Halife Harun Reşid
OSMANLI Devlet-i aliyyesinin Muhteşem Süleyman’ı neyse, Abbasî Hilafetinin Harunü’r-Reşid’i de odur. İmam Süyutî’nin dediği gibi “Harun Reşid devri, tümüyle hayırdı, o günler düğün günleri gibi güzeldi.” (Tarihu’l-Hulefa). Hilafeti 23 yıl küsur ay sürmüştür. Öldüğünde 45 yaşında idi.
Birkaç sene dışında, Halifeliği esnasında bir sene hacca, bir sene cihada giderdi. Günde yüz rekat namaz kılardı. Bir defasında yaya olarak Bağdad’tan Haremeyn’e yürüyerek gitmiştir. Tarih boyunca hiçbir Halife böyle haccetmemiştir.
Hacca gittiği vakit fakihlerden ve onların çocuklarından binlerce kişiyi beraberinde götürürdü. Hacca gitmediği yıllar, bol yol harçlıklarını vererek ve güzel elbiseler giydirerek üç yüz kişiyi hacca gönderirdi.
Para ve mal dağıtmak hususunda ondan cömert bir Halife görülmemiştir. Onun huzuruna çıkan ve kendisine ihsan edilmesi gereken hiçbir kimse eli boş dönmezdi. Fakihleri alimleri tutardı, edebiyata ve şiire meraklıydı. Kendisi de alim, edib, fazıl bir zattı. Onun devleti devletlerin en âdili, en güzeli, en vakarlısı, en parlağı, en hayırlısı ve alan olarak en genişiydi. Etrafında büyük alimler, bilgeler, edipler, şairler, nedimler, vezirler toplanmıştı. Hiçbir sultanın onunki kadar kültürlü bir çevresi olmamıştır.
Bir gün sarayında mükellef bir sofra hazırlatmıştı, hayli davetli çağırmıştı. Oradaki edib ve şair zatlardan birine “Bu dünya nimetlerinden bize ihsan olunanlarla ilgili bir şeyler söyleseniz demişti. Edib zat ona “Sana nasip olan bunca nimetin içinde yüksek sarayların gölgesinde selametle yaşa” demiş, Reşid “Güzel söyledin, devam et” deyince o şöyle devam etmişti:
“Göğüs hırıltıları içinde son nefeslerini verir ve ruhun bedeninden çıkarken, dünyanın bir aldanma yeri olduğunu kesin şekilde anlarsın” deyince Halife ağlamaya başlamıştı. Orada bulunan Fazıl bin Yahya, “Emirülmü’minîn sana adam gönderip davet etti, ta ki onu sevindirip neş’elendiresin. Sen ise onu üzüp ağlattın…” deyince “Harun “Ona bir şey deme. O bizi mânevî körlük içinde gördü de bu durumda daha fazla kalmamızı istemedi” dedi.
Harun alimlere büyük hürmet ederdi. Bir gün iki gözü görmeyen âma Ebû Muaviye ed-Darir ile birlikte yemek yemişlerdi. Darir “Yemekten sonra biri elime ibrikle su dökmüştü” diyor. Halife seslenmiş, “Ey Eba Muaviye! Eline su dökenin kim olduğunu bilmiyor musun?” Ben “Hayır bilmiyorum” cevabını verdim. Bunun üzerine “Bendim” dedi. Ona “Ey Emirelmü’minin! Sen bunu ilmi yüceltmek için yapıyorsun” demiştim, o evet cevabını vermişti.
Harun Reşid’in vezirleri cömertlikte, keremde, siyaset ve kiyasette benzeri görülmemiş Bermekilerdi.
Baş kadısı İmam Ebu Yusuf’tu.
Zevcesi çok hayırlı bir hanımdı. Mekke’nin suyu kesilince oraya su getirtmişti.
Bağdad o devrin en medenî şehriydi. İlim, irfan, sanat. kültür, dinarlık yuvasıydı. Abbasî devletinin tacirleri dünyanın her yerinde ticaret yapardı.
Hazine doluydu. Herkes nasibini alırdı.
Harun Reşid tahta çıkınca, eski medrese arkadaşı İmam Malik hazretlerine bir mektup göndermiş, herkes geldi cülusumu tebrik etti, onlara ihsanlar verdim, sen benim eski arkadaşımsın, senden bir haber yok diye yazmıştı.
İmam Mâlik bu mektubun arkasına çok ağır bir cevap yazdırmış, dağıttığın ihsanlar Beytülmaldendir, senin değildir diye kınamış; alimler Sultanların huzuruna gitmez, sen istersen medresemize gelebilirsin demişti.
Cevap Harun’a ulaşınca okumuş ve çok ağlamıştı. Zaman zaman çıkartır, tekrar okur ve ağlardı.