Etiketlenen üyelerin listesi

http://www.youtube.com/watch?v=hY6b5XWAQYo&list=UUd_Hb_-mExPCQ6Vf9JEL-NQ&index=27

Bu konu 24018 kez görüntülendi 126 yorum aldı ...
Zikirmatik Prof.Dr.Mehmet Okuyan 5.00 24018 Reviews

    Konuyu değerlendir: Zikirmatik Prof.Dr.Mehmet Okuyan

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 1 kişi oyladı ve 24018 kez incelendi.

Sayfa 3/8 İlk 12345678 Son
  1. #33
    Yahayy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    25-01-2014
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    4.533
    Adı geçen
    40 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yahayy
    Alıntı abdullah birisi Nickli Üyeden Alıntı
    yanıldın, adam gibi adam gördüğüm için, sizin gibileri gördüğüm vakit odun ile insan arasındaki farkı çok rahat görebiliyorum...
    I,I yanlış önce sen insan olmayı sindirebilsen, sıkıştığında odun diye lafa başlamaz varsa bir delilin konuşursun.
    Bu normal insan tavrı, sen vasıfları karıştırdın, tersini yapan sen olduğuna göre, vasıflarda söylediğinin tersine.
    Bir bak bakalım kim insan, kim odun gibi bir tavır takınıyor.
    Gerçi sen göremeyebilirsin ama okuyan ve insan vasfına sahip herkes görüyordur.

  2. #34
    Yahayy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    25-01-2014
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    4.533
    Adı geçen
    40 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yahayy
    Alıntı abdullah birisi Nickli Üyeden Alıntı
    Aklını nakle uydurursan, akıl işini yapmış olur,,,aklını putlaştırdığın vakit ise örnekleri sizde çok, oturup kalırsınız...
    Baksen, senin sahih hadis dediğin bir nakil,

    Dünya balığın sırtındadır. Balık başını sallarsa deprem olur. (İbn-i Kesir tefsiri 2/29)
    Dünya balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecekler. (Buhari 3/31)

    Başka bir rivayette öküz'ü boynuzunda,
    Tirmizinin başka bir rivayetinde göğün 8 dağ keçisinin sırtında durduğunu söylüyor...


    Şimdi ilmi araştırmalar gösteriyor ki dünya balığın sırtında değil, bir öküzün boynuzunda, depremler de bunlardan olmuyor biliyoruz değil mi?
    Allah'ü teala mükemmel bir sema dizayn etmiş ve yerli yerinde işliyor ve Kur'anında bundan bahsediyor.
    Sen aklını bu balık işine uydur bakalım, şimdi hadis (!) isnadına göre mi inanacaksın, dünyanın yörüngesi Allah tarafından dizayn edilmiş bir manyetik alan içerisinde
    Allah'ın emri ile hareket etmesine mi?

    Kaab denen Yahudilikten İslam'a geçtiği bilinen bir İsrailiyyat hikayecisinin, yahudi din adamlarının tevrata sokup sokuşturdukları saçma hikayerden etkilenip, bunları islam kaynaklarına aldırması, güya hayvanına ot verirken elini çekip hayvanı kandırdı diye kişiden hadis nakletmeyecek kadar inceci olan Buhari, bu israilliyat hikayelerini peygamber söyemiş gibi kitaplarına nakletmiş. Tüm israilliyat uydurmalarının altında Osman R.a'nın sürgüne göndermekle tehdit ettiği, Hureyre ve bu israiliyyatçı Kaab bin ahbar var, Ben aklımla bunu anlıyor ve bilebiliyorum.

    Buyur bakalım, sen nasıl uyduruyorsun aklını nakline görelim, açıkla bakalım, depremler öküzün hareketinden mi oluyor, yoksa balığın burnunu oynatmasından,
    cennette ilk o balığın ciğerinden mi yiyeceğiz?

  3. #35
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    04-01-2013
    Mesajlar
    7.004
    Adı geçen
    7 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @çelebiler
    Alıntı abdullah birisi Nickli Üyeden Alıntı
    zamanımızda Hakiki Tarikatten yoksun insanın odunluktan krtulma hali çok çok çok ama çok zayıftır..... sizleri görebiliyoruz...
    Tasavvuf ve tarikatın sahte ve uydurma olduğunu bu sözlerinle itiraf etmişsin.

    Birşeyin hakikisine vurgu yapıyorsan o şeyin sahtesinin varlığını biliyor ve kabul ediyorsun demektir.

    Birşeyin sahtesi varsa kimsr elindekinin hakiki olduğundan emin olamaz Doğruluğundan emin olamayacağın bilgi ve ameller de kimseyi Allah'ın rızasına ulaştıramaz.

    Onun için tüm tarikat ve tasavvufçu kardeşler Allah'ın doğruluktan şüphesiz sözlerini anlamak ve yaşamak varken sizlere sahte dünya ve sahte ahiret vaad eden sadatların peşinden koşmayın.Kendinize yazık etmeyin.

  4. #36
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    04-01-2013
    Mesajlar
    7.004
    Adı geçen
    7 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @çelebiler
    Ve derler ki: "Rabbimiz biz, sadatlarımıza, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar." (Ahzâb 33:67)

  5. #37
    alanyali07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    11-05-2008
    Mesajlar
    6.108
    Adı geçen
    4 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @alanyali07
    Alıntı çelebiler Nickli Üyeden Alıntı

    Birşeyin sahtesi varsa kimsr elindekinin hakiki olduğundan emin olamaz
    konudan bağımsız giriyorum söze.
    bu sözünde mantık hatası var kardeşim. birşeyin sahtesi varsa "ehli olmayan" elindekinin hakiki olduğundan emin olamaz desen daha iyi olur..
    altının sahtesi var,benim elimde altın var..sahte olmadığından eminim
    ama ben ehil değilim, ehil sarraflar var,"bu gerçek" der tamamdır ..
    sadece bir düzeltme yapmak istedim..devam edebilirsiniz

  6. #38

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    29-11-2013
    Mesajlar
    2.236
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ramazan_17
    eylemleri bırakmışız, kelimelerle idare ediyormuşuz..bu adam zır cahil..fakir hem günde 5000 defa allah diyorum hemde her hayırlı işimde besmele çekiyorum, namazımı kılıyorum, yatarken kalkarken dualaımı surelerimi okuyorum, sünneti elimden geldiği kadar tadbik ediyorum ne olacak şimdi?? sen önce adam gibi bi sakal bırakta pehhhhh..

  7. #39
    Ercan Tekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    25-09-2010
    Mesajlar
    5.628
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Ercan Tekin
    Alıntı Yahayy Nickli Üyeden Alıntı
    Sayın @Ercan Tekin, şeyhlerin Levh-i Mahfuzu okuyabilmesini ve peygamberimizin böyle bir iddiası olup olmadığını da bize te'vil edebilir misiniz?
    Onu ben tev'il edemem ancak İmam-ı Rabbani r.a. te'vil eder.

    Mektuab-ı Rabbani sayfa 217:
    Süâl: Evliyânın “rahmetullahi aleyhim ecma’în”, mahlûklara âid bilgileri, çok vakt yanlış oluyor ve kalbine doğan bilginin tersi, hâsıl oluyor. Meselâ, bir kimsenin bir ay sonra öleceğini veyâ yolcunun geleceğini haber veriyorlar. Bunlar olmuyor. Bunun sebebi nedir?

    Cevâb: Velînin kalbine gelen bilgi, haber verilen iş, çok def’a şartlara bağlı olur. O Velî, o ânda, o şartları anlıyamaz. O şeyin, şartsız olarak, her hâlde meydâna geleceğini
    sanır. Bundan başka (Levh-i mahfûz)da yazılı, ileride olacak bir işi, ârife [ya’nî Velîye] gösterirler. Fekat o iş, değişdirilebilen, silinip yeniden yazılabilen şeylerdendir. (Kazâ-i mu’allak) gibidir. Ârif, o işin, bir şarta bağlı olduğunu, silinebilecek şeylerden olduğunu anlıyamayıp, elbette hâsıl olacağını sanır ve gördüğünü haber verir. Böylece, o iş de, hâsıl olmıyabilir.

    İşitdiğimize göre, Cebrâîl “aleyhisselâm”, bir gün, Peygamberimize “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” gelip, bir gencin, yarın sabâh, erkenden öleceğini haber verir. Peygamber efendimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”, bu gence acıyıp, huzûr-i se’âdetlerine çağırır. Ne isteği olduğunu sorar. (Bir kız ile evlenmek ve bir de, tatlı isterim) der. Emr buyurup, ikisini de hemen hâzırlarlar.
    Genç, o gece, odasında âilesi ile oturmuş, tatlı yanlarında iken, kapıya bir fakîr gelip, (Açım, Allah rızâsı için bir şey verin!) der. Genç, tatlının hepsini, fakîre sadaka verir.
    Sabâh olunca, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, gencin ölüm haberini bekler.
    Uzun zemân, haber gelmeyince, birini gönderip sorar. Gencin sağ ve keyf yapmakda olduğunu söylerler. Hayret eder. O sırada, Cebrâîl “aleyhisselâm” gelir. Ona sorar. Cebrâîl “aleyhisselâm”, (Gencin tatlıyı sadaka vermesi, gelmekde olan belâyı geri çevirdi) der ve gencin yasdığı altında, büyük bir yılanı ölü olarak bulurlar. Bu haber, bu fakîre hoş gelmiyor. Cebrâîl aleyhisselâmın yanılmasını câiz görmiyorum. Yâhud, Cebrâîl aleyhisselâmın ma’sûm olması, emîn olması ve hiç yanılmaması, vahy şeklinde getirdiği şeylerdedir. Ya’nî, Allahü teâlâ tarafından indirdiği şeylerde, yanlışlık ihtimâli yokdur. Bu genç için getirdiği haber ise vahy değildir. Levh-i mahfûzda görüp öğrendiği birşeyi haber vermişdir.
    Levh-i mahfûzda yazılı şeyler, silinip değişdirilebildiğinden, buradan öğrenilen haberler yanlış olabilir. Allahü teâlâ tarafından getirilen şeylerin ise, yanlış olmak ihtimâli yokdur. Şehâdet ile ihbâr arasında fark vardır. İslâmiyyetde, şâhid olmak kabûl olunur. Haber vermeğe ise güvenilmez.


    Kazâ, ya’nî Allahü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, (Sözümüz değişdirilmez) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmekdedir. Kazâ-i mu’allak için de, Ra’d sûresinde, (Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar) meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır.

    Hocam, Muhammed Bâkî-billah “kuddise sirruh” buyurdu ki, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî “kuddise sirruh”, ba’zı kitâblarında buyurmuş ki, (Kazâ-i mübremi kimse değişdiremez. Fekat ben, istersem, onu da değişdirebilirim). Bu söze şaşar ve olacak şey değildir derdi. Hocamın bu sözü, uzun zemândan beri, zihnimi kurcalamışdı. Nihâyet, Allahü teâlâ, bu fakîri de, bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği, ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, Ona sığındım. Korkarak, sızlıyarak, çok uğraşdım. Bu belânın, Levh-i mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümmîdim kırıldı.

    Abdülkâdir-i Geylânînin “kuddise sirruh” sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrâr sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zevallılığımı göstererek niyâz etdim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki dürlü olduğunu bildirdiler: Birisinin şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmişdir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allahü teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmekdedir ki, bu kazâ-i mu’allak da, birincisi gibi değişdirilebilir.
    Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin “kuddise sirruh” sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısm kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, hakîkî kazâ-i mübremi değişdiririm demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pekaz kimseye tanıtmışlar
    dır.
    Yâ, bunu değişdirebilecek kim bulunabilir? O sevdiğim kimseye, gelmekde olan belânın, bu son kısm kazâdan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu.

    Allahü teâlâya, bunun için çok şükr olsun! Ona sevdiği ve beğendiği gibi şükrler olsun ve bütün insanların en üstünü ve Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed Mustafâya “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve Ona yakın olanların ve Eshâbının hepsine “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” salât ve selâm ve tehıyyetler olsun! Allahü teâlâ, Onu âlemlere rahmet olarak gönderdi. Yâ Rabbî! Kalblerimizi Onun sevgisi ile doldur. Hepimizi Onun yolunda bulundur! Bu düâya âmîn diyenlere, Allahü teâlâ merhamet etsin!
    ...



  8. #40
    ummuhan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-09-2007
    Yer
    Arz
    Mesajlar
    12.940
    Adı geçen
    10 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ummuhan
    Bu akabecilere de Rabbimden feraset ve hidayet diliyorum!

  9. #41

    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    12-03-2013
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    9.971
    Adı geçen
    7 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @abdullah birisi
    Alıntı Yahayy Nickli Üyeden Alıntı
    I,I yanlış önce sen insan olmayı sindirebilsen, sıkıştığında odun diye lafa başlamaz varsa bir delilin konuşursun.
    Bu normal insan tavrı, sen vasıfları karıştırdın, tersini yapan sen olduğuna göre, vasıflarda söylediğinin tersine.
    Bir bak bakalım kim insan, kim odun gibi bir tavır takınıyor.
    Gerçi sen göremeyebilirsin ama okuyan ve insan vasfına sahip herkes görüyordur.
    sizin yazdıklarınıza göre az bile söylüyorum...işiniz gücünüz, kafanızın basmadığı konularda, Allah dostlarına ve tasavvufa kudurmuşlar gibi saldırmak.. başka ne yapıyorsunuz.... bir konu açında ibadete şevkimiz artsın... bir konu açında, haramları bırak, şüphelililerden uzaklaşalım..... ama olurmu... Allah ın dinine sahip çıkıyorum, kılıfı altında saldırmak....delil sun demişsin...anlayacak kapasiteniz olsaydı... hiç şüphesiz yapardım....insan olup olmadığıma, tanıyanlar ve iş yaptıklarım takdir etsin.... sizin gibi, sabah akşam, Allah dostlarına saldıranlar değil,,,, imanı güzel olanlardan gelen herşey baştacı....

  10. #42

    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    12-03-2013
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    9.971
    Adı geçen
    7 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @abdullah birisi
    Alıntı alanyali07 Nickli Üyeden Alıntı
    konudan bağımsız giriyorum söze.
    bu sözünde mantık hatası var kardeşim. birşeyin sahtesi varsa "ehli olmayan" elindekinin hakiki olduğundan emin olamaz desen daha iyi olur..
    altının sahtesi var,benim elimde altın var..sahte olmadığından eminim
    ama ben ehil değilim, ehil sarraflar var,"bu gerçek" der tamamdır ..
    sadece bir düzeltme yapmak istedim..devam edebilirsiniz
    sence anlamışmıdır...sanmıyorum...

  11. #43

    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    12-03-2013
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    9.971
    Adı geçen
    7 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @abdullah birisi
    Alıntı çelebiler Nickli Üyeden Alıntı
    Tasavvuf ve tarikatın sahte ve uydurma olduğunu bu sözlerinle itiraf etmişsin.

    Birşeyin hakikisine vurgu yapıyorsan o şeyin sahtesinin varlığını biliyor ve kabul ediyorsun demektir.

    Birşeyin sahtesi varsa kimsr elindekinin hakiki olduğundan emin olamaz Doğruluğundan emin olamayacağın bilgi ve ameller de kimseyi Allah'ın rızasına ulaştıramaz.

    Onun için tüm tarikat ve tasavvufçu kardeşler Allah'ın doğruluktan şüphesiz sözlerini anlamak ve yaşamak varken sizlere sahte dünya ve sahte ahiret vaad eden sadatların peşinden koşmayın.Kendinize yazık etmeyin.
    Allah Allah, her mesleğin ve her işin, sahtecisi olur.. ve biz bunu defaten söyledik ve söylüyoruz.... sahtesi var diye aslını inkar etmek akıllı adamın yapacağı bir işmi... el insaf...sorun burdada değil zaten...sizin din anlayışınızda..... siz ve hüve ale külli şey in kadir e iman ettiğiniz an belki o vakit bir şeyler anlayabilirsiniz,, oda belki...

  12. #44
    ummuhan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    01-09-2007
    Yer
    Arz
    Mesajlar
    12.940
    Adı geçen
    10 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @ummuhan
    İnsanların ibadeti hayatı yemesi içmesi uyuması evlenmesi çocuk sahibi olması çalışması iş yapması düşünmesi... kısaca her nefesi(şuurunda ise şayet) zikirdir evet... lakin tesbihat yapması da gerekir bunu bu kadar basit ve gereksize indirgemek nasıl bir ( m. islamoğlu) zihniyet(i)dir anlamak kabil değil... Zikredenin sana zararı ne kendin etme ama başkasına karışıp vebalini katlama en azından değil mi ?

    La havleee

  13. #45
    Yahayy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    25-01-2014
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    4.533
    Adı geçen
    40 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yahayy
    Alıntı Ercan Tekin Nickli Üyeden Alıntı

    Onu ben tev'il edemem ancak İmam-ı Rabbani r.a. te'vil eder.

    Mektuab-ı Rabbani sayfa 217:
    Süâl: Evliyânın “rahmetullahi aleyhim ecma’în”, mahlûklara âid bilgileri, çok vakt yanlış oluyor ve kalbine doğan bilginin tersi, hâsıl oluyor. Meselâ, bir kimsenin bir ay sonra öleceğini veyâ yolcunun geleceğini haber veriyorlar. Bunlar olmuyor. Bunun sebebi nedir?

    Cevâb: Velînin kalbine gelen bilgi, haber verilen iş, çok def’a şartlara bağlı olur. O Velî, o ânda, o şartları anlıyamaz. O şeyin, şartsız olarak, her hâlde meydâna geleceğini
    sanır. Bundan başka (Levh-i mahfûz)da yazılı, ileride olacak bir işi, ârife [ya’nî Velîye] gösterirler. Fekat o iş, değişdirilebilen, silinip yeniden yazılabilen şeylerdendir. (Kazâ-i mu’allak) gibidir. Ârif, o işin, bir şarta bağlı olduğunu, silinebilecek şeylerden olduğunu anlıyamayıp, elbette hâsıl olacağını sanır ve gördüğünü haber verir. Böylece, o iş de, hâsıl olmıyabilir.

    İşitdiğimize göre, Cebrâîl “aleyhisselâm”, bir gün, Peygamberimize “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” gelip, bir gencin, yarın sabâh, erkenden öleceğini haber verir. Peygamber efendimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”, bu gence acıyıp, huzûr-i se’âdetlerine çağırır. Ne isteği olduğunu sorar. (Bir kız ile evlenmek ve bir de, tatlı isterim) der. Emr buyurup, ikisini de hemen hâzırlarlar.
    Genç, o gece, odasında âilesi ile oturmuş, tatlı yanlarında iken, kapıya bir fakîr gelip, (Açım, Allah rızâsı için bir şey verin!) der. Genç, tatlının hepsini, fakîre sadaka verir.
    Sabâh olunca, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, gencin ölüm haberini bekler.
    Uzun zemân, haber gelmeyince, birini gönderip sorar. Gencin sağ ve keyf yapmakda olduğunu söylerler. Hayret eder. O sırada, Cebrâîl “aleyhisselâm” gelir. Ona sorar. Cebrâîl “aleyhisselâm”, (Gencin tatlıyı sadaka vermesi, gelmekde olan belâyı geri çevirdi) der ve gencin yasdığı altında, büyük bir yılanı ölü olarak bulurlar. Bu haber, bu fakîre hoş gelmiyor. Cebrâîl aleyhisselâmın yanılmasını câiz görmiyorum. Yâhud, Cebrâîl aleyhisselâmın ma’sûm olması, emîn olması ve hiç yanılmaması, vahy şeklinde getirdiği şeylerdedir. Ya’nî, Allahü teâlâ tarafından indirdiği şeylerde, yanlışlık ihtimâli yokdur. Bu genç için getirdiği haber ise vahy değildir. Levh-i mahfûzda görüp öğrendiği birşeyi haber vermişdir.
    Levh-i mahfûzda yazılı şeyler, silinip değişdirilebildiğinden, buradan öğrenilen haberler yanlış olabilir. Allahü teâlâ tarafından getirilen şeylerin ise, yanlış olmak ihtimâli yokdur. Şehâdet ile ihbâr arasında fark vardır. İslâmiyyetde, şâhid olmak kabûl olunur. Haber vermeğe ise güvenilmez.


    Kazâ, ya’nî Allahü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, (Sözümüz değişdirilmez) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmekdedir. Kazâ-i mu’allak için de, Ra’d sûresinde, (Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar) meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır.

    Hocam, Muhammed Bâkî-billah “kuddise sirruh” buyurdu ki, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî “kuddise sirruh”, ba’zı kitâblarında buyurmuş ki, (Kazâ-i mübremi kimse değişdiremez. Fekat ben, istersem, onu da değişdirebilirim). Bu söze şaşar ve olacak şey değildir derdi. Hocamın bu sözü, uzun zemândan beri, zihnimi kurcalamışdı. Nihâyet, Allahü teâlâ, bu fakîri de, bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği, ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, Ona sığındım. Korkarak, sızlıyarak, çok uğraşdım. Bu belânın, Levh-i mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümmîdim kırıldı.

    Abdülkâdir-i Geylânînin “kuddise sirruh” sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrâr sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zevallılığımı göstererek niyâz etdim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki dürlü olduğunu bildirdiler: Birisinin şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmişdir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allahü teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmekdedir ki, bu kazâ-i mu’allak da, birincisi gibi değişdirilebilir.
    Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin “kuddise sirruh” sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısm kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, hakîkî kazâ-i mübremi değişdiririm demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pekaz kimseye tanıtmışlar
    dır.
    Yâ, bunu değişdirebilecek kim bulunabilir? O sevdiğim kimseye, gelmekde olan belânın, bu son kısm kazâdan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu.

    Allahü teâlâya, bunun için çok şükr olsun! Ona sevdiği ve beğendiği gibi şükrler olsun ve bütün insanların en üstünü ve Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed Mustafâya “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve Ona yakın olanların ve Eshâbının hepsine “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” salât ve selâm ve tehıyyetler olsun! Allahü teâlâ, Onu âlemlere rahmet olarak gönderdi. Yâ Rabbî! Kalblerimizi Onun sevgisi ile doldur. Hepimizi Onun yolunda bulundur! Bu düâya âmîn diyenlere, Allahü teâlâ merhamet etsin!
    ...


    Eee sonuç olarak Allah dostları Lehv-i Mahfuzdan bilgi aktarabilir, makamları o kadar Al-i ve yüce yani.
    Siz kocaman bir bravo.
    Sen şimdi burada anlatılan saçma sapan hikayeye inandın mı?
    Bir müsüman olarak nasıl buna inanabilirsin, düpedüz saçmalık ve cehalet kokuyor.
    Peygamberimiz ömründen bir gün kaldığını bildiği bir genç istedi diye, bir kızı evlendirmek üzere ona hazır edin diyor öyle mi?
    Yuh artık artık ya.
    Bu kız mal mı ki, biri istiyor diye mal gibi bir günlüğüne değerlendirilsin, yazık size ya.
    Peygambere ve dine nasıl iftiralar attığınızın farkında değilsin,
    Bugün nasılsa o gün de saçma sapan cehalet kokan uydurma ve geri insanların kafalarına göre ürettikleri cahiliyye hikayelerini,
    70 bin Allah dostunun serdarı kerrarı denen bir adamdan naklediyorsunuz.

    Soruyorum sana peygamberimiz yarın öleceğini bildiği bir genç için şu kızı hazır edin mi, buyurdu, o gencin nefsi çekiyor diye?
    Senin kızın olsa sen razı olurmuydun buna?
    Kızlar mal mı, meta mı erkekler istedi diye gecelik nefis aleti olsunlar, yazıklar olsun size.

    Artık aşırılıkta o kadar ileriyiye gidip aklınızı dimağınızı kaybetmişsiniz ki, anlatılan şeyleri seçip muhakeme edebilecek azıcık aklınız bile kalmamış.
    Sonra @abdullah birisi diye birisi akıldan filan bahsediyor.

    Ya Allah'ınız dininiz için söyleyin.

    Resulullah'a Kur'anda kendi konumunu söylettiği ayetleri bir getirin,
    hangisinde Allah bana Lehv-i Mahfuzdan gelecekle ilgili bilgi veriyor diye bir iddiası var,

    • De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum.
    Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum.
    Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?" (En'am, 6/50)


    • Ey Muhammed! De ki:
    "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım. (Ahkaf, 46/9)

    • Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline! (Fussilet, 41/6)


    Allah'ın böyle dedirttiği bir peygamberin ümmeti olan güya alimlerinin bu iddialarını İslam dini ile nasıl bağdaştırıyorsunuz?
    Siz ne zaman, nasıl bu kadar Kur'anı dışladınız da, İnsanların kendi elleri ile ürettikleri mişnaları Kur'anın üzerine çıkarttınız.
    Eğer böyle uydurma İsrailiyyat ve ilim ve yükseklik kibirleri ile dolu sözde tevazuu hikayelerine inanıp bu adamlara paye veriyorsanız,
    bilinki şu sözü resmen çiğniyor ve Allah'a açıkca muhalefet ediyorsunuz.

    De ki: Ey Kitap sahibi! Sizin ve bizim aramızda eşit olan şu söze gelin: ... Allah'ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim... (Ali İmran 3/64)

    Hahamlarını ve rahiplerini Allahtan ayrı rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine yalnız ve tek Tanrı olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti... (Tevbe 9 / 31)

    Ey Kitap sahibi, gerçeği gördüğünüz halde, niçin Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz? Ey Kitap sahibi, niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? (Ali İmran 3/70-71)


    Artık size Kitap'ta bir şey anlatmıyorsa kimse bir şey anlatamaz, "akletmeyen bir toplum olarak pisliğe maruz kalma konusundaki tutumunuz devam edecek demektir"

  14. #46
    lafons7275 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-02-2013
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    21.335
    Adı geçen
    10 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @lafons7275
    Alıntı Yahayy Nickli Üyeden Alıntı

    Bir müsüman olarak nasıl buna inanabilirsin, düpedüz saçmalık ve cehalet kokuyor.


    Müslüman birşeye inanırken saçma diye bir kriter koymamalı.

    Gayba iman ediyoruz. Kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsüne iman ediyoruz, uzunluğu bilmem ne kadar olan havzu kevsere iman ediyoruz. Bir kanadını açtığından doğuyla batıyı kaplayan Cebraile as. iman ediyoruz.

    Lütfen aklıma yatmadı diyerekten imanımızdan olmayalım.

  15. #47
    lafons7275 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    19-02-2013
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    21.335
    Adı geçen
    10 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @lafons7275

  16. #48
    Yahayy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    25-01-2014
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    4.533
    Adı geçen
    40 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yahayy
    Alıntı ummuhan Nickli Üyeden Alıntı
    İnsanların ibadeti hayatı yemesi içmesi uyuması evlenmesi çocuk sahibi olması çalışması iş yapması düşünmesi... kısaca her nefesi(şuurunda ise şayet) zikirdir evet... lakin tesbihat yapması da gerekir bunu bu kadar basit ve gereksize indirgemek nasıl bir ( m. islamoğlu) zihniyet(i)dir anlamak kabil değil... Zikredenin sana zararı ne kendin etme ama başkasına karışıp vebalini katlama en azından değil mi ?

    La havleee
    Mesele kimsenin zikretmesi değil kardeşim, kimsenin Allah demesi değil.
    Bunu sistematik ve sayısal ritüller haline getirip bu güya bir Allah dostunun terkibi,
    sayı ile şu kadar çektiğinde zümrüt bir köşk, şu kadar çektiğinde yakuttan bir saray
    palavralaının Kur'anın Zikir kavramını temsil eden ibadet aslında buymuş gibi gösterilmesinden kaynaklanıyor.

    Ben size soruyorum terkib edilen bir zikir halkasında ya da sayı ile verilen terkiplerde ne manasını ne derinliğini zerre kadar tefekkür etmeden
    zikr diye bir şeyden söz edilebilir mi?

    Ya da söyle bir örnekleme yapıyorum hayatında Allah'ın umumiyetle O'nun için indirdiği kitabı bir kez dahi olsun anlayarak okumamış, anlayarak yüzünü açmamış birinin boynunda 1000 lik tesbih ile Allah ya da herhangi bir bilmediği kelime yi sürekli tekrarlaması ne kadar samimi geliyor size.

    Kur'an ile zerre ilişiği olmayan birinin, bakın açıp mushaftan bugün de Yasinimi, tebareke mi, Vakıa suresini okudum şükür diye anlamadan, üzerinde zerre tefekkür etmeden Kur'ana bir efsun kitabı muamelesi yaparak Allah'ın ne dediği ile zerre ilgilenmeyen birinin ama ben günde 1000 Defa Allah diyorum demesi
    samimiyetsizlik, iki yüzlülük değil de nedir. Müşrikler de Allah Allah diye zikrediyorlardı, ama bunu değerli kılan Kur'anın hakkı batıldan, tevhidi şirkten ayrırak gelmesi ile değer kazandı.

    Kimsenin oturup Allah'ı tefekkür etmesine ve düşünmesine ve adını anmasına itirazı yok.
    Bazık zikirden konu nerelere gelmiş, zikir kavramı böyle algılanınca bazı zikir süpermanları çıkıp
    çok zikir çekerek levh-i mahfuzu bile görüp okuyacak seviyeye geliyorlar mış.

    Tehlikeyi anladınız mı? Anladıysanız ne ala, anlamadıysanız söyleyecek bir şey yok.

Sayfa 3/8 İlk 12345678 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Mehmet Okuyan / Ruhların Gücü
    By Büşra in forum VİDEOLAR
    Cevaplar: 177
    Son Mesaj: 04-01-2015, 06:19
  2. Mehmet Okuyan'a Reddiye
    By hirahos in forum VİDEOLAR
    Cevaplar: 32
    Son Mesaj: 06-12-2014, 10:27
  3. Kur'an Gerçeklerini Gizleyenler Prof.Dr.Mehmet Okuyan
    By çelebiler in forum Sohbet Videoları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-09-2014, 03:42
  4. Salat emrinde istenen nedir.Prof.Dr. Mehmet Okuyan
    By çelebiler in forum Sohbet Videoları
    Cevaplar: 46
    Son Mesaj: 27-08-2014, 15:40
  5. Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 24-11-2013, 19:46

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş