Doç.Dr. C. Kemal SÜMBÜL

Bal arıları (Apis mellifera), toplu olarak yaşamaları ve aralarında iş bölümü yapmaları, kovanlarında sadece bir kraliçe arıya bağlı olmaları hususiyetleriyle, sosyal böceklerin başında gelir. Bal arıları davranışlarıyla olduğu kadar, şifa vesilesi ürünleriyle de insanların dikkatini çekmiştir. Bu ilgi sonunda bal arıları, hem insanların maişetlerini temin vasıtası, hem de haklarında fakülteler ve bölümler açılacak kadar gelişmiş bir bilim dalının konusu olmuşlardır. Sevk-i ilâhî ile arılara yaptırılan ürünler, insanlar için mükemmel bir gıda olduğu kadar, değişik hastalıklardan kurtulmaya bir şifa vesilesi de olmaktadır. Kur'an'da kendi adlarıyla isimlendirilen bir sürede (Nahl Sûresi), onlara birtakım görevlerin ilham edildiğini öğreniyoruz. Aynı sûrede bal arısının yaşayış şekli kadar, ürettikleri de insanların bilgisine sunulmuş, her türlü meyveden yemesi emredildikten sonra, karınlarından çeşitli renkte bir içeceğin çıktığı ve bunların insanlar için şifa kaynağı olduğu belirtilmiş, sonunda da bütün bunlarda düşünen insanlar için alınacak ibretler olduğuna dikkat çekilmiştir. (Nahl, 68-69)
Bal arısına ürettirilen maddelerin başında bal gelmektedir. Enteresan bir geometrik şekle sahip bir peteğin içine arılar tarafından doldurulan balın tadı ve içindeki şifa vesilesi kimyevî maddelerin terkibindeki hassas nispetler, detaylı bir şekilde araştırılmış; bunların fayda ve hikmetleri tespit edilmiştir. Arıların karınlarından çıkan ve insanlar için içecek ve şifa kaynağı olan sadece bal mıdır? Yoksa diğer ürettiklerinden de bu kategoriye giren var mıdır?
Bal arısına ürettirilen sadece bal değildir. Bugün arı ürünleri dendiğinde balın yanında; polen, propolis, arı sütü, balmumu ve arı zehiri de akla gelmektedir. Bunlardan polen, arı daha kovana girmeden arıcılar tarafından kurulan tuzaklarla toplandığından, İlâhî Beyan'da "yemeleri emredilen ve karınlarından çeşitli renklerde çıkan ve insanlar için şifa kaynağı" olarak bahsedilen ürünlerin dışında sayılabilir. Arı sütü ve arı zehiri doğrudan arının vücudundan çıkarılan salgı ürünleridir. Bal, propolis ve balmumu ise, arı tarafından toplanan maddelerin sindirim sisteminde birtakım değişikliklere uğratılmasından sonra bizlere sunulan maddelerdir. Arı ürünlerinin gıda ve şifa değeri birbirlerine göre farklılık gösterir. Meselâ, bal esas olarak gıda değeri taşırken, arı sütü şifa değeri ile ön plâna çıkar. Birisi salgı iken, diğeri nektarların arının sindirim organlarında değişikliğe uğradıktan sonraki hâlidir. Propolis de bu yönüyle bala benzemektedir. Ancak bunun ilâç özelliği, gıda değerinden daha fazladır. Bu açıdan bakıldığında arıdan elde edilen ürünlerin her birinin ayrı bir önemi vardır.
Şehrin müdafaası mânâsına gelen 'propolis' tabiri; Yunanca pro (müdafaa) ve polis (şehir) kelimelerinden türetilmiştir. Bunun bal arısı için anlamı ise, kovanın muhafazası demektir. Propolis, oldukça yapışkan, reçinemsi bir maddedir. Bal arıları, bu maddeyi değişik bitkilerden toplayarak kovanlarına taşır. Propolis, peteklerin ağızlarını kapatmada, kovanın iç duvarlarını düzgün hâle getirmede ve içeriye başka canlıların girmesine mâni olmada kullanılır. Bunun ham maddeleri, arılar tarafından değişik bitkilerden toplanır ve ağızlarındaki tükürük enzimleriyle kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen çeşitli maddeler balmumu ile karıştırıldıktan sonra kovanda kullanılır. İçerisinde biraz polen bulaşığı da bulunabilir.
Arılar propolisi nerede kullanır?
Arıların petek tamirinde propolisi mumlarla karıştırıp, peteğin daha sıkı bir yapı kazanmasını sağladığı ifade edilmiştir. Arıların, peteklerin bal ile dolu gözeneklerini kapatmak için, hiç mum ihtiva etmeyen veya çok az mum ihtiva eden propolis kullandığı keşfedilmiştir. Propolis, kovandaki bakteri, mantar ve lârvalara tabiî antibiyotik tesiri yapar. Arılar kovanlarına girmesini istemedikleri canlılara karşı bunu kullandıkları gibi, girdikten sonra ölenleri de bu madde ile mumyalamak süretiyle kovanlarını kokmuş cesetlerden korumuş olurlar.
Propolisin kimyevî terkibi, toplanması ve işlenmesi
Propolis yaklaşık 30'un üzerinde madde ihtiva eder. Bu bileşikler; bitkilerin salgıladığı maddeler, arıların metabolizmasından kaynaklanan ifrazatlar ve ticarî preparat haline getirilirken karışan maddelerden oluşur. İçinde polifenoller, fenolik asitler ve bunların esterleri, terpenler, steroitler, aminoasitler, mineraller ve bazı vitaminler (B1,B2, C ve E) bulunur. Bileşiminin büyük bir kısmını flavonoitler oluşturur. Bu bileşikler bitkiler âleminde yaygın olarak bulunur. Bunların nispetleri değişmekle beraber, ortalama % 50 reçine, % 30 mum, % 10 esansiyel ve aromatik yağlar, % 5 polen, % 5 diğer maddeler ve organik kalıntılardan ibarettir. Propolisin işlenmesi sırasında bu organik kalıntılar ile mumlar uzaklaştırılır. Bu kompozisyon propolisin elde edildiği bitki örtüsü ve coğrafî bölge farklılığından dolayı değişkenlik gösterir. Bu değişkenlik arının metabolik aktivitesinin de değişmesine yol açar. Propolisin rengi bileşimine bağlı olarak sarıdan, koyu kahverengiye kadar çeşitlilik gösterir. Peteğin sarı rengi propolis içindeki Chrysine (1,3 dioksi flavon) maddesinden ileri gelir. Propoliste bulunan bazı maddeler tabiî olarak gıdalarda vardır. Bunlardan kafeik asit ve onun esterleri (% 2-20), hidrokinon (% 0,1) ve quercetin (% 0,1-0,7) propoliste bulunur. Meselâ kabuklu bir elma 5,8-26 mg arasında quercetin maddesi ihtiva eder. Yine bir kg kahvede ortalama 1,25-40 mg arasında hidrokinon, bir servislik yeşil salatada ortalama 27-56 mg kafeik asit bulunur. Propoliste bu bileşiklerin miktarı, günlük diyetle alınan miktarlarla mukayese edilemeyecek kadar azdır.
Propolis yapışkan olduğu için, insanın derisindeki protein ve yağlarla reaksiyona girdiğinden deriden ayrılması çok güç olur. Bu madde soğukta çok sert ve kırılgan; sıcakta yapışkan ve yumuşaktır.
Geçmişten günümüze propolis kullanımı
İnsanların propolisten istifadesi MÖ 300'e kadar gider. Tarihî kayıtlarda propolisin değişik maksatlar için kullanıldığı belirtilmektedir. 17. yüzyılda İtalyanların bu maddeyi antik eşyalarda kullandıkları yazılmaktadır. Propolis yaylı sazlarda (parlatıcı olarak) ve akordiyonların tamirinde de kullanılmıştır.
Propolisin kullanılır hâle getirilmesi
Arıcılar, propolisi kovandan kazıyarak toplar. Bu toplama işini genellikle kovandaki balı hasat ettikten sonra yaparlar. Toplama sırasında propolise bir miktar mum karışır. Propolis işlenmek üzere fıçıların içerisinde işletmelere gönderilir ve önce değerlendirilmeye alınır. Eğer çok fazla mum ihtiva ediyorsa, yıkanmak için soğuk suya konur, böylece propolise karışmış mumlar giderilir. Geride kalan propolis paslanmaz çelikten yapılmış kafesler üzerinde açık havada kurutulur. Eğer propolisin içindeki mum az ise, propolis doğrudan doğruya % 95'lik etil alkol içerisinde çözülür. Böylece arıların kopmuş vücut parçaları, tahta yongaları ve diğer yabancı maddeler giderilir.
Çok sayıda kimyevî maddeden yapılmış propolisin içindekileri birbirinden ayırmak oldukça zordur. Onun için propolis önce alkolde çözülür, çözünen maddeler alkole geçtikten sonra alkol uzaklaştırılır. Alkolde çözünen şekline 'propolis balsam'ı adı verilir. Mumlu kısım alkolde çözülmez.
Propolisin en yaygın olduğu ülke Brezilya olmakla beraber, bu madde Çin, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde de önemli miktarlarda üretilmektedir. Propolisin yıllık üretim miktarı ile ilgili net rakamlar mevcut değildir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nde yılda 20.000 kg satışının yapıldığı tahmin edilmektedir. Ticarî olarak tablet, toz, konsantre sıvı ve sakız formları mevcuttur. Propolis, Amerika'da yaklaşık 50 mg'lık kapsüller şeklinde satılmaktadır.
Propolisin muhtemel biyolojik tesir mekanizmaları
Son yıllarda propolisin tesiriyle alâkalı önemli çalışmalar yapılmış, toplantılar tertip edilmiştir. 1991 yılında Japon Kanser Araştırma Cemiyeti'nin tertiplemiş olduğu toplantıda, Mr. Tetsuya Matsuno'nun propolisin anti-kanser tesiriyle ilgili bir tebliğ sunmasından sonra bu sahada çalışmalar yoğunlaşmıştır. Propolisin içerisinde önemli oranda flavonoitlerin olması, bu maddenin biyolojik aktivitesine tesir eder. Propolisin aktivitesinin dört kategoriye ayrıldığı belirtilmiştir:
1- Biyolojik polimerlere bağlanma eğilimi.
2- Ağır metal iyonlara bağlanması.
3- Elektron taşınmasının hızlandırılması.
4- Serbest radikalleri tutma kabiliyeti (temizleme).
Propolisin flavonoitlere benzer şekilde hidrolaz ve alkalen fosfatazı da içine alan birçok enzimi engellediği bildirilmiştir. Ayrıca streptococcus bakterilerinin bölünmesini uyaran glikoziltransferazları durdurmaya, iltihabî reaksiyonlarda myeloperoksidazın, ornitin dekarboksilazın, lipoksigenazın, tirosin protein kinazın aktivitesini ve araşidonik asit metabolizmasını engellemeye vesile olduğu gösterilmiştir. Propolis kullanan kişilerde zehirlenme belirtisine rastlanmamıştır. Yapılan toksikolojik değerlendirilmesinde, LD50 dozunun (bu deney farelerinde ağızdan saf propolis verildiğinde farelerin yarısını öldüren miktar demektir) 2.000-7.300 mg/kg arasında değiştiği rapor edilmiştir. Propolisteki önemli maddelerin başında gelen flavonoitler farelere ağızdan verildiğinde, LD50 dozunun 8.000-40.000 mg/kg arasında değiştiği bulunmuştur. Bu değerlerden ortaya çıkan sonuç; propolisin tabiî toksisitesinin (zehirliliğinin) oldukça düşük olduğudur. Yapılan çalışmalar sonucunda 60-70 kg ağırlığındaki bir insanın kg ağırlığı başına günlük emniyetle alabileceği propolis miktarı, en çok 1,4 mg veya ortalama günde 70 mg'dır. Astım hastalarında krize yol açabileceğinden alerji testi yapılmadan kullanılmaması gerekir. Eskiden kullanıldığı gibi günümüzde de kozmetiklerde ve cilt kremlerinde bunun kullanılabileceği ileri sürülmektedir. Son yıllarda propolisin insan sağlığına katkılarına ait çalışmalar, daha çok antioksidatif tesirlerine yönelmiştir. Canlı organizmaların oksidatif hasarlardan korumasında, yani antioksidatif tesir bakımından önemli bir rol verildiği, dolayısıyla canlılarda başlıca kanser, kalb-damar hastalıkları ve diyabet gibi rahatsızlıklara karşı kullanılabileceği ifade edilmektedir. Antioksidatif tesirler bakımından arı ürünleri birbirleriyle karşılaştırıldığında, propolisin en yüksek tesiri yaptığı bulunmuştur.

İnsan sağlığı ve propolis
Propolisin, immün sistemi uyararak hastalıklara karşı vücudun tabiî direncinin artmasına ve vücudun kuvvetlenmesine vesile olduğuna inanılmaktadır. Başlıca tesirleri arasında antiseptik (mikroptan arındırıcı), antimikotik (mantarlara karşı), bakteriyostatik (bakteri üremesini durdurucu), astringent (lokal olarak damarları daraltan faktör), spazmolitik (kas gevşetici), antienflamatuar (iltihap giderici), anestetik (sinir hassasiyetini azaltıcı) ve antioksidant (oksitlenmeyi veya moleküllerdeki bozulmayı engelleyici) özellikleri sayılabilir. Propolisin eskiden beri yaraların iyileştirilmesinde, dokuların yenilenmesinde faydalı olduğu, yanıkların tedavisinde, nörodermatitlerde, bacak ülserlerinde, sedef hastalığında (psoriasis), genitalis ve pruritus (cinsî rahatsızlıklarda) kullanıldığı rapor edilmiştir. Romatizma ve mafsal burkulması durumlarında tedavi edici olarak, ağız yıkama preparatlarının içine katılarak, diş macunu olarak, ağız iltihaplarının ve diş etlerinin tedavisinde kullanıldığı kaydedilmektedir. Kozmetik ürünlerde ve ilâçlarda (meselâ yüz kremlerinde ve losyonlarda) kullanılmıştır. Propolis ayrıca diş aralarını temizlemeye yarayan mumlu iplik yapımında kullanılır. Hem arının, hem de onun karnından çıkanların şifa olarak zikredilmesinde, düşünen toplumlar için Yaratıcı'ya işaretler vardır.

Kaynaklar
- Burdock,G.A.1998. Review of the biological properties and toxicity of bee propolis. Food and Chemical Toxicology, vol.36, 347-363.
- Burda,S.,Oleszek. 2001. Antioxidant and antiradical activities of flavonoids. Journal of Agricultural and Food Chemistry,Vol,49, 2774-2779.
- Kumazawa,S.,Hamasaka,T.,Nakayama,T. 2004.Antioxidant activity of propolis of various geographic origins. Food Chemistry. Vol.84, 329-339.
- Nagai, T.,Sakai,M.,Inoue,R., Inoue,H.,Suzuki,N. 2001. Antioxidant activities of some commercially honeys,royal jelly and propolis. Food Chemistry,Vol.75, 237-240.
- URL: http://www.jafra.gr.jp/propolis-e.html