Gazeteci Yazar Aynur Sülün: Hz Fatıma’yı anlamak bir kadının eşiyle olan diyaloğuna, anneliğine, aile içi ilişkilerine ve İslami şahsiyetine Allah’ın istediği standartları kazandırır. Hz. Fatıma böyle bir asırda Müslüman bir kadının her yönden ölçüsünün ne olması gerektiğini öğreten bir öğretmendir




Sezgin Özbay / Dogruhaber

Her yılın 8 Mart’ında kimi çevrelerce kutlanan dünya kadınlar günüyle kadına verilen sözde değer ifade edilir. Ancak kadına değer verdiğini iddia edenler kadını asıl kişiliğinden, kimliğinden uzaklaştırmaktadır. Kadınlar özellikle 8 Mart’ta meydanlara sürülerek “Kimsenin namusu değiliz. Namusumuz özgürlüğümüzdür” sloganları eşliğinde sözde özgürlük vaad edilerek temelde özgürlüğü elinden alınmaktadır. Ancak bir kadın Hazreti Fatıma’yı tanıdıkça özgürleşir, Hazreti Fatıma’yı anladıkça sorumluluklarının farkına varır ve Hazreti Fatıma’yı öğrendikçe mutluluğu ve huzuru bulur. Biz de bu haftaki sayımızda Hazreti Fatıma’nın kişiliğini, ahlakını ve Müslüman bir kadın için en ideal rol modeli olarak Hazreti Fatıma’yı araştırmacı yazar Aynur Sülün’e sorduk. Bir eş, bir anne ve bir evlat olarak Hazreti Fatıma’yı sorduğumuz Aynur Sülün, her Müslüman kadının Hazreti Fatıma’yı tanımaya, öğrenmeye ve anlamaya ihtiyacı olduğunu dile getirdi.

Sizleri Aynur Sülün Hoca ile gerçekleştirdiğimiz röportajla baş başa bırakıyoruz

Ehli Beyt nedir ve kimler bu kapsama girer?

Ehli Beyt Allah Resulü (SAV)’nin ailesi ve onun Fatıma ile devam eden neslin adıdır. Fakat özelde Ehli Beyt denilince akla Allah Resulü’nün kızı Hz. Fatıma, Hz. Ali, torunları Hasan, Hüseyin akla gelir.

Bize Ehli Beyt sevgisinden söz edebilir misiniz? Müslümanların ehli beyte sevgisi nasıl olmalı?

Allah Ehli Beyti aziz kılmıştır. Bizler günde beş defa Rabbimizin huzuruna çıktığımızda ehli beyte selam gönderiyoruz, onlar için Allah’a dua ediyoruz. Onları anmadan kılınan bir namaz geçerli olmuyor. İşte onlar Allah katında böyle bir şerefe ve üstünlüğe nail olmuşlardır.

İslam Alimleri Ehli Beyt sevgisini son nefeste iman ile gitmek için şart görmüşlerdir. Ehli Beyti sevmek her Müslümana farzdır.

Onlarda Allah Resulü’nün (SAV) zerreleri vardır. İmanın temeli ve en kuvvetli ameli Allah’ı ve O’nun sevdiklerini sevmektir. Allah Resulü şöyle buyurmuştur; “Vallahi Ehli Beytimi sevmeyenin kalbine iman girmez”. Bu durum gösteriyor ki Ehli Beyti sevmek aynı zamanda imanın da alametidir. Aslında onları sevmekle beraber hayatlarını model almamız bizden isteniyor. Efendimizin terbiyesinde yetişmiş olan ailesinin yaşam şekli ve insanlarla olan diyalogları bugün yaşadığımız çağın sorunlarına birer ilaç mesabesindedir. Örneğin Efendimiz bir hadislerinde “Ehli Beytim Nuh’un gemisi gibidir. Tutunan kurtulur, tutunmayan boğulur” buyurmuşlardır. Bugün modern günahların saldırısına uğruyoruz. Gözümüz, kulağımız, şuurumuz ve kalbimize olanca hızıyla manevi günahlar saldırıyor. Her türlü ahlaksızlık allanıp, pullanıp büyük bir lütufmuş gibi özendiriliyor. Böyle manevi işgallerin etkisinden sağlam bir imanla çıkabilmemizin, evladımızın imanını kurtarabilmenin yolu tıpkı Ehli Beyt gibi başkalarının kurtuluşunu dert edinmekten geçiyor. Nuh Peygamberin yaptığı gemiyi, bizler karada manevi boğulmalar yaşayan insanlar için yapmalıyız. Kurtuluş gemisinin inşaatından her Müslüman sorumludur. Aslında bu sorumluluğu yapan Müslüman kendi imanını kurtarmış olur. Bir başkasına el uzatırken kendisi yardım görür. Yine Allah Resulü (SAV) bir hadislerinde “Allah-u Teala oğlum Hasan’la iki Müslüman ordunun arasını barıştırır” buyurmuştur. Bugün insanlara hakkı güzel bir şekilde sunmanın, batılı zihinlerden temizleyebilmenin, insanları doğruya yönlendirebilmenin, insanların arasını düzeltmenin yolu iyi bir iletişimden ve bunun yöntemlerini keşfedip, yerine göre kullanmaktan geçer. Müslümanların birbirine girdiği, birbirini anlamakta güçlük çektiği bu çağda Hz. Hasan’dan alınacak çok ders vardır. Çağlar değişse de bizler Ehli Beyti iyi tanıyıp; model aldığımız takdirde hayatımızın her alanında bize metot ve yöntem göstermiş olduklarını göreceğiz.

Biraz özele girecek olursak Ehli Beyt denilince akla gelen ilk isimlerden birisi Hz. Fatıma’dır. Günümüzün kadınları Hz Fatıma’yı acaba tanıyorlar mı?

Bizler maalesef yeterince Hz. Fatıma’yı tanımıyoruz. Onu unutturacak o kadar çok şey katmışız ki hayatımıza Fatıma’ya yer kalmamış. Birçok kadın hayatının merkezine dünyalık zevklerini yerleştirince; yüreğinde sıkıntılarına ilaç olacak Fatıma gibi bir öndere yer kalmamış. Fatıma’nın manası kendisi ve zürriyeti cehennem ateşinden kesilmiş demektir. Fatıma’yı bu mertebeye ulaştıran hasletlerden ne yazık ki birçok kadın habersizdir.

Bir Müslüman kadın modeli olarak Fatıma’dan söz edebilir misiniz? Onun şahsiyeti günümüze ne gibi mesajlar içerir?


Hz. Fatıma’ya Zehra ve Betül gibi künyeler takılmıştır. Öncelikle onu iyi tanıyabilmek için neden bu künyelerin takıldığına bakmamız lazım. Zehra beyaz, nurani yüz, çok parlak ay gibi manalar taşıyor. Fatıma yüzündeki nuru ve ışığı kendisini erkeklerin bakışlarından sakınmasından, haya ve edebinden almıştır. Bugün İslami Moda Endüstrilerinin geliştirdiği imaj kültürüne karşı Müslüman kadın Fatıma’ca tedbirler geliştirmelidir. Kendisini daha fazla sergilemek, daha cazip hale getirmek, İslami çizgiden uzaklaştırıp, gösterişe köle etmek için tesettür adı altında üretilen kıyafetlerin ve başörtüsünün arkasına takılmamalıdır. Ancak bu şekilde Fatıma’nın o nurani güzelliğine sahip olacaktır. Haya bir kadına verilen en güzel süstür.

Kadınların erkekleştiği bu dönemde; kadınların en fazla tahrip olan yönleri haya ve edepleridir. Bu hasletlerini kaybedip erkekleşen bir kadın tüm güzelliğini yitirir. Çünkü kadını kadın yapan, erkekten ayıran en belirgin özellik haya ve edeptir. Bu haslet ortadan kalkınca artık kadın, kadın olmaktan uzaklaşır. Boyu, posu, güzelliği göze gelmez. Ortada savaşçı, hesap soran, yönetmeye çalışan bir kadın kalır. Müslüman kadının haya, edep ve ahlak güzelliğinin tüm standartları Hz. Fatıma’da mevcuttur. Hz. Fatıma’ya Betül de denmiştir. Betül; erkeklerden tamamen uzak olup, kendisini Allah’a adayan demektir. Fatıma dünyanın bütün çekiciliğine rağmen Allah’a adanan bir ömür yaşamıştır. Ahireti dünyanın önüne geçirmiş, İslami davayı her şeyin üstünde tutmuş, insanların sıkıntılarıyla ilgilenmeyi üzerine vazife bilmiştir.

Bir anne olarak Hz. Fatıma’yı tanımlar mısınız?

Hz Fatıma’nın hayatında benim en çok dikkatimi çeken evlatlarının nefislerini şımartmaması, onları refah içinde büyütmek gibi bir gayesinin olmamasıdır. Onun en önemli gayesi evlatlarını Allah’ı razı edecek bir kul olarak yetiştirmekti. Onun için çocukları Hasan ve Hüseyin’in İslami şahsiyetlerine önem vermiş; onları bizzat kendisi eğitmiştir. Bugün Müslüman kadın evladını işgal eden bunca manevi günahlara karşın daha fazla endişe etmelidir. Evladının imanını kurtarma derdine daha fazla düşmeli, onların kalplerini boş bırakmamalıdır. Dünyalık sevgilerin kalpleri işgal ettiği bu dönemde çocuğuna kanaatkar olmayı, iktisadı öğretmelidir. Allah’ın varlığının delilleri üzerinde sıkça düşündürmelidir. Batılın süslenip sunulduğu bir zamanda çocuğunun zihnini Kur’an’dan, hadislerden, Peygamber kıssalarından, ayet ve hadislerden boş bırakmamalıdır. Çocuklarına Allah’ı sevdirmelidir. Bu da onlara devamlı ve düzenli bir şekilde ev dersleri yapmakla mümkündür. Aksi taktirde çocuğu medyatik kahramanlar eğitip yamuk şahsiyetli, bunalımlı, dengesiz bir hale gelecektir. Yine Hz. Fatıma evlatları için devamlı Allah’a dua eden bir anneydi. Bugün bunca tehlikeye karşın çocuklarımızın ahiretini kurtarması için secdelerde dua etmeliyiz.

Peki bir eş olarak Hz. Fatıma nasıl bir ahlaka sahipti?

Hz. Fatıma’yı evlenmeden önce birçok sahabe istedi. Fakat Allah Resulü (SAV) “Ben Allah’ın hükmünü bekliyorum” dedi. Hz Ali isteyince onun teklifini kabul etti ve mehir olarak ne vereceğini sordu. Hz. Ali ise “Benim bir kılıcım, bir devem, bir de zırhım var” cevabını verince Allah Resulü ona “Kılıcın lazımdır, deven bineğindir, zırhını sat. Hak Teala kendi katında Fatıma’yı sana nikahladı. Senden önce bir melek gelip, bana bu durumu haber verdi” dedi. Hz. Ali ile Fatıma fakir bir hayat yaşamışlardır. Fatıma’nın tek mobilyası, dekorasyonu Hz. Ali’ye olan sevgi ve muhabbetidir. Hz. Fatıma buğday öğütüp, ekmek pişirdiği ve günde belki yüz kere dışarıdan eve su taşıdığı halde halinden şikayet etmemiş, kocasını sıkıntıya sokmamıştır. Bu haliyle Fatıma aslında bizlere bir aileyi ayakta tutan unsurların mal, mülk, gezme, nefsini eğlendirme olmayıp; sevgi ve muhabbet olduğunu göstermiştir. Sevmek ve sevilmek ihtiyacı insanın duygularının ihtiyacıdır. Sevginin kanalları ise muhabbet, ilgi, nezaket, affetmek, bazı şeyleri görmezden gelmeye çalışmak ve yapıcı olmaktır. Sevgiden beslenen bu kanallar kuruyunca insan eşinin ve çocuklarının ruhlarını aç bırakmış olur. Böylece bağlar zayıflar ve ortada evlilik diye bir şey kalmaz. Bugün maalesef birçok kadın çeşitli bahanelerle eşini ve çocuklarını duygularının ihtiyacı olan bu kanallardan mahrum ediyor. Böylece aile diye bir şey kalmıyor. Savaş meydanına dönüyor. İlgi ve muhabbet şartlara bağlanmaması, ihmal edilmemesi gereken bir duygu bağıdır.

Peygamber Efendimizin kızı Fatıma nasıl bir evlattı?

Allah Resulü (SAV) her sefere çıktığında ve sefer dönüşünde ilk Fatıma’nın yanına uğrardı. Birçok rivayete göre Allah Resulü (SAV) kızının devamlı ellerini ve yüzünü öperdi. Fatıma, Efendimizin Peygamberliğinden 3 ay önce doğduğundan Müslümanlara yapılan işkencelere çocuk yaşta tanıklık yapmıştır. Fatıma Allah Resulüne öyle bağlı ve düşkün bir evlattı ki o zor dönemlerde Onu adım adım takip ederdi. Daha küçük yaşlardayken davayı dert edinir, oyun ve eğlencenin arkasında koşmazdı. Yaşadığı sıkıntılar onu daha küçük yaşlardayken olgunlaştırmıştı. Allah Resulü’nün başına devenin işkembesi atıldığında “Ey Allah’dan korkmazlar babamdan ne istiyorsunuz?” diye cesur bir şekilde haykırmıştır. Fatıma yaşadıkları sıkıntılar için “Vallahi bizim başımıza gelenler gündüzün başına gelseydi acısından kapkara olurdu” demiştir. Fatıma saf ve çocuk haliyle devamlı babasına destek olduğundan Allah Resulü (SAV) Onu “babasının annesi” diye sevmiştir.

Hz. Fatıma’yı tanımanın, anlamanın Müslüman bir kadına ne gibi katkıları olur?

Hz. Fatıma’yı anlamak bir kadının eşiyle olan diyaloğuna, anneliğine, aile içi ilişkilerine ve İslami şahsiyetine Allah’ın istediği standartları kazandırır. Hz. Fatıma böyle bir asırda Müslüman bir kadının her yönden ölçüsünün ne olması gerektiğini öğreten bir öğretmendir. Hayatına baktığımızda bize her yönden ölçü belirlemiştir. Hayatı ile ifrat ve tefridin sınırlarını da belirlemiştir. Hayatının terazisi bozulan, ölçülerini şaşıran Müslüman kadının Fatıma’nın hayatına bakması yeterlidir.

Hz. Fatıma’yı anlamaya neden çok ihtiyacımız var?

Çünkü Hz. Fatıma İslam’ın istediği ideal bir kadın tipidir. Onun kişiliği bizzat Allah Resulü (SAV) tarafından şekillenmiştir. Fatıma bir kadını kadın yapan özelliklerin tümünü kişiliğinde barındıran bir sembol olduğu kadar; bencilliğin ve bireyselliğin ön plana çıktığı bu çağa infak ve isar dersi verecek bir önderdir. Bununla alakalı beni çok etkileyen bir örnek var. Bir gün Hz. Ali ve Fatıma oruç tuttuklarında iftara yakın kapılarına bir dilenci gelir. Tüm yiyeceklerini ona verip aç kalırlar. İkinci ve üçüncü gün de oruçlu oldukları halde yine aynı saatte kapılarına farklı fakir ve yoksullar gelir ve onlara da tüm yiyeceklerini verirler. Böylece üç gün üst üste aç sabahlarlar. Onların engin infak şuurları Allah’ın hoşuna gider ve Nisa Suresi 5-10 ayetlerinde onlardan bahseder. Ayet şöyledir: “İyiler şüphesiz kafur katılmış bir kadehten içerler. Bu Allah’ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır. O kullar verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz çetin ve belalı bir günde Rabbimizin azabına uğramaktan korkarız’ derler”. Acaba bugün kaçımız ihtiyaçlarımızdan feragat edip de İslam davası yücelsin için paramızı veriyoruz? Marifet artanı vermek, kalırsa vermek değil, asıl marifet Allah yolunda ihtiyacımız olduğu halde vermektir. İşte o zaman fedakarlığımız tam manasıyla ortaya çıkacaktır. Hz. Fatıma çocuklarının ne yiyeceğinin hesabını yapmadan ne varsa her zaman infak etmiştir. Böylece onlara infak şuurunu aşılamıştır. İşte böyle bir annenin elinde yetişen çocuklar topluma öncülük yapmışlardır.