Etiketlenen üyelerin listesi

Her gün belli saatlerde eve gelmesine alışık olduğumuz eşim, bu yıl normalden daha yoğun bir çalışma temposuna girdi. (Beni geçindirmek giderek zorlaşıyor sanırım ) Bu sebeple en az onun kadar bizim için de yorucu bir yıl oldu bu yıl. Haftanın yedi günü eve geç gelen bir baba modeli, kızımın da pek hoşuna gitmedi tabii. Evde çocuk/lar varsa hele, durumun çok daha zor olduğunu söylemeliyim. Annenin daha merhametli ve şefkatli olması gereken düzende bir otoriteye ve kural koyucuya her zaman

Bu konu 7952 kez görüntülendi 18 yorum aldı ...
Tuğba Akbey İnan/ Aşağılama Tutkusu 7952 Reviews

    Konuyu değerlendir: Tuğba Akbey İnan/ Aşağılama Tutkusu

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 7952 kez incelendi.

Sayfa 2/2 İlk 12
  1. #17
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.130
    Adı geçen
    62 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Varlığımı Gör

    Hepimiz varlığımız görülsün isteriz. Hem sosyal ilişkilerde hem de rollerimize ilişkin tüm sıkıntılarda görülme arzusunun tezahürlerini okuyabiliriz. Çocuklarda yoğun bir “fark edilme” arzusu taşırlar. Çoğu zaman onların bu arzusunu, yaramazlık, kıskançlık , şımarıklık olarak yorumladığımız için, ilişkilerimizi çok daha karmaşık hale dönüştürebiliyoruz ne yazık ki...

    Çocuklarla ilgili her şey yolunda gittiğinde bizim için sorun yoktur ve dolayısıyla onlara çok yönelmeyiz. Genel olarak olumsuza reaksiyon göstermek gibi bir halimiz var. Zaten evde de çoğu zaman bu bakış açısı sebebiyle dengeler bozulabiliyor.Sakin ve daha anlayışlı çocuklar, saldırgan bir dil kullanan kardeşlerini bir ömür boyu idare etmek gibi bir misyonla görevlendirilir aileler tarafından. Çünkü diğeri ile,sorun çıkaranla yani, uğraşmak emek ve zaman isteyeceğinden buna gönüllü olmak istemez pek çok aile. Böylece daha anlayışlı olmak, daha erdemli olmak bir tür cezaya döner bazı çocuklar için.
    Gündelik akış içinde de sessizce bir kenarda oynayan, resim çizen çocuğumuz iş telaşlarımız arasında bize yöneldiğinde “ çok güzel olmuş, aferin” dışında bir onay duymadıkları ve ebeveynlerini kendilerine yöneltemedikleri için ağlamaya ve mızırdanmalara başlarlar. O zaman anne ve baba bütünüyle kendini çocuğa verir çünkü.
    Yıllar önce çocuğuyla sıkıntılar yaşayan bir komşuma, acaba sadece yaramazlık yaptığında mı çocuğa yöneliyorsun diye sorduğumda , çocuğunun da “ anne sadece yaramazlık yaptığımda benimle ilgileniyorsun” dediğini hatırlıyorum.
    Evimize gelen misafirlerimiz küçük kızıma yönelmişse, büyük kızımın tavırları hemen değişir mesela... Daha çok ağlayan, dikkatleri üzerine toplamaya çalışan birine dönüşür. Son dönemde kendi duygularını daha net anlattığı için, ağlaması bittiğinde “ dikkat çekmek için yaptım” diye duygularını paylaşmaya başladı. Sonuçta gerçekten bu eylemi onu sonuca götürdüğü için , olumsuz bir fark ediliş bile onun için kazanım oluyor pek çok kez.
    Dikkat edince, bütün çocuklar görülebilme duygusunu önce olumlu ile göstermeye başlıyorlar aslında. Arkadaşımızla konuşurken, eşimizle sohbet ederken ya da işlerimiz arasında bunu çok fark etmediğimiz için, hırçınlık halleri ve sonuçları üzerine konuşmaya devam ediyoruz.
    Yapılan araştırmalar çocuklarla birebir sadece onbeş dakikalık yaşanan bir ilişkinin onların bu görülme ihtiyaçlarının en büyük ilacı olduğunu söylüyor. Her bir çocuğa tek tek ayrılmış on beş dakikadan söz ediyorum.Yirmi dört saat içinde on beş dakikanın ne kadar az olduğunu düşünenlerdenseniz, çocuklarınıza gün içinde birebir ne kadar yönebildiğinizi düşünün. Elinizde telefon olmadan, gözünüz ekrana kaymadan, zihninizde yapılacak işleri düşünmeden sadece çocuğunuza yöneldiğiniz kaç on beş dakika hatırlıyorsunuz? Ya da eşinize?
    Son dönemde sosyal medyada bizi ne kadar çok kişi takip ediyor üzerinden yapılan tüm konuşmalar bu varlığının görülme ihtiyacının karşılığı aslında. Gerçek dünyada varlığı görülmeyenler, sanal alemin görüneni olarak rahatlıyorlar.
    Psikolojik problemlerin kökeni de bu fark edilme duygusunun sonucu değil mi nihayetinde? Altını ıslatan, tırnağını yiyen, kardeşini kıskanan, hırçınlık yapan tüm çocuklar tek bir şey söylüyorlar ebeveynlerine; “ beni gör ki, bu davranışları sergilememe gerek kalmasın.”
    Yetişkinlikte yaşanan derin “ değersizlik” algısı da fark edilme duygusuyla paralel gelişiyor.
    “Hayatımızda var olan insanların varlığını ne kadar fark ediyorum” diye sorsak kendimize, eve girerkenki halimizi, eşimizi karşılayan yüz ifademizi, çocuklara yönelme biçimizi bir kez daha gözden geçirsek çıkan sonuç bizi nereye götürür düşünmek gerek.
    Hayatımızdaki herkese “ varlığının farkındayım” mesajı veremediğimiz için yaşandığını düşünürsek pek çok şeyin, yirmi dört saat içindeki on beş dakikalar ne kadar manalı geliyor değil mi?

    Tugba Akbey İnan

  2. #18
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.130
    Adı geçen
    62 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Edilgen Mutluluk

    Ülkemizde mutluluk pompalamaları aynı hızla devam ederse, pek çok çocuk, aile kavramından haberdar olmadan büyüyecek ne yazık ki... ”Sığınağımız” diye tanımlanan ailenin, parçalarından biri hep eksik olacak bazı çocuklar için. Pek çok anne baba gibi, ayrılan anne babalarda çocuklarının bir gün büyüyeceklerini hesaba katmadan veriyorlar bu kararı. “Benim mutluluğum önemli” diye verdikleri kararda, çocuklarını ve kendilerini zorlu bir sürece sokmuş oluyorlar.

    Bütün ayrılıklar için söylemiyorum bunu elbette. Özellikle ünlülerle birlikte çoğalan “ kendimi mutlu hissetmiyordum” paranoyası üzerinden konuşmak istiyorum daha çok. Bazı uzmanlarca da desteklenen bu paranoya, henüz bebekleri olan ailelere ayrılma kararı verdiriyor.
    Bir ailenin nasıl devam ettiği, anne ve babanın rollerinin nasıl olması gerektiği, evlada düşenin ne olduğunu pratikte hiç görmeyen çocukların kurduğu yuvalara şahitlik edeceğiz ilerleyen yıllarda. Anne ve babasını yan yana hiç hatırlamayan ve sorunları nasıl çözdüğünü ya da çözemediğini de bilemeyen çocuklar olacak aynı zamanda bunlar. Bir yuvanın sıcaklığını, aidiyet hissini de bilemeyecekler. Belki tek tek ebevenleri ile kurdukları diyaloglar pek çok açığı kapatacaktır ama problem çözme dili açısından bunu yakalamaları için normalden daha çok emek vermeleri gerekecek bu şartlarda.
    Başından dört evlilik geçmiş Mehmet Ali Erbil’in geçtiğimiz günlerde verdiği röportajda “evliliklerim nasıl sürsün, hiç aile görmedim ki” cümlesinin bu açıdan manidar olduğunu düşünüyorum.
    Çünkü hepimiz anne babalığı, eş olmayı şahit olduğumuz kadarıyla kaydederiz beynimize. Özel bir çaba sarfetmezsek, bilinçaltına kaydedilen bu anne babalık ve eşlik repertuarı vesilesiyle üstleniriz rollerimizi. Evlilik algısı, kadın ve erkek duruşu gibi resimler armağan ediyoruz bu sebeple çocuklarımızın bilinçaltına.
    Oysa “mutluluk” kavramının bizi “edilgen” biri haline dönüştürdüğü üzerinden de konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Toplumumuzda “Mutluluğumuzu” sağlayacak “öteki” olmadığı sürece kendimizi “sürekli mutsuz “hissedeceğimiz bir edilgenlik algısı oluşmaya başladı. Eşlerinin kendisini sürekli mutlu etmesi gerektiğine inanan bireylerin oluşturduğu ailelerin çatırdaması da bu yüzden çok da zor olmuyor ne yazık ki. Bunun yerine içinde bulunduğumuz ruh halinin, bize ait bir duygu olduğu hatırlatılsa keşke bireylere. Mutsuzluk da, mutluluk da, hüzün de, acı da bir his ve bütün duygular gibi bir süresi var nihayetinde. Dün kendimizi mutlu hissediyorken, bugün mutsuz hissetmemize sebep olan şey “ötekinin tavrı“ değil, bizzat bizim bakış açımız oluyor genelde. Keşke başkasının mutlu etmesini beklemeden, mutlu olmayı becerebilmek anlatılsa.
    Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarda bile, “mutluluğun öncelendiği” bir yorumla paylaşılıyor pek çok kare. Sonra ne oluyor.” Mutluluğunuz daim olsun” cümlesinden “Dün mutluluk resimleri paylaşıyordunuz, ayrılıyor musunuz?” şaşkınlığına dönüyor cümlelerimiz.
    Reklamların, dizilerin farkında olmadan “hazla gelen mutluluk” algımıza katkılarını da hesaba katmak gerek. Anlık hazların verdiği mutluluk sebebiyle, sonrasında olacakları düşünmeden alınan kararların, yalnızca bizi bağlamadığını zaman gösterecek pek çok kimseye. Boş bırakılan her şey gibi, “aile” kavramını da dolduracak çocuklar zihinlerinde.
    Her şey geçiyor nihayetinde… Çocuklar büyük hızla büyüyor, kırgınlıklar unutuluyor, hüzünler bitiyor, acılar da sevinçlerde yer değiştiriyor, mutsuzluk da geçiyor…
    Yani “edilgen”likten “etken” liğe geçme gücü de, mutsuzluğu mutluluğa dönüştürme biçimi de insanın kendinde. Yeter ki mutluluğun kazanılmış bir zafer değil, emek verilmiş bir süreç olduğu anlaşılsın.

  3. #19
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.130
    Adı geçen
    62 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Aşağılama Tutkusu

    Bu ülkede yetişkinlerin olaylar karşısındaki tavrına bakıp hala çocukları suçlayan bir dilin olmasına şaşırıyorum çoğu kez. Zihninde problem çözmeye, nezakete, saygıya dair bilgiler olmayan birinin bunun tam tersi davranması normal şartlarda mümkün değilken, aileler ve toplum çocuklardan öğrendiklerinin tam tersini yapmasını bekliyorlar. Hem de onlara hayatı, dünyayı, insan çeşitliliğini anlatmadan.

    Cezalandırarak, ödüle boğarak, aşağılayarak, duygusal ve fiziksel şiddete maruz bırakarak, küserek, affetmeyerek, öfkelenince ortalığı yıkarak ne anlatmaya çalışıyor olabiliriz ki çocuklara. “Bana böyle davranıldığı için daha serinkanlı, sabırlı, ferasetli biri oldum “ diyebilecek kaç kişi vardır içimizde?
    ***
    Seçim günü bir gazete manşetine “Oy kullanmaya giderken beyninizi yanınıza almayı unutmayın” cümlesini taşıdı. Nereden baksanız utanç verici bu manşetten daha çok, o manşeti oraya taşıyacak kişilerin sayılarının çokluğuna üzülürüm ben. Bir de bu aşağılama dilinden çıkan sonucu tahmin etmeme basiretsizliğine.
    Bunu yapanlar, kendini aşağılanmış, örselenmiş hisseden insanların, onlara itaat etmelerini bekliyor. Bu dil öfkeden, nefretten başka bir sonuca götürmüyor insanları oysa ki. Tercihte bulunana beyinsiz, aptal, akılsız diyenler, çıkan sonuç sonrası eminim hiç özeleştiri yapmayacaktır. Bunun için vicdan, sağduyu gerekir çünkü. Onlar için sonuç onların tezini ortaya çıkartan bir durum nihayetinde.
    Aynı hal, duruş, dil eğitim sistemimizde de, ebeveynlik duruşumuzda da mevcut ne yazık ki… Etiketlere boğduğumuz çocuğumuzun, tüm bunlara rağmen efendi, dediğimizi yapan, saygılı çocuklar olmasını bekliyoruz. En fazla şartlar eşitlenen kadar içerden bileylenen bıçağa dönerler bu şartlarda . Bir yetişkinin gazetenin manşetini okuduğunda hissettiğini “şey” çocuğun hissettiği şeyle aynı nihayetinde. Tam da bu sebeple, çocukken çok sakindi denenin, ergenlikte agresifliği…
    Sürekli gençlere, çocuklara hallerinden dolayı eleştiri de bulunanlar, gündelik hayatta hallerine baksalar çıkan sonuca çokta şaşırmayacaklar. Üstelik çocuklar işlerin yolunda gitmediğini, bizim “ sorun” dediğimiz “ sinyallerle” belli ediyorken, bunları görmeden devam ediyor pek çok anne baba yıkıcı cümlelerine.
    İnsanın tüm evrelerinde, tüm muhataplarında önemsediği dili, korumaya çalıştığı onuru, oluşturmaya uğraştığı değer algısını çocuklardan sakınanların çıkan sonucu, medyanın aşağılayan ve yok sayan dilini okuyarak çok daha net anlayabilecekler diye düşünüyorum. Nihayetinde “ kibirli” , başkasının kendisini “ aşağıda “ hissetmesinden beslenmiyor mu? Kendi kibrini fark edemeyen anne babalarda, çocuklarının kendilerini hissettiği aşağıda olma halinden besleniyorlar fark etmeseler de.
    Pazar günkü seçimlerin sonuçları, şimdiki zamanda olmadı elbette. Kendi mağdurlarını oluşturan sistem, bir gün onların da tercihler yapacağını unuttu. Hep aynı aşağılık hissiyle karşılık verecek sandı. Şaşkınlar bu sebeple.
    Anne babalarda yıllar sonra, bu zamanda oluşturdukları mağduriyetin bedelini ödemek istemiyorlarsa, “ kibirli dilden” vazgeçip, “ tevazu sahibi” bir dile ihtiyaçları olduğunu görmeliler. Bu bizden daha zayıf, bakıma muhtaç, bize ihtiyaç duyan birini azdırmak değil, hakkını vermek anlamına gelir.
    Nihayetinde bu büyüklük hali, anne babalığında, medya dilinin de, eğitimciliğinde görüş alanını daraltan en önemli unsurlardan. İnsan olduğu için kıymetli, saygıyı hak ettiğini düşündüğümüz ve öyle yetiştirme gayretinde olduğunu düşündüğümüz çocuklarla, bu medya dilini, toplumsal dili değiştirebiliriz.
    Bugün ektiğimiz tohumların sonucunu yıllar sonra göreceğiz inşallah. Herkes kendine düşen dersi aldıktan sonra…

    Tuğba Akbey İnan



Sayfa 2/2 İlk 12

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Tuğba isminin anlamı ne ?
    By Büşra in forum İsimler Sözlüğü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 25-07-2012, 20:59
  2. Tuğba isminin anlamı nedir?
    By ibrahimi in forum İsimler Sözlüğü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-08-2011, 09:35
  3. Üstünlük Gösterisi ve Aşağılama
    By KARAMURAT-3 in forum İSLAMİ HAYAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31-01-2008, 22:46
  4. tuğba ağacı
    By gönül kuşu in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22-09-2007, 01:21
  5. Adrenalİn Tutkusu :) :)
    By m_ozdamar in forum Kapatılan Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29-11-2006, 01:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş