''Vura vura göğsü genişleyen zat 2016'da vazifeyi alıyor''

MİT bu basit şifreyi nasıl çözemez yahu! Bakın arkadaşlar, bu hainler dini motifler kullanarak şifreleme yapıyor. Vura vura göğsü genişleyen tek bir kişi var, Hz. Ömer!

Malumunuzdur, Hz. Ömer, Hz. Peygamberi öldürmeye giderken yolda yaşadığı bazı olaylar neticesinde imana gelir, kalbinde mevcut olan bazı kararsızlıkları Hz. Peygamber, Ömer'in göğsüne vura vura arındırır.

Analizim şöyle: Bu hainler, orduyu Ömer'e benzetiyorlar! Bilindiği gibi Hz. Ömer müslüman olduktan sonra tebliğ açıktan yapılmaya başlandı. Ondan evvel gizli yapılıyordu. 'Takiyye' manipülasyonunu bu metafora bina ettikleri belli.

Bakın buradan söylüyorum. Bu hainler orduya ''Ömer'' şifresi kullanıyorsa Polis Teşkilatı için kullandıkları şifre ''Hamza'' olacaktır. Yahut tam tersi, zira ''Hamza'' metaforu askere, ''Ömer'' metaforu polise daha uygun düşer.

Müthiş! Bunlar Ordu ve Polis kurumlarını ele geçirene kadar takiyye yapılması gerektiği şeklinde bir strateji izlemişler.

''Vura vura göğsü genişleyen zat 2016'da vazifeyi alıyor'' Bunu yenice Hüseyin Gülerce'nin bir programını dinlerken anlattığı anılarında işittim. Keşke önceden bilseydim. Şu an, kağnının tekeri kırıldıktan sonra yol gösteren kişi konumuna düştük..

Önerim: Dini istismar eden bir yapıyla mücadele ediliyorsa bu şifreleri çözecek kişilerin dini bilgilere vakıf olması gerekir. Buradan sesleniyorum; yetkililer eğer bu gibi şifreleri çözmek istiyorsa kemmiyet-keyfiyyet ilişkilerine haiz yeteneklerden istifade etmelidir.

..................

Gafil FETÖ'nün dinimizi istismar edişi toplumda İslam külliyatına karşı bir antipati oluşturmaya başlarsa 1 taşla 2 kuş vurmuş olurlar. Bu hainler ilk kuşa talip oldular. Bunları maşa olarak kullanan küresel güçleirn hedefinde ikinci kuş vardır.

Külliyattan şüphelendirecek çıkarımlara müsade edilmemeli, neyin ne olduğu iyi analiz edilmelidir. Sorun ne cemaatleşmektedir ne de İslamın külliyatında. Sorun tamamen aklı selim birey yetiştiremiyor oluşumuzdadır.

Malesef aklı selim bireyi ne Cumhuriyet yetiştirebildi ne de son dönem tepkisel İslam(!) anlayışı. Nasıl oldu bu? Bakın, Cumhuriyetin yaptığı geçiş kemmiyetten ibraret kaldı; keyfiyyete inemedi. Bir başka deyişle düne kadar ''sen çok yaşa padişahım'' diyenler cumhuriyete geçişle ''sen çok yaşa Atatürk'' pozisyonuna geçti. Kuzey Kutpu'ndan Güney Kutpu'na geçmek marifet değil. Marifet, yaşanılır bir iklim barındıran habital bölgelere gelebilmektir. İşte o habital bölgeye aklı selimle geliniyor; aklı başkalarına kiraya vermekle değil.

Son yüzyılın tarihî geçişlerine bir bakın! Etkiye bir tepki doğuyor, tepkinin etkisine başka bir tepki. Bu böyle gidiyor. Geline geline 1800'lerin sonunda Kalp-Akıl diyalektiğini işletmeyi unutan bir toplum yapısının günahı İslama biçiliyor ve Batı hayranı tipolojiler üremeye başlıyor. Bu seferde bu tipolojiye tepki olarak FETÖ gibi yapılar oluşuyor. Aslında hepisi de birbirini besleyen unsurlar. Dış çizgilere bakarak yanlış çıkarımlar yapa yapa bugüne geldik.

İç çizgilere bakarak sorunları okuyan aydınları ne zaman yetiştirmeye başlayacağız?

Kulağınıza küpe olsun! Dış çizgilere bakarak neşter atmak fırkalaşmalara sebep olur. İç çizgilere bakarak atacağınız adımlar ise 'aklın yolu birdir' düsturu gereğince birleşmeye sebep olur. Her şeyde bu böyle. Dikkatlice bakarsanız bunun böyle olduğunu hemen anlarsınız. Örneğin Kemalizm bu hatayı yaptı. İlahiyatçılarda bu hatanın tersinden aynısını yapıyor. Hadis inkarcılığı, mezhep inkarcılığı, Kur'an müslümanlığı gibi akımlar neden oluşuyor sanıyorsunuz? Bunlardan hiçbirisi içeriye bakmıyor. İşin tuhafı istisnasız hepiside içeriye bakmanın okulu olan tasavvufa karşıdırlar! Sorunları tamamen dış alemde aradıkları için ya külliyata neşter vuruyor yahut geçmişte olduğu gibi kılık kıyafet devrimi yapıyor. Fark yok, aynı kafa!

Büyük filozof Konfüçyus'un hikmetli bir sözü vardır: ''Nicelik pay edildikçe azalır, nitelik paylaşıldıkça çoğalır'' der. Bu genel kural madde ve mana boyutlarında atacağınız adımlara bile yansır. Niceliğe yapacağınız müdaheleler böler, nitelikte atacağınız adımlar ise birleyicidir. Tasavvufta bu hikmet ''kesrette vahdet, vahdette kesret'' olarak dile getirilir. Vahdetin tecellisi zahirde kesret; zahirin kesreti ise vahdete ayet oluyor. Zulüm ise bu cereyanın tersine kulaç atmak, belki yelken açmaktır; ve mü'minin feraseti bunu derhal fark eder, engellemek için aksiyona geçer. Bu oluş, enfüs ve afâkın diyalektiği ve cereyanı; ve bu metodla kemâle yol almanın adına seyr-i sülûk denmektedir.

Kesret, madem nicelikte; vahdet o halde nitelikte mevcut. Allah'ın şekilden münezzeh olmasının hikmetlerinden birisi belki bu; ve bu yüzden zahirde şekle sokulması şirk oluyor. Şirk oluşunun hikmeti ise bununla başkalarını aldatmaya yol açmasından, yani zulme dönüşmesinden kaynaklanıyor. Hani derler ya, ''bir resimle dünyaları harekete geçirebilirsiniz''! İşte bu efekt yalanın ta kendisi, manipülasyonun dik alâsı; ve hakikat, yalana hizmet ettirilemeyecek kadar kıymetli! Bakın, nereden nereye. Zahir ve bâtın alemde her şey birbirini tefsir ediyor. Evet, âlemlerin oluş ve olduruşları tek tek tefsirini bekleyen ayetler manzumesidir.

ÇAREMİZ:


Dışarıya baktığınız kadar artık içeriyede bakın. Hastalıkda oradan şifası da oradan, hep oradan! İç düzelirse için dışa tecellisi olan zahir âlem zamanla kendi tarzını ortaya koyacak, bereketlenecek, sıhhat ve afiyete meydan açacaktır. Medeniyet denilen olgu işte bu meydanın ta kendisidir.

1) Akıl-Kalp diyalektiğini sağlıklı işletecek bireyleri yetiştirecek bir eğitim sistemi. Bu konu başlı başına bir dünya!!! Hikmet ehli insanlar ancak bunu becerebilir. Şu an bu saha booommmboş.

2) Cemmatler, kendine mensup olmayanları ötekileştirici söylem ve tavırlardan sakınmalıdır. Müslüman bir toplum içinde cemaat demek sosyalleşmek demektir ve bu da hizmete talip olmak anlamına gelir. Ötekileştirmeye talip olmak yeni bir din kurmaktır, yeni bir fırka oluşturmaktır. Sınav sorularını çalmak ve cana kastetmek ancak ötekileştirmekle mümkün olacağı için bunu yaptıklarını anlamaları lazımdı. Bu nokta anlaşılsaydı tedbirler alınır ve bu olaylar başımıza gelmezdi. Hep göz yumuldu, çünkü ortalığı bu mok almış götürüyor. Temiz yer yok ki kıyas edesin!

3) Ekserisi Müslüman bir toplumda ele geçirilecek bir yerlerden söz edilemez. Türkiye fethini bekleyen bir Mekke değildir. Ne Erdoğan Ebu Cehil'dir, ne de Fethullah Gülen bir Peygamber.. Bakın, bütün bu manipülasyonların temeli geliyor geliyor tekfire, ötekileştirmeye dayanıyor. Bu arada herkes kendisini, geldiği yeri ve kafa yapısını sorgulasın. Bu ülkenin vergisini çalarak, yalan dolanla iş yaparak İslama hizmet ettiğini sanan gafillerden yeter artık çektiğimiz. Aynısı tam tersi olan Kemalist kutup içinde geçerlidir. Onlarda aynı çomağın diğer pis ucunu temsil ediyor.

4) Hizmet hareketi hizmet olarak kalsaydı, sourlar çalınmasaydı, hak hukuk gözetilseydi, toplumun diğer fertlerine ''bu bizden değil'' gözüyle bakılmasaydı bu hareketin Türk toplumuna çok faydası olacaktı. Hakim, savcı, öğretmen, doktor, mühendis, memur, siyasetçi, sanatçı, iş adamı, tüccarı ve esnafıyla bütün toplum katmanlarında bu ahlak gözetilseydi kötü mü olurdu? Devlet denilen aygıtı biz bireyler yönetiyoruz. Özel olarak devleti nicelikleştirip fethedilmesi gereken bir mahluk olarak görmek ve göstermek şizofrenliktir.

Bu cemaatin mensuplarına yazık oldu. Gerçekten yazık oldu. Son günlerde konuşulanları dinliyorum, nasıl aldatıldık diye şaşırıyorlar. İçten, sevecen, kendini sevdiren insanların böyle bir şey yapmalarına şaşırıyor herkes. Resmen intihar ettiler yahu! Daha durun, bundan sonra adına ''İnanç Krizi'' denen karmaşanın yansımalarıyla boğuşacağız. Az uz da değiller babam!

Benim anladığıma göre birileri Asr-ı Saadet'i niteliksel olarak olduğu gibi kopyalayıp bugüne getirmiş. Bu normalde kötü bir şey değil, ama geneli müslüman bir toplum içinde ötekileştirerek bunu uyguladığınız zaman yeni bir dinin temellerini atmış olursunuz. En kötü ihtimalde yeni bir fırkanın yolunu açmış olursunuz. Asr-ı Saadet dönemi bir başlangıçtır; ve asla müslüman bir toplum içinde aksiyonu ve reaksiyonu ile birebir kopya edilemez. Bu, bugün bir Batılının sırf Fransız Devrimde kelle uçurmak vardı diye Batı uygarlığı bünyesinde Giyotinleri tekrar kurmasına benzer! Geniş bir konu bu, tartışılmalıdır.

Demem o ki Köy üstüne köy olur, ev üstüne ev olmaz. Gidin bu modeli ABD ve Avrupa'da uygulayın, niye müslümanlar üzerine uyguluyorsunuz? Neymiş efendim, biz düzelirsek dünya düzelirmiş. Böyle bir dünya yok.. Bizim düzelmemizin stratejisi başka, dünyanın düzelmesinin stratejisi başkadır. Köy üstüne köy olur, ev üstüne ev olmaz demiştim. Çünkü ev mahremdir, köy ise eve meydandır! Bunlar bizim mahremimize meydan açacakları yere geldiler bizi mahremimizden vurdular. Bu ince çizgiyi anlamayan cemaatler her zaman mahrem içinde kan dökmeye eğilimli olurlar. Fırsatını bulduğu zaman yaparlar mı? Yaparlar efendim, yaparlar! Kimse kendini sınanmadığı günahın masumu görmesin. Artık herkesin kendini ve içinde bulunduğu ortamı sorgulama vakti geldi.

Ah işte, ilim-irfan-hikmet üretmeyen toplumların kaderi hep böyle pisliklerle boğuşmak. Felsefe üreten bir toplum olsaydık ''cemaat'' gibi ehemmiyetli bir kavramın ne olduğunu ve ne olmaması gerektiğini aydınlarımız sorgular, hikmetli çıkarımlar yapar, bunu da hayata geçirirdik. Tabi bunun olabilmesi için aklın sorgulamaktan korkmaması gerekir!!! Falan şunu demiş, fişman bunu demiş, vaaay sen falanın dediğine nasıl karşı gelirsin, vay sen fişmanı nasıl sevmezsin, isyan mı ediyorsun.... valla bu bitmez! Akıl, akıl, akıl.. Yeter artık, ahmaklığı nesilden nesile miras bırakışımız bitsin!

DostunDostu