Etiketlenen üyelerin listesi

Ahmet Akgündüz'ün gösterdiği şeceredeki çelişkiler ve yanlışlar http://www.youtube.com/watch?v=j4hCBz2mGfk http://www.youtube.com/watch?v=j4hCBz2mGfk

Bu konu 7920 kez görüntülendi 50 yorum aldı ...
Ahmet Akgündüz'ün gösterdiği şeceredeki çelişkiler ve yanlışlar 7920 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ahmet Akgündüz'ün gösterdiği şeceredeki çelişkiler ve yanlışlar

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 7920 kez incelendi.

Sayfa 3/4 İlk 1234 Son
  1. #33

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-08-2009
    Yer
    rize
    Yaş
    54
    Mesajlar
    2.994
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @saglıkcı
    @rabbinsadikkulu linkli şahıs ya nurcu değil takiyye yapıyor.Ya nurcu olduğunu söylüyor fakat nurculuğu ve risaleleri okumamış bilmiyor.Oradan buradan aşırtma yapıyor.Hem daha Mehdi gelince Hiristiyanlarla Müslümanlar ittifak yapacığını söylüyor.Sen bekleye dur bir ittifakı veya bunun için gece gündüz bol çalış.Çünkü kendi ifadesiyle çok yakında geleçekmiş.Onun içi bu ittifak mayalansınki mayanın tutması kolay olsun.

  2. #34
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    "
    22 Ocak 2013 Salı 08:57
    Bediüzzaman'ın soy ağacı belgelerinde hata var iddiası


    Said Nursi Hazretlerinin soy ağacı ile ilgili tartışmalar devam ediyor

    Risale Haber-Haber Merkezi
    Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin soy ağacı ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Soy ağacı belgelerini inceleyen Feyzi Güzelsoy, belgelerde yanlışlık olduğunu iddia etti. Belgeleri tercüme eden Güzelsoy, Bediüzzaman Hazretlerinin seyyidliğine itiraz etmediğini ancak belgelerdeki yanlışlıklara dikkat çekmek istediğini belirtti.
    Güzelsoy'un çalışması şöyle:
    بسم الله الرّحمن الرّحيم
    اَلْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالمَيِنَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلىَ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِين
    Hz. Üstadın ve Risale-i Nur’u telif etmesiyle ‘Nur Talebeleri’ adı altında mühim bir cemaat teşekkül etmiş ve ağır şartlara rağmen tarih boyunca kudsi hizmetini ifa etmişlerdir. Ancak gün geçtikçe ve Hz. Üstadın yıldızı parladıkça zaman zaman siyadet meselesi ortaya çıkmış ve seyyid olup olmadığı taharri edilmiştir. İşte ondan sonra Nur Camiası içerisinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
    Bir grup Nur Talebeleri Hz. Üstadın adem-i siyadetine dair Risale-i Nur’daki sarih ve kat’i ibaresine bağlı kalarak ve Nur’un cerhedilmez imani hüccetlerine kanaat ederek iktifa etmişlerdir.
    Diğer grup ise Risale-i Nur’un dışındaki rivayetlere bakarak ve bir derece hak ve hakikat telakki ederek Üstadın seyyid olduğuna kanaat etmişler ve Risale-i Nur’daki adem-i siyadetine dair sarih ibareleri te’vil etmişlerdir. Ta 20.12.2012 tarihinde Ahmet Akgündüz Hocamız’ın iddia ettiği Üstadın şeceresini bazı mübarek Nur Talebelerinin huzurunda basın yoluyla ilan ettikten sonra Nur Camiası içerisinde birinci gündem maddesini teşkil etmiş ve zaman zaman muhtelif fikirler ortaya çıkmıştır.
    Ben de buna binaen fikrimi beyan etme ihtiyacını hissettim ve gelecek hakikatları kaleme aldım. Eğer hata etmiş isem, affımı Erhamürrahimin’den niyaz ederim. Eğer doğru yapmışsam Mün’im-i Kerim’ime şükranlarımı ifade ederim.
    Evet siyadet meselesi imani bir mesele olmadığı için inşaallah Nur Cemaatine zarar vermez ve cemaati tefrikaya götürmez. Ancak gelecek izahatlardan gayem Üstadın adem-i siyadetini ispat etmek değil, belki siyadeti hakkında ortaya atılan iddianın ve belgelerin ilmen ne mahiyette olduğunu tahlil etmektir. Öyle ise önce ayet ve hadise bakalım, bize ne emretmektedirler:
    Allahu Teala Ahzab Suresinin 5. ayetinde buyuruyor ki;
    ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ اللَّهِ
    Yani: ‘Onları babalarına nisbet ederek çağırınız’
    Resul-i Ekrem (A.S.M) da bir hadis-i şerifinde diyor ki:
    : ليس من رجل ادعى لغير ابيه وهو يعلمه الا كفر ومن ادعى قوما ليس له فيهم نسب فليتبوأ مقعده من النار
    (Buhari, 3508) Yani: ‘Herhangi bir adamdan birisi bilerek kendisini babasının dışında birisine nisbet ederse kat’iyyen küfre girmiş oluyor ve kim neseben başka bir kavmi iddia etse cehennemden yerini hazırlasın.’
    İşte bütün ulema-i ilm-i hadis bu işin haram ve tehlikeli olduğuna ittifak etmişlerdir. Üstad-ı Zişan olan Bediüzzaman Hazretleri dahi aynını söylüyor ve diyor ki: ‘Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler ikisi de günahkar ve duhul ile huruc haram oldukları gibi hadis ve Kur’an’da dahi ziyade veya noksan etmek memnu’dur.’ (Muhakemat)
    Kıymetli kardeşlerim, bu hakikatlerden sonra Üstad-ı Zişanı dinleyelim, kendi siyadeti hakkında ne diyor: Bak fasih bir dille ifade eder ve der ki:
    ‘Lillahilhamdü vela fahr ihlas-ı niyeti ihlal eden ve anasır-ı garaz olan neseb ve nesil ve tama’ ve havf beni bilmiyorlar. Ben de onları tanımıyorum veya tanımak istemiyorum. Zira meşhur bir nesebim yok ki mazisini muhafazaya çalışayım..’ (Münazarat)
    “Hem asil bir hanedandan olmadığımdan hısset derecesinde iktisada düşkün ve pest ahlaklar görülüyor. Sizi bütün bütün kaçırmamak için bu şahsiyetimin gizli çok fenalıklarını ve sû'-i hallerini söylemeyeceğim” (Mektubat, 26. Mektub)
    “Hem neşrettiğimiz aleyhimizde yazılan kararnamenin elli dördüncü sahifesinde ahir zamanın o büyük şahsı neslen Âl-i Beyt’ten olacak. Biz nur şakirdleri ancak manevi Âl-i Beyt’ten sayılabiliriz.” (Şualar, 14. Şua)
    “Hem mahkemede Denizli ehl-i vükufu bazı şakirdlerin bu itikadlarına göre bana karşı demişler ki, eğer Mehdilik dava etse bütün şakirdleri kabul edecekler. Ben de onlara demiştim, ben kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı Âl-i Beyt’ten olacaktır. Gerçi manen ben Hazret-i Ali'nin (R.A.) bir veled-i manevîsi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Âl-i Muhammed Aleyhisselâm bir manada hakikî Nur şakirdlerine şamil olmasından, ben de Âl-i Beyt'ten sayılabilirim; fakat bu zaman şahs-ı manevî zamanıdır.” (Emirdağ Lahikası-1)
    Ey merak-aver kardeşim ve ilm-i hikmetten tok olmaz arkadaşım, eğer burada tetimme babından bir hakikatı daha ifade etmezsem bence kelâm nâ-tamam olur. İşte bak, savcı iddianamesinde: “Said, Hazret-i Ali'nin (R.A.) ilm-i hakikat itibariyle şakirdi olduğumdan, manevî evlâdı olabilirim, demesiyle kendine atfedilen makamlara liyakatını kabul etmiş görülmektedir.” (Şualar, 14. Şua) demesine karşı üstad diyor ki: “Ben de manevî Âl-i Beyt'ten sayılabilirim demekten maksadım; bir kısım müçtehidlerin وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ duasında, "Seyyid olmayan fakat ehl-i takva bulunanlar, o duada dâhildirler" dediklerinden, o umumî duada benim de bir hissem bulunması için ricakârane bir te’vildir. Yoksa o hatakârane mana hiç hatırıma gelmemiş.”(Şualar, 14. Şua)
    İşte bak üstad diyor ki: ‘İddianamede benim hakkımda dört esas var:
    Birinci Esas: “Güya bende tefahur ve hodfüruşluk var ve kendimi müceddid biliyorum. Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem Mehdilik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli'deki ehl-i vukuf, "Eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek" dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim. Mehdi seyyid olacak." diye onları reddetmiş. Yoksa ben seyyid olmadığım gibi hiçbir vakit böyle haddimden yüz derece ziyade hallerde bulunmamışım.” (Şualar, 14. Şua)
    İşte bakın kardeşlerim, Üstad-ı Zişan kaç üslub-u beyan bize takdim etti, bir taraftan dedi ki: Ben asil bir hanedandan değilim bir taraftan dedi ki meşhur bir nesebim yoktur, bir taraftan dedi kiAhir Zamanın o büyük şahsi neslen Âl-i Beyt’ten olacak, biz nur şakirdleri ancak manevi Âl-i Beyt’ten sayılabiliriz, bir taraftan dedi ben kendimi seyyid bilemiyorum, bu zamanda nesiller bilinmiyor, bir taraftan dedi ben seyyid olmadığım gibi hiçbir vakit böyle haddimden yüz derece ziyade hallerde bulunmamışım. Diğer bir taraftan da dedi, ben seyyid değilim, Mehdi seyyid olacak.
    Eğer denilse ki: Siyadetle ilgili Üstad’ın izahatlarını bazı mesalihe bina etmek ve mahkeme müdafaalarının makamını nazar-ı itibara almak, ona bir nev’i mazeret teşkil etmez mi?
    Elcevap: Bu vehm-i faside birkaç cevabım var:
    Birincisi: Bu vehm-i faside ihtimal verenler bir kere üstadı takdir değil tenkid ederler. Zira şecaatte darb-ı mesel haline gelmiş ve havf nedir hayatında hiç bilmemiş olan bu kahraman-ı İslam ve mücahid-i dini manen takiyye yapmakla ittiham etmek, şeni’ ve kabih bir isnattır, çirkin ve menfur bir ittihamdır. Halbuki, bütün ülema-i İslam içinde bu sıfattan en çok nefret eden de odur. Görmüyor musun ki, Şîalara bu sıfatla yükleniyor ve diyor ki: “Bunlar Hazret-i Ali'yi (R.A.) fevkalâde sevmek davasında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû'-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhebleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki: ‘Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (R.A.) haksız oldukları halde Hazret-i Ali (R.A.) onlara mümaşat etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş; yani onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş. Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve ‘Esedullah’ ünvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı, riyakâr ve korkaklık ile ve sevmediği zâtlara tasannu'kârane muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümaşat etmekle haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet midir? O çeşit muhabbetten Hz. Ali (R.A.) teberri eder.” (Lem’alar, 4. Lem’a)
    Ben de buna binaen derim ki: Hz. Ali’nin (R.A.) veled-i manevisi ve Alem-i İslam’ın medar-ı iftiharı ve tek başına bütün dünyaya meydan okuyan ve havf, korku nedir hayatında hiç bilmeyen bu kahraman-ı İslam ve sertac-ı enam olan bu zat-ı muhterem ve insan-ı muazzamı böyle takiyye gibi, çekinme gibi, pest ahlakla muttasıf görmek bence
    عَدَوٌ عَاقِلٌ خَيْرٌ مِنْ صِدِّيقٍ جَاهِلٍ
    olan darb-ı mesele mâsadaktır. Bediüzzaman Hazretleri böyle iğrenç, çirkin vasıflardan müberra ve muallâdır, münezzeh ve mücellâdır ve bu gibi medh-i tahtazama muhtaç değil, hiç ihtiyacı da yoktur.
    İkincisi: Bu gibi fasid tevillere cür’et edenler meselenin hakikatına vâkıf değiller, ben de bunun gibi zatları bir kere daha başta zikir edilen ayet ve hadîs-i Nebeviye’yi okuyamaya ve gözden geçirmeye davet ediyorum. Bir baksınlar ve meseleyi basit zannetmesinler ve Üstadı Zişanı gelen tehditlerden nasıl kurtaracaklarını iyice düşünsünler. Zira hadis çok tehditkar gelmiştir.
    Üçüncüsü: Mezkur olan tevil-i fasid Risale-i Nur’un mühim bir esasını zir ü zeber eder. Zira biz o gayr-ı meşru tevili kabul ettikten sonra üstadın kelâmından olan “Ben kendimi seyyid bilemiyorum, ben seyyid değilim” gibi kelâmları kelam-ı gayr-ı sadık kabul etmemiz gerekir. Yani, açık bir tabirle Üstad-ı Zişan bir maslahata binaen hâşâ ve hâşâ bin defa hâşâ orada sıdkı terk ederek kizbi tercih etmiştir dememiz îcab eder. Halbuki bir maslahata binaen yalan söylemek caizdir hükmünü zaman neshetmiştir ve nesh meselesi bu asırda Kur’an’ın dellâlı ve sözcüsü olan Risale-i Nur’un suhuf-u mükerrereminde defalarca yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İstersen yalan bir lafz-ı kâfirdir ünvanı altında biraz okuyalım: “Bir dane sıdk, yakar milyonla yalanı. Bir dane-i hakikat, yıkar kasr-ı hayali. Sıdk büyük esastır, bir cevher-i ziyalı. Yeri verir sükûta, eğer çıksa zararlı... Yalana yer hiç yoktur, çendan olsa faydalı. Her sözün doğru olsun, her hükmün hak olmalı. Lâkin hakkın olamaz, her doğruyu söz etmek. Bunu iyi bilmeli. «خُذْ مَا صَفَى دَعْ مَا كَدَرْ»kendine düstur etmeli.” (Lemaat)
    Dördüncüsü: Siyadetle ilgili kelâmlar hep mahkeme müdafaalarında söylenen kelâmdan ibaret değildir. Belki mühim bir kısmı daha önce söylenmiş mahkeme müdafaalarında dile getirilmiştir. Bence bunu teker teker belgelerle isbat etmek ve izleyicilerin önüne koymak israf-ı kelâm nev’inden sayılır. Buna binaen ben bu hakikatı zeki nur talebelerinin ferasetlerine ve şakird-i Kur’an’iyenin zekâvetlerine havale ederim.
    «اِنْ كُنْتَ ذَكِيًّا فَكَفَاكَ وَاِلاَّ فَلاَ»
    sırrınca arife tarif gerekmez, ehl-i hikmet her meseleye heveslenmez.
    Kıymetli Kardeşlerim, Urfalı Seyyid Salih Özcan ve Mehmet Çalışkan Ağabeylerimiz gibi zatlardan rivayet edilen ve Üstada atfen isnad edilen, ‘Hem Haseniyim hem Hüseyniyim’ cümlelerini de bir derece tahlil etmeden geçemeyeceğim. Şöyle ki:
    Eğer, ‘Hem Haseniyim hem Hüseyniyim’ cümlesinden maddi ve nesebi siyadet murad ise Risale-i Nur’da geçen ibarelere muhalif ve çelişkili olduğu için Risale-i Nur’da zikredilen rivayetleri esas tutup ötekileri tevil etmemiz gerekir. O zaman, ‘Haseniyim Hüseyniyim’ kelimesinden murad nesebi değil manevi siyadet murad olması gerekir. Zira Hz. Üstad, Hz. Ali’nin veled-i manevisi olduğuna ve alem-i manada hakikat dersini aldığına göre Hz. Ali’nin manevi veledi sayılabilir. Hem Haseni hem Hüseyni olabilir.
    Kıymetli Kardeşlerim, bakın, dikkat edin iki mesele var: Birisi: Maddi siyadet, ötekisi: Manevi siyadet. Manevi siyadet kesbi ve amel-i saliha mütevakkıf olduğu halde Hz. Üstad zor ve çetin olan o manevi siyadetini pervasızca ilan ettiğine göre gerçekten maddi siyadetine vakıf olsaydı, en az inkar etmeyecekti kanaatındayım. Zira Hz. Üstad bilerek asla hilâf söylemez ve bunu bir maslahata bağlamaz. Tarihçe-i Hayatı sıdkına bir şahid-i kat’ıdır.
    Bak Üstad-i Zişan diyor ki: ‘Bu cüz’i aklınızla hüsn-ü külliyi ihata edemezsiniz. Evet bir zira’ kadar bir burun altından olsa yalnız ona dikkat edilse, güzel gören bulunur.’ (Muhakemat) Ama eğer diğer aza-yı insaniyle mülahaza edilirse çirkin görünür. Zira vücud-u insan onu kaldırmaz ve insan onunla güzel olmaz. Aynen bunun gibi, eğer Hz. Üstadın kendi siyadeti hakkında sarih ibaresi olmasaydı ve Üstad net, açık olarak Risale-i Nur’da ifade etmeseydi, bir derece maddi siyadet libası ona uygun olabilirdi. Bu nedenle dışarıdan idhal edilen gayr-ı tabii libas, Üstadın nurani olan o kamet-i muallasına münasip olmaz. ‘Ve libasut-takva zalike ğayrun’ ayet-i kerimesi bu işe cevaz vermez. Ben eminim ki, bazı mübarek zatlar tebei bir nazarla değil hakiki bir nazarla baksalar ve bunun lazım-ı mezhebini mülahaza etseler farkına varacak ve tehlikenin boyutunu müşahede edeceklerdir.
    Prof. Dr. Ahmet Akgündüz Hocanın mühim bir meselesine gidelim. Kendisi Hz. Üstadın siyadet şeceresini Musul’da bulduğunu iddia ediyor ve gittiği her yerde müjde vererek Nur Cemaatinin nazar-ı dikkatini çekmeye çalışıyor. Hatta 20.12.2012 tarihinde iddiasını meşrû göstermek maksadıyla, birkaç mübarek nur talebelerinin huzurunda ve bazı basın mensuplarının karşısında iddia edilen Üstadın şeceresini Türkiye’ye ilan etti.
    Eğer bu iddia doğru olsaydı, elbette ben bütün ruh u canımla ona taraftar olacaktım. Fakat maalesef bu konuda ciddi kuşkularımla beraber, bildiğim çok şeyler vardır. Her neyse, haydi Ahmet Hocanın iddia ettiği şecereye bakıp gözden geçirelim ve bu müşkil mesele-i muammayı akl-ı selim çerçevesinde hal ve keşfedelim. İnşaallah memnun olacaksınız ve bu hadiselerden bir ders-i ibret alacaksınız.

    Bakın kardeşlerim, iddia edilen şecere, Irak’ta bir veya birkaç kişi tarafından hazırlanmış. Yakından uzaktan resmiyetle hiçbir alakası olmamakla beraber mevsuk bir sıfatı da yoktur. Şecereyi okuyanlar garipliği görecektir. İsterseniz gelin bu acip ve garip tabloyu beraber gözden geçirelim:

    Öyle ise en evvel şecerenin tercümesine bakalım:
    Ş E C E R E T E R C Ü M E S İ D İ R
    Şeyh Şemseddin Muhammed bin Şeyh Muhyeddin Abdulkadir bin Şeyh Nureddin Ali’nin zürriyeti
    LİSTESİDİR:
    Şeyh Abdulkadir? biraderi şeyh Alauddin’den iki yaş büyüktür.
    Şeyh Abdulkadir
    Melik El’eşref Bersbay’in 9 muharrem 836 h. de Amed (Diyarbekir)’den Şam’a avdetinden sonra Şam Diyarına girmiştir. 841 h. Yılında taun(Kolera) dan Şam’da vefat ederek sofiye kabristanına defn edilip geriye hiç bir zürriyet bırakmamıştır. O)Şeyh Abdulkadir( ile braderi Alauddin öz kardeştirler ve anaları Şeyh Hayder’in kızı şerife Fatma hatun’dur. Hamed El’ Hiyali mührü
    Şeyh Alauddin Ali:
    Şeyh Alauddin Ali, Sencar Dağına bağlı El’Hiyal köyünde, hicri 785, miladi 1383 te doğmuş ve kendi zamanında Mısır diyarında kadiriyye (Tarikatının) kaynağı durumunda gelmiştir. Mukaddes toprakları ziyaret ederek iki kez hacc yapmıştır. Kendisi ve çocukları Melik El’eşref Bersbay‘in Amed(Diyarbekir)den avdetinden ve Kahire’ye girişinden sonra Mısır’a yerleşmişlerdir. Hicri 10 Safer 853 miladi 1449 de Perşembe günü öğle vakti Taun(Kolera)dan şehit olarak vefat etmiştir. Kahire’de Babül’karafe’ de üzerine namaz kılınmış Türbetül’Arune mezarlığında seyyidim Adiyy bin Misafir yanında defn edilmiştir. Ayni yerde birkaç çocuğu da defn edilmişlerdir? hem orada adı geçen amcası şeyh Şemseddin Muhammed bin Nureddin Ali bin İzzeddin Hüseyin bin Şemseddin Muhammed el’ekhal de defn edilmiştir.
    Hicri 841’de Taun’dan sonra Şeyhimiz Alauddin’nin bir oğlu oldu. Onu alıp Hicaz’a götürdü Tur(Tur-i Sina)ya varmadan yolda taun’a yakalandı ve yirmi yaşına varmadan vefat etti ve oranın camisinde defn edildi. Şu ana kadar da ziyaret edilmektedir. Bundan sonra da Şeyhimiz Alauddin’in bazı çocukları oldu? ama kimileri(Ondan önce)öldü. Kendisi ise iki erkek bir kız çocuk bırakarak vefat etti. Kalan çocuklarından birisi babasının ölümünden hemen sonra vefat etti? diğerlerinin ise nesilleri Mısır’da şu ana kadar devam etmektedir.
    (Ebu İshak İbrahim el’Kadiri) olarak bilinen kişi de Şeyh Alauddin’in müritlernden idi ve Kahire’de Karafe’deki Zaviye’de günümüze kadar Şeyh Abdulkadir Geylani’nin neslinden büyük bir gurup bulunmaktadır. Şeyh Ala… Ali’nin torunlarından biri olan Abdurrezak da Mısır’dan ayrılarak Davudiye’den amcası çocukları olan ve yukarıda adı geçen şeyh Abdulkadir Geylani zürriyetinden Davut bin Seyfeddin Süleyman bin Şeyh Abdulvahhab ile beraber Suriye/Hama’ya bağlı Ma’arratün’nu’man’a yerleşti.
    Şeyh Ahmet bin Hasan bin Davud bin Ahmet bin Mansur bin Süleyman bin Davud bin Seyfuddin Süleyman bin Şeyh Abdulvahhab kızı ile evlendi. Hanımı da Şeyh Sadaka’nın kız kardeşi ve şeyh Abdulkerim’ in babası olan şeyh Abdulvahhab’ın halasıdır.
    Geriye üç oğul iki kız evlat bıraktı En büyük oğlu şeyh Abdullah Harran’da Hüseyni büyük seyitlerden birinin kızı ile izdivac etti. Evlendikten bir süre sonra Kürtlerin memleketi olan Bitlis’teki Hakkari’ye gitti ve 50 yaşında iken vefat ederek Tursinc’te defnedildi. Geriye Sermit’te medfun oğlu Şeyh Abdurrahman’ı o da Şeyh Abdulvahhab’ı o da Şeyh Abdullah’ı o da Mirza Reşan’ı o da Mirza Halid’i o da Hıdır’ı o da Ali’yi o da Sofi Mirza’yı bıraktı.
    Bunlar Hakkari’de Kürtlerle beraber İsparit aşireti içinde ve Nurs köyünde kaldıklarından kürt adı ile isim aldılar. Sofi Mirza Hakkari Kürtlerinden Bilikan köyünden ve Hakif aşiretinden olan mulla Tahir’in(kızı) Nuriye ile evlendi. Onlar da Hüseyni seyitlerindendirler ki Sermit’te medfun küçük Ali’nin oğlu Ahmet’in neslindendirler. O da el’hadid ve sumayd’i seyyitlerinden olan Şemseddin Muhammed Ucanul’hadit’ten gelirler ve bunlar da Irak’ta dağılmışlardır. Bu ikisinin büyük bir ünü ve güzel şöhretleri olup cömertlikle? asalet ve cesaretleri ile tanınırlar. Şemseddin Muhammed Ucanul’hadit geriye beş çocuk bıraktı: Mısır’da medfun Büyük Ali? Erbil’de medfun İsa? Ahdesiye’de medfun Hüseyin? Irak/ El’Enbar’da medfun Ahmet ve Sermit’te medfun küçük Ali. Küçük Ali’den de Sumayd’i’de medfun Abdurrahim ve Muhammed ve Ahmet olmuştur.
    Sofi Mirza ise Nur Risaleleri müellifi olan ve Said-i Kürdi olarak bilinen ve lakabı Bediuz’zaman olan Said el’Nursi’nin pederidir. Hicri 1293? miladi ise 1876 yılında doğmuş ve Sofi Mirza’nın ondan başka 3 erkek ve üç de kız çocuğu daha vardır.
    Nakabetüs’sadetil’ eşraf mührü Hüseyin Sumaydi’i mühür ve Verşan Halit El’Hadit mührü.
    Şimdi bu belgedeki tutarsızlıkları 10 madde ile izah edelim:
    1- Sözde Hz. Üstad, Şeyh Abdülkadir-i Geylani’ye bağlanılıyor ve bir veledi gösteriliyor. Fakat tanzim eden kişi çok acemi, çok aceleci davranmış. Zeki, nakkad-ı ehl-i hadisin ferasetini hiç nazar-ı itibara almamış. Zira başta Şeyh Abdülkadir-i Geylani’den bahsederken diyor ki: ‘Hicri 841 yılında Taun(Kolera) hastalığından Şam’da vefat ederek Sofiye Kabristanına defnedilip geriye hiçbir zürriyet bırakmamıştır.’ Oysa bütün tarihçiler Geylani’nin dört hanımla evlendiğini ve on iki veya on sekiz evladının olduğunu hepsi de o zamanın alimlerinden ilim tahsili yaptıklarını ve babalarından hırka giydiklerini kaydederler. Farzedelim ki, Geylani geriye hiç evlad bırakmadı. O zaman Üstad Bediüzzaman nasıl onun neslinden geldi? Hem belge Şeyh Abdülkadir-i Geylani’nin Şam’da vefat ettiğini gösteriyor. Oysa yüzlerce yıldan beri Şeyh Abdülkadir-i Geylani’ye ait olduğu herkesçe bilinen Bağdat’taki kabri milyonlarca Müslümanlar tarafından ziyaret edilegelmiş ve hiçbir ilim adamı mekanı hakkında itiraz etmemiş.
    2- Şeyh Abdülkadir-i Geylani’nin Hicri 841’de vefat ettiğini yazıyor ve annesinin ismini Fatıma bint-i Haydar, babasının isimini de Şeyh Nureddin Ali olarak kaydediyor. Halbuki Şeyh Abdülkadir-i Geylani 500 küsur hicri yıllarında vefat ettiği tarihçe malumdur. Hem annesi Fatıma Bint-i Haydar değil belki Fatıma bint-i Abdullah’ül Esmai’dir. Babası da Şeyh Nureddin Ali değil belki Musa bin Abdullah’tır ve Zengidost lakabıyla meşhurdur. Acaba biz yanlış mı tercüme ettik? Halbuki uzmanlar tarafından dikkatle tercüme edilmiştir. Yahut zikredilen Şeyh Abdülkadir-i Geylani değil de başka bir Abdülkadir mi? Bence son şık kaviyyen muhtemeldir. Herkes buraya çok dikkat etsin ve bir şey anlamaya çalışsın. Zira şecere metninin başında sadece Şeyh Abdülkadir ismini kullanırken sonra gelen Abdülkadir ismine Geylani lakabını da ekliyor. Bence bu bir hatadır ve Hz. Üstad, Şeyh Abdülkadir-i Geylani değil başka bir Abdülkadir’e bağlanmıştır.
    3- Sonra Şeyh Abdülkadir-i Geylani’nin biraderi olan Şeyh Alaaddin’den bahseder ve iki yaş daha büyük olduğunu gösterir. Sonra doğum ve vefat tarihini zikreder ve der ki: ‘Şeyh Alaaddin Ali Hicri 785, Miladi 1384 tarihinde Hayal Köyünde dünyaya gelmiş. Hicri 853, Miladi 1449 tarihinde vefat etmiştir. İşte asıl skandal burada. Çünkü bu tarihe göre Şeyh Abdülkadir Geylani’yle Hz. Üstadın arası takriben 500 sene oluyor.
    Halbuki Bediüzzaman Hazretleri, Şeyh Abdülkadir Geylani’nin 800 sene bizden uzak olduğunu Risale-i Nur’da beyan ediyor ve tarih de öyle gösteriyor. İşte biz burada dahi çarpık bir hata müşahede ediyoruz. Benim kanaatimce bu fahiş hatadan dolayı Irak’taki uzman ve şecereyi hazırlayan zat aldanmış ve yakın mesafeyi nazar-ı itibare alarak dokuz babayla iktifa etmiş ve Sofi Mirza’yı sözde Şeyh Abdülkadir-i Geylani ile biraderi olan Şeyh Alaaddin’in bir veledine bağlamış. Fakat başarılı olamamış; zira o Şeyh Abdülkadir, Şeyh Abdülkadir-i Geylani olmadığı gibi ondan iki yaş büyük olan Şeyh Alaaddin dahi onun biraderi değildir çünkü tarih çok hatalıdır.
    Acaibdendir ki, Ahmet Akgündüz Hocamız da bu tarihi hatayı görmeyerek sadece dokuz babadan ibaret olan şecereyi 04.09.2012 tarihinde kamuoyuna açıkladı. Sonra bazı itiraz ona gidince bir derece farkına vardı. Ancak Hz. Üstadın şeceresine ilave edilen on bir babanın hesabını soruyoruz. Acaba şecerede dokuz babanın haricinde var mı?
    4- Benim kanaat-ı kalbiyem, o şecereye her ne kadar eski bir evrak havası verilmiş ise de, yeni yapılmıştır. Ama ona rağmen Ahmet Akgündüz Hoca, Diyarbakır’da dedi ki: “Şecere 1935 tarihinde yapılmıştır.” İsterseniz ben bu meselenin hakikatını size izah edeyim: Bakın kardeşlerim: Ahmet Akgündüz Hocamıza şecereyi getiren Mahmut adındaki zat önce Diyarbakır’da benim yanıma geldi ve bütün evrakları bana verdi. Ben de okumaya başladım. Baktım ki, çok eski bir evrak havası verilmiş. Buna binaen ben sordum: ‘Sanki yüz senelik bir evraktır.’ dedim O da dedi: ‘Evet yüz seneden fazladır’. Ben de buna binaen dedim ki: ‘Bediüzzaman Said-i Nursi’den bahsederken Risale-i Nur Müellifi ünvanıyla zikrediliyor. Halbuki o tarihte Risale-i Nur telif edilmemiştir.
    Bu itirazdan sonra Mahmut kardeş bana dedi ki: ‘Şecereyi bana verenler her ne kadar o tarihi göstermiş iseler de, bence 1990’da yapılmıştır’. Yine itiraz ettim ve dedim ki: ’20 senelik bir şecere kağıdı bu kadar eski gözükmemesi gerekir’. Demek Ahmet Hocanın iddia ettiği şecerenin tanzim tarihi olan 1935 senesi Mahmut tarafından bile tasdik edilmemiştir. Evet o tarihte çendan büyük bir miktar Risale-i Nur eserleri telif edilmiş ise de, Üstad hapiste ve sürgünde olduğu ve Risale-i Nur’un telifi devam ettiği için, Risale-i Nur’dan fazla bir haber yoktur. İşte bu da çok düşündürücüdür.
    5- Irak’tan getirilen sözde şecere sadece Üstada ait olduğu ve annesi Nuriye’ye ait bir şecere olmadığı halde, Nuriye dahi Hüseyni gösterildi ve çift siyadet Üstada isnad edildi. İşte buyurun; Hani Nuriye hanımın şeceresi? Nur camiası acilen talep ediyor, ibraz edilsin.
    6- İddia edilen şecere, sadece Şeyh Abdülkadir adında bir zatın bir veledine kadar gittiği halde, İmam Ali’ye kadar gösterilmiş ve başka şemalar çizilmiş ve tamamlanmıştır.
    7- Şecereyi hazırlayan kişi mevcud hale bakarak tanzim etmiş. Zira Üstadın pederi “Mirza” olduğu halde, Üstada hürmeten “Sofi Mirza” ismini zikretmiş ve Üstadın isimini de hem Said-i Nursi hem Said-i Kürdi olarak beyan etmiştir.
    8- İddia edilen şecerede üstada yakın mesafede olan “Ali”, “Hızır”, “Mirza Halıd” ve “Mirza Reşan”ın sadece isimlerini zikretmekle iktifa etmişken Şeyh Abdülkadir’den sonra gelen o uzak babalara geniş yer verilmiş. Demek onlar internet ortamında varmış. Üstadın yakın ecdadları ise yokmuş. Evet evet, nişane-i ved’ ve sun’i müdahale güneş gibi görünüyor.
    9- Irak’tan getirilen ve Üstad’a şecere olarak isnad edilen sayfanın yazısı eski zamanın yazı şekli olmayıp yeni neslin yazı türü olduğunu bütün Iraklılar şehadet etmektedirler. Ayrıca Arapça yazısı, Arap edebiyatına uygun olmamakla beraber lisan-ı mahalli lehçesiyle yapılmış. Nahiv-sarf kaidelerine de ters düşmüştür.
    10- İddia edilen şecere, istersen şimdi, istersen 1935’te yapılmış olsun. Bizim için çok fark etmez. Çünkü 1400 sene uzakta olan bir babaya bir kişi tarafından tanzim edilecek bir şecerenin ne kadar sağlam olduğunu ehl-i ferasetin takdirine havale ederim.
    İşte mezkûr 10 maddelik hakikatleri zeki, fetanetli, emin, ferasetli nur talebelerinin nazar-ı dikkatlerine takdim ediyorum ve onunla bana düşen vazifeyi yerine getirmiş oluyorum.
    Bana taalluk eden mühim bir meseleyi de söylemek isterim ta su-i zanna medar olmasın. Şöyle ki: Ben şahsen bütün ruh-u canımla Hz. Üstadın hem maddi hem manevi siyadetini dergah-ı ilahiyeden temenni ve niyaz ederim ve hiçbir zaman Hz. Üstadın adem-i siyadetini isbat etmeye çalışmamışım ve çalışmıyorum. Halbuki eğer ben Hz. Üstadın Risale-i Nurdaki akvalını adem-i siyadetine delil ve hüccet olarak göstersem, elimdeki delil ve senet , yüz defa daha ziyade siyadetini isbat etmeye çalışanların ellerinde bulunan delillerden daha kuvvetli olur. Fakat buna rağmen gayem Üstadın edem-i siyadetini ispat etmek değil, belki siyadetine dair ortaya atılan iddianın ilmen ne kadar doğru olup olmadığını ve Risale-i Nur’un cerh edilmez kat’i hüccetlerinin karşısında ne mahiyette olduklarını tahlil etmektir.
    Not: Kıymetli Kardeşlerim, Üstadın siyadeti hakkında yayınlanan belgelerin tümü yanımda mevcuttur. Hepsini dikkatle tetkik ettim. Sadece yukarıda tercümesini yazdığım belge Üstad ile alakalı olduğundan sizlere, onu takdim ettim. Diğer belgeleri tercüme gereği bile duymadım.Çünkü Üstad ile hiçbir alakası yoktur… Üstadın siyadeti hakkında geniş, izahatlı bir kitabım yakında yayınlanacaktır. Bilgilerinize sunmak isterim.
    مُرادِ مَا نَصِيحَتْ بُودْ وَ گُفْتَمْ * حَوالَتْ بَا خُدا كَرْدَمْ وَ رَفْتَمْ
    Yani: Muradım nasihattı söyledim, Allah’a havale ettim ve gittim."

    kaynak:
    http://www.risalehaber.com/bediuzzam...si-168546h.htm


  3. #35
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    Alıntı saglıkcı Nickli Üyeden Alıntı
    @rabbinsadıkkulu linkli şahıs ya nurcu değil takiyye yapıyor.Ya nurcu olduğunu söylüyor fakat nurculuğu ve risaleleri okumamış bilmiyor.Oradan buradan aşırtma yapıyor.Hem daha Mehdi gelince Hiristiyanlarla Müslümanlar ittifak yapacığını söylüyor.Sen bekleye dur bir ittifakı veya bunun için gece gündüz bol çalış.Çünkü kendi ifadesiyle çok yakında geleçekmiş.Onun içi bu ittifak mayalansınki mayanın tutması kolay olsun.

    beyefendi ben nerde "...Mehdi gelince Hiristiyanlarla Müslümanlar ittifak yapacığını ...." söylemişim?

    beyefendi ben nerde "...çok yakında geleçekmiş ...." demişim?

    lütfen iktibaslarımızı bize mal etmeyin. hepsinin kaynağı var? hala dedi diyorsanız bi zahmet kaynak gösterin? ya da bi zahmet susun!




    not: siz "aşırtma" diyorsunuz biz "iktibas" diyoruz. bunu kabul ederiz.

    not2: bi de imzamıza lütfen bakınız. tüm sorularınızın cevabı var.

  4. #36

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    30-12-2011
    Mesajlar
    2.212
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mesihçi
    Alıntı Son.Fedai Nickli Üyeden Alıntı
    Yaw arkadaş

    Bilmediğin konuda konuşma yaw

    Seni ilgilendirmez

    Hadi işine
    Yahu bu forumun her yerine yazarım. Ne demek hadi işine falan filan. Beğenmiyorsanız cevap vermeyin. Konunun Fatih'in anası olmadığının farkındayım. Ben beni ilgilendiren kısmından bahsettim. Bana ne adamın biri Hz. Muhammed'in soyundan olsa ne olur olmasa ne olur. Neyse diyecek başka bir şey de kalmadı zaten. Siz insanı insandan ayırıyorsunuz. Devam edin...

  5. #37
    Son.Fedai - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    12-02-2007
    Yer
    Gaziantep
    Yaş
    48
    Mesajlar
    6.343
    Adı geçen
    2 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Son.Fedai
    Alıntı Mesihçi Nickli Üyeden Alıntı
    Bana ne adamın biri Hz. Muhammed'in soyundan olsa ne olur olmasa ne olur.
    İşte ben de bunu diyorum

    Sana ne?

  6. #38

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-08-2009
    Yer
    rize
    Yaş
    54
    Mesajlar
    2.994
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @saglıkcı
    Alıntı rabbinsadikkulu Nickli Üyeden Alıntı
    beyefendi ben nerde "...Mehdi gelince Hiristiyanlarla Müslümanlar ittifak yapacığını ...." söylemişim?

    beyefendi ben nerde "...çok yakında geleçekmiş ...." demişim?

    lütfen iktibaslarımızı bize mal etmeyin. hepsinin kaynağı var? hala dedi diyorsanız bi zahmet kaynak gösterin? ya da bi zahmet susun!




    not: siz "aşırtma" diyorsunuz biz "iktibas" diyoruz. bunu kabul ederiz.

    not2: bi de imzamıza lütfen bakınız. tüm sorularınızın cevabı var.
    beyefendi ben nerde "...Mehdi gelince Hiristiyanlarla Müslümanlar ittifak yapacığını ...." söylemişim?
    Açmış olduğun Bediüzzaman mehdi değidir başlıklı yazından alıntı

    Bunun yanı sıra Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin diğer görevleri olan İslam Birliği'ni oluşturmamış, tüm dünyadaki Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış, bu vasıfla Hristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış, Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasına vesile olmamıştır.

  7. #39

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-08-2009
    Yer
    rize
    Yaş
    54
    Mesajlar
    2.994
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @saglıkcı
    beyefendi ben nerde "...çok yakında geleçekmiş ...." demişim?


    Yine aynı yazından alıntılandı

    açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar sonra geleceğini müjdelemektedir.

  8. #40
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    ben mi demişim. nerde? link verirmisiniz. ben bulamadım.

    iktibasın ne olduğunu biliyorsunuz değil mi?

  9. #41

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-08-2009
    Yer
    rize
    Yaş
    54
    Mesajlar
    2.994
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @saglıkcı
    Bediüzzaman said nursi hazretleri "mehdi" değildir.başlıklı uzun yazının içerisinden alıntılandı.


  10. #42
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    Alıntı saglıkcı Nickli Üyeden Alıntı
    beyefendi ben nerde "...Mehdi gelince Hiristiyanlarla Müslümanlar ittifak yapacığını ...." söylemişim?
    Açmış olduğun Bediüzzaman mehdi değidir başlıklı yazından alıntı

    Bunun yanı sıra Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin diğer görevleri olan İslam Birliği'ni oluşturmamış, tüm dünyadaki Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış, bu vasıfla Hristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış, Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasına vesile olmamıştır.

    bakın mesajın başında ne yazmışım. birlikte okuyalım; "... “bediüzzaman hazretlerinin mehdi olmadığı” ile ilgili ekteki metni kimin yazdığını merak edeceğinizi düşünüyorum. İşin aslı kimin yazdığını bulamadım ancak merak ederseniz diye internet adresini mesajın başına ekledim. Kimin yazdığını bilmiyorum ama metnin altına imza atıyorum bu kapsamda benim yazdığımı düşünerek okuyabilirsiniz. ...."

    şimdi siz bu metnin iktibas olduğunu hala anlamadınız mı? erişim tarihi saatine kadar yazmışım
    (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=14877&page=3 (erişim 21-01-2012 , saat 13:00))

    ne günlere kaldık ... çoluk çocukla uğraşıyoruz. ahmaklarla uğraşıyoruz.

  11. #43

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-08-2009
    Yer
    rize
    Yaş
    54
    Mesajlar
    2.994
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @saglıkcı
    Bu yazının içerisinden yine alıntı.


    Bediüzzaman bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin "bir asır sonra geleceğini" belirtmektedir.

    Bir yirmi sene bir yüz sene şimdide Nurcular bu bir asır ifadesini 3asır olarak değiştirmişlerdir.
    Demekki yazı uzun olduğu için sende okumadın,veya yazılanları unuttun.Ama bu yazıyı savunduğun kabul ettiğin yani sende katıldığın için aktardın.Yani sen yazmış oldun.


  12. #44
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    Alıntı saglıkcı Nickli Üyeden Alıntı
    Bu yazının içerisinden yine alıntı.


    Bediüzzaman bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin "bir asır sonra geleceğini" belirtmektedir.

    Bir yirmi sene bir yüz sene şimdide Nurcular bu bir asır ifadesini 3asır olarak değiştirmişlerdir.
    Demekki yazı uzun olduğu için sende okumadın,veya yazılanları unuttun.Ama
    bu yazıyı savunduğun kabul ettiğin yani sende katıldığın için aktardın.Yani sen yazmış oldun.

    buyrun burdan yakın. çay demleyin içelim...

    paylaştığımız tüm metinleri biz mi yazmış oluyoruz.

  13. #45
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    Alıntı rabbinsadikkulu Nickli Üyeden Alıntı
    tekrar başa dönecek olursak....


    bediüzaman said nursi (ra) seyyid ve mehdi-i azam değildir. biline!!!

    detay için aşağıdaki linke bakabilirsiniz;
    http://www.ihvanforum.org/showthread...-de%C4%9Fildir


    ifrat içinde olmamak gerek.

    not: birilerinin (mesela; elini ayağını öptüğüm, abdullah yeğin abinin) ahmet akgündüzün kulağını çekmesi lazım. bu ne kibir... ne yapmaya çalışıyor bu adam. bu ahmaklığı ile, nur dairesini tam ortadan ikiye bölecek. farkında değil. ifrat içinde ifrat.

    neyse esas meselye dönecek olursak...

  14. #46

    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-08-2009
    Yer
    rize
    Yaş
    54
    Mesajlar
    2.994
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @saglıkcı
    bediüzzaman hazretlerinin mehdi olmadığı” ile ilgili ekteki metni kimin yazdığını merak edeceğinizi düşünüyorum. İşin aslı kimin yazdığını bulamadım ancak merak ederseniz diye internet adresini mesajın başına ekledim. Kimin yazdığını bilmiyorum ama metnin altına imza atıyorum bu kapsamda benim yazdığımı düşünerek okuyabilirsiniz. ...."

    diyeçeksin sonra

    şimdi siz bu metnin iktibas olduğunu hala anlamadınız mı? erişim tarihi saatine kadar yazmışım.


    Ben iktibas değildirmi dedim.Hem imzanı at hem ben yazdım kabul edin de sonra bu ifadeleri kabul etme ve bana

    ne günlere kaldık ... çoluk çocukla uğraşıyoruz. ahmaklarla uğraşıyoruz.

    diyerek hakaret ederek işin icinden sıyrılmağa çalış.Oh ne güzel değilmi? tamda sana yakışanı yapmışsın.


  15. #47
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    Alıntı saglıkcı Nickli Üyeden Alıntı
    beyefendi ben nerde "...çok yakında geleçekmiş ...." demişim?


    Yine aynı yazından alıntılandı

    açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar sonra geleceğini müjdelemektedir.

    ayrıca paylaştığınız metinlerin önüne arkasına da bakmak lazım. cımbızlayarak metin getirmeyin. önünü arkasını da getirin. bu size son mesajım olsun. çoluk çocukla uğraşamam.

    bu durum diğer paylaşımlarınız için de geçerlidir.


    "...İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB (yakın) ZANNETMİŞLER. (Sözler, s. 318)

    Bediüzzaman bu sözüyle, İslam tarihinde daha önce de birçok Kİşinin, Hz. Mehdi'nin geliş tarihi ile ilgili çeşitli kanaatlere kapıldıklarını ve bu mübarek zatın "kendi yaşadıkları yüzyıla yakın" bir tarihte ya da kendi dönemlerinde geleceğini sandıklarını belirtmiştir. Ancak Bediüzzaman "KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER" diyerek söz konusu Kİşilerin Hz. Mehdi'nin önceki tarihlerde çıkmış olabileceğini düşünmekle yalnızca bir "zanda bulunduklarını" ancak yanıldıklarını hatırlatmıştır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'den "1400 SENE SONRA" geleceğini haber vermiştir.

    Dikkat edilirse Bediüzzaman burada "Hz. Mehdi geldi ya da gelmiş" dememekte, "gelecek zaman" belirten bir kelime kullanmakta ve "GELECEK" demektedir. Ayrıca ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka bir tarih vermemiş tam olarak 1400 yıl sonrasından bahsetmiştir. Bu tarih Miladi 1980 yılına denk gelmektedir. Hicri 13. yüzyılın müceddidi olarak Hicri 14. yüzyıla kadar müceddidlik görevini yerine getiren Bediüzzaman, Hicri 1379 yani Miladi olarak 1960 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin gelişi için kendi yaşadığı dönemden çok ileriki bir tarihi belirtmektedir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla, açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar sonra geleceğini müjdelemektedir.

    Bediüzzaman bu sözüyle ayrıca, Hz. Mehdi'nin gelişinden önce Mehdi olduğu sanılan şahısların aksine, "1400 sene sonra gelecek olan Mehdi'nin bir HAKİKAT" olacağını belirtmiştir. Yani bu kutlu zatın, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde müjdelediği tüm özelliklere sahip olan "GERÇEK MEHDİ" olacağını ve bu özellikleriyle Mehdi sanılan Kİşilerden ayırt edilip tanınacağını hatırlatmıştır.

    Bediüzzaman ayrıca Risaleleri'nde Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak "her yüz yıl başında bir müceddid gönderileceğini" hatırlatmıştır. Bediüzzaman "1400 YIL SONRA" tarihini vererek aynı zamanda "14. ve 15. yüzyıllar arasında görev yapacak olan müceddidin de Hz. Mehdi olduğunu" haber vermektedir...."

    kaynak:
    http://www.ihvanforum.org/showthread.php?113754-Bedi%C3%BCzzaman-said-nursi-hazretleri-mehdi-de%C4%9Fildir

  16. #48
    rabbinsadikkulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    10-01-2012
    Mesajlar
    9.064
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @rabbinsadikkulu
    Alıntı rabbinsadikkulu Nickli Üyeden Alıntı
    tekrar başa dönecek olursak....


    bediüzaman said nursi (ra) seyyid ve mehdi-i azam değildir. biline!!!

    detay için aşağıdaki linke bakabilirsiniz;
    http://www.ihvanforum.org/showthread...-de%C4%9Fildir


    ifrat içinde olmamak gerek.

    not: birilerinin (mesela; elini ayağını öptüğüm, abdullah yeğin abinin) ahmet akgündüzün kulağını çekmesi lazım. bu ne kibir... ne yapmaya çalışıyor bu adam. bu ahmaklığı ile, nur dairesini tam ortadan ikiye bölecek. farkında değil. ifrat içinde ifrat.

    neyse esas meselye dönecek olursak...

Sayfa 3/4 İlk 1234 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Ahmet Akgündüz: Asıl Yolsuzluk Yapanlar...
    By Murat Yazıcı in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 30-12-2013, 01:42
  2. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ten Gençlere Nasihat
    By alanyali07 in forum VİDEOLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-06-2012, 17:23
  3. Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 28-09-2011, 20:23
  4. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz hocamizdan diyalog dersi...
    By Yeni-OSMANLI in forum SERBEST KÜRSÜ
    Cevaplar: 44
    Son Mesaj: 08-05-2011, 19:21

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş