Kur'an bütün peygamberlerin İslam dinini tebliğ ettiğini söyler. Demek ki eski insanların din algısı ile şimdikilerin din algısı çok değişmiş. Kur'an'a göre din bütün peygamberlerin tebliğ ettiği İslam'sa -ki öyle, şunu görmemiz gerektir ki: inanç denilen olgu iki kategoriden oluşur:

1) DİN
2) ŞERİAT

Din herkesin sandığı gibi şeriat değildir. Din kısmı o inancın akaid bölümüdür. Şeriat kısmı ise yasaklar ve emirler bölümüdür. O halde din= tevhid inancıdır, yani eşi benzeri olmayan tek bir Allah inancı. Din budur. Peki ya şeriat nedir? Şeriat, yasa demektir. Dikkat ederseniz bütün inançlarda İslam olan kısım, yani din, yani tevhid inancı hepisinin ana misyonudur ve bütün peygamberlerin getirdiği din aynı fakat şeriatler başka başkadır. O halde bir inançta din kanadı aslolan değişmez hakikattir ve o İslamdır, şerait kanadı ise zaman ve mekana göre peygamberle hep değişen emir ve yasaklardır. Demek ki din başka şeriat başkadır. Öyle ya bu peygamberlerin hepisi İslamı tebliğ ettiler ve şeriatleri başka başkadıysa din=LA İLAHE İLLALLAH.

Buraya kadar dinin ve şariatin birbirine karıştırılmaması gerektiğini anladık. Peki Allah niçin yeni bir peygamber gönderiyor? Din bozulunca mı, şeriat bozulunca mı? Kur'an'da Hristiyan ve Yahudilere hitab eden ayetlere bakarsak tamamen itikat bozukluğuna; yani din bozukluğuna; yani tevhid akâidinin bozukluğuna işaret ediyor. Bu tarife göre DİN bozulunca yeni şeygamber geliyor. Şeriatin tahrif edilmesi veya bozulması; veya farklı yorumlanması yeni bir peygamberin gelmesini tetikleyen bir sebep değildir. Allah katında bütün mesele hanif çekirdek olan tevhid akîdesi; o halde İslam budur ve İslam denilince bunu anlıyacağız. Kur'an'da bahsedilen; kıyamete kadar korunacak olan kısım da budur. O halde Allah'ın koruyacağım diye söz verdiği şey tevhid akidesidir. Yoksa başka başka amelî mezheplerin çıkması İslam dininin bozulması anlamına gelmez. Çünkü hepisi istisnasız tek olan Allah'a inanıyorlar. Demek ki yeryüzünde tevhid inancını temsil eden hiç bir delil/kitap/temsil kalmayınca peygamber geliyor. Mucizeye bakın: Günümüz teknolojik imkanlardan sonra artık hiç bir şey tamamen unutulup yok olmaz. Dolayısıyla Allah'ın İslam dinini bizzat koruyacağım demesi ve Hz. Muhammed'in son peygamber olmasının ıspatı işte budur. Tevhid akîdesi artık her yere yayılmış ve her dâim bir temsil bulacaktır. Bu bile başlı başına bir mucize.

Günümüzün problemi DİN denilince bunun içine yüklediğimiz anlam şeriatle birlikte din bütünü oluyor. Oysa öyle değil. İlk dönem âlim ve müslümanların sağlıklı din anlayışı buydu. Bunu nereden anlıyoruz? Akâid kurallarını ve ameli kuralları kategorize etmelerinden anlıyoruz. Ameli hiç bir günah insanı dinden çıkartmıyor fakat tevhid akîdesinde oluşacak bozukluk dinden çıkartıyor. Adamların kafasında bu ayrım zaten varmış. Hayret ki hayret bu nasıl birbirine girip karışmış. Bütün müslümanlar dini bu unutulmuş olan tarif üzre anlarsa bütün iç çatışmalar ve ayrılıklar çözülmüş olacaktır. İslam'ın şeriatle bir problemi yoktur. Yani bizi rahatsız eden şey şeriatsizlik değil dinsizlik olmalıdır. Çünkü Allah buna bakıyor. Bir Hristiyan veya bir Yahdudide bizi rahatsız eden şey onun domuz eti yemesi, şarap içmesi olmamalıdır. Bilakis İsa'ya Allah'ın oğlu demesi, Üzeyir Allah'ın oğludur demesi, papazları ve hahamları Rab edinmeleri bizi rahatsız etmelidir. Dinler arası oluşacak felsefi tartışmalarda tamamen bu noktalara odaklanmalıdır. Çünkü Allah, Kur'an'da onlar hakkında dirak bu meselelere işaret ediyor. Yani anlıyacağınız günümüz müslümanları Muhammedi şeriati kendisine din edindi, dinin ne olduğunu, İslam'ın ne olduğunu, Müslümanın bütün bunları nasıl anlaması gerektiğini unuttular. Tek kelimeyle Hakperestlikten Şeriatperestliğe kaydılar. Yani Allah'ı ve İslamı(dini) bırakıp şariatperest olduk. Günümüzün bütün iç mezhep savaşlarının ve akan kanın sebebi de budur. Oysa İslam dini çok basit. Tek bir kural var. Bu tek kural ta Hz. Adem'den beri hiç değişmedi. Nedir o tek kural?: LA İLAHE İLLALLAH. Yüzlerce hadis var bu konuda. Hz. Peygamber diyor ki LA İLAHE İLLALLAH diyen herkes müslümandır. O halde ana misyon budur. Hz. Peygamberin bütün mücadelesi de bu; İslam davası da bu. Ne şiilik, ne sünnilik, ne vahhabiliktir.

Muhtemelen Mehdi aleyhisselamın misyonu da bu olacak. Çünkü bu konuda tarafsız düşündüğünüz zaman insanlığın bu asliyyetten/orjinallikten başka çaresi olmadığını görürsünüz.