Salih Tuna..

Şevket Süreyya, 'Beyefendi siz neye dayanıyorsunuz?' diye sorunca, Başbakan Menderes,

'Millete!' demişti, 'Milletten başka dayanacak şey mi olur?'


'Fakat Beyefendi,' diye sürdürmüştü Şevket Süreyya, 'o dayandığınızı söylediğiniz millet 4 yılda bir konuşur. Halbuki her gün her saat konuşan sivil ve asker bürokratlar var...' (O dönemde seçimler 4 yılda bir yapılırdı Şinasi.)


Şevket Süreyya'nın merhum Menderes'i 'uyandırmaya' çalıştığı şey, 'vesayet rejimi' ve bu rejimin paydaşlarından başka bir şey değildi.


Bu ülkede düzen böyle kurulmuştu.


Zaten demokrasiye de 'film icabı' (uluslararası malum konjonktür gereği) geçilmişti.


'Vesayetçi cemaatin' kırmızıçizgisi gayet basitti: Sandıktan çıkabilir, iktidar olabilirsin ama asla 'muktedir' olamazsın.


Zira bu düzenin 'muktedirleri' kendileriydi ve öyle sandıkla falan da gelmiyorlardı.

Şayet seçilmiş siyasi iktidar kırmızıçizgiyi aşarsa, yani, 'yeter söz milletindir' diyerek

'muktedir' olmaya kalkışırsa 'vesayetçi cemaate' şirk koşuyor demekti.


Bu da affedilmez bir suçtu.


Evvela psikolojik harp teknikleri devreye girer, 'otoriter' veya 'muktedir' veya 'diktatör' martavalı arzı endam eder, sonra da 'ameliyat' başlardı...


Menderes'i ipe çektiler.


Merhum Erbakan'ı da vesayet rejiminin en önemli paydaşlarından 'İstanbul sermayesinin' o en vahşi, en aşağılık vurgun ve talanını 'havuz sistemiyle' kesmeye çalıştığı için 28 Şubat'ta devirdiler.


Başbakan Erdoğan'a da yapmadıkları rezillik kalmadı. Darbe teşebbüsleri, muhtıralar, suikast girişimleri gırla gitti.


Hem 'diktatör' deyip hem de 'asılacak adamsın ulan' şeklinde manşetler atacak kadar da tozuttular.


'Gerici Gezi kalkışması'nda da mavalları bastıracak kadar 'Y Kuşağı' güzellemesi yaptılar. (O kuşaktan geriye 70'lik bir iki paşa torunuyla üç-beş meczup köşe yazarı kaldı.)

Erdoğan bu 'vesayetçi cemaatin' efendilerine de boyun eğmeyince işin içine malum 'paralel' eklendi.

Anlayacağınız 'vesayetçi cemaat' bir hayli kalabalıklaştı.

Çok da güzel paslaşıyorlardı.
17 Aralık darbe teşebbüsünde 'malzeme' servisini 'paralelciler' yaptı; malzemeyi kapan da sağa sola çemkirmeye başladı.

Öyle ki, kimi liberallerle önüne çıkana 'F tipi' diyen ulusalcılar aynı malzemeyi ağızlarına alıp meydan meydan dolaştırdılar.


Neyse ki 30 Mart seçim sonuçlarıyla, 17 Aralık darbe teşebbüsleri alayının elinde patladı.

Şimdi 'dönemin başbakanı' ifadesinin yer aldığı polis fezlekeleriyle dımdızlak ortaya çıktılar.
Bu ülke çok darbe teşebbüsü gördü; lakin 17 Aralık'taki kadar yüzsüzünü hiç görmedi.
Uzun lafın kısası: 'Vesayetçi cemaat' seçilmiş demokratik hükümete karşı elini attığı her şey elinde kalınca, son çare bayrak üzerinden provokasyona sarıldı.
Nasıl da verkaçlar yapıyorlar, olursa o kadar olur!

'Vesayetçi cemaatin' paralelci ve ulusolcu kısmı, 'Bunlarla barış süreci yürümez; bakın işte yol kesiyorlar' yaygarası koparırken, liberal-demokrat-solcu kısmı da 'AKP Kürtleri barış süreciyle oyalıyor, devrimci halk savaşı başlasın' demeye getiriyorlar.


İşin en tuhaf yanı da şu:


Kürt kimliğini inkâr edenlerle Kürtler özerkliklerini ilan etsin diyenler aynı 'vesayetçi cemaatin' iki büyük parçasından ibaret.


Sonuç itibariyle bayrak provokasyonunu da birlikte yürütüyorlar.


O kadar ki, bayrağı indirenlerle 'madem o bayrak indirildi barış süreci burada biter' diyenlerin hedefleri aynı.


Bu 'vesayetçi cemaati' daha fazla üzmemek için 'barış sürecini' nihayete erdirmekten başka çare yok.


Çocuklarımız ölecek öldürecek ki, darbeci- komplocu-vesayetçi rejimleri eski günlerdeki gibi sürgit devam etsin.


Böylece 'vesayetçi cemaat' de imtiyazlarına yeniden kavuşsun.

Bir şeyi gözden kaçırıyorlar: O bayrak provokasyonu sefil aklın müsameresinden öteye geçemez.

Çünkü...


O bayrak bugün IMF'den 1 milyar dolar kredi getirecek diye Kemal Derviş'i sömürge valisi gibi karşıladığımız günlerde değil, IMF'yi kovan bir ülkenin bayrağı olarak dalgalanıyor...

O bayrak bugün Kürt - Türk analarının ağladığı günlerde değil, Kuzey Irak'taki 'Kürt petrolünün' 50 yıllık bir anlaşmayla Türkiye üzerinden pazarlandığı bir dönemde dalgalanıyor...

O bayrak bugün Almanya'ya işçi göndersek de döviz gelse diye beklediğimiz tarihlerde değil, Almanya'nın bile gözlerini kamaştıran havaalanının temeli atıldığı günlerde dalgalanıyor.


Hülasa...


O bayrak bugün 'Yeniden Büyük Türkiye'nin inşa sürecinin bayrağı olarak en yükseklerde dalgalanıyor.


Ve o bayrak bugün hiçbir namerdin namahrem elinin uzanamayacağı kadar yükseklerde dalgalanıyor.