Etiketlenen üyelerin listesi

Gülen Hareketi'ne 25 yıl hizmet eden Prof. Dr. Ahmet Keleş ÖZAL'I SEMT İMAMI BİLE YAPMAM Rahmetli Turgut Özal’ın siyasi başarısından da fevkalade rahatsızlık duymuştu. Hatta bir sohbette kendi annesinin de Özal için böyle söylediğini aktarmış ve şöyle demişti: “Aklı anamın aklı kadar olanlar Özal’ı kurtarıcı sanıyor. Bizim hizmette olsaydı Özal’a semt imamlığı verir miydim bilmiyorum” dedi. ERBAKAN'A ÖLSÜN BEDDUASI Necmettin Erbakan’ı üstün başarısı nedeniyle zaten kendisine rakip

Bu konu 4516 kez görüntülendi 17 yorum aldı ...
Ahmet Keleş: Dine Değil Gülen'in Kaprislerine Hizmet Etmişiz 4516 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ahmet Keleş: Dine Değil Gülen'in Kaprislerine Hizmet Etmişiz

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 4516 kez incelendi.

Sayfa 2/2 İlk 12
  1. #17

    Kısıtlı Erişim
    Üyelik tarihi
    20-07-2007
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.737
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yetim
    “Rüyâmda Allah Resûlü’nü Yahudiler için ağlarken gördüm”

    • Takva Haber / Haber Merkezi

      Mesele hâdiseye yanaşan insan şuurudur, dedik ya… Eğer maksat, eşya ve hâdiseleri oynak bir inanç şamandırasına bağlanmış şuura tercüme ettirmekse, bir esrar satıcısı bile kendine Kur’ân’dan, hadîslerden deliller bulabilir, en azından kendi vicdanını susturma adına da olsa yaptığı işin doğru olduğunu kendine isbatlayabilir. Ama vicdanını deşen akl-ı selim karşısında ise, ancak alâkasız kaçış noktaları gösterecektir. Tıpkı (F. Gülen) taraftarları gibi. Meselâ… Meselâ;
      Siz;
      — “(F. Gülen), “Bizim Nurculukla bir ilgimiz yoktur, keşke İslâmî bir kuruluş olarak değil de sivil toplum örgütü olarak çıksaydık” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Tüm dünyaya hitab eden evrensel bir maslahat güttüğü için söylemiştir.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Nisa Sûresi’nin 31. Ayeti’ne muhalif olarak örtünmeyi füruattan saymış, böylece bir yandan kurnazca bu fıkhî tabiri kullanıp yandaşlarına kendini tevil ettirme kolaylığı sağlarken diğer yandan da kadınların başlarını açabileceğini söyleyerek okumak isteyen binlerce Müslüman kızı mağdur ettiği gibi, kazanılmak üzere olunan başörtüsü mücadelesini de Müslümanlar aleyhine sonlandırmıştır.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “İmanın altı rüknü gibi temel meselelerin haricinde olduğu için teferruat demiştir. Hem Hocaefendi, “Dinin emirlerini yerine getiremeyeceği bir okula bir kadının gitmesi caiz değildir. Ne pahasına olursa olsun mücadele edip başını kapamalıdır. Asla taviz vermemelidir. Bu, Kur’ân’ın nass’ıyla sabittir” demiştir.”
      Derler…

      Siz;
      — “O sözü, 1975 senesine ait Bornova vaaz kasetinde geçen sözüdür. Biz şimdiyi konuşuyoruz. Hem ayrıca içki, zina, hırsızlık gibi mevzuları da imanın altı rüknü gibi temel meselelerden olmadığı için bu mânâda füruattan mı sayacağız? Füruat kelimesine yüklenen mânâ ıstılahî mânâ mıdır, yoksa “lüzumsuz” mânâsı mıdır? (F. Gülen), Yahudilere dair ayetlerle ilgili olarak Yahudileri temize çıkarmak için “Kur’ân ayetleri çok serttir ve günümüz Yahudilerini kastetmiyor, indiği dönemin Yahudilerini kastediyor” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Hususî bir siyaset icabı olarak Yahudileri İslâm’a ısındırmak için söylemiştir.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Filistinli Müslümanların yaptığı şehadet eylemlerinde ölen birkaç yahudi çocuğu için üzüntüsünü belirterek “Hatırladıkça ölen yahudi çocukları gözlerimde tülleniyor” demiş ve bir başka video kaydında da “O bombaların altında endişe duyan yahudi çocukları karşısında yüreğimin yağı erir. Yahudi çocukların başında patlayan bombalar içimde patlıyor gibi” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “O, Hocaefendi’nin tüm insanları kuşatan okyanus enginliğindeki gönlünün genişliğini gösterir.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Şadırvan 8 kasetinde “Rüyâmda Allah Resûlü’nü Yahudiler için ağlarken gördüm” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Uydurma rüyâ isnad edemeyeceğimize göre, insanları gördükleri rüyalarla yargılayamayız.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Filistin’deki işgalin bitmemesinin sebebini Yahudilere değil de, Arab silah tüccarlarının menfaatlerine bağlıyormuş.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Mutlaka bir doğruluk payı vardır.”
      Derler…

      Siz;
      — (F. Gülen), Mavi Marmara hâdisesini “otoriteye başkaldırı” olarak değerlendirirken, ölenlerin şehid sayılamayacağını belirtmiş, ölenlerin ailelerine taziyede bile bulunmazken, diğer yandan zina eden Deniz Baykal’a “geçmiş olsun” mesajı göndererek üzüntüsünü dile getirmiştir. Üstelik İHH’nın da kuşkulu bir kuruluş olduğunu belirtmiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “İHH yardım malzemelerini İsrail’e teslim ederek emanete hıyanetlik yapmıştır. Ha askerin başına çuval geçirilmiş, ha İHH insanları ve malzemeyi teslim edip gelmiş. Şeyh Ahmed Yasin’e acımayan İsrail neden İHH başkanına bir şey yapmamış?” (Not: Bu yorumu yapanın feyz aldığı (F. Gülen), Foreign Policy’nin düzenlediği “Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel” anketinde birinci olmuştu.)
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Pensilvanya’daki çiftliğinde CNN-Türk muhabiriyle yaptığı Mavi Marmara konulu röportajında “Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ile arasındaki problemi kan dökmeden diyalog yoluyla çözebilirdi” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “O, olmuş bitmiş bir tarihin yorumudur.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Çeçenistan savaşı için “Çeçenlerin hiç savaşmasa rahat edeceklerini ve özgürlüklerine kavuşacaklarını” söylemiştir.”
      Dersiniz
      Onlar;
      — “Diplomasiyle çözülebilecek bir anlaşmazlıkta savaşa ne gerek var?”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), “Cihadı devlet ilan eder. Bütün cihad ettiğini sananlar İslâm’ın yüzünü karartan teröristlerdir” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Terörün mânâsı kargaşadır. Herkes kafasına göre cihad etmeye kalkarsa kargaşa çıkar, o yüzden devletsiz cihad, cihad sayılmaz.”
      Derler…

      Siz;
      — “Belli bir toprak bütünlüğüne ve devlet çapında sistemli bir kurumsal yapıya sahib olunmadan cihad edilemeyecekse, bu, “cihadın bir gayesinin de öyle bir devlete kavuşmak için olduğu” gerçeğiyle çelişmiyor mu? Hem Allah Resûlü tepeden inme öyle hazırca bir devlete kavuştuktan sonra mı cihad etmeye başlamış?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Allah Resûlü önce tebliğ yapmıştı. Ebu Cehil’i bile öldürmemişti. İslâm’ı hep kan döken bir din olarak sunarsak herkesi İslâm’dan soğutmuş oluruz. Üstelik Hocaefendi “Işık evlerinde bulaşık yıkanması sırasında hasıl olan çatal kaşık sesleri, sahabelerin kılıç şakırtılarıyla aynı seviyededir” buyurur.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), dinler arası diyalog yolunda Hristiyan ve Yahudilerin hoşnutluğunu kazanmak için “Kelime-i Tevhid’deki “M……… Resûlullah” ibaresini söylemeyenlere de rahmet nazarıyla bakılmalıdır” diyerek imanın baş şartını bile füruattan saymıştır. Ayrıca Nisan 2009’da Favorit dergisinde yapılan röportajda “Meselâ bir Hristiyan Hz. M…….’e inanmasa da Hristiyanlıktan çıkmaz, ama bir Müslüman diğer peygamberlere inanmazsa Müslümanlıktan çıkar” derken Hristiyanlığı hak din kefesine koymuş olmuyor mu?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Biz Hocaefendi’nin her dediğine de haklıdır demiyoruz ki!”
      Derler…

      Siz;
      — “Ama yine de onun yolundasınız. Bediüzzaman Hazretleri’nin nur yolundan gitmek için bu bataklığa girmeniz şart mıdır? Bediüzzaman Hazretleri’nin ilmiyle şereflenmeniz için (F. Gülen) yüzünden maruz kaldığınız türlü itham zulümatı altında vicdan karmaşası yaşamanız şart mıdır?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Bir hadîste Allah Resûlü “Ameller niyetlere göredir” der. Hocaefendi’nin bazı hataları olsa da niyeti sahihtir. Gayesi İslâm’a hizmettir. Peygamberimizi de, büyücü, yalancı diye inkâr etmişlerdi.”
      Derler…

      Siz;
      — “Örnek alma şekliniz, muhakeme tarzınız ve ölçülerden mânâ çıkarıp hayata tatbik etme anlayışınız bu mu sizin? Şimdi biz de Allah Resûlü’nün “Ameller neticelerine göre hükmolunur” hadîsini hatırlatsak, ölçüleri karşı karşıya getirerek çarpıştırma densizliğine düşmüş olmayacak mıyız? Ölçülendirme ölçülerini verici ve aklî muhakeme tarzının nasıl olması gerektiğini gösterici bir tatbik sistemine, bir dünya görüşüne sahib olunmadan neyin nereye konacağını bilmeden ayet ve hadîslere el atmak her türlü şenaate yol verir, her türlü bozuk niyet kendini kolayca delillendirebilir. Bir insanın niyeti iyi bile olsa Müslüman bir toplumu ifsad edecek ve Müslümanların akidesini bozacak fikirler yayıyorsa o en büyük haindir. Biz biliyoruz ki 1400 yıllık İslâm tarihinde gelmiş geçmiş yüzlerce İslâm önderi ne en kuvvetli anlarında ne de en zayıf anlarında (en tasvib etmediklerimiz bile!) ne böyle bir strateji, ne de böyle bir taktik-takiyye anlayışı benimsemişlerdir. “Her gördüğünü Hızır bil” mantığıyla “hikmetinden sual olunmaz” diyerek hikmetini bir türlü çözemediğiniz cinayetlerin kendinizde zamanla bir inanç hâline dönüştüğünün ve yaşadığınız gibi inanmaya başladığınızın farkında değil misiniz? Hazret-i Ömer’in, “Allah’ın ve Resûlü’nün emirlerine aykırı hareket edersem ne yaparsınız?” sualine Sahabenin cevaben verdiği “Seni kılıcımızla düzeltiriz ey Ömer!” nidasını hatırlamıyor musunuz? “Kişi sevdiği ile beraber haşrolunacaktır” ve “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!” ölçüleri de mi titretmiyor sizi?”
      Dersiniz.
      Onlar:
      — “Günümüzün dünya gerçeklerini de görmek gerek. Sadece yanlışlıkları çekiştirerek bir yere varamayız. Hocaefendi’nin gıybetini yapıyorsunuz.”
      Derler…

      Siz;
      — “Gıybet, bir insanın alenen savunmayıp veya yaygınlaştırmayıp topluma mâl etmediği hatalarını çekiştirmektir. (F. Gülen) ise alenen binlerce insanın imanını sakatlayıp öbür dünyalarını da mahvederken bu vebal karşısında “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmüne muhatab olmuyor musunuz?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Vay bize şeytan dedin! Hakaret ettin!”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Mümtehine Sûresi’nin 10. âyetine muhalif olarak dinler arası diyalog adına Müslüman bir kadınla Hristiyan bir erkeği evlendirmiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Nikâh kıyılırken orada mıydınız? Bu nikâhı Hocaefendi mi kıymış? Veya bu işi tasvib eden bir sözünü işittiniz mi?”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Almanya’da ortaya çıkan belgelere göre kiliselere 4 milyon dolar bağışlamış. Misyoner okulu Hartford Seminary’e de 2 milyon dolar bağışlamıştır. Müslümanlardan toplanan zekâtlar buralara mı dağıtılıyor?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Abartıyorlar. Bağış yapılmışsa da maslahat icabıdır. O zekâtlar Müslüman öğrencilere verilen burslarda kullanılıyor.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen’in temsilcileri Papa ziyaretinde “Dinler arası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” demiş, ayrıca kendisinin Papa’ya yazdığı mektupta da “İslâm yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bundan da en çok suçlanacak olan Müslümanlardır… Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz” demiştir. İslâm’ın ilk yıllarında da Müslümanın anlayışına uymayan bir barış ve diyalog teklifi, üstelik müşriklerden gelmişti. Müşrikler, Allah Resûlü’nün amcası Ebu Talib vasıtasıyla “dediklerinin dışında ne istiyorsa yerine getirelim” şeklinde diyalog kurulamayacağını anlayınca, doğruca Allah Resûlü’ne gelerek, “Biz bazen senin bahsettiğin Allah’a saygı gösterelim, fakat sen de bazen bizim ilahlarımıza saygı göster, böylece aramızda barış olsun” dediklerinde Allah Resûlü onları şiddetle reddetmemiş miydi?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Peygamberimiz de İran Kisrası’na, Rum İmparatoru’na elçiler göndermişti, mektublar yollamıştı.”
      Derler…

      Siz;
      — “Papa’ya yazdığı mektubunda “Hizmetlerinizin bir parçası olayım” dediği gibi sağ kolu Alaeddin Kaya da Papa’nın elini öpmüştür.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Mevlâna da bir papaza selâm vermişti.”
      Derler…

      Siz;
      — “Bektaşî’nin “Kur’ân’da ‘namaza yaklaşmayın’ yazıyor” demesi gibi hakikati saptırarak doğruyu yanlışta kullanmakta üstünüze yok doğrusu. Pekiyi (F. Gülen)’in, Patriğin Ekümenik sıfatının Türkiye tarafından kabul edilmesi ve devamında Vatikan’ın bir benzeri olan Suriçi Ortodoks Devleti için de özel bir anlam taşıyan Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırma çabaları ve bu çabaları karşısında da Kardinal Arenzi’nin hayretini saklayamayarak “Siz bunları sadece konuşup anlatmıyorsunuz, aynı zamanda da yaşıyorsunuz” iltifatına mazhar olmasına, papazların ikna edemediği siyasetçileri bizzat ikna etmesine ne dersiniz?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Fatih Sultan Mehmed de kilise ve havralardaki ibadet ve eğitime müsamaha ile yaklaşmıştı. Hocaefendi de, tarihteki misalleriyle de şahid olduğumuz İslâm’ın derin hoşgörüsünün bir mümessilidir. Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur bizim. Başkaları bin türlü husumet gösterseler ve husumetin bin türlüsünü bir anda çektirseler de düşmanca tavrın tekiyle bile olsa mukabelede bulunmayı düşünmeyiz. Geçeceğimiz yollara diken atan, önümüze çukurlar kazan insanlardan birini bir yerde kuyuya düşmüş görsek, yine ellerinden tutar kaldırırız.”
      Derler…

      Siz;
      — “Tüm dünya Müslümanlarının kan ve gözyaşı batağındaki can pazarında verdiği varlık-yokluk savaşı karşısında hoşgörü edebiyatı ha! Merak ediyoruz, siz, babası öldürülen, annesi tecavüze uğrayan, kız kardeşi işkencede çıldıran, evi yıkılan bir Filistinli veya Iraklı Müslümanlardan biri olsaydınız, bu Amerikalı ve Yahudilere aynı hoşgörüyle yaklaşabilir miydiniz acaba? Sizin o sakat hoşgörü anlayışınız, ancak, mânâsı yarım kalmış ve saptırılmış hâliyle “Sağ yanağına vurana sol yanağını da çevir” şeklinde muharref İncil’de geçer. Ama o sözün asıl amacı mütecavize hoşgörü değildi ve belki de bir devamı da vardı ve Yahudiler devamını silip yok etmişlerdi; tıpkı Türkiye’deki lâiklerin, incisi düşmüş istiridye gibi hikmetlerinin mânâsını kararttıkları Mevlâna Hazretleri’ni sahte bir hoşgörü edebiyatına âlet etme alçaklığını gösterdikleri gibi. İslâm’da böyle bir hoşgörü anlayışı yoktur. Böyle bir hoşgörü, önce günahları, sonra da küfrü görmezden gelmeyi, daha sonra da küfre yaltaklanmayı ve giderek onun himayesinde onun çanağından beslenmeyi peşinden getirir. Pekiyi CIA eski Ortadoğu sorumlusunun verdiği referansla Amerika’ya yerleşen (F. Gülen)’i Pensilvanya’daki Amerikan bayrağı çekilmiş çiftliğinde CIA ve MOSSAD ajanları koruyormuş. Buna ne dersiniz?”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Allah isterse bu dini kâfirin eliyle de güçlendirir.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Nevval Sevindi ile yaptığı röportajda, “Amerika’nın egemenliğinin zayıflamasından endişe duyulmalıdır” demiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Herkesin hatası olabilir.”
      Derler…

      Siz;
      — “Mutlak Hakikat’e nisbetle doğruyu arama ve layık olduğu yere koyma yolunda yapılan hata, tıpkı gideceği yönü elindeki pusulaya göre peşinen bilen bir şoförün hataen ana yoldan yanlış yola sapmasına benzer. Ama o şoför eninde sonunda yollardaki yön tabelalarını okuyarak ve elindeki pusulanın yardımıyla yine doğru yönü bulacak ve ana yola çıkacaktır. Doğruyu arayanın arayışı da doğru olur. Doğru olduğu içindir ki yaptığı hata bile onu yine doğruya çıkarır, yanlışı doğruya kalbedilir. Ama zaten en baştan yanlış yöne giden şoförün bırakın hatası, doğrusu bile yanlışa döner. Aslolan ana kaidedir. Ve istisnalar da kaidedendir. Parça, bütüne aitse ve bütündeyse o parçayı nereye savurursan savur yine “bütün”dendir, “bütün”dür. “Günah” gibi veya “konmuş kuralların dışına çıkma” gibi nefsi ilgilendiren hata ise nefse uyarak veya şuurdışı yapılan şeylerdir. Hatayı “hata” yapan şey ise ardından gelen nedamet ve tekzibdir; yani özür ve af talebidir. Eğer bunlar yoksa ona “hata” denmez, “tümden yoldan çıkmışlık” denir. Yani “hata”, bir şoförün kırmızı ışıkta fren yerine ezkaza gaza basması gibi bir şeydir, kırmızı ışıkta geçmeyi kaideleştirmesi değil; sonuçta hatasının farkında olarak onu bir şekilde telâfi eder. Nitekim bir Hadîste şöyle buyurulur; “Bir hata gizli kalırsa, sahibinden başkasına zarar gelmez. Aşikâre yapılır ve kırılan pot düzeltilmezse, o zaman umuma zararı dokunur.” Amma velâkin görüyoruz ki her iki duruma göre de baksak, (F. Gülen), değil hatayı “hata” olarak yapmayı, bilâkis hatanın kitabını yazmış, kaideleştirmiştir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Öyle de olsa böyle de olsa Hocaefendi mücadelesiyle, vaazlarıyla uhdesindeki neşir vasıtalarıyla İslâm’ı tüm dünyaya duyurmuştur. İslâm’dan habersiz birinin, bu neşriyatlardan birinde geçen bir tek “Allah” kelimesini okuması bile kârdır.”
      Derler…

      Siz;
      — “Milli Gazete, Vakit ve Yeni Şafak gazeteleri Aydın Doğan’ın Yay-Sat şirketinden ayrılıp Turkuaz isimli şirkette birleştikleri hâlde Zaman gazetesi hâlâ bu şirket üzerinden dağıtılıyor ve Doğan’ın kasasına her ay 850 milyar lira giriyormuş.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Zaman, dünya çapında bir gazetedir. Bunlar marjinal mimlenmişlikten sıyrılmanın ve her çevreye hitab edici global açılımın icablarıdır. Meyve veren ağaç taşlanırmış. Hem Hocaefendi’yle uğraşacağınıza kâfirlerle uğraşsanız daha iyi etmez misiniz? Müslümanları birbirine düşürüyorsunuz. Kâfirin eline koz veriyorsunuz.”
      Derler…

      Siz;
      — “Kâfirler en fazla Müslümanları yok etmeye çalışabilirler, ancak onlara güçleri yetebilir. Ama ona rağmen bir Müslümanı yok etseler, yerine on Müslüman gelir, onunu yok etseler yüz tanesi gelir. Ancak, suret-i haktan görünerek Müslümanlığı-Müslümanlık akidelerini yok etmeye çalışan birinin tehlikesi, Müslümanları yok etmeye çalışan birinin tehlikesinden çok daha büyüktür ve öncelikle onunla mücadele edilmelidir. Kâfirin kullandığı asıl koz da böyle bir insandır zaten. Ve bu koz, küfür dünyasına sokulmuş değil, bilâkis gelen İslâmcı dalganın içini boşaltıp kanını çekerek güçsüz düşürme yolunda İslâm dünyasına sokulmuş bir Truva atıdır.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Korkunç iftira! Hocaefendi bir sürü insanın hidayetine vesile olmuştur. Bir sürü genç onun sayesinde namaza başlamıştır.”
      Derler…

      Siz;
      — “Namazın gayesi nedir? Sadece yatıp-kalkmak mıdır? Namaz esnasında kalbiyle Hristiyanlara muhabbet duyguları beslerken, ağzıyla “Hristiyanları dost edinmeyiniz” ayetini tekerlemek namaz mıdır, hidayet midir? Hem bugün Avrupa’daki Hristiyanlar “Bir Türk hoca varmış, ‘Hristiyanların iyileri de cennete girecek’ diyormuş, o hâlde dinimizi değiştirmeye gerek yok” diyerek Müslüman olan hemşehrilerini dinden döndürmeye çalışıyormuş.”
      Dersiniz.

      Onlar;
      — “Nereden duyuyorsunuz bunları? Kaynağınız nedir? “Size bir fasık haber getirirse doğruluğunu araştırmadan ona inanmayın pişman olursunuz” âyetini bilmiyor musunuz? Hocaefendi dünya çapında açtırdığı eğitim yuvalarında hizmet veriyor!”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen)’in Orta Asya’da açtırdığı okullarda lâik-dinsiz eğitim müfredatı uygulanıyormuş.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “İftira! Oralarda hizmet veriliyor. Yabancı çocuklara İstiklâl Marşı öğretiliyor.”
      Derler…

      Siz;
      — “STV’de geçen bir habere göre Bosna savaşında hizmet niyetiyle oraya gitmişler ve Bosnalılar sormuşlar bunlara; “Siz ne için geldiniz buraya, mücahid misiniz?” Yok değiliz, demişler. “Peki Kuran öğretmeye mi geldiniz?” Yok hayır, demişler. “Peki neden geldiniz” diye sorduklarında, “Biz Türkçe öğretmeye geldik” demişler. Hizmet anlayışınız bu mu sizin? Hem o okullar Orta Asya’ya nüfuz etmek isteyen Amerika’nın ajan üssü olarak kullanılmaktadır.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Kuru iftira! Hocaefendi “Mü’min, karşısında Amerika dahi olsa bomba olup patlamalı, başını dağıtmalı gavurun!” der.”
      Derler…

      Siz;
      — “O sözü “Kâbe baskını” ile ilgili olarak tâ 30 sene öncesine ait bir vaaz kasedinde geçer. Biz şimdiyi konuşuyoruz. Hem bu “okul hizmeti” ancak komünist rejimlerden kurtulmuş, bu yüzden de İslâmî eğitim alt yapısı çok zayıf olan Orta Asya ülkelerinde yapılıyor. Ama meselâ eğitim alt yapısı sağlam ve neyin ne olduğunun farkında olan birçok Afrika ülkesi onları kapılarından içeri bile sokmuyorlar. Çünkü bunların müfredatlarında gerçek mânâda dinî eğitim diye bir şeyin olmadığının farkındalar.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “O sizin suizannınız.”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen) Vatikan’dayken Hürriyet gazetesinden Reha Erus’a verdiği röportajda “Bu kutsal topraklarda ölmeyi hayâl ediyorum” demiştir.”
      Dersiniz.

      Onlar;
      — “Bütün dünya Müslümanlara mescid kılınmıştır. Herkesin istediği yerde ölmeye hakkı vardır. Hem ölünen yerin ölen insana ne zararı olabilir?”
      Derler…

      Siz;
      — “(F. Gülen), Papayla görüşmesinde Vatikan’a vizesiz girilmesini taleb etmiş. Hâlbuki Vatikan’a ancak (İslâm ülkelerinde yaşıyor olsalar bile) alenî Hristiyanlar vizesiz girebilir. Vize sorunu yalnızca gizli Hristiyanlar için vardır. Ömrünün sonuna kadar serbestçe Vatikan’da yaşama hayâli ancak böyle bir Hristiyan için geçerli olabilir.”
      Dersiniz.
      Onlar;
      — “Artık yeter! Ne demek istiyorsunuz? Bir insana bu kadar çamur atılmaz! Hocaefendi banyo yaparken bile meleklerden utandığı için iç çamaşırlarını çıkarmayacak kadar rikkat sahibi, her sözüyle de hikmet sahibi bir insandır. Siz ondaki derinliği anlayamazsınız. Artık saçmalıklarınızı dinlemiyorum!”

      (Türkiye’deki son verdiği veda vaazında girdiği “üzüntü krizi”nden kendini ayıltmaya çalışan cemaate “Merak etmeyin, ben sizin huzurunuzda ölecek kadar talihli birisi değilim” sözünde hangi İlâhî hikmeti aramalıydık acaba?)
      Derler ve derler…(6)

      (F. Gülen), ardındaki kalabalık gücü gördükçe haklılığına pay çıkarıp her geçen gün gram gram sinsice vehameti artan dozdaki cinayetlerini işlemeye devam edecektir. Kıvamını yakalayınca da takibçilerine “artık Hristiyanlığın umdesi olan teslisi kabul ediyoruz” dediği zaman takipçileri “vardır bir hikmeti” diyerek kiliselerde istavroz çıkarabilecekler midir? (Gerçi kiliseye giderek vaaz dinlemeye başlamış olanlarını da duyuyoruz.) Yoksa yeni bir tevil mi geliştireceklerdir? “O kadar da değil” demeyin sakın. İBDA 25 sene önce mikroskop camında kanser virüsünü teşhis ettiğinde de İslâmcı camia “o kadar da değil” demişti. Ama bugün hastalığın vardığı boyut ortada. İman uçmuş, hasta son nefesini vermek üzere.
      Tüm bunlar, dünden beri küfrün ve işbirlikçilerin, gelen İslâmcı dalgayı frene edebilmek için İslâm’ı İslâm’a karşı istismar etme taktiklerinin bir başka versiyonudur: “Gelen dalgayı frenleyemiyorsan yönünü değiştir!” Ama bu kez nereye doğru? Vatikan’ın mânâsına doğru.
      Artık mânâsını da aştılar, müşahhas olarak da içindeler.

      (Alıntıdır)...


  2. #18
    fakiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-01-2007
    Yer
    KOCAELİ
    Mesajlar
    16.051
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @fakiri
    Güncelleyeyim tekrar !

    Görüldüğü gibi,Türk Toplumunun kahir bir ekseriyetinin insanları tanıma, ölçme ve değerlendirme hassaları ya hiç yok, yahutta çok gerilerdedir! Biz en çok bu cemaatin
    "hizmet"adı altında yaptıklarına tav olup,onları vaktiyle yere-göğe sığdıramayanlara gülüyoruz şimdi!.. Oysa, şimdi nefret ettkleri bu insanlar, AKP'ye destek verirlerken de aynı yanlışlıklar, içindeydiler !
    Ölçü bir partinin desteklenip-desteklenmemesi olursa, bu kez sizin de
    "patates dini" sözü mucidinden hiç bir farkınız kalmaz !

Sayfa 2/2 İlk 12

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Prof. Dr. Ahmet KELEŞ'ten Ahmet HAKAN'a Cevap;
    By salimabi in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27-03-2014, 15:36
  2. Helâl rızık ve dine hizmet
    By bulut_bey79 in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-01-2013, 14:39
  3. Dine hizmet ve kul hakkı
    By bulut_bey79 in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15-01-2011, 16:44
  4. Dine hizmet ederken
    By bulut_bey79 in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14-11-2010, 18:15
  5. Maksat dine hizmet değil, kafa karıştırmak!
    By cüneytkaya in forum KUR'ÂN-I KERİM
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 23-01-2008, 17:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş