmis, vezir, kundularini cikarip İbnu Ata´nin basina vurmus, burnundan kan akmaya baslamisti.

    Bundan yedi gün sonra İbnu Ata öldü. Bir müddet sonra vezir de öldü.(10)


    “Nicholson, Hallac´in durumunu su sözleriyle ifade eder:
    Hallac, o kadar derin bir hakikate varmisti ki, kendisi icin yasadigi hakikati, vicdanindan gizleyip örtmege imkan yoktu.

    Din adamlarinin ve devletin otoritesine karsi o, dogrudan dogruya velinin, Allah´tan aldigi otoriteyi koydu. O, Cuneyd gibi sadece fikirde kalan bir adam degildi. Karmatilerle münasebette bulundugundan süphe edilmisti.

    Hem müminleri, hem de inanmayanlari davasina cagirmis kerametler göstererek taraftar toplamak yoluna gitmisti. Bundan dolayi mahkum oldu. Onun sucu, sonraki sufilerin iddia ettikleri gibi sadece uluhiyyet sirrini ifsa etmek degildi. O, filen bütün dini -siyaset otoriteleri kökünden sarsacak ve sosyal anarsi doguracak bir iddia ileri sürmüstü.”(11)


    Hallac, 309´da idam edildi.
    Profesor Massignon, Hallac hakkinda genis arastirma yapmis, Hallac´a ait metnleri toplamistir. Bu metinler sayesinde Hallac´in fikirleri hakkinda malumat sahibi olmak mümkündür.(12)

    Onun sözleri acikca gösterir ki, kendisi bir vahdet-i vucudcu degildir. Ancak <fena> nazariyyesini müfrit bir dille ifade etmistir. Zaten onun “Ben Hakk´im” sözü, her seyin Hak oldugunu ifade etmez.

    Bu söz, kendi varligini yok edip kendinde Allah´i gören bir sufinin sözüdür. Yoksa o, esyanin Hak oldugunu söylememis, hatta bizzat kendisi böyle bir fikri küfür saymistir.(Cuneyd-i Bagdadi ve Mektublari Sf. 79-82/Prof.Dr. Süleyman Ates)


    [Bu dönemin en önemli ve en renkli sahsiyetlerinden biri de Huseyn b. Mansur Hallac´dir. (ö.309/921) “Ene´l-Hak” (Ben Hak´im) sözünü söyledigi icin zindiklik ithamiyla yargilanan Hallac araya giren bazi siyasi sebeblerin de etkisiyle idam edilen ilk sufilerdendir.

    Duygu ve düsüncelerini bazen siir, bazen de nesirle ifade etmis ve onun “Tavasin” adli eseri özellikle cok tartisilmistir. Hallac´in sözlerinde küfr kokusu duyanlar oldugu gibi, onun fikirlerini coskun bir ruh halinin ürünü ve sekr, cezbe mahsulu sathiyyat oldugunu söyleyenler de vardir.

    Sufiler genellikle Hallac´in fikirlerini benimdemis ve tasavvuf tarihi boyunca Hallac hep savunulmustur. Mevlana onun idamini Hakk ile arasindaki ittihad sirrini aciga vurmasinda arar ve onu övücü sözlerle yad eder.


    Ruhi tecrübe ve manevi tekamül sonucu ulasilan vahdet fikri, cogu zaman vecd ve sekr halinde ifade edildiginden, bazan anlasilmasi ve seriatin zahiri ile izahi zor terennümler seklinde ifade edilmistir.

    Nitekim Bayezid Bistami´nin vahdet ruhuyla, kendi varligini devre disi birakarak söyledigi: “Subhani ma azame sani” (Ben kendimi tespih ederim, benim sanim ne yücedir.) “Cübbemin icin Allah´dan baska bir sey yok.” sözleri bu türdendir.

    Hallac-i Mansur da kendisini Hakk ile kaim ve kendi varligini da yok görerek: “Ene´l-Hakk (Ben Hakk´im)” demistir.

    Ancak burada bir incelik vardir. “Allah” lafzi O´nun zatina, Hakk kelimesi de O´nun tecellilerine itlak olunan bir isimdir.

    Bu bakimdan “Ene´l-Hakk” sözü ile “Enellah” arasinda fark vardir.


    Hallac “Ene´l-Hakk” sözü sebebiyle idama mahkum edilmistir. Ancak onun idam sirasinda söyledigi sözler, bu isin bir ruhi yükselis ve vecd mahsulu oldugunu ifade etmektedir.

    “Senin kullarin Sana olan yakinliklarindan ve dinlerine olan bagliliklarindan ötürü beni öldürmek icin toplandilar.

    Onlari affet! Cünkü Sen bana gösterdigin sirlari, onlara da göstermis olsaydin, hakkimda böyle düsünmeyeceklerdi. Şayed onlardan gizlediklerini benden de gizlemis olsaydin, ben böyle sözler söylemeyecektim.”

    “Ey Allahim, her yerde tecelli eden Sensin. Senin bilinmen benimledir. Benim varligimin Seninle mümkün olmasi, Senin kiyaminin benimle caiz olmasina aykiridir. Benim Seninle olan kiyamim nasut caiz alemindedir.

    Halbuki Senin kiyaminin benimle caiz olmasi lahut alemindedir. İste benim beseriyetim, Senin uluhiyetinde ittihad olmaksizin yok olmustur. Senin uluhiyetin benim beseriyetimi temas etmeksizin ihata etmistir. Senin Kadim olduguna delil, benim sonradan (hadis) olmamdir. Benim hudusumun delili Senin kidem elbisenin altindadir.”(13)


    Yine İmam-i Rabbani´ye göre Hallac´in “Ene´l-Hakk” sözü ile Bistami´nin “Subhani” sözü vahdet-i suhud makaminda söylemis sözlerdir.

    Şuhud haline eren kimsenin nazarindan masiva müzmahil oldugu, “Sen cikinca aradan, kalir seni Yaradan” sirri gerceklestigi icin salik, “Ene´l-Hakk” derken “Hak Hak´tir, ben degilim.” demektedir. Degilse kendisini görerek bir sözü söyleyen küfre düser.(Anahatlariyla Tasavvuf ve Tarikatlar Sf. 120. 284.285.297/Prof. Dr. H. Kamil Yilmaz)


    [Arifler Kur´an´in haber verdigi: “Bugün mülk kimindir? Vahid ve Kahhar olan Allah´indir.”(14) nidasini duymak icin kiyametin kopmasini beklemeye ihtiyac duymazlar.

    Aksine onlar bu sesi her an duyarlar. Arifler hakikat semasina yükseldikten sonra Hak ve Vahid olan Allah´in varliginan baska bir varlik görmediklerinde ittifak etmislerdir.

    Fakat bu durumu onlardan bir kismi ilim ve marifet olarak, diger bir kismi da hal ve zevk olarak musahede etmislerdir.

    Arifler kesretten soyulup mutlak vahdaniyete daldiklarinda sekr haliyle kimisi “Ene´l-Hak”, kimisi “Subhani ma-a´zame sani”, kimileri de “Cübbemin altinda Allah´tan baskasi yoktur.” demistir. Asiklarin sekr halindeki sözleri söylenip nakledilmez, gizli tutulur.

    Arif sekr´den sahva döndügünde ittihadin söz konusu olmadigini, ancak ittihada benzer bir halle karsilastigini ifade eder. Bu sekr ve istigrak halinin mecazi adi “ittihad” ise de hakikatte adi “tevhid”dir.(Tasavvuf Meseleleri Sf. 195/Prof. Dr. H. Kamil Yilmaz)


    [Hallac Mansur 297 h. de İsfehanli Davud ez-Zahiri´nin cikardigi fetvaya dayanilarak zindana atildi. Bir sene sonra zindandan kactigi veya serbest birakildigi söylenir.

    Mansur 301 h. de tekrar tevkif edilerek Bagdad´a getirildi ve sekiz yil zindanda kaldi.

    İmam Yafii eserinde, halifenin ve veziri Hamid´in de bulundugu bir mecliste, Kadi Ebu Amr´in yaninda Hallac´dan bir söz sadir oldugunu, Ebu Amr´in onun idamina fetva verdigini, orada bulunan bazi fakihlerin de kadi´nin fikrine istirak ettigini nakleder.(15)

    Bu hadiseden sonra Hallac tekrar zindana atildi. Ertesi gün halifeye idamiyla ilgili fetva gönderildi.

    Vezir Hamid b. Abbas, Hallac´i valiye teslim ederken, onun iskence ile öldürülmesini, kirbac altinda bir müddet dövüldükten sonra, el ve ayaklarinin, daha sonra basinin kesilmesini, vucudunun yakilarak, külünün Dicle´ye atilmasini emretti.


    Rivayete göre, kalabalik bir topluluk karsisinda yapilan iskenceden sonra, basi bir agaca cakilarak Bagdad köprüsüne dikildi (18 Zilhicce, 309 h.)(16)

    Hallac Mansur´un bu tarz bir ölüme layik görülmesinin sebebi, sirri ifsa etmesinden ileri geliyor. Her ne kadar “Ene´l-Hak” sözü tevile imkan veriyorsa da, insanlar tarafindan yanlis anlasilip fitneye sebebiyet verebilecegi düsünülmüs olabilir.

    Bu arada Hallac´in idama mahkum edilme sebebinin siyasi ve hissi bir durumdan nes´et edebilecegi de unutulmamalidir.

    Tarihi kayitlara göre, ulemanin pekcogunun Hallac hakkinda tavirlari menfidir. Şeyh Şibli, Ebu Abdullah Hafif, Ebu´l-Kasim Nasrabadi ve Ebu´l-Abbas Sureyc, Hallac´i savunanlarin basindadir.

    Şibli, Mansur hakkinda sunlari söylüyor:

    “Ben ve Mansur tek sey gibiydik (ben de onun gibi düsünürdüm). Aramizdaki fark onun sirri ifsa etmesi, benim ise gizlememdir”.

    “Faslu´l-Hitab”in, Cuneyd Bagdadi´nin Mansur´un idam edilmesi hakkinda fetva verdigi rivayetinin tarihen dogru olmasi mümkün degildir.

    Zira Cuneyd bu hadiseden en az onbir sene önce vefat etmistir. Bununla beraber Cuneyd´in, talebesi olan Mansur´u ikaz ettigi, davranislarina karsi ciktigi düsünülebilir.


    Mevlana Celaleddin Rumi de idami tasvip etmeyenler arasindadir. Mesnevi´sindeki su iki beyit bu kanaatini te´yid etmektedir.

    “Fetva kalemi gaddarin elinde bulununca, süphesiz Mansur dara cekilir.

    Bu is ve bu hüküm sefihlerin olunca, peygamberlerin bile katli lazim gelir.(Tasavvuf ve Tarikatlar Sf. 253. 254/Dr. Selcuk Eraydin)


    [Hallac-i Mansur (Öl. 309/921): Zati itibariyla tek ve yanliz olan kimsedir. Kimse onu kabul etmez, o da kimseyi kabul etmez. (Sadece Hakk ile mesgul olur) allah´in zatini birleyendir. Allah´tan isaretler getirendir.

    Hallac-i Mansur (Öl. 309/921): İranlidir. Tasavvuf tarihinin en meshur sufilerinden biridir. Tuster´de Sehl b. Abdullah Tusteri´den, Basra´da Amr b. Osman Mekki´den istifade etti.

    Bagdat´ta Cuneyd´le bulustu. Mesrep farkliligi sebebiyle Cuneyd´le arasi acikti. Horasan, Sicistan, Maveraunnehir ve Hindistan´a seyahatler yapti. <Ene´l-Hak> sözünden dolayi idam edildi. Hucviri´nin verdigi bilgiye göre sufi Hallac ile idam edilen Karmati Hallac ayni sahis degildir.(17)


    Hallac´in Kitabu´t-tevasin´deki fikirleri cok derin sufiyane düsünceleri ihtiva eder.

    Düsünceleri en cok yayginlik kazanan sufilerden biri olan Hallac, ehli zahir tarafindan reddedildigi gibi bazi sufilerce de makbul addedilmemistir.

    Nehrecori, Ali b. Sehl İsfehani gibi. Cuneyd, Şibli, Husri gibi bazi büyük sufiler onun hakkinda menfi-müsbet bir tavir almamislardir. Sufilerin cogunlugu onun lehinedir.

    İbn Arabi düsüncesinin temel sahsiyetlerinden biri de Hallac´dir. Bazi arastiricilar ise <ene´l-Hak> sözünü vahdet-i vucud ile vahdet-i suhud arasinda bir hal olarak izah etmislerdir.

    Bazi sufiler onu sirri ifsa ettigi icin tenkit edip benligin eridigi bir yerde <ene´l-Hak> feryadi yoktur derken, bazilari da vahdet deryasinda Mansuri dalgalarin sürekli oldugunu, mum fitilinin basi kesilince daha düzenli isik verdigini söylemislerdir.

    Bazi sufilere göre tevhid agacini diken Bistami´dir, Hallac bu agaci kaniyla sulamistir. Buna bir cümle daha ilave edilebilir: Bu agacin meyvelerini İbn Arabi devsirip insanliga sunmustur.


    Bati dünyasi Edward Pocock´tan (Öl. 1691) beri Hallac ile ilgilenmistir. Şüphesiz Hallac´i en cok arastiran sahis L. Massignon´dur. Kitabu´t-tevasin´i idam edilisinin 1000. yilinda Paris´te nesretmistir (1922).

    R Garauyd´e göre Massignon, Hallac´i Hristiyan mistisizmine uygun bir perspektiften seyretmistir.


    Divan sahibi de olan Hallac, tasavvuf kadar İslami Türk edebiyatini da derinden tesir altina almistir.

    Mevlana basta olmak üzere Anadolu´da gelisen tasavvufi edebiyat ve tarikatlar Hallac hayranidir.(Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi Sf. 30. 184.185.186/Dr. Mustafa Kara)


    [Burada önemi acisindan su hususu hatirlatmak istiyoruz:

    Hucviri´ye göre, Karmati´lerden olan Hasan b. Mansur ile Sufi Huseyn b. Mansur (Hallac) bir birine karistirildigi icin Hallac kötü bir nama sahip olmus, Amr b. Osman el-Mekki, Sehl b. Abdullah, Cuneyd el-Bagdadi gibi zamaninin mesayihlarinin hangisine baglanmissa, izinsiz ayrildigi, oradan oraya gittigi icin hepsi tarafindan reddedilmisti.

    Hallac´in bir baskasiyla karistirilmis oldugu seklindeki bu bilgiyi sadece Hucviri´de buluyoruz.(18)


    Aslinda “gercekte Allah´dan baska varlik olmadigina inanmak” demek olan ve “tevhidin zirvesi” diyebilecegimiz vahdet-i vucudun nüvesi, “Subhani, subhani” diyen Bayezid-i Bestami´de, “Ene´l-Hak” diyen Hallac-i Mansur´da, hatta, kendisini disariya cagirip “Gel de Allah´in sanatina bak” diyen bir cariyeye, “Sen de iceri gel de Allah´a bak” diyen Rabia el-Adeviye´de vardi.(Tasavvuf Tarihine Giris Sf. 87. 93/Hülya Kücük)

  3. #3
    ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    09-04-2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    44
    Mesajlar
    7.524
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ALI25
    [Bu lakabla anilmasina söyle bir olay sebeb oldu.
    Bir gün dostlarindan bir hallacin dükkaninda oturuyordu. Ona bir is ismarladi. Lakin hallac:


    -- Dükkani birakip gidersem buradaki isim kalir. Müsterilere ise söz verdim.. diye sizlandi.
    Mansur:
    -- Sen git. Ben pamuklari atarim. dedi. Hallac, bunu kabul etti. Gidip gelinceye kadar da dükkanda ne kadar pamuk varsa cekirdeginden ayrilmis ve atilmis bulunuyordu. Mansur, sadece parmagi ile pamuklara isaret etmis ve onlar bu hale gelmislerdi. İste, bundan sonra Hallac diye anildi.

    Hallac Mansur hakkinda devrin ileri gelenleri ikiye ayrilmislardi. Bir kismi ulu, evliya, bir kismi ise zindik ve dinsiz oldugunu iddia ediyorlardi.

    Nitekim, Şeyh Vefa´ya:
    -- Hallac Enel-Hak demis. Ne buyursunuz? diye sordular:
    -- Ya Enel-batil (ben batilim) mi desindi, cevabini verdi.

    Huccet-ul İslam İmam Gazali Musketul Envar adli eserinde Hallac Mansur´dan bahsederken seriata görünüste aykiri Enel-Hak gibi tevili gerekli sözleri Hakka olan muhabbetinin siddetinden dogan vecid halinde söylemis oldugunu aciklar.


    Hallac Mansur´dan nice olaganüstü haller ve kuru Sufilerin anlayamayacagi sözler sadir olunca bunlar kendisinin idam olunmasina fetva verdiler. Lakin, Ebu Abbas Ata, Şibli, Ebu Abdullah Hafif, Ebu Kasim Nusretabadi gibi taninmis pek cok kimseler buna muhalif kaldilar. Ebu Abbas Sureye´den fetva istediler:

    -- Onun halini bilmiyorum ve sözlerini anlamiyorum. Ne Allah´in varligina, birligine ve ne de bunun aksine inandigi hususunda hüküm veremem, dedi. Bazilari Cuneyd Bagdadi´nin onun katline fetva verenler arasinda bulundugunu rivayet etmislerse de tamamen iftiradir. Cünkü Cuneyd, bu olaydan on bir yil evvel vefat etmis bulunuyordu.

    Sonradan yetisen Sufiler, Hallac´i daima müdafaa etmis ve evliyadan saymislardir.

    Mesela Ebu Said Ebulhayr:
    -- Mansur´un mertebesi pek ulu idi. Onun zamaninda doguda ve batida kendisine es olacak kimse yoktu, demistir.

    Şeyhulislam diyor ki:
    -- Ben onu ne kabul ve ne de reddederim. Siz de öyle yapiniz. Ama, onu kabul edeni, etmeyenden cok severim.
    Ebu Abdulah Hafif, ondan bahsederken:
    -- İmam-i Rabbani´dir; derdi.

    Şeyhulislam diyor ki:
    Hakikaten o imamdir. Ama, büyük sirri herkese söyledi ve zayiflara tasiyamayacaklari yükleri yükledi. Üstelik, bu hususta seriata uymadi. Basina her ne geldiyse bu yüzden geldi. Bununla beraber, günde bin rekat namaz kilardi. Öldürüldügü günün gecesi, bes yüz rekat kilmisti.

    Şeyhulislam:
    -- Onu bir ilham meselesinden katlettiler ve zalim oldular. Cünkü, peygamberlik iddiasinda bulundugunu ileri sürdüler. Halbuki, böyle bir iddiasi yoktu. demistir.

    Halife Muktedir´in veziri Abbas oglu Hamid bir meclis topladi. Kadi Ebu Ömer ve öbür fakihler hazir bulundular. Hallac Mansur´u getirtip sorguya cektiler. Kadi Ebu Ömer, idamina fetva yazip imzaladi. Öbürleri de imzalayacaklari sirada Mansur onlara dönerek:

    -- Benim kanim haram iken tevil ederek mubah kilmak size hangi yol ile helal olur? İtikadim İslam, mezhebim Resulullahin sünnetidir. Dört Halifeyi üstün tutar, öbür sahabeleri ise ulu sayarim. Ehli sünnet itikadina ait yazdigim eserler, halkin elinde dolasiyor.

    Bütün bunlar ortada iken kalkistiginiz bu ne olmaz istir. Allah´tan korkun! dedi. Lakin onlar, bu sözlere aldirmayarak fetvayi imzaladilar. Vezir, Hallac´i hapise gönderip olanlari Halifeye yazdi ve fetvayi da yazisina ekledi.

    Bir müddet sonra söyle cevap geldi:

    --- Bir kimse hakkinda bu kadar ulema madem ki birlesip karar vermislerdir. Layik olan budur ki onu subasiya teslim et. Kendisine bin degnek vursunlar. Eger bu dayaktan ölmezse, bin degnek daha vursunlar. Sonra katletsinler. Vezir, Hallac´i subasiya teslim edip Halifenin tenbihini tekrarladiktan sonra sunlari söyledi:

    --- İki bin degnege ragmen ölmezse, evvela bir elini, sonra bir ayagini, sonra öbür elini ve nihayet öbür ayagini, nihayet basini kes. Cesedini yak. Eger sana hile edip Dicle nehrini altin ve gümüsten akitayim derse sözüne itimat etmeyerek iskenceyi birakma. Dedi.

    922 Miladi yilina rastlayan hicri 309 yili zilhicce ayinin yirmi ücüncü sali günü idi. Hallac Mansur´u Babul-Tak denilen siyaset yerine cikardilar. Bütün halk etrafina toplanmisti. Cellat, evvela bin degnek vurdu. Cenab-i Hak´kin kadrine sonuna kadar razi ve takdirine teslim olmus bulundugundan, haykirmak degil, dudagini bile kipirdatmadi. Sadece degnegin sayisi alti yüze varinca subasiya:

    --- Yanima gel, sana İstanbul´un fethinden daha faydali bir nasihatte bulunayim. dedi.
    Subasi:
    --- Senin bütün sözlerin malum oldu. Biz, sadece Halife fermanini yerine getirmeye memuruz. dedi.

    İkinci bin degnek vuruldugu halde, Mansur hala sagdi. Bunun üzerine evvela sag eliyle sag ayagi, sonra sol eli ve sol ayagi kesildi. Gözleri cikartilip bas asagi asildi. Nihayet kafasi da kesilerek cesedi yakildi ve külü nehire döküldü. Basi bir siriga gecirilip Bagdat köprüsünün üstüne dikildi. Rivayet ederler ki Dicle o yil her yildan fazla tasinca, Mansur´un sohbet arkadaslari:

    -- Bu hal, seyhin külünü nehire attiklari icin oldu, dediler. Şibli, basinin dikildigi yerin altina varip durdu ve: --- Keske seni alimlere göndermeseydik! dedi.

    Hallac Mansur´un katline fetva veren Kadi, Ebu Ömer Şibli´nin bu sözlerini duyunca:
    --- Yahu, Mansur peygamberlik davasi ediyor... Bu ise Allahlik davasinda! dedi.

    Şibli:
    --- Evet, dedigin gibidir... Ancak divanelik beni kurtariyor... Akil ise onu bu belaya ugratti; karsiligini verdi.

    Mansur bir gün Cuneyd Bagdadi´yi ziyarete gelmisti. Kapisini vurdu. Cuneyd:
    --- Kimsin? diye seslendi.
    Mansur:
    --- Hak! dedi.
    Cuneyd, buna su cevabi verdi:
    --- Hak degilsin. Belki Hak´la olansin.
    Sonra, ilave etti:
    --- Seninle ugrasan hangi daragacidir acaba?

    Rivayete göre Mansur´un basina gelen ustadi Osman oglu Amr Mekki´nin bedduasindandir. Amr Mekki tasavvuf ve vahdet-i vucud hakkinda bir eser yazmisti. Lakin, ortaya cikarmiyordu. Hallac Mansur, bunu gizlice alip ortaya cikardi. İcinde yazilanlari aciga vurarak halka söyledi. Bunlar, avamin anlayamiyacagi ince sözlerdi.

    Bu yüzden halk Amr Mekki´yi terketti. O da Mansur´a kizarak:

    --- Yarabbi... Sen onun üzerine birisini musallat et ki elini ayagini kesip gözlerini cikartarak daragacina ceksin, dedi. Söyledikleri de oldu.

    Hallac Mansur, Allah ehlinde bulunan sefkat ve merhamet dolayisiyla ve erismis oldugu makam sayesinde kendisinin öldürülmesinne calisanlarin hepsine hayir dua etmis ve onlar icin Allah´in rahmetini dilemistir.(Evliyalar Tarihi Sf. 24-26/Mithat Sertoglu)

    Dipnotlar:
    __________________________________________________
    (1)(Hallac-i Mansur, Ahbar-al Hallac, (nsr.L. Massignon), Kraus 1936, s. 50)
    (2)(Massignon, Hallac, İ.A., C.5,s. 167-170)
    (3)(Tafsilat icin bkz. L.Massignon, İ.A., a.g.yer.; Yasar Nuri Öztürk, Hallac-i Mansur ve Eseri-Kitabu´t-Tavasin, İst. 1976, (Giris); Feriduddin Attar, Tezkiretu´l-Evliya, (Nesr. S. Uludag), Bursa 1984, Hallac Mad.; Hucviri, Kesfu´l-Mahcub, (Terc.S. Uludag), İst. 1982, s.253-257, Ali Şir Nevai , Nesayimu´l-Mahabbe, (Nesr. Kemal Eraslan) İst. 1979 s. 92-94 vs.)
    (4)(Cami, Nefahat tcr, 205,206 (İst. 1270/1853)
    (5)(Nicholson, Fi´t-tasavvufi´l- İslami ve tarihihi s. 58 (Kahire 1956)
    (6)(Kehf (18), 65)
    (7)(Sulemi, Tabakat, s. 377; Tarih, c. 14, s. 389-97; Hilye, c. 10, s. 375-76; Şarani, c. 1, s. 82-84.)
    (8)(Tarih´u Bagdad, c. 8, s. 121.)
    (9)(Sulemi, Tabakat, c. 8, s. 127-28.)
    (10)(Sulemi, Tabakat, s. 265; Kuseyri, Risale, s. 31; el-Bidaya, c. 11, s. 144; Tezkira, c. 2, s. 55-60.)
    (11)(Nicholson, The Legacy of Islam, s. 218.)
    (12)(Bak: Kitabu´t-Tavasin)
    (13)(bk. Louis Massignon, Kitabu ahbari´l-Hallac, Paris 1936, s. 7-8)
    (14)(el-Mumin, 40/16)
    (15) (Mevlana Cami, Nefehatu´l-Uns. Ter. Lamii Celebi, s. 200.)
    (16)(a.g.e., s. 201)
    (17)(Hakikat bilgisi, 254, Hallac hakkinda genis bilgi icin bk. Y. Nuri Öztürk, Hallac-i Mansur ve eseri: Kitabu´t-tevasin (1976)
    (18)(Bkz. Hucviri, s. 254)

    KAYNAKLAR

    (Mansur-name Niyazi/Dr. Mustafa Tatci)

    (Dogus Devrinde Tasavvuf Ta´aruf Kelabazi /Prof. Dr. Süleyman Uludag)
    (Risale-i Kuseyri İmam Ebu´l-Kasim Abdulkerim el-Kuseyri/Ali Arslan)
    (Hucviri Kesfu´l-Mahcub Hakikat Bilgisi/Prof. Dr. Süleyman Uludag)
    (Şifa-i Şerif Tercümesi Kadi İyaz/Heyet)
    (El-Kamil Fi´t-Tarih Tercümesi İbnu´Esir/Dr. Ahmet Agirakca)
    (Muzekkin-Nufus Esrefoglu Rumi)
    (et-Tabakatul-Kubra İmam Şarani/Abdulkadir Akcicek)
    (Vahdet-i Vucud Prof. Ömer Ferit Kam/Prof. Dr. Ethem Cebecioglu)
    (Tasavvuf Mahiz İz/M. Ertugrul Düzdag)
    (Cuneyd-i Bagdadi ve Mektublari/Prof.Dr. Süleyman Ates)
    (Anahatlariyla Tasavvuf ve Tarikatlar /Prof. Dr. H. Kamil Yilmaz)
    (Tasavvuf Meseleleri/Prof. Dr. H. Kamil Yilmaz)
    (Tasavvuf ve Tarikatlar/Dr. Selcuk Eraydin)
    (Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi/Dr. Mustafa Kara)
    (Tasavvuf Tarihine Giris/Hülya Kücük)
    (Evliyalar Tarihi/Mithat Sertoglu)

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Hallâc-ı Mansûr ..
    By dostluk in forum ANSİKLOPEDİ / SÖZLÜKLER
    Cevaplar: 65
    Son Mesaj: 21-01-2017, 18:19
  2. Hallac Şeriat kılıcıyla mı öldürüldü?
    By İlim Talebesi in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 84
    Son Mesaj: 11-01-2017, 01:36
  3. Mansur isminin anlamı nedir?
    By HaZiRuN in forum İsimler Sözlüğü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22-03-2011, 00:39
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17-10-2009, 13:57
  5. Hallac-ı Mansur ve gerçek AŞK
    By Zeynep Özmen in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 59
    Son Mesaj: 11-06-2008, 22:15

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş