Osmanlı Sarayı’nda Kurban Bayramı kutlamalarıyla ilgili törenler, kurban kesilmesi dışında Ramazan Bayramı ile aynıdır. Bir sıra dâhilinde oldukça tantanalı ve gösterişli bir şekilde icra edilen bu törenlerle ilgili olarak teşrifat kitaplarında, kanunnamelerde ve hatıratlarda ayrıntılı bilgiler verilmektedir.1 Saray’da, arife günü ikindiden sonra topların atılmasıyla mehter eşliğinde başlayan kutlamalar, bayram süresine yayılan geniş katılımlı faaliyetlerle gerçekleştirilirdi.

Saray’da kurban kesimi resmî törenler ve bayramlaşmalar bittikten sonraydı. Eski İstanbul’da ve bu arada Saray’da kurbanlık hayvan olarak koçun, özel olarak da Sakız koçunun tercih edildiğini görüyoruz. Günümüzde korumaya alınan ve özel çiftliklerde yetiştirilen Sakız koçları gerek etinin lezzeti, gerekse gösterişli yapısından dolayı diğer koyun cinsleri arasında ön plana çıkıyor. Saray’ın koyun eti, bu arada kurbanlık ihtiyacı imparatorluğun yıkılışına kadar Rami civarında Küçükköy’de bulunan ve Saya Ocağı denilen teşkilât tarafından karşılanmıştır. Yeniçeri Ocağı’ndan arta kalan ve kırk kişiden ibaret olan bu ocak mensuplarının özel olarak yetiştirdikleri kurbanlık Sakız koçları, klasik dönemde Topkapı Sarayı’nda, Tanzimat sonrasında ise Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı avlusunda kesilmiştir.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından önceki kurban bayramlarının saray boyutunun en önemli ayrıntısı şüphesiz padişahın kendi kurbanını bizzat kendisinin kesmesidir. Konuyla ilgili olarak ise Osmanlı döneminde yazılmış iki önemli kaynak söz konusudur. Enderûn ağalarından Hâfız Hızır İlyas Ağa’nın yazdığı Letâif-i Vekâyi-i Enderûniyye ile yine bir Enderûn mensubu olan Tayyarzade Atâ Bey tarafından kaleme alınan Târih-i Enderûn’dur. Batılılaşma öncesi yani klâsik dönem Osmanlı saray hayatı hakkında yazılmış en önemli kaynaklar arasında yer alan bu eserlere göre padişah, kurbanını Saray’ın Hırka-i Saadet dairesine yakın bir yerde kesmektedir. Tabii, her şeyde olduğu gibi bunda da bir sıra ve teşrifat söz konusudur.

Topkapı Sarayı’nda üst düzey yakınları ve devlet görevlileri ile bayramlaşmayı gerçekleştiren padişah, alay ile Sultan Ahmet Camii’ne gidip bayram namazını kıldıktan sonra tekrar Topkapı Sarayı’na dönerdi. Bu arada Hırka-i Saadet yakınında kırk kadar koç, boynuzları altınla yaldızlanmış ve tüyleri temizlenmiş ve kabartılmış bir şekilde kurban edilmeyi beklerdi. Burada bulunan kurban kapısının önüne gelen padişah, kendisi için hazırlanan sandalyede oturarak hazırlıkların tamamlanmasına nezaret ederdi. Silâhdârağa tarafından okunan “kurban duası”ndan sonra bu sefer hazinedârağa, padişahın elbisesini kan sıçramasından korumak için kol ağızlarını önceden hazırladığı yemeniler ile sarardı. Yine aynı amaçla padişahın beline “futa” denilen bir peştamal bağlanırdı. Bu arada bıçakçıbaşı, içinde halis çelikten yapılmış ve altın işlemeli bıçakların bulunduğu tablayla padişahın huzuruna gelirdi. Başlala bu bıçaklardan birisini alarak padişaha uzatır, bıçağı alan padişah “dest-i mukaddes-i hümâyûnlarıyla” orada bulunan kuyunun başında kurbanını keserdi. Bazen birden fazla kurban kestiği de olurdu. Padişah ilk kurbanı yahut kurbanları kendisi kestikten sonra diğerleri için başta darüssaade ağası olmak üzere yakın hizmetkârlarına vekâlet verirdi. Kesilen kurban etlerinin bir kısmı saray görevlilerine dağıtılırdı.

Kurban kesimi bittikten sonra padişah Biat Köşkü’ne geçer ve burada daha alt seviyedeki Enderûn ağalarıyla bayramlaşırdı. Yalı Köşkü’nde ise silâhşorların saray atlarıyla yaptıkları gösterileri izler, kendisine sunulan avları kabul eder, bütün bunların karşılığında bahşişler dağıtırdı. İkinci gün Gülhane Köşkü’nde Sadrazam ile Şeyhülislâmı aynı anda kabul eder, üçüncü gün ise Beyazıt’taki Eski Saray’a ziyarette bulunurdu. Bütün bunlar olurken Enderûn ağaları başta cirit olmak üzere padişahın hoşuna giden gösteriler düzenlerlerdi.

Başta da söylediğimiz gibi bu uygulamalar Osmanlı’nın klâsik dönemine yani 1826 öncesine aittir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra girişilen Batılılaşma hareketlerinden saray âdetleri de nasibini almış, bir kısmı kaldırılırken bir kısmı ise değişikliğe uğramıştır. En önemli değişikliklerden birisi, öncekilerden farklı olarak bayramlaşmanın bayram namazından sonra gerçekleştirilmesidir. Batılılaşma hareketleri çerçevesinde uygulamadan kaldırılan âdetlerden bir diğeri ise kurban bayramı ile ilgilidir. Saray’ın önce Beşiktaş’a sonra Dolmabahçe’ye taşınmasıyla beraber, artık padişahlar kurban kesmeyi bırakmışlar, kendileri adına kesilecek kurbanlar için yakın hizmetkârları vekil tayin etmeye başlamışlardır.

1. Bkz. Ali Şükrü Çoruk, “Osmanlı Sarayında Bayram”, Mostar, Eylül 2010.
2. Bunlardan 1859 tarihinde basılan Letâif-i Vekâyi-i Enderûniyye tarafımızdan yeni harflere çevrilerek 2011 yılında Osmanlı Sarayında Gündelik Hayat üst başlığıyla yayınlanmıştır. İlk cildi 1874’de neşredilen beş ciltlik Târih-i Enderûn ise Prof. Dr. Mehmet Arslan tarafından 2010 yılında Osmanlı Saray Hayatı üst başlığıyla yeni yazıya aktarılıp yine beş cilt hâlinde yayınlanmıştır.

kaynak:
mostar dergisi