Etiketlenen üyelerin listesi

Eş seçerken neye dikkat edelim? Bekarlar bana çok soruyor. “Eş seçerken neye dikkat edelim.” diye. İşte ayetle yol gösterilmiş. “Sükûna ermeniz için size kendinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması onun (kudretinin delillerindendir) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen toplumlar için ibretler vardır.” Rum Suresi 21. Ayet Kur’anı Kerim’in mealini her okuduğumda ne büyük bir mucize olduğunu yeniden fark ediyor ve hayretle okuyorum. Bir yandan da

Bu konu 91917 kez görüntülendi 129 yorum aldı ...
Sema Maraşlı / Hadi Evi Yıktık Duygular Ne Olacak? 91917 Reviews

    Konuyu değerlendir: Sema Maraşlı / Hadi Evi Yıktık Duygular Ne Olacak?

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 91917 kez incelendi.

Sayfa 2/9 İlk 1234567 ... Son
Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni

Konu: Sema Maraşlı / Hadi Evi Yıktık Duygular Ne Olacak?

  1. #17
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Haklı olmak mı, mutlu olmak mı daha önemli?

    Hakkımızın yendiğini düşündüğümüz zaman açık ya da gizli cezalar uygulamaya başlıyoruz. Eşimizi cezalandıralım derken aslında en çok kendimizi cezalandırmış oluyoruz.





    'Ben bunu hak etmedim'
    Haklı olmak mı, mutlu olmak mı? İkisi arasında tercih yapmak durumunda kalsanız hangisini tercih ederdiniz?
    İkisi bir arada olursa pek güzel olur; ama ikisinin bir arada olması pek mümkün olmaz genellikle. İmtihan dünyası olması hasebiyle.
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki "Alkol, uyuşturucu, ruh hastalığı gibi sebeplerle eşlerinden zulüm gören kadınlar bu yazının konusu değil." Uğradıkları haksızlığa karşı onlara yardım etmek gerek. Onlar haklarını arasınlar.
    Aile içinde tartışma, kavga, tartaklanma gibi tatsız durumların ortaya çıkmasında hak arayışı ne kadar önemli bir etken ona bakmak lâzım. Öncelikle ben şuna inanıyorum. İnsan kendine iki dünya kurmalı. Birincisi sevdiklerimizle ayrı bir dünyamız ve kurallarımız olmalı. Bir de onların dışındakilerle ayrı bir dünyamız ve kurallarımız olmalı. Dış dünyada hak aramak lâzım. Mü'min ne hak yer, ne de hakkını yedirir.
    Ancak sevgi ilişkisi olan yerde hak davası güdülmemeli. Yoksa sevgiyi kaybederiz. Evliler bilirler, haklı olup, sonu mutsuz biten ne çok durumlarda kaldıklarını. Önemli olan haklı olduğun halde sevgiyi ön plana alıp, sevdiğini üzmemek için onu düşünerek hatayı görmemek.
    Kitaplarımda olsun, seminerlerimde olsun "Evlilik hayatında hak arayışının yanlışlığına" hep dikkat çektim. "Muhabbet Olsun" kitabımda kadınların atacağı ilk adım da Şirin'e tavsiyem "Kadın Haklarını Unut"tur. Maalesef ki günümüzde kadın hakları sürekli gündemde tutulmaya çalışılıyor.
    Dünya atasözleri kitabında bir atasözü okumuştum: "Tavuklar da sabahın olduğunu görürler; ama ötmezler." Tavuklar da kör değil, havanın aydınlandığını görüyorlar; ama seslerini çıkarmıyorlar. Biliyorlar ki sabahın olduğunu haber vermek için ötmek horozun işi. Saygıyla bekliyorlar.
    Günümüzde yapılan ise tavukları kışkırtmak. "Siz niye bağırmıyorsunuz, sizin niye sesiniz çıkmıyor, hep horozlar bağırıyor, siz eziliyorsunuz, mecbur musunuz onların sesini dinliyorsunuz?..." gibi sanki tavuğu düşünüyormuş da tavuktan yanaymış gibi davranıp kümesi birbirine düşürmek maksat. Horozlar, yumurtlamak için kendini parçalamaya çalışmadığı halde tavuklara ne oluyor ki horoz gibi ötmeye çalışıyorlar? Herkes yaratılışına uygun davranmalı.
    Allah (c.c) Rûm sûresi 21. âyet-i kerîmede: “Sükûna ermeniz için size kendinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması onun (kudretinin delillerindendir) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen toplumlar için ibretler vardır.” buyuruyor.
    "Sevgi ve merhamet"e dikkat çekiyor, Rabbimiz. Evlilikte en önemli iki şey: Merhamet: ikram etmek ve bağışlamak demek. Sevginin yaşaması için ikrama ve bağışlanmaya ihtiyacı var. Hak davası önemli olsaydı" sevgi ve adalet" verilirdi. Evimiz "Adalet Sarayı" değil, "Sevgi Bahçesi" olsun.
    Affedici olmalıyız. Hataların çetelesini tutup günü gelince, kızıverince ortaya dökmek için saklamamalıyız. Sinirlendiğimiz zaman "Geçen sene şunu yapmıştın, geçen hafta şunu söylemiştin" diye sayıyorsak kendimize göre uğradığımız haksızlığın telafisini istiyoruz demektir.
    İnsan kendini bütün iyi şeylere layık görür ve bunları yaşamak ister. Umduğumuz şeylere kavuşmak istiyoruz. Hayal ettiğimiz evliliği yaşamak istiyoruz.
    "Yoksa (her) umduğu şey insanın (kendisinin) mi olacaktır?" (Necm; 24) diye bizi uyarıyor Rabbimiz.
    Neyin hak, neyin hak olmadığı, kime göre hak, kime göre haksızlık olduğu evlilik ilişkisinde keskin çizgilerle belli olmaz. Bu kişilere göre kültüre göre değişir.
    Kendi hatalarımızı görmediğimiz için de haksızlığa uğradığımızı düşünüyor olabiliriz. Genellikle olaylara kendi penceremizden bakarız ve görmek istediğimiz kadarını görürüz ve başkalarına da öyle anlatırız. Bir de karşıdakinin penceresinden bakmak lâzım. Kime göre haklısın? Kendine göre.
    Bazen iki taraf da haklı olabilir.
    Erkek: "Karım çok çabuk yüzünü asıyor. Çok şey beklemiyorum sadece bir güler yüz istiyorum buna da hakkım vardır herhalde." diyor.
    Kadın da buna benzer şeyler söylüyor: "Akşam eve iş sorunlarını getirmesin. Asık yüzle gelmesin, bir güler yüz de beklemeye hakkım yok mu?" diyor.
    Kadın: "Her gün evde kahvaltı yapıyorum, pazar günleri olsun dışarıda kahvaltı yapmaya hakkım var." diye düşünüyor.
    Erkek: "Her gün dışarıdayım haftanın bir günü şöyle evimde ayaklarımı uzatayım, rahat rahat kahvaltımı yapayım, gazetelere bakayım, her gün çalışıyorum bir gün dinlenmek benim de hakkım." diye düşünüyor. O zaman ne olacak? Gezmek için bile olsa erkek dışarı çıkmayı bir yorgunluk olarak görebilir.
    Kocanız işten yorgun geldi ve bir sebeple kızdı bağırdı. Hiçbir suçunuz yok. Ne yapmalısınız? Karşısında sizde mi bağırmalısınız?
    Karınıza "şu saatte seni alacağım" dediniz "tamam" dedi gittiniz, hazır değil, sizi bekletti ne yapmalısınız? Bağırmalı mısınız? Sabırla beklemeli misiniz?
    Bu durumlarda haklılığı değil mutluluğu ön plana almak gerekir. Yaptığımız iyiliklerin karşılığını hemen görmek istiyoruz.
    Oğluna çok düşkün bir anneye "Bu kadar üstüne düşmeyin, artık evlenme yaşına gelmiş. Evlenince de böyle yaparsanız gelininiz kıskanır." dedim. Kendinden çok emin bir şekilde "Benim gelinim iyi olacak; çünkü ben kayınvalidemle çok güzel anlaştım, çok hizmet ettim." dedi.
    Yaptıysan bir iyilik karşılığını mutlaka dünya da alacaksın, yaptıysan bir kötülük onun da mutlaka cezasını dünya da çekeceksin diye bir garanti yok.
    Sonuçta biz bu dünya için yaratılmadık. Gerçek hayat ölüm sonrası olduğu için de yaptıklarımızın karşılığını esas orada bulacağız.
    Velev ki gerçekten de haksızlığa uğradık; Allah(c.c) bir ismi de "Âdil"dir. Allah adalet sahibidir, haksızlık ve zulüm yapmaz. Haksızlık ve zulme maruz kalan kişi bağışlamadıkça da haksızlık edenleri bağışlamaz. Allah (c.c) ın "âdil" olması bütün suçların cezasını ya da iyiliklerin mükafatını dünyada vereceği anlamına gelmez. Bazılarını hem dünya da hem ahirette bazılarını ise sadece ahirette verebilir.
    Nisâ 40. âyet-i kerîmede:"Şüphesiz Allah, zerre kadar haksızlık etmez." buyruluyor. Dışarıdan bakıldığı zaman haksızlık gibi görünen olayların altında kim bilir ne hikmetler vardır, bilmiyoruz.
    Yaptıklarımızın karşılığını dünyada beklemek bizi depresyona sokuyor, kırgın ve kızgın yapıyor. Psikologlara giden kadınların çoğu maddi imkanı iyi hanımlar ve genellikle eşleri ile ilgili problemlerden gidiyorlar. Ortada dayak şiddet falan yok, iletişim çatışması var. Çoğunluğu eşleri tarafından haksızlığa uğradığını düşünüyor. "Ben ne hata yaptım?" diye kendini sorgulayan pek olmuyor.
    Aslında bu kadar hak davasına düşmemiz, bir noktada da imanî zayıflığımızı gösteriyor. Bir sonraki hayata olan inancımız yakîn, sağlam bir iman olsa haksızlık karşısında bu kadar öfkelenmeyiz. Demek ki ahiret konusunda ciddi endişelerimiz var, âdil alan Rabbimize karşı güvensizliğimiz var ki adaleti kendi elimizle sağlamaya çalışıyoruz.
    Kaderle sürekli kavga halindeyiz. Yaşadıklarımızı bir türlü kabullenemiyoruz. "Ben bunu hak etmedim. Ben daha iyi bir kocayı hak ediyorum. Ben daha güzel bir kadını hak ediyorum. Ben bu davranışları hak etmiyorum. Bunları yaşamamam lazımdı." Al eline bir kalem, yaz kaderini o zaman!
    Hakkımızın yendiğini düşündüğümüz zaman açık ya da gizli cezalar uygulamaya başlıyoruz. Eşimizi cezalandıralım derken aslında en çok kendimizi cezalandırmış oluyoruz.
    Seminerlerimde özellikle bu konu üzerine duruyorum. Bu güne kadar bu konuda onlarca seminerde, yüzlerce hanıma hitap ettim, ikişer ay süren 6 kur evlilik okulu yaptım. Hak davası gütmeyi bırakan bütün hanımlar eşleri ile güzel bir iletişim kurmayı başardılar, mutlu oldular. "Hiçbiri de kocam beni ezmeye başladı." diye şikâyette bulunmadı.
    Haklı olduğunu düşünen kendi haksızlıklarını görmekte kör olduğu için özür dilemek de istemiyor. "Haklısın, özür dilerim." demek her şeyden ağır geliyor. Karı koca birbirlerine kırgın bir ömür sürüyorlar.
    Bakara sûresi 228. âyet-i kerîmede Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Erkeklerin kadınlar üzerinde ma'rûf (meşrû olan) hakları olduğu gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkeklerinki onlara göre (aile reisliği ve görevleri bakımından) bir derece fazladır. Allah mutlak gâliptir, hüküm ve hikmet sahibidir."
    Eşinin hakkını yerine getirmeyenlere, mutlak gâlip, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah (c.c) hesap soracak, biz değil. Âyet-i kerîmenin sonuna dikkat edelim. Bu hakların hikmetini anlamayabiliriz, nefsimize ağır da gelebilir; fakat Yaradan'ımıza güvenmeliyiz. Emrin hikmetini anlamasak da "işittik ve itaat ettik" demek zorundayız; eğer müslüman isek. İslam'ın kelime anlamı "teslim olmak" demektir.
    Dinimiz kadın- erkek haklarını bize bildirmiş. Bizim işimiz hak aramak değil, eşimizin hakkını yerine getirebilmek için görevlerimizi yapmaktır. Erkek kendi sorumluluğunu bilmeli ve yerine getirmeli, kadın kendi sorumluluğunu bilmeli ve yerine getirmeli.
    Allah(c.c) bize eşimizi sormayacak "eşin ne yaptı ya da ne yapmadı" diye. Bize bizi soracak. "Sen üzerine düşenleri yaptın mı, görevlerini yerine getirdin mi." diye. Nasıl cevap vereceğiz? "O şunu şunu yapmadığı için, ben de şunu yapmadım, o bunu bunu yapmadığı için, ben de bunu bunu yapmadım." Böyle cevaplar "sen görevlerini yaptın mı?" sorusunun cevabı olamaz.
    Eskiden en önemli kavram sorumluluktu, çağımızda ise haklar sorumluluğun yerini aldı. Özellikle kadınları kışkırtmaya çalışıyorlar.
    Hanımlar!
    "Hakkınızı arayın, ezilmeyin" gibi zehirli gazlara lütfen gelmeyin. Ruhunuzu zehirlemeyin, dünya ve ahiret mutluluğunu kaçırmayın. Görevimiz hak aramak değil, sorumluluklarımızı yerine getirmemizdir. Eşimize değil, öncelikle kendimize bakalım. Allah ve Resulunün gösterdiği yoldan ayrılmayalım.
    Elbette hatalarımız olacak. Önemli olan iyi niyetle bize emredileni yapmak için elimizden gelen gayreti göstermektir. Biz kadınlar, belki kocalarımızın haklarını yüzde yüz yerine getiremeyeceğiz ama hedefimiz yüzde yüz olsun. Yüzde yetmiş, yüzde seksen yapsak da gayretimizi eşimiz mutlaka takdir edecektir. Hatalarımızı görmezden gelecektir.
    Erkekler de kavvamlık (yöneticilik ve koruyuculuk) görevlerinde hatalar yapabilirler. Biz de onların hatalarını görmemeye çalışalım. Hatalar karşısında nasıl davranmamız gerektiği konusunda yine Rabbimiz bize yol göstermiş. Hak aramaya değil, affetmeye teşvik etmiş. Affetmeyle ilgili çok âyet var.
    "Ey iman edenler! Şüphesiz eşlerinizden ve evlatlarınızdan size düşmanlık etmiş olanlar vardır. Onlardan sakının. Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız şüphesiz Allah da çok bağışlayan ve çok merhamet edendir." (Tegabün; 14)
    Kim istemez, eşini affetmenin karşılığında Rabbinin affına mazhar olmayı?
    Yazımı "Kulak Âşık Olurmuş Gözden Evvel" kitabımdan haklar ile ilgili bir bölümle bitirmek istiyorum.
    "Cezaevlerinde bir araştırma yapmışlar: Kocasını öldüren kadınlara sormuşlar. 'Kocanızı öldürdüğünüz için pişman mısınız?' 'Hayır değiliz, öldürülmeyi hak etmişti' demişler. 'Mutlu musunuz?" diye sormuşlar. 'Hayır mutlu değiliz, dışarıda bir hayat bıraktık.' O zaman haklı olmak her zaman mutlu olmayı gerektirmiyor, diye bir sonuç çıkarmışlar.
    Cezaevlerinde yapılan başka bir araştırmaya göre de, insanları en çok öfkelendiren, suç işlemeye teşvik eden “Ben bunu hak etmedim” düşüncesiymiş. Hak etmediğini düşünen insan öfkesini kontrol etmek de zorlanıyormuş. O bunu hak ediyor ya da ben bunu hak etmedim düşüncesi, öfkenin ve hayatı mahvetmenin en büyük sebebi demek ki.
    Bu düşünceler sadece öfke ateşini körüklemekten başka bir işe yaramıyor. Her öfkelenen cezaevine düşmüyor ama evini, cezaevine çeviriyor. Sevgiler zincirleniyor. İnsanlar evlerinde nefes alamıyor.
    Başkaları için de yapıyoruz bunu:
    - O güzel kadın, aldatılmayı hak etmiyor.
    - O çirkin kadın, yanındaki yakışıklı adamı hak etmiyor.
    - Onlar çok iyi aile bu durumu hak etmiyor.
    - O adam o kötü evladı hak edecek bir şey yapmadı.
    Hak ettiklerimizi değil, yaşamamız gerekenleri yaşıyoruz. Bizi olgunlaştıracak, çiğlikten kurtaracak hayatı yaşıyoruz. O zaman söylenmeden, şikayet etmeden yaşamalı değil miyiz? Şikayet ederek yaşamayı seçersek yaşadıklarımızın içindeki almamız gereken dersleri, incelikleri kaçırırız.
    “Hamdım, piştim, yandım” demiş Mevlâna. Eğer pişerken şikayet edersek, tadımızı bulmadan, çabuk yanarız, öyle değil mi?"
    Sema Maraşlı - Haber 7

  2. #18
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Dindar ailelerin dini sevmeyen çocukları

    İletişim çağında, en çok iletişim sıkıntısı yaşıyoruz. Tatsızlıkların pek çoğu iletişim hatalarından geliyor. Karı-koca iletişim kurmayı bilmiyoruz, çocuklarımızla iletişim kuramıyoruz.


    İletişim kazalarımız yüzünden gönüllerimiz hep yaralı.
    Hâlâ eğitim sistemimizde doğru düzgün iletişim dersleri yok. Göstermelik bir kaç ders var. Çocuklara işlerine yaramayacak pek çok bilgi öğretiliyor; ama en önemli bilgiler öğretilmiyor. Hele günümüz gençliği, iletişim konusunda bir facia. Anne-baba ile nasıl konuşulur? Öğretmene nasıl davranılır? bilmiyorlar.
    Gençler, saygısızlık etmeyi, büyüklere laf yetiştirmeyi, özgürlük ya da zeka alameti zannediyorlar. Evimin balkonu "Anadolu Lisesi"ne bakıyor, yan tarafımda sitenin çocuk parkı var. Balkona çıkarken kulaklarımı tıkamam gerekiyor. O küçücük çocuklar birbirlerine karşı sanki küfür yarışına giriyorlar. Salıncakta sallanma yaşlarında küfür öğrenmişler.
    Bu çocukların aileleri hep düzgün insanlar. Evlerinde küfür kelimeleri kullanıldığı zannetmiyorum. Artık çocuklarımızı biz değil, çevre yetiştiriyor. Eskiden ailelerin etkisi daha fazlaydı çocuklar üzerinde. Biz eğitim hataları yaptık; televizyon, bilgisayar ve çevre de çocuklarımızı bizden aldı.
    Yaz tatilinde her yerde yaz okulları açıldı: Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kur' an Kursları, dernekler, vakıflar, etüt merkezleri, tatilde çocuklar için yaz okulları yapıyorlar, kurslar düzenliyorlar. Geçmiş yıllarda çocuklarımı farklı yerlere gönderdim. Yaz okulu olduğu için yüzme, gezme gibi etkinlikler, çocuklara cazip geliyor; fakat dini eğitim noktasında çok yetersizler. Dini eğitim denince sadece Kur'ân-i Kerim okutup, ezber yaptırmak ve çocukların çok da anlamadığı fıkıh konularını ezberletmek zannediliyor hâlâ pek çok yerde. Çocuklara ezber konusunda o kadar yükleniyorlar ki çocuklar kısa süre sonra gitmekten vazgeçiyorlar.
    Çocuklara zorla ezber yaptıracaklarına: "Namaz sûrelerinin anlamlarını öğretseler, birlikte namaz kılsalar, güzel ahlakı uygulamalı gösterseler, iletişim dersi verseler, iletişim ile ilgili âyet-i kerîmelerin anlamlarını ezberletseler, peygamberimizin örnek davranışlarını anlatsalar, çocuklara dini sevdirseler" yeter.
    Nedense Kur'an Kurslarına giden çocukların pek çoğunun, dini konularda hevesleri ölüyor. İstisnalar vardır elbette; ama benim gördüklerim genellikle öyle. Bir kaç ay kursa giden çocuklar, her şeyi bilirim havalarına giriyorlar. Dini konuları araştırma, okuma, öğrenme hevesleri kalmıyor. Bu eğitim-öğretim sisteminde bir bozukluk var. Elli yıl önceki aynı sistem hâlâ devam ediyor. Belli ki bu çağın çocukları için yetersiz kalıyor.
    Diyanet İşleri Başkanlığı' na ve dini konularda eğitim yapan, vakıf ve dernek yöneticilerine bir çağrım var: Önümüzdeki yılın "kurslarının ve yaz okullarının" adını ve içeriğini değiştirelim. "yaz okulları" nın adı "Kur'ân-i İletişim Okulları" olsun. Buralarda "Kur'an Ahlakını" öğretelim. Çocuklar; nezaketi, güzel konuşmayı, öfke kontrolünü, sabrı, kötülüğü iyilikle savmayı öğrensinler. Kısacası dinimizin adâbı muaşereti öğretilsin. "Nezaket Kursları" açılsın her yerde.
    Hiçbir şeyden memnun olmayan, şükretmeyi bilmeyen, bencil, merhametsiz bir nesil yetişiyor. Okullarda, hasta ve engelli arkadaşları ile alay eden çocukları duyuyoruz. Çocuklara ahlâki konularda pratik çalışmalar yaptıralım; ibret alacakları yerlere götürelim.
    Hatalı davranışlarının farkına varabilmeleri için biraz da ahlâki testler çözdürelim. Bakalım nasıl cevaplar verecekler.
    "Babanız su istedi; ne yapmanız gerekir?"
    -Yüzümü ekşitir, sesimi çıkarmam.
    -"Bekle biraz, az sonra getiririm" deyip, oyalarım.
    -Çemkiririm. "Kendin al." derim.
    -Espriye vurur: "Baba ben de çok susadım; sen içerken bana da getirir misin?" derim.
    -Hiçbirisi
    "Birisi size bağırdı, ne yaparsınız?"
    -Ben de ona bağırırım.
    -Bana kimse bağıramaz; hakaret edip söverim.
    -Alay eder, dalga geçerim.
    -Şiddete baş vururum
    -Hiçbirisi
    Çocuklar kendileri söylesinler, ne yapacaklarını. Cevaplar testte olmasın. Onları klasik okul bilgilerinden kurtarıp biraz "hayat bilgisi" öğretelim.
    Tabii bu arada çocuklarımızın hatalarında kendi paylarımızı da göz ardı etmeyelim. Çocuklarımızı iyi yetiştiremiyoruz; kabul edelim. Güzel yetiştirenlere sözüm yok, istisnalar kaideyi bozmaz. Fakat genel anlamda bir sorun var. Saygılı olsunlar diye baskı yaptık; bağımlı ve korkak oldular. Özgüvenleri gelişsin diye müdahale etmedik; saygısız oldular. Korkak olmasınlar diye serbest bıraktık; kimseyi dinlemez oldular.
    Gençlere dinimizi sevdiremedik. "Altı Paris, üstü Mekke" diye giyimlerini eleştirdiğimiz genç kızlara kızıyoruz; ama onları biz yetiştirdik. Biraz psikoloji, biraz ana babadan gördüklerimiz, biraz oradan buradan duyduklarımızla karışık bir eğitim programı uyguladık.
    Kur'ân-ı Kerîm'in ve sevgili peygamberimizin eğitim metodunu göz ardı ettik. Kafadan rafadan annelik babalık yaptık. Kendimde söylediklerimin içindeyim; kimseyi suçlamıyorum, yanlış anlaşılmasın. Maalesef ki dindar ailelerin "dini sevmeyen evlatları" azımsanmayacak kadar çok. Çocuklara dinimizi sevdirerek öğretemedik.Ciddi eğitim hataları yaptık. Gönderdiğimiz kursların çoğu ters etki yaptı. Çocuklar sırf anne- babalarına kızgın olduklarından, onları üzmek için dini konularda bilinçli hatalar yapıyorlar. Kendileri de üzülmek pahasına anne ve babalarını en hassas oldukları dini konulardan vuruyorlar.
    İletişim çağının gençlerinin evlilikleri de iyice tuhaf. Kavgalar daha tanışma aşamasında başlıyor; sözden, nişandan ayrılmalar çok fazla. Evlenmeyi başaranların bir kısmı daha ilk günlerden vazgeçiyor; bir kısmı da zoraki götürmeye çalışıyor.
    Emek vermeden sevilmeyi bekliyorlar; fedakarlık etmeden evlilik kendi kendini götürsün istiyorlar. Aşk sözcüklerinden, hayvan adlarına, kısa zamanda geçiş yapıyorlar. Kendilerini denetlemeyi bilmiyorlar. Herkes sadece kendi istediği olsun istiyor. Böyle bir şey mümkün değil.
    Bu eğitim sistemi böyle devam ederse gençlerin hâli daha da kötüye gidecek. Ancak "Kur'an Ahlakı" ışığında düzgün bir iletişim ile mutlu olunabilir. Rabbimizin eğitim metodunu, çağın eğitim araçları ile ailelere ve çocuklara en güzel şekilde sunmamız gerekli. Bunun için de ilahiyatçılara, eğitimcilere ve biz anne-babalara çok iş düşüyor. Kur'ân-i Kerîm'i sadece dilimizde bırakmayıp, hayatımızın her alanına katmamız gerekiyor.
    www.cocukaile.net
    http://www.cocukaile.net
    semamarasli@gmail.com

  3. #19
    Dut_agaci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-01-2007
    Mesajlar
    7.191
    Adı geçen
    1 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Dut_agaci
    Allah cc razi olsun
    çok faydalı buldum açıkçası
    tavuk örneği hoşuma gitti

    Mevlam c.c. cümle aleme iki cihan saadeti nasip etsin inşallah...

  4. #20
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Evlilikte romantizmi unutun

    Televizyon sayesinde kadınlar dizi kahramanı gibi bir erkekle yaşamak istiyorlar. Bunu bulamayınca kocalarını dizi kahramanlarına benzetmeye çalışıyorlar.



    Romantizm ile ilgili bütün bildiklerini unut.
    Şirin, itiraz etti:
    -Romantizm olmayınca hayatın ne tadı olur?
    -Haklısın romantizm güzel; ama romantizm hareketi yüzünden romantizm fazla sulandı, cıvıklaştı.
    -Aradaki fark nedir anlayamadım?
    -Romantizm hareketi 19. Yüzyıl başlarında akılcılığa karşılık hayali ön plana alan bir edebiyat akımı iken roman ve şiirlerin etkisiyle kısa zamanda kadınlar tarafından sahiplenilen bir duygu hareketine dönüştü. Çünkü romantizm hareketi, kadınları en hassas noktasından, kalbinden, aşk silahı ile vurdu. Feminizmden sonra aileye vurulan ikinci darbe romantizm hareketi ile olmuştur.
    -Fazla romantizmin ne zararı olur ki?
    -Medya romantizmin yayın organı olarak çalıştı. Özellikle televizyonun icadından sonra romantizm kadınların aşk ve evlilikle ilgili bütün ölçülerini değiştirdi. Söylediğim gibi kötü olan romantizm değil, romantizmin fazlası, günümüzdeki sulanıp cıvıklaşmış hali ve erkeğin üstüne zoraki yıktığı görevler. Televizyon sayesinde hayallerden fırlamış gerçek üstü erkekler, kadınların kafasını bozdu.
    -Bu konuda haklısınız. Oradaki aşklara baktıkça insanın içi gidiyor. Tıpkı Ferhat’la yüzyıllar önce yaşadığımız gibi. Şimdi öyle aşklar sadece filmlerde var galiba.
    -İşte televizyonun zararını sen de dile getirdin. Zaten televizyon aile muhabbetinin önünde başlı başına en büyük engel. Varlığı ile ailenin zamanını çalıyor. Muhabbetin en büyük düşmanı. Eşlerin birbirleri ile iletişimine engel oluyor.
    En büyük kötülüğü de dizilerle filmlerle hatta reklamlarla insanlara bir yandan feminizm aşısı yaparken bir yandan da romantizm hapı yutturmaya çalışıyor. Oysa bu iki madde bir araya gelince sağlıklı bir bünyeyi bozar.
    -Niye feminizmle romantizm anlaşamıyor?
    -Feminizm kadınlara “Sen erkeklerle eşitsin, kadın gibi olma erkek gibi ol, özgür ol, çalış kariyer yap, sen de güçlüsün, erkeklerin yaptığı her şeyi yapabilirsin” diyor.
    Romantizm ise “Hayatında hiç bitmeyen, azalmayan, büyük bir aşk olacak. Sevdiğin adam seni ölesiye sevecek, seni hiç aklından çıkarmayacak, hoş sohbet, yakışıklı, paralı ve sana sürprizler yapan düşünceli, kibar bir erkek olacak, diyor.
    Feminizmle erkekleşmiş bir kadını, adam nasıl bu kadar sevebilsin, nasıl ona bu kadar kibar olabilsin.
    Çizilen tablo ise şu: Erkek gibi bir kadın ve karşısında kadın gibi bir erkek.
    -İşte buna kesinlikle katılmıyorum. Romantik erkek, kadın gibi erkek demek değildir. Romantik erkek, kadın ruhundan anlayan, kibar erkektir.
    -Şirinciğim beni yanlış anladın. Tabi ki dozunda romantik bir erkek kadın gibi olmaz, hem de tam erkek gibi olur. Benim söylemek istediğim şu ki romantizm akımıyla gelen romantizm salgınında, erkekten beklenen şeyleri yapmak, daha çok kadın fıtratına uygundur.
    -Aşırı ne bekleniyor ki?
    -Eşini düşünüp sık sık aramak, sürprizler yapmak, özel günleri hatırlayıp hediye almak, mum ışığında baş başa yemek planlamak, gibi davranışlar hayatın içinde detay konulardır ve detaylar kadın tabiatına daha uygundur.
    Fakat dizilerde bu işler erkeklere yüklendiği için, erkeklerin bu günleri hatırlamaması, erkeği; kaba, düşüncesiz erkek, konumunda bırakmış ve ailelerde özel günleri bir kabusa çevirmiş durumda.
    -Bu konuda haklısınız. Geçen yıl Ferhat evlilik yıldönümümüzü hatırlamadığı için çok üzüldüm. Açıkça söyleyeyim ben şöyle düşünüyorum: “Kocam evlilik yıldönümümüzü hatırlamadığına göre artık beni sevmiyor, evliliğimize de önem vermiyor.”
    -Romantizm üzerinden kafa yürütüyorsun. “Kocam evlilik yıldönümümüzü hatırlamıyorsa, kesin beni artık sevmiyordur.” Ne alaka adam işin gücün derdinden unuttu gitti. Sen hatırla, sen hatırlat, organizasyonu sen yap, o da sen de mutlu bir akşam geçirin.
    -Fakat hatırlayan erkekler var.
    -Hatırlayan erkekler vardır tabi. Fakat kaç erkek gönlüyle önem verdiği için hatırlıyor, kaç erkek karısının şerrinden korktuğu için hatırlıyor. O ayrı bir konu.
    Dizilerdeki erkekler unutmazlar özel günleri. Her akşam ekran karşısında saatlerce bu dizilere bakan kadınlar, gerçekle hayali ayırt edemez duruma geliyorlar. Zaten insan beyni etkilenme anlamında gerçekle hayali pek ayırt etmiyor. Hayalden de gerçekten etkilendiği gibi etkileniyor.
    Televizyon sayesinde kadınlar dizi kahramanı gibi bir erkekle yaşamak istiyorlar. Bunu bulamayınca kocalarını dizi kahramanlarına benzetmeye çalışıyorlar. Tabi sonuç büyük bir hüsran oluyor. Ailelerde kadınlar mutsuz, erkekler kırgın.
    -Ama gerçek hayatta bulamadığımız ya da bulup da kaybettiğimiz aşkları orada izlemek biz kadınları mutlu ediyor bence.
    -Tam aksi mutsuz ediyor. Orda seyretmek insana yetmiyor, herkes hayatında aşk eksik olmasın istiyor. Yaşlı kadınlar da buna dahil. Yaşı yetmişe yaklaşmış evli ve torunları olan kadın “Dünyaya bir daha gelirsem asla evlenmeyeceğim. Metres olarak yaşayacağım. Hayatımda büyük bir aşk yaşayamadım. Bir şansım daha olsa metres olarak yaşardım, aşk yaşardım.” diyor.
    Her akşam dizi izlemenin doğal neticesi bu. Reklamlarda cızır cızır kızaran salam sucuk, nasıl ki imkanı olup alamayanların ağzının suyunu akıtıyorsa, yoğun aşk dizileri de özellikle kadınların kalplerini kanatıyor. Aşık olup aşkı bitenlerin yaralarını deşiyor, olamayanlara da hep bir eksiklik duygusu yaşatıyor.
    -Evet böyle bakınca haklısınız.
    -Sen miras meselesi yüzünden ağlayan adamın hikayesini biliyor musun?
    -Hayır, bilmiyorum.
    -Adamın birini, miras meselesi yüzünden çıkan tartışmada akrabaları biraz dövmüşler. Adam dava açmaya karar vermiş. Dilekçe yazdırmak için arzuhalcinin yanına gitmiş.
    “Akrabalarım beni dövdü, dava açmak istiyorum” demiş.
    Arzuhalci:
    “Öğleden sonra gel, ben sana iyi bir dilekçe hazırlarım.” demiş.
    Adam öğleden sonra gittiğinde arzuhalci birkaç sayfalık dilekçeyi göstermiş:
    “Dilekçen tamam, ben okuyayım, sen bir dinle sonra altına imzanı atarsın” demiş.
    Adam dilekçeyi dinlerken ağlamaya başlamış. Arzuhalci şaşırmış. “Sen niye ağlıyorsun” diye sormuş. Adam “Uyyy bana neler yapmışlar da haberim olmamış” demiş.
    Televizyon sayesinde kadınlar da biz neler kaçırmışız, neler yaşayamamışız diye kendi hallerine ağlayıp duruyorlar.
    Not: Yukarıdaki yazı "Muhabbet Olsun" kitabımdan bir bölüm. Kitapta, ünlü aşk kahramanlarından "Ferhat ile Şirin" günümüzde yaşıyorlar. Büyük aşkı bitirmişler "Muhabbet edemiyoruz." diye dertliler. Kırk adım atıyoruz muhabbet için. Yirmi beş adım Şirin ile on beş adım Ferhat İle. Yukarıda okuduğunuz bölüm Şirin ile sohbetimizin bir bölümü.
    Sema Maraşlı - Haber 7

  5. #21
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Beklentile​r Evliliğe Zarar Verir

    Ben “Romantizm hiç olmasın.” demiyorum. Sadece medyanın bize pompaladığı “Zoraki romantik olma ya da eşimizi zoraki romantik yapma çabaları” içinde olmayalım, diyorum.



    Geçen hafta “Muhabbet Olsun” kitabımdan “Romantizmi Unut” adımını yanlış anlayan hanımlar olmuş.
    Ben “Romantizm hiç olmasın.” demiyorum. Sadece medyanın bize pompaladığı “Zoraki romantik olma ya da eşimizi zoraki romantik yapma çabaları” içinde olmayalım, diyorum.
    Eşimizi olduğu gibi sevelim. İncelikler içinden gelip yapıyorsa ne âlâ. Fakat beklenti içinde olmamak lâzım. Çünkü beklentilerimiz arttıkça mutsuzluklarımız artıyor.
    Konuyu daha iyi açıklaması için bu hafta da ‘Muhabbet Olsun’ kitabımdan Şirin’in atması gereken adımlardan beklentilerle ilgili olan bölümü alıyorum.
    UMMA Kİ KÜSMEYESİN
    -“Umma ki küsmeyesin” Şirinciğim.
    -Güzel sözmüş. Bu hafta beklentilerden konuşacağız anladığım kadarıyla.
    -Evet. Evlilerin pek çoğunda beklentilerinin yerine gelmemesinden dolayı, birbirlerine karşı kırgınlık var. Beklentiler insanı yorar ve yıpratır. “Umma ki küsmeyesin.” demiş atalarımız. Kadınlar erkeklerden çok şey umuyorlar ve çokça da küsüyorlar, küsmeseler bile kırılıyorlar.
    -Evlilikle ilgili hayaller, hep hayal olarak kalır, diyorsunuz yani.
    -Şirinciğim, senin hayal dediğin aslında hayal falan değil. Tek adı var: “Beklenti” Evlilikle ilgili beklentiler daha bekarken başlar. Ama insan umduğunun tam aksi ile karşılaşabilir. Mesela et seven genç bir kız kasapla evlenir, adam vejetaryen çıkabilir, evine et getirmeyebilir ya da doktorla evlenir, kocası karısına ‘Derdin nedir?” diye sormayabilir ya da “görgülü, kibar adam” diye evlenir de zır cahilin yapmayacağı hareketlerle karşılaşabilir. Beklenti ile evlenen kişinin beklentilerinin karşılanmaması, onu çok fazla üzebilir. Kısaca umma ki küsmeyesin.
    -Ama olmayacak büyük şeyler ummuyorum ki. Boğazda köşk, hizmetçiler, yat, kat istemiyorum. Küçük şeyler bekliyorum ondan. Biraz düşünceli olsun, tatlı dilli olsun, sürprizler yapsın, özel günlerimizi unutmasın, beni düşündüğünü ifade edecek küçük hediyeler alsın. Ne olur eşim bunları yapmak için biraz gayret saf etse? Hayatımıza renk gelse.
    -Evet haklısın bu saydığın şeyler, hayatın içinde hoş güzel detaylar. Doğru küçük şeyler; ama sorun da zaten küçük şeyler olmasında. Erkekler bütüne odaklı yaratıldıkları için, küçük şeyler genellikle gözlerinden kaçar. Kadınlar ise ayrıntıları, incelikleri yani küçük şeyleri yaratılışları itibari ile kafalarını yormadan, doğal bir şekilde düşünüp fark ederler.
    -Erkeğin yaratılışında küçük şeylere dikkat yok, diyorsunuz; ama evlenmeden önce bunların hepsini düşünebiliyordu.
    -Doğal olarak yok; fakat dikkat eder ve özel gayret gösterirse olur. Nişanlıyken işinden çok sana odaklandığı için dikkat edebiliyordu. Evlilik içinde hayatın telaşı, iş yorgunluğu ya da evde yaşadığınız sorunlar, erkeğin bu konuda gayret etmesine engel oluyor. Doğal bir süreç olmadığı için de kadınların beklentileri hep havada kalıyor. Daha önce konuşmuştuk, diziler, filmler, reklamlar bu işten rant sağladıkları için kadınların beklentilerini körüklüyor.
    -Hasta olduğum bir gün yemek yemeden erkenden yattım. Aç yattığım için Ferhat’ın gece içi rahat etmemiş, bir elma dilimleyip yatağa getirmiş; ama soymadan dilimlemiş. Ben elmayı asla kabuklu yemem. İnsan karısının elmayı nasıl yediğini bilmez mi? Beni sevseydi bana değer verseydi bilirdi. Yemedim ben de elmayı. Tartıştık ben de küstüm.
    -Kadınlar, kocalarının elmayı nasıl yediğini, çayının, kahvesinin şekerinin ayarının nasıl olduğunu bilirler, bunun içinde gayret göstermeleri gerekmez. Fakat erkekler için böyle bir konu basit, dikkatini çekmeyecek bir ayrıntıdır. Karısını sevip sevmemesi ile bir alakası yoktur. Fakat pek çok kadın, erkeği kendi gibi zannettiği için böyle durumları senin gibi yorumluyor: “Beni sevseydi, bana değer verseydi, elmayı nasıl yediğimi bilirdi.” Oysa erkeğin gözünde bu konunun değer vermekle hiç alakası yoktur. Fıtratını zorlamamıştır, sadece. Doğal davranmış.
    -Sadece bu değil ki. Mesela saçımı boyatıyorum fark etmiyor, kestiriyorum fark etmiyor. Bazen yeni aldığım giysinin yeni olduğunu fark etmiyor. Fark etmesini bekliyorum, fark etmeyince de surat asıyorum.
    -Fark etmesini mi bekliyorsun yoksa çok yakışmış, güzel olmuş demesini mi?
    -Tabi ki yakıştığını söylemesini de bekliyorum; ama fark etmeyince onu da söylemiyor. Bir demet papatya ya da bir dal olsun önemli değil, gül alıp getirmiyor. Ancak iş yerine hediye çiçek gelirse o zaman getiriyor.
    -Çiçeği satın aldığını ya da iş yerine hediye geldiğini sen nereden biliyorsun?
    -Gülü kim getirdi, iş yerine mi geldi, bedava mı, para verip mi aldın? diye soruyorum.
    -Ferhat ne diyor?
    -“Sana ne” diyor. “Nerden aldığım neden önemli? Seni düşünüp getirmişim.” Ama ben biliyorum ki bedava. Para verse söyler. Beni düşünse para verip alır.
    -Kadınlar detayın ölçüsünü kaçırıyorlar. Para verip alsa neden mutlu olacaksın ki?
    -Çünkü beni düşünüp çiçek almamış, çiçeği iş yerinde solmasın diye mecburen alıp bana getirmemiş.
    -Bu çok doğru bir ölçü değil; çünkü iş yerine gelmiş çiçeği “Karıma götüreyim mutlu olsun.” diye seni düşünüp getirmiş olabilir ya da çiçekçinin önünden geçerken durup “Şu başımın belası kadına bir çiçek alayım, belki yüzü güler.” diye almış olabilir. Kimse kimsenin niyetini bilemeyeceği için gelen çiçeğe, gönülden teşekkür edip, kabul etmen, en mantıklısı olur. Eşin, senin çiçek gelince mutlu olduğunu görürse, başka bir zamanda satın alır getirir. Yeter ki eli çiçek getirmeye alışsın.
    -Sorun sadece çiçek meselesi değil ki. Bazen özel günlerimizde hediye alıyor; ama aldıkları hiç benim zevkime hitap etmiyor. Beğenmeyip kullanmazsam da canı sıkılıyor. Benim zevkimi bilmiyorsa, beni götürsün birlikte alalım.
    -Peki hiç düşündün mü erkek senin zevkine göre almıyorsa, kimin zevkine göre alıyor.
    -Beğenerek aldığına göre, kendi zevkine göre alıyor olmalı.
    -Aynen öyle. Erkekler bir kadının üzerinde görmeyi hayal ettiği şeyi, eşlerine alırlar. Bu bir kadının parmağına yakışacağını düşündüğü yüzük de olabilir, bir giysi de, bir çanta da. Senin zevkine uymasa da onun için, onun gördüğü zamanlarda kullanabilirsin.
    -Hiç böyle düşünmemiştim.
    - Belki senin zevkin giyim tarzın, eşine hitap etmiyordur. O zaman kocanın aldığı hediye çingene pembesi bir buluz, ponponlu bir terlek, fıstık yeşili bir etek de olsa eşinin yanında giy. Kocanın yanında onun zevkine göre giyinmek, seni bozmaz merak etme. Belki yavaş yavaş hoşuna gitmeye bile başlayabilir.
    -Ama insan istiyor ki para verilip alınmış, her zaman kullanacağım bir şey olsun.
    -Kadınların derdi bu zaten. Madem para verildi, çok işime yarasın. Arada bir tutumlulukları tutar. Yalnız bu konuda tutumluluk gerçekten gereksiz. Hediyeyi beğenmemek eşinin hediye alma isteğini kırar, ayrıca “zevkimi beğenmiyor” diye kalbini de kırar.
    -Bu konuda daha dikkatli olacağım.
    -Kısacası Umma. Umarsan da umduğun dışında bir şey olursa küsme. Kocasını arayıp “eve şu lazım” demeyen kadınlar var. Kocası arayıp “alınacak var mı” diye sormalıymış. Evet erkeğin arayıp bu soruyu sorması hoş olur; ama her erkek bunu düşünmeyebilir. İşi yoğundur, ailesinden öyle görmemiş alışmamıştır falan filan. Böyle şeyleri dert edip sorun etmemek lâzım.
    -Yıllardır Ferhat’a “Sabah kapıdan çıkarken akşama bir şey lâzım mı diye sor.” diyorum; ama daha hiç sormadı. Alıştıramadım.
    -Bir şey gerek olduğunda eşini telefonla ara. Olumsuz gibi görünen bu durumu, onu arayıp sesini duymak için bir fırsat bil. Bir fıkrayla bu haftaki görüşmemizi bitirelim.
    -İyi olur, birkaç haftadır fıkra anlatmadınız.
    -Yeni evli bir çift, ilk günlerini geçireceklermiş. Gelin uyanmış bakmış damat yatakta yok. Mutfağa gitmiş ki kocası kahvaltıyı hazırlamış, oturma odasında ütü yapıyor. Gelin çok sevinmiş. Beklediğim gibi iyi bir kocaya düştüm, diye sevinerek kocasına görünmeden yarım kalan uykusunu tamamlamak için yatağına gidip uyumaya devam etmiş. Kocası az sonra gelip onu uyandırmış. Söylediği ilk söz gelinin bütün sevincini alt üst etmiş. "Yaptıklarıma iyi bak, her sabah böyle isterim." demiş.
    Sema Maraşlı - Haber 7

  6. #22
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Cennet sevmeyi bilenlerindir...

    Dünyada da ahirette de cennet sevmeyi bilenlerindir... Seven çok; ama sevmeyi bilen az. Hele bu devirde sevgi enflasyonu yaşıyoruz. Sevginin adı var, kendi yok...



    Bostan ve Gülistan” kitabının yazarı Sadi Şirazi’nin "Cennet sevmeyi bilenlerindir." sözünü ilk duyduğumda “ne çok şey anlatıyor” diye düşünmüş ve çok beğenmiştim. "cennet sevenlerindir" demiyor, "sevmeyi bilenlerindir." diyor. Arada çok büyük bir fark var.
    "Sevmek" dilimizden düşmeyen; ama bir türlü özüne inemediğimiz kelime: Allah’ı sevmek, peygamberi sevmek, dinini sevmek, anneni sevmek, çocuğunu sevmek, eşini sevmek… Hepsi sevmeyi biliyorsan değerli ve anlamlı. Kuru boş seviyorsan bir anlamı yok. Allah(c.c)ı sevdiğimizi iddia ediyorsak; fakat Yaradan’ımızın sevmediği işleri sürekli yapıyorsak, bu sevgi gerçek olabilir mi? Bir anlamı olabilir mi?
    Seven çok; ama sevmeyi bilen az. Hele bu devirde sevgi enflasyonu yaşıyoruz. Sevginin her yerde adı var, kendi yok.
    Her şeyin ilmi vardır, sevmenin de. Sevmeyi tamamlayan şey sevmeyi bilmektir. Sevgi ilminin de ilk maddesi, sevgimizden bencilliği çıkarmak olmalı. Sevdiğimizi kendi canımız istediği gibi değil, sevdiğimizin hoşuna gittiği gibi sevmek. Onu hoşuna gideceği şekilde sevmek için de tanımak gerekir. Nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını bilmek gerekir.
    Sevdiğini önemsemek gerekir. Eşimizi çok seviyorsak; fakat onu düşünerek hareket etmiyorsak, bu sevginin ne kadar anlamı olabilir? Sevgi sevinç vermeli. Sevdiğimizin mutluluğu, sevinci, bizim için önemli değilse sevgiden söz edebilir miyiz? "Ben onu çok seviyorum, o ister mutlu olsun ister olmasın, önemli olan benim mutluluğum." diyen birinin sevgisine kim inanır?
    "Çocuğumu çok seviyorum." deyip onunla ilgilenmiyorsak, birlikte zaman geçirmiyorsak, çocuğumuz sevgimize inanır mı?
    Kadınlar ve erkekler sevgiyi farklı algılıyorlar:
    Kadınlar ilgi gördüklerinde, sevildiklerine inanıyorlar: "Ne kadar ilgi, o kadar sevgi." Kocası onu gün içinde arasın, mesaj göndersin, hasta olduğunda bir bardak çay versin, keyifsizse derdini sorsun, onun anlattıklarını ilgiyle dinlesin. Bunlar hemen her kadının hoşuna gidecek genel şeyler.
    Reklamlarda ve filmlerde çok kullanılan bir sahne vardır: Kadın ve erkek açık havada balkonda ya da deniz kenarındadırlar. Kadın üşür. Erkek kendi de üşüdüğü halde ceketini çıkarır ve kadına verir. O zaman anlarız ki adam kadını seviyor.
    Sevmek yeri geldiğinde kendinden vazgeçmek değil midir? "Önce ben, sonra sen" diye seviyorsak; eşimiz sevildiğine ne kadar inanabilir? Bireysel hoşa gitmeyen şeyler de vardır.
    Mesela bir hanım “Eşim benden bir şey isteyeceği zaman parmağıyla omzuma vurur. Ben bundan nefret ediyorum ve yıllarca ona bunu yapmamasını söyledim; ama hiç aldırış etmiyor, hâlâ yapıyor.” demişti. İşte sevmeyi bilmeyen bir koca.
    Erkekler için "sevgi" fazla ilgi değildir. Hatta erkekler ilgi artınca bunalabilirler. Kadın da kocasına sevgisini, kendi hoşlandığı gibi, ilgiyle göstermeye çalışırsa; yanlış bir yöntem takip etmiş olur.
    Erkekler için sevgi "kabul görmektir" genellikle. Olduğu gibi sevilmek ister erkekler. Eşlerinin onları eleştirmesine pek tahammülleri yoktur; çünkü sevilmediklerini düşünürler ve ayrıca kendilerinin değiştirilmeye uğraşılmasından hiç hoşlanmazlar. Kadınların da en büyük isteği kocasını değiştirmektir.
    Erkek çok önemsediği konunun, karısı tarafından da önemsenmesini ister. Kimi kapıda karşılanıp uğurlanmayı, kimi vaktinde yemeğin hazır olmasını, kimi ailesine çok değer verilmesini ister ve bu davranışları sevgi ifadesi olarak görür. Karısı onun en çok önemsediği konuyu önemsemiyorsa, onun sevgisine inanmaz.
    Bir tanıdığım karı koca, evde kavgalar artınca yazılı bir anlaşma yapmışlardı. İkisi de hoşlanıp hoşlanmadıkları şeyleri ve nasıl davranılmasını beklediklerini yazmışlar.
    Kadının ilk maddesi “Benimle konuşurken bağırma.” olmuş.
    Erkeğin ilk maddesi “Köyümüze asla kötü deme." (Ailesinin yaşadığı ve arada bir gittikleri köyleri için.)
    Yazmak pek çok gözden kaçan şeyi hatırlamak açısından çok faydalıdır. Eşiniz ona hoşlanmadığınız bir şey söylediğinizde, sizin için ne kadar önemli olduğunu anlamayabilir; ama yazılı olduğunda ciddiyeti daha iyi kavrar. Eşiniz bazı şeyleri düşünemiyor olabilir; sevmeyi öğrenmesi için yardımcı olmanız gerekebilir.
    Fakat ondan önce "sevgiyi" karşılık beklemeden vermek gerekir. Eşinin hoşuna gittiği gibi davranan kişinin sevgisi inandırıcı olur, ancak. "Ben sevdiğimi keyfime göre severim." havalarından çıkmak gerekiyor; muhabbetli bir ömür yaşamayı önemsiyorsak.
    Nasıl ki yiyecek resmine bakmak, kimsenin karnını doyurmazsa, sadece "seviyorum" demek de kimsenin gönlünü doyurmaz.
    "Dünyada da ahirette de cennet sevmeyi bilenlerindir.”
    (Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel" Kitabımdan bir bölümdür... )
    Sema Maraşlı - Haber 7

  7. #23
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Bir fincan kahveden çok şey olur!

    Eskiden evin dışı kadınlar için tehlikeliymiş; ama günümüzde erkekler için daha da tehlikeli. "Bir fincan kahveden ne çıkar?" dememek gerek çünkü 40 ton dert çıkabilir



    Bir Fincan Kahvenin Kırk Ton Derdi Çıkabilir
    Bu hafta "Muhabbet Olsun" kitabımdan "Ailede muhabbet için atılması gereken adımlar"da erkeklerin dikkat etmesi gereken önemli bir konuda Ferhat' la konuşuyoruz.
    Mutluluğu eşinde ara.
    -"Gözün karından başkasını görmesin." diyorsunuz yani.
    - Konuya bir Nasreddin Hoca fıkrası ile başlamak istiyorum.
    "Nasreddin Hocanın, büyük boynuzlu, koca bir öküzü varmış. Karısına dermiş ki:
    'Ah hatun, şu öküzün iki boynuzunun arasına otursam da dolansam ne kadar keyifli olurdu.'
    Bir gün öküzün yere eğilmesini fırsat bilen hoca, öküzün iki boynuzunun arasına oturuvermiş. Ama öküz hemen kalkıp hocayı yere vurmuş. Hocanın aklı başından gitmiş. Bir süre sonra kendine gelip, gözünü açıp bakmış ki karısı başında oturmuş ağlıyor.
    -Ağlama hatun, çok zahmet çektim; ama hevesimi aldım, demiş."
    -Kıssadan hisseyi anladım.
    - Bazı heveslerin sonu felaketle de sonuçlanabilir. Herkes her şeyden hevesini almaya kalkarsa dünya yaşanmaz olur. Hoca yine ucuz kurtulmuş. Bu bir öküz değil de kadın meselesi olsaydı bu kadar ucuz kurtulamazdı.
    -Bu konuya bir heves olarak mı bakıyorsunuz?
    -Çoğu zaman öyle değil mi? Herkes yapıyor, ben niye geri kalayım, arkadaşlara anlatacak hikayem olsun gibi bir hevesle eşini aldatan erkekler olduğunu duyuyoruz. Bunlar erkeklerin itirafı.
    -Aşk olamaz mı?
    -Aşk olabilir tabi. Ama aşktan çok, tuzaklar var. Eskiden evin dışı kadınlar için tehlikeliymiş; ama günümüzde erkekler için daha da tehlikeli. Erkeklerin dikkatli olması lazım. Hani çocuklar evden yalnız başlarına bir yere gidecekleri zaman tembih edilir ya “Şeker veren olursa, seni annen bir yerde bekliyor, diye söyleyen olursa sakın kanma” denir ya artık erkekleri de “Her gülüşe, her bakışa aldanma, sahtesi çok, evin dışında başka yerlerde kimseyle bir şey yeme zehirlenirsin, güzele bakıp kanma, kimsenin verdiği gazozu içme” gibi sabah tembihle göndermek gerekiyor sanki.
    Ferhat epeyce güldü bu esprime.
    -Bence ciddiye al. Erkekler için tehlike her tarafta kol geziyor. Arkadaşım anlattı. Minibüste on yedi, on sekiz yaşlarında iki genç kız oturmuşlar konuşuyorlarmış. Kızlardan biri şöyle diyormuş: “Ay ne uğraşacağım bekar erkekle, her şeyi sorun. Bulacaksın parası çok, evli bir adam, üç gün sonra attıracaksın karısını, konacaksın hazıra. Ev hazır, iş var, para var. Atarsın önceki eşyaları, dayar döşersin evin içini keyfine bakarsın. Ayrıca adamla yaş farkın olursa daha iyi olur, karşında mum olur. Çekilmez bekar erkeğin nazı bu devirde.”
    -Korkunç bir şey bu. Gencecik kızların hayallerine bakın.
    -Kim bilir, kaç erkek bu tuzaklara düşüyor. Bir genç kız kendine ilgi gösterince, aklı başından gidiyor, sevindirik oluyor fakat aklı başına geldiğinde artık çok geç oluyor. Ailesi dağılmış oluyor, yeni eşi ile de mutlu olamıyor, eski eşine dönemiyor.
    -Ailesi dağılmasa bile karısı ile arası bozuluyor.
    -Kadınların en affedemedikleri konudur aldatılmak. Kadın ya ayrılır ya da evliliğine devam eder ama eşini affetmez. Eş ve çocuklar hevesler için risk edilmeyecek kadar değerlidir. Erkek öncelikle eşiyle mutlu olmak için uğraşmalı. Başka kadına göstereceği ilgiyi özeni, kendi karısına gösterse, büyük ihtimalle onunla da mutlu olacaktır. Erkek başka bir kadına dökeceği dili, alacağı hediyeleri, çekeceği mesajları kendi karısına yapsa, karısı etrafında pervane olur.
    -İşin kötüsü söylediğim gibi dışarısı çok cazip. Kadın konusu biz erkeklerin en zayıf olduğu konu. Evin dışında, sokakta, iş yerlerinde, bakımlı ve çekici kadınlar aklımızı karıştırıyor. Açıkçası ben karımdan görmediğim ilgi ve alakayı dışarıda çok rahat görüyorum. Kadınların da evde eşlerine cazip görünmek için gayret etmeleri gerekmiyor mu?
    -Haklısın ama o kadının atacağı adım. Bunları Şirin’le konuştuk. Onun bütün adımları birden atmasını beklememek lazım; ama ben onun zamanla öğrendiklerinin hepsini yapacağına, adımları tamamlayacağına inanıyorum. Şimdi biz senin adımlarını konuşuyoruz. Sen kendini tehlikeden nasıl koruyorsun, onu konuşalım.
    -Ben kendime bir formül buldum. Arkadaşlarımın başına gelenlerden ders aldım. Hiç yaklaşmıyorum. Arkadaşlarımın ilişkileri “Bir kahve içmekle ne olacak, sadece bir yemek yiyeceğiz, devamını düşünmüyorum” gibi küçük adımlarla başladı. Eskiden bir kahve içmenin kırk yıl hatır olurmuş, şimdi bir kahvenin, kırk ton, derdi oluyor.
    -Kendilerini kaptırıp gidiyorlar değil mi? Kadın ve erkek ateşle barut gibidir, her an alev alabilir. Tehlikeli durumları aslında iki tarafta başlangıçta hissederler; ama ya kendilerini kontrol edebileceklerini düşünürler ya da kendilerini kandırırlar. En iyisi hiç yaklaşmamak. Duyguları zapt etmek çok zor çünkü. Bir süre sonra durum kontrolden çıkar.
    -Çok haklısınız. Size yüzde yüz katılıyorum.
    -Bu haftalık da bu kadar.
    Sema Maraşlı - Haber 7

  8. #24
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Ah bu kayınvalidelerin gelinlerden çektiği

    Kadınlar, evlilik cüzdanını, tarla tapusu gibi bir şey zannediyorlar galiba. O artık benim. Yok öyle şey. Türk kadınları kocayı ve çocukları fazlası ile sahipleniyorlar.



    Kayınvalide mümin kardeşimizdir
    Ramazan ayı ve yaz tatili bir arada olması sebebi ile pek çok aile köyünde, memleketinde aile büyüklerinin yanında. Bu ne demek? Gelin kayınvalide sorunlarının had safhaya ulaşmış olması demek. Erkeklerin anneleri ve eşleri arasında kalması demek. Kadınların kayınvalide evinde iğne üstünde oturması demek. Çocukların doyasıya aile büyüklerini sevememesi demek.
    Gelin- kayınvalide sorunları üzerine bir kitap başladım. Bu konuda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Sizler de bu konuda yaşadıklarınızı mail adresime göndererek kitaba katkıda bulunabilirsiniz.
    Türk kadınlarının çoğunda kayınvalideye karşı ön yargı var. Kayınvalidesi ile iyi anlaşan hanımlar konuyu üzerlerine almasınlar. Fakat gelin- kayınvalide sorunlarının yaşandığını aileler çok fazla. Kayınvalidenin her sözü geline batıyor, hiç bir hatası unutulmuyor, özenle kaydediliyor. Kayınpederlerle pek sorun yaşanmıyor. Sorunlar daha çok kadınlar arasında. Kayınvalide, görümce ve elti üçgeninde kaynıyor.
    Bu sorunlar ailelerde büyük huzursuzluk kaynağı. Hele yakın oturuluyorsa dedikodu kazanı hiç boş kalmıyor. Bence sorunun temel kaynağı kadın kıskançlığından başka bir şey değil. Gelin kocasının ailesi ile muhabbetini kıskanıyor, kayınvalide gelinin oğlu ile muhabbet etmesini ya da muhabbet etme ihtimalini kıskanıyor. "Ya oğlum karısını benden çok sever de bizi unutursa kaygısı." ile "Kocam beni annesinden kardeşinden daha çok sevmeli ve daha çok önem vermeli." telaşı arasında erkekler arada kalıyorlar.
    "Kayınvalidem ve görümcem geldikleri zaman kocama sarılıp öpüyorlar, çok rahatsız oluyorum odadan hemen dışarı çıkıyorum." diyen gelinler var. Anne evladını, kardeş kardeşi öpemeyecek mi? Tapusunu sana mı verdiler?
    Kadınlar, evlilik cüzdanını, tarla tapusu gibi bir şey zannediyorlar galiba. O artık benim. Yok öyle şey. Türk kadınları kocayı ve çocukları fazlası ile sahipleniyorlar.
    "Beni annelerle aynı binada oturmak zorunda bıraktığın için sana hakkımı helal etmeyeceğim." demiş hanımın biri kocasına. Kayınvalidenin en büyük suçu da onlar karı koca bir yere giderken "nereye gidiyorsunuz?" diye sormalarıymış. Ne büyük suç! Özgürlüğümüze kimse karışamaz havaları. Sanki kendiler kayınvalide olduklarında evlatları bir yere giderken mel mel bakıp yutkunacak "nereye gidiyorsunuz" demeyecekler.
    Kayınvalide büyük bir sıkıntı olarak görülüyor. Mümkün olduğu kadar benden uzak olsun hatta mümkünse aynı gezegende olmayalım. Artık çocuklarının mürüvvetini de görmüşler yavaştan yavaştan dünyadan gitseler, diye bakılıyor.
    Öncelikle dünyaya imtihan için geldik. Sıkıntıdan kaçış diye bir şey yok. Sen kayınvalideyi sıkıntı diye görüp ondan kurtulmaya bakarken Allah sana öyle sıkıntılar verir ki kayınvalide en hafifi kalır.
    Her şeyden önce kayınvalide mümin kardeşimizdir, düşmanımız değil. Hataları olabilir, kusurları olabilir. Bize düşen affetmek ve iyi muamelede bulunmak olmalı.
    KALBİ KİN DOLU MÜCAHİDELER VAR
    Bir bardak su veriyorsak, yaptığımız yemeklerden yiyorlarsa ahirete yatırım yapmamıza yardımcı oluyorlar demektir. Sayelerinde sevap hanemiz genişliyor demektir. Hele bir de huysuz ve zor insanlarsa sevabımız kat kat artıyor demektir.
    Ramazan ayı nefsi terbiye ayı değil mi? Buyurun daha iyi bir fırsat olabilir mi? Ne ki nefsimize ağır geliyor onda sevap çok demektir.
    Dernek, vakıf çalışmalarında koşturan, elinden Kur'an düşmeyen fakat kayınvalidesini görmek istemeyen kalpleri kinle dolu mücahideler (!) var.
    Peygamberimiz kendisine dua öğretmesini isteyen Hz Aişe’ye “Kalbimde kin bırakma.” diye dua etmesini tavsiye etmiş. Biz kadınlar kin tutmaya daha meyilliyiz. Geçmişi unutmayız. Küçücük bir olayda nişanlılıktan başlayarak o güne kadar olan ne kadar olumsuz şey varsa ortaya dökeriz. Hem eşin hem ailesinin yaptıkları hiç unutulmaz. Oysa sevgili peygamberimiz “Mümin kin tutmaz.” buyuruyor.
    Hz. Ebû Bekir akrabası Mistah ve ailesine yoksul oldukları için devamlı yardım ediyor. Fakat Mistah gerdanlık olayı sebebi ile Hz. Âişe'ye atılan iftiraya katılıp destekliyor. Hz. Âişe'nin masum olduğunu anlatan âyet-i kerîme inince Hz.Ebu Bekir Mistah'a bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin ediyor.
    Bunun üzerine bağışlamanın önem ve üstünlüğüne dikkat çeken Nur sûresi 22. âyet-i kerîme geliyor. Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar yakınlarına yoksullara yolunda hicret edenlere (mallarından bir şey) vermemeye yemin etmesinler affetsinler vazgeçsinler. Allah 'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir."
    "Ya Rab tabii ki bizi bağışlamanı severiz."diyen Hz. Ebu Bekir kızına yapılan iftiraya katılan kişiye Allah için yardıma devam eder.
    Kayınvalide gerçekten fenalık yapmış olabilir ya da karşılıklı hatalı davranışlar sebebi ile soğukluk olmuş olabilir. Geçmişin tatsızlıkları bizi yorar, yıpratır ve bugünümüzün de tadını kaçırır. Olan olmuş biten bitmiştir.
    "Affetmek kişinin kendine yapacağı en büyük iyiliktir." diye bir söz okumuştum. Çünkü affetmek kalbi temizler. Kin tutmanın bir ucu kadere isyana gider. "Ben bunları hak etmedim, yapanı da affetmiyorum."
    MÜMİN KİN TUTAR MI?
    Eşinizin ya da kayınvalidenizin hatalarını affedemiyorsanız, gözünüzün gördüğü bir yere "Mümin kin tutmaz." hadisi şerifini yazın, gördükçe sürekli sizi uyarsın. Kimin söylediğini bilmiyorum ama "Kini olanın dini yoktur." diye bir söz duymuştum. Bu da hadis-i şerîfe uygun bir söz.
    Hz. Ali "Kin mal gibi miras kalır." buyuruyor. Biz kin tutunca çocuklarımız da kin tutmayı öğreniyorlar. Çocuklarımıza ev, arsa, para ne bırakacağız geride diye düşünüyoruz da hangi iyi huyları ya da hangi kötü huyları miras bıraktığımızı hiç düşünmüyoruz.
    Erkekler kayınvalideleri ile kadınlar kadar sorun yaşamazlar; fakat karısının ailesine soğuk davranan, karısının ailesi ile görüşmesini istemeyen erkekler de var. Bazen iki tarafın aileleri arasında tatsızlık yaşanıyor ve durum üzerine erkek eşinin ailesine tavır alabiliyor. Aileler arasında yaşanan tatsızlıkları uzatmamak gerek. Çocuklarına kin miras bırakmak istemeyen kin tutmamalı, affedici olmalı. Erkek affedici olmalı ki eşine çocuklarına örnek olsun.
    Rabbimiz İsrâ sûresi 7. âyet-i kerîme de şöyle buyuruyor:
    "İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Şayet kötülük ederseniz o da kendinizedir."
    Yaptığımız iyilikler ve kötülükler ancak kendimiz içindir. Karşımızdaki sadece sebeptir. Bu yüzden yaptıklarımızın karşılığını insanlardan değil Rabbimizden beklemeliyiz. Bırakın kayınvalide bilmesin, eşiniz bilmesin. Bilen biliyor önemli olan da o değil mi? Bir iyiliğe binlerce kat fazladan sevap bahşeden yüceler yücesi Rabbimiz bildikten sonra gerisi pek de önemli olmasa gerek.
    Kusurlarımıza rağmen birbirimizi sevmeyi öğrenmeliyiz. Bu konuda sorun yaşayanlar işe kayınvalideyi sevmeye çalışarak ve ona Allah rızası için iyi davranarak başlayabilirler. Kayınvalidenin öncelikle mümin kardeşimiz olduğunu unutmayalım. Şu güzel günlerde Rabbimizden af bekliyorsak önce kendimiz affedebilmeliyiz.
    Sema Maraşlı - Haber 7

  9. #25
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Kadınların üstünden atması gereken 4 yük

    İster ev hanımı olsun, ister iş kadını olsun, günümüzün kadınları genellikle yorgun ve bezgin. Çünkü üstlerinde çok yük var ve o yükü hafifletmeleri gerekiyor...



    Günümüzde kadınlar genellikle yorgun, bezgin.
    Ev hanımları da çalışan hanımlar da bitmeyen işlerden, çocuklardan, yardımcı olmayan kocalardan şikayetçi.
    Kadınların üstünde cidden büyük bir yük var, kadınların bu yükün bir kısmını atmaları lâzım.
    Birincisi: Bitmeyen ev işlerinden başlamalı. Temizlik gerekli; ama kadınlar fazla önem verip temizlikle kendini bitirmemeli. Temizliğin her kadın için anlamı farklıdır. Kimi içinden geldiği için, kimi zaruretten, kimi de konu komşuya eşe dosta ayıp olmasın, diye yapar.

    Evlerin içi genellikle ihtiyaçtan çok fazla, lüzumsuz eşyalarla dolu. Kadınların ömrü bunlara hizmetçilik etmekle geçiyor. Öncelikle fazla eşyaları atmalı.
    Ayrıca pek çok evde, içi eşyalarla dolu, kadının sık sık temizlemesi gereken; fakat misafirden misafire nadir kullandığı misafir odaları var. Evin en geniş, manzarası en güzel odası, temizleyip kapatılır, çor çocuk herkes küçücük oturma odasına doluşulur. Akşamları karı kocanın baş başa geçireceği zamanı olmaz. Çocuklar hep anne babanın tepesindedir.

    Açın salonların kapısı. "El gün, gelen misafirler ne der" demeden, içinizi açacak canlı renklerle, rahat mobilyalarla döşeyin salonunuzu. Sonra da rahat rahat tepe tepe kullanın. Şu ölümlü dünyada siz mutlu olmadıktan sonra, siz kullanmadıktan sonra eşyanın ne önemi var? Dünyaya eşyaya hizmetçilik etmeye mi geldiniz???

    Aniden bir misafiriniz geldi; eviniz dağınık, olsun ne olacak? Sizi kınadı, kınasın ne olacak? Sizi kınayacak zaten dost değildir, sözünün kıymeti yoktur. Hiç aldırış etmeyin. Bütün günü temizlikle geçirip akşam eşinizin karşısına yorgun çıkmayın. Ayrıca sürekli temizlikle uğraşırsanız sürekli kirlenme korkusu yaşarsınız. "Onu oraya atmayın kirlenecek, bunu buraya koymayın dağılacak." diye ev halkını tedirgin etmeye de lüzum yok. Değmez üç günlük dünyada. "Yılın en temiz kadını" diye bir ödül dağıtılmıyor ayrıca.

    Şunu unutmayın ki hiçbir kadın temizlik ve düzeninden dolayı kocasının gönlüne giremez. Evet erkekler temizlik ve düzeni severler; ama bu size ekstra bir puan kazandırmaz. Kadın ne kadar ne yaparsa yapsın, görevi gibi algılanır. Erkek için önemli olan karısının kendine karşı davranışı, güler yüzüdür. Hiçbir erkeğin temiz; ama asık yüzlü bir kadın isteyeceğini zannetmiyorum. Belki arada eksik bir şeyler olduğunda eşiniz şikayetçi olabilir. Çok ciddiye almayın, hemen mükemmel ev hanımını oynamaya kalkmayın. Erkekler arada bir söylenmeyi severler.

    Yorulmuyorsanız, bünyeniz kaldırıyorsa ikisini bir arada yapın. İkisi bir arada olmuyorsa güler yüzlü olmayı tercih edin. Çok temiz, çok becerikli, çok hamarat bir kadın olunca sürekli takdir beklersiniz. O kadar emek verip, yorulup, umduğunuz kadar takdir görmeyince de sinir olursunuz. Beklentiniz yükseldikçe mutsuzluğunuz artar. Güler yüzlü olmayı her şeye tercih edin. Daha çok takdir göreceksiniz.
    İkincisi: Televizyon programlarının yükünü atın üstünüzden. Sabah kalkıp erkenden açıp kim kimi öldürmüş, kim kimi aldatmış, kim kimin katili, kim kimle kırıştırmış, kim kimle ayrılmış tarzındaki televizyon programlarını asla seyretmeyin. Bu programların kimseye faydası yok, sadece zararı var. Bu programlar moralinizi bozar, canınızı sıkar, sizi paranoyak yapar. Bütün günde aklınızdan çıkmaz, boş yere yaşamadığınız derdin sıkıntısını çekersiniz.

    Üçüncüsü: Yemek yapma faslı. Çok çeşitli yemekler yapmaya uğraşıp, kendinizi helak etmeye gerek yok. Hastalıkların çoğu çok ve karışık yemekten oluyor. Dünyada bu kadar aç insan varken, bu kadar tıkınmaya gerek yok. Öyle televizyon programlarında her gördüğünüz yemeği denemeye de uğraşmayın. Büyük ihtimal damak zevkinize uymayacak ve eşiniz beğenmeyecektir.

    Dördüncüsü: Çocuklar. Çocuklar ve onların işlerine gelince, bu konuda da çocuklarınıza sorumluluk verin. Üzerinizdeki yükün bir kısmını onlara yükleyin. Kendi işiniz yetmiyormuş gibi bir de onların işlerini yüklenmeyin. Anne babaların görevi çocuklarını mutlu etmek değildir.

    Anne babaların görevi çocuklarını dünya ve ahiret hayatına hazırlamaktır. Sorumluluk vermezseniz hiçbir zaman sorumluluk sahibi olamazlar. Yapmayın, yıkın işi üstlerine mecbur yapacaklardır. Her şeye yetişmeye çalışıp mükemmel anne, mükemmel aşçı ve mükemmel eş olmaya uğraşmayın. (Eşinize iyi bir sevgili olmaya uğraşın.) Yoksa erken yaşta yaşlanır, mükemmel bir depresyona sahip olursunuz. Benden söylemesi.

    "Erkekler çok rahat, hiçbir şeyi takmıyorlar." diye söyleneceğinize örnek alın, siz de biraz rahatlayın. Hayat geçiyor!
    ("Kulak Âşık Olurmuş Gözden Evvel" kitabımdan bir bölüm.)


    Sema Maraşlı - Haber 7

  10. #26
    cicek demeti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-01-2011
    Mesajlar
    11.693
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @cicek demeti
    cok guzel bir paylasimdi cok tesekkur ederim...

  11. #27
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    20.125
    Adı geçen
    62 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Arkadaşlar bu hali taşıdığımız için 'ya ne genişsin' demişlerdi
    Biz de dedik ki 'ya hu yeryüzü geniş daralıpta ne yapayım'
    Beraber gülüştük!!

    Deneyin takıntısız hayatı gerçekten dünya telaşelerinden sıyrılınca kalp huzurlu oluyor...

    Paylaşım için teşekkürler...

  12. #28
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Kayınvalid​e sorunları hasta ediyor

    Depresyona girip psikiyatra giden kadınların çoğu, kayınvalideden dertliymiş. Hasta eden kayınvalidelerle yanlış iletişimden en çok zararı kadın ve eşi görüyor...



    Ülkemizde depresyon yüzünden psikiyatra giden kadınların çoğu, kayınvalide meselesinden gidiyorlarmış. Bana da bu konuda hanımlardan mailler geliyor. “Çok bunaldık, nasıl davranmalıyız?” diye. Herkese tek tek cevap veremediğim için buradan cevaplamış olayım.
    Gelinler genellikle kayınvalide ile ya çatışmaya giriyorlar, düşman oluyorlar ya da kayınvalide ile irtibatı azaltarak, az görüşme yolunu tercih ediyorlar.
    İkisi de çözüm değil.
    Öncelikle kayınvalidenizin iyi olmasını beklemeyin, siz iyi olun. Bir gelin kayınvalidesinin huyunu değiştiremeyeceğine göre, en akıllıca olanı kayınvalidesini tanıyıp, ona göre doğru adımlar atması olabilir. Çünkü kayınvalide ile sorun olduğunda kayınvalideniz üzülür; fakat sizin evliliğiniz bitme noktasına gelebilir. Eşinizle birbirinizden nefret etmeye başlayabilirsiniz. Sağlığınızdan olabilirsiniz.
    Kayınvalidenizin size hiçbir zaman veremeyeceği zararı, yanlış davranarak, sinir olarak kendi kendinize vermeyin.
    Bu noktada en çok zararı kadın ve eşi görüyor. O zaman kayınvalide ile çatışmadan değil, çözümden yana olunmalı.
    İyi bir iletişimde en önemli şey karşınızdakini tanımaktır. Tanır ve ona göre adım atarsanız, işiniz kolay olur.
    Ben en çok görülen kayınvalide tiplerini grupladım. Tabi bu gruplara girmeyen tiplerde vardır; ama ben en çok görülenleri yazdım.
    Umarım işinize yarar.
    Oğluna düşkün olanlar: İyi niyetlidirler, gelinleri ile oğullarının mutlu olmasını isterler; fakat oğullarından kopmak istemezler. Sık sık yemeğe gelsinler, onlarda yatsınlar, zamanlarının çoğunu onlarda geçirsinler isterler. Yemek yapar çağırırlar, bir sebeple sürekli görüşmek isterler.
    Özellikle oğullarının yeni evlendiği dönemde bu düşkünlük had safhadadır; çünkü evlatları yeni evden ayrılmıştır, onu az görmek, kaybetmiş gibi olmak zorlarına gider, yaptıkları yemekler boğazlarından geçmez.
    Gelinler oğullarına düşkün kayınvalide modeline gıcık olurlar. Gitme gelme konusunda eşleriyle sürekli inatlaşırlar. Kocalarının ailelerinin yanına tek başına gitmeleri bile sorun olur. Ne kendi gitmek ister ne kocasını gitmesini ister. Oysa yapılacak en akıllıca davranış inatlaşmadan ilişkileri sürdürmektir.
    Yeni evliyken biraz daha fazla gitmek, yaptıkları yemeklerini övmek, iyiliklerini takdir etmek onları mutlu eder. Gelinler, yeni evliyken çok gidersek hep öyle alışırlar, öyle isterler diye korkuyorlar. Uzak durmaya az görüşmeye çalışıyorlar. O zamanda aile, oğlumuz elden gidiyor, korkusu ile daha çok üstüne düşebiliyor, bu da işleri iyice çıkmaza götürüyor. Zamanla bu düşkünlük azalır, onlarda oğullarının evden ayrıldığını ayrı bir evi olduğunu kabullenirler, tabi gelin yanlış bir metot izlenmezse.
    Tabii bir de birlikte oturanlar var. Böyleleri için oğluna düşkün anneler daha da sorundur. Bu kayınvalidelerin gelinlerin yatak odasına girip oğullarının üstünü örten tipleri bile mevcuttur. Gelinin gece yıkanıp yıkanmadığı takip edenler de mevcut bu arada. Her duruma sinir olup kendine ve eşine zarar vermektense çok ciddiye almamak, gülüp geçmek gerekir, bu tiplere.
    Kıskanç olanlar: "Oğlumu kaybediyorum" korkusuna düşerler. Oğullarının kendinden başka bir kadını çok sevmesine tahammül edemezler. Korkarlar ki oğulları karısının sözüne bakıp annesini sevmekten vazgeçebilir. Bu yüzden oğlu ve gelininin çok iyi anlaşmalarından, muhabbet etmelerinden rahatsız olurlar. Fakat gelinlerin zannettiği gibi ayrılsınlar da istemezler.
    Böyle bir kayınvalideniz varsa onun yanında çok mutlu pozlara girmeyin, eşinizle birbirinize “aşkım, canım” gibi muhabbet hitaplarında bulunmayın, onun kıskançlık damarlarını zorlamayın.Kayınvalidelerinin kıskandığını anlayan gelinlerin çoğu, inadına, kayınvalidesini sinir etmek için çok mutluymuş havalarına girerler. Kocalarının aldığı her yeni şeyi, kayınvalideyi çatlatmak istermiş gibi gözlerinin içine sokarlar. Bu davranış zarardan başka bir şey getirmez. İnsanların hasetlik ve kıskançlık duygularını körüklememek lâzım, zararlarından korunmak için.
    Geçenlerde bir hanım anlattı: “Kocam bana yıllarca yalvardı ‘Annemlere gidince arada ufak ufak kavga edelim, annem sevinir.’ dedi ama kesinlikle kabul etmedim onların yanında hep çok iyiymişiz gibi davrandım; ama şimdi anlıyorum ki bu davranışımın bana çok zararı olmuş.”
    Kıskanç kayınvalidenin yanında eşinizle muhabbet etmeniz en büyük hata. Kıskanan kayınvalideler tehlikelidir, oğlunun size olan ilgisini azaltmak için arkanızdan konuşabilir bu da zamanla eşinizi etkileyebilir. Bu yüzden en iyisi akıllıca davranmak, onun kıskançlık duygularını kabartmamak gerekir.
    Gelini kabullenmeyenler: Oğlu onun seçtiği kızla evlenmeyen kayınvalidelerdir onlar. Çoğu zaman akrabadan ya da komşudan bir kız, gelin adayı olarak beğenilir; fakat oğlu onu dinlemez, gidip başka bir kızla evlenmek ister. Yeni gelin adayı bir türlü beğenilmez, kızın ailesine, boyuna posuna türlü kusurlar bulunur. Nişan düğün aşamalarında türlü sorunlar çıkarırlar, sürekli söylenirler, gelinin her yaptığı onlara batar.
    Bu kayınvalideler ile zıtlaşmak, inatlaşmak kimseye bir şey kazandırmaz. Tam aksi gelin inatlaştıkça oğluna "Gördün mü benim dediğim kızı almadın, bu gelin bizi beğenmiyor, karın bizi sevmiyor." diye arkanızdan konuşur. Kötülükten kimse hiç bir şey kazanmaz. Allah rızası için iyi davranmak, huysuzluklarını görmezden gelmek lâzım. Her insanın bir zayıf noktası vardır. Kayınvalidenin zayıf noktasını bulup oradan yaklaşmak kazanmaya çalışmak daha akıllıca olur. Kiminin zayıf noktası paradır. Ona hediye almak, altın götürmek gönlünü kazanmanızı sağlayabilir.
    Bazıları gelinin iş yapmasından mutlu olur. Misafiri geleceği zaman pasta börek yapmak ya da yemek yapıp götürmek, evini temizlemesine yardım etmek, sizi kabullenmesini kolaylaştıracaktır.
    Gelinden ilgi bekleyenler: Onlar kayınvalide olma konusunda ağır takılırlar. Oğullarına gelinlerine hiçbir şekilde müdahale etmezler. Onları evlendirerek bütün görevlerini yapmış gibi dururlar. "Biz geline hiç karışmayız, anlayışlı, akıllı kayınvalideleriz." havasındadırlar. Koca bir yalan. Gelinleri, oğulları, gelip gitsin diye can atarlar; fakat gelmezlerse de "niye gelmiyorsunuz?" demeye de tenezzül etmezler. İyi kayınvalide olacağız diye kendilerini fazlasıyla kasarlar. Bakmayın siz onların "Evladım siz yuvanızda mutlu olun, bu bize yeter" demelerine. Yolunuzu gözlerler; fakat söyleyemezler. Onları kendi hallerine bırakmayın, irtibatınızı kesmeyin.
    El gün için yaşayanlar: Bu kayınvalideler için en önemli şey "el ne der" dir. Bütün gayretleri ele güne karşı iyi görünmektir. Genellikle gezmeci tiplerdir. Tabii çok gezdikleri için misafirleri de eksik olmaz. Her yere gelinle gitmek isterler. Misafiri geldiğinde de gelin hizmet etsin, ele güne karşı açık vermeyelim kaygısındadırlar. Gelinler kayınvalide ile bu kadar takılmayı sevmezler. Zaten onlara takılırlarsa kendi ev düzenleri kalmaz. Gönülleri olsun diye fırsat buldukça gezmelerine katılmaya çalışın. Gidemediğiniz zamanda tatlılıkla halletmeye çalışın, mazeretlerinizi söyleyin. Surat asarlarsa aldırış etmeyin, tavır almayın, kızgınlıkları çabuk geçer genellikle.
    Kırılgan tipler: Bu tipler alıngandır, her sözden nem kaparlar, küserler. Hep ilgi beklerler. Küçücük hastalıkları abartır, ilgi görmek için yataklara düşerler. Çocuk gibidirler. İlgi gördüklerinde çabuk mutlu olurlar.
    Hep takdir bekleyenler: Onların en çok istediği "Ne kadar iyi kayınvalide" olduklarını gelinden duymaktır. Onlar genellikle kendi ailelerinden takdir görmemiş olanlardır. İyidirler; fakat elbette hatasız değillerdir. Eğer küçük hatalarına odaklanmaz, iyiliklerini takdir ederseniz, sizden iyi gelin yoktur.
    Feminist kayınvalideler: Onlara göre erkek milletinin hepsi birdir, oğlu da olsa. Bu yüzden hep gelinlerini haklı görürler, oğullarına karşı gelinlerinden taraf olurlar. Onların gazlarına gelip eşinize tavır almayın, "Bak annen bile beni haklı buldu." diye şişinip, hatalarınıza kılıf bulmayın. Eşinizin hatalarına görmek yerine kendi hatalarınızı görmeye çalışın. Kayınvalidenizin sözlerini çok ciddiye almayın, sonra eşinizle aranız bozulur.
    Korkak kayınvalideler: Yeni nesil kayınvalideler fena halde gelinlerinden korkuyorlar. "Oğlan zaten bizim oğlan aman gelinle arayı bozmayalım." diye her daim gelinle iyi geçinme çalışmasındadırlar. Gelinlerin her türlü saygısızlığını görmezden gelir, haklı mazeretler bulmaya çalışırlar. Oğlu ve gelini arasındaki tatsızlıklarda da feminist kayınvalideler gibi hep gelinden yana olmaya çalışır, oğullarına kızarlar. Kayınvalideniz hep sizi haklı çıkarmaya çalışıyorsa, bu sizin haklı olduğunuzu göstermez, kadıncağız sizden korkuyordur. Tırnaklarınızı biraz kısaltın.
    Ahlakı kötü olanlar: En zor olan onlardır. Kötülükleri sadece gelinlerine değildir. Pek sevilmeyen tiplerdir; huysuz ve geçimsizdirler. Akrabalarına, eşlerine, kendi evlatlarına da kötü davranırlar. Huysuz tiplerdir. Yapılan iyiliklere bile bir kulp takarlar. Arıza çıkaracak şeyleri mutlaka bulurlar. Bu tiplere kızmak ve sinirlenmek, yaptıklarında mantık aramak ruh sağlığınızı bozar. Sadece acımak lâzım. Dünya ve ahiret hayatları zarar içinde olan kadınlardır onlar.
    Allah rızası için iyilik yapmayı onlarda tadabilirsiniz. Çünkü hiçbir iyiliğinizin kıymetini bilmeyeceklerdir belki altından kötülük bile arayacaklardır. Zaten yaptığınız her iyiliği yapmaya sizi mecbur görürler. Onların huysuzluklarına takılıp hayatı eşinize de kendinize de zindan etmeyin. Bakalım ne kadar Allah rızası için davranabiliyorsunuz kendinizi test edin.


    Not: Kısmetse başka bir yazıda damat-kayınvalide sorunları üzerine yazacağım. Gelin-kayınvalide konusu ile ilgili kitap yazıyorum. Kitaba katkı olmasını isterseniz konu ile ilgili yaşadıklarınızı mail adresime gönderirseniz sevinirim.
    Sema Maraşlı - Haber 7
    semamarasli@gmail.com

  13. #29
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Günümüz Dertlerine Dualar


    Bayram Duası
    Mübarek Ramazan ayı bugün bize veda ediyor. Seneye kimler yaşayacak, tekrar bu mübarek aya kavuşacak, meçhul. Bu akşam bayram gecesi. Allah (c.c) ın rahmetinin coştuğu, duaların çokça kabul edildiği bir gece.
    Dua kula verilmiş ne büyük bir şereftir. “Ayakkabı bağınız dahi kaybolsa Allah’tan isteyin.” diye buyrulmuş. Küçük büyük her ihtiyacımızı Yaradan’ımızdan isteme kapısı açık. “En iyi dost ve en iyi yardımcı Allah’tır.” buyrulmuş; o halde onunla dertleşmeyip kiminle dertleşeceğiz.
    Bir dostla konuşur gibi değildir, bizim dualarımız genellikle. Kalıplaşmış duaların dışına pek çıkmayız. Geçenlerde mevlitler ve dini sohbetlerin arkasından yapılan toplu dualara takıldı kafam. Ben çocukken hangi dualar yapılıyorsa hâlâ aynı dualar yapılıyor. Elbette bazı duaların zamanı yoktur, insanların onlara her daim ihtiyacı vardır; ama biraz da günümüz ihtiyaçlarına göre dua etmemiz gerekmez mi?
    Günümüz şartlarına göre yapılması gereken dualardan kendim için, sizler için bir liste yaptım. Sizde kendi dualarınızı ekleyin.
    Allah’ım, “kin, kibir ve kim ne der” hastalıklarından sana sığınırım. Bayramı senin rızan için sevgi ve muhabbet içinde geçirmeyi nasip eyle.
    Allah’ım, internette tanımadığım insanlarla sohbet edeceğim, diye arkadaşlarımı akrabalarımı ihmal edip vefasızlık etmekten sen beni koru.
    Allah’ım, aileme ayırmam gereken zamanımı internet başında geçirerek onların hakkına girmekten sana sığındım, beni konu. Teknolojiye karşı bana sağlam bir irade ver.
    Allah’ım, beni, ailemi, sosyal paylaşım sitelerinin şerlerinden koru. Kötü insanları arkadaş diye ekleyip zarar görmekten sana sığındım.
    Allah’ım, internete düşmekten ve rezil olmaktan sana sığındım.
    Allah'ım, sosyal paylaşım sitelerinde çok kişi takip etsin diye abuk subuk şeyler yazmaktan ve şöhretin afetlerinden sana sığındım.
    Allah’ım, internette paylaştıklarımın ne kadar beğenildiği değil, senin ne kadar beğendiğin her şeyden önemli olsun benim için.
    Allah’ım, internete tuhaf tuhaf fotoğraflarımızı çekip koymaktan, kendimizi rezil etmekten sen bizi koru.
    Allah’ım sigara, içki, uyuşturucu ve internet bağımlılığından sana sığındım, bana sağlam bir irade ver, beni koru.
    Allah’ım sanal günahlardan sana sığındım. İnternette gönül çalmaktan, çalıp terk etmekten, mazlumun gözyaşından ve bedduasını almaktan sana sığındım.
    Allah’ım, hayalime bile günah girmesin. Bana temiz bir zihin ve temiz bir gönül ver.
    Allah’ım, televizyonun zararlarından sana sığındım. Vaktimi çalmasından, zihnimi yormasından, gönlümü bulandırmasından, aile hayatımı bozmasından koru. Beni ve ailemi yarışma programlarına katılma sevdasından, saçma sapan şaka programlarının ortasına düşüp üç kuruş para için rezil olmaktan koru.
    Allah’ım, genetiği bozulmuş tehlikeli gıdalardan, kola ve cips gibi zararlı yiyeceklerden bizi koru. Temiz ve helal beslenmeyi nasip eyle.
    Allah’ım, dünyada bu kadar aç insan varken tıka basa yemekten, yemek beğenmemekten sana sığınırım.
    Rabbim, insanlar dertleri ile uğraşırken kameraya görüntü kaydetme merakından sana sığınırım.
    Allah’ım, “daha fazlasını iste” diye bağıran reklam sloganlarının şerrinden sana sığındım beni ve ailemi koru.
    Allah’ım, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine düşmekten sana sığındım.
    Allah’ım telefonumda “bedava konuşma hakkı var” diye kendimi kaybedip zamanımı telefonda boş konuşarak ziyan etmekten sana sığınırım.
    Allah’ım telefonda bedava saatlerimi dolduracağım diye, gıybet ve dedikodu yapmaktan, gerekli ve gereksiz konuşmaktan sen beni koru.
    Allah’ım modern görünme adına dinini hor görmekten âyet-i kerîme ve hadis-i şerîfleri çağa uydurayım, dini kibarlaştırayım diye saçmalamaktan, inkara düşmekten ve dinden çıkmaktan sana sığınırım.
    Allah’ım nefsimin hoşuna gitmediği için senin hükümlerini görmezden gelmekten, inkar etmekten sana sığınırım.
    Allah’ım, kadının feministinden, susmasını bilmeyeninden, nanköründen, çok bilmişinden sana sığınırım.
    Allah’ım erkeğin kabasından, bencilinden, sevmeyi bilmeyeninden, merhametsizinden sana sığındım.
    Rabbim, gaddarlıktan, intikam almaktan, cezalandırıcı olmaktan sana sığınırım.
    Allah’ım, karımın beni dizi kahramanları ile kıyaslamasından sana sığındım.
    Allah’ım, kocamın beni mankenlerle kıyaslamasından sana sığındım.
    Allah’ım, beş günde alevlenen, on günde sönen yalan aşklardan, sahte sevgilerden sana sığınırım.
    Allah’ım, yalnızlıktan sana sığındım. Bana içinde sevgi ve merhametin olduğu güzel bir evlilik ver.
    Rabbim, aile hayatımda her şeyden önce sevgi ve muhabbet olsun. Eşimi kırmaktan, ona zulmetmekten sana sığındım.

  14. #30
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Günümüz insanı neden idare edemiyor

    İdare etmek “aptallık” gibi görünüyor artık. “İdare edemem” diye bağırıyor reklamlarda kadın, eskiyen eşyaları için. Peki, neden idare edemiyor günümüz insanı...



    Günümüz insanı neden yalnız? Gözü mükemmelde olduğu için değil mi?
    Sanki kendimiz kusursuzmuşuz gibi. Kendi kusurumuzu görmekte kör, başkalarının kusurunu görmekte gözlerimiz radar gibi çalışıyor. Övünüyoruz “Gözümden bir şey kaçmaz.” diye. Oysa iyi bir şey değil. Hata bulmayı, laf yetiştirmeyi, eleştirmeyi, söz altında kalmamayı bir erdem zannediyoruz.
    Herkes değişsin ve bizim kafamızdaki kalıplara uysun istiyoruz. Uymayanı hemen hayatımızdan silmek istiyoruz. Oysa Rabbimiz gözlerimize kapak yapmış, görmememiz gerekenler olduğunda kapatalım diye.
    İnsanları hataları ile kabullenip, sevemiyoruz. "İdare etmek" diye bir deyim var. Şimdilerde internette dalgası geçilen. İdare etmek, insan ilişkilerinde çok önemli bir meziyettir. Şimdiki neslin pek bilmediği bir erdem. “Biz neleri idare ettik!” diye övünürdü yaşlılar.
    Eskiden hatalar görmezden gelinir, örtbas edilir, herkes birbirini idare ederdi. Karı koca birbirini, komşu komşuyu, akraba akrabayı, kayınvalide gelini…
    İdare etmek “aptallık” gibi görünüyor artık. “İdare edemem” diye bağırıyor reklamlarda kadın, eskiyen eşyaları için. Beynimizde dönüyor dönüyor dönüyor…“İdare edemem” sloganı. Bir tek eşyaları değil, hiçbir şeyi idare edemiyoruz. Varlığı idare edemiyoruz, yokluğu idare edemiyoruz.
    İDARE ETMEK BİR SANATTIR
    "İdare etmek" bir sanattır aslında. El sanatlarının pek çoğunu kaybettiğimiz gibi akıl sanatlarının çoğunu da kaybettik. Beynimiz de makineleşti. Zeki insan çok; ama akıllı insan az.
    Yeni nesil çocuklar çok zeki; ama çoğu aptal. “Şimdiki çocuklar çok zeki.” diye övünüyoruz. Evet bu zeki çocukların çoğu mutlu olamayacak maalesef. Çok başarılı olacaklar belki; ama mutlu olamayacaklar.
    ZEKİ İNSAN DEĞİL AKLINI KULLANAN MUTLU OLUR
    Zeki insan değil, aklını kullanabilen insan mutlu olur. Zeki çocuklar teknoloji ile ilgili bir sorun olduğunda çabucak çözecekler; ama hayatla ilgili bir sorun olduğunda tökezleyip kalıverecekler.
    Ve onları biz bu hale getiriyoruz. Düşünme yeteneklerini geliştirmiyoruz. Her şeyi önlerine hazır sunuyoruz. Hep almaya alıştırıyoruz, onlar da düşüncesiz ve bencil oluyorlar.
    Beş yaşındaki çocuğun gözünden hiçbir hata kaçmıyor; fakat hiçbir iyiliği görmüyor. Onun için yapılan iyilikler zaten yapılmalı, yapanlar mecbur. Eskiden beş yaşındaki çocuk, küçük kardeşine bakarmış. Gezdirir, yedirir, ağlarsa susturmak için uğraşırmış. Anne doğurur; önceden doğan çocuklar büyütürmüş.
    Şimdi ise bir kaç çocuk sahibi aileler, çocuklarını nasıl idare edeceklerini bilemiyorlar; akıllarını kaçırma durumuna geliyorlar. “Anne yaa kızına baksana, baba yaa oğluna bir şey desene.” Sanki çocukların birbirleri ile kan bağı yok. Ne küçük kardeş büyüğü, ne büyük kardeş küçüğü idare ediyor. Ne kız kardeş erkek kardeşi ne de erkek kardeş kız kardeşi.
    KENDİMİZİ DE İDARESİZ KULLANIYORUZ
    Çok eskiye gitmeye gerek yok; bundan on yıl önce bile kalem, defter, silgi idareli kullanılırdı. Şimdi ise bir yıl önce, yarısı bile kullanılmamış defterler, çöpe gidiyor. Çünkü çocuklar idare etmek istemiyorlar. Giysiler zaten daha eskimeden atılıyor.
    Kendimizi de idaresiz kullanıyoruz. Her şeyi dert edip üzülüp erkenden tüketiyoruz. Kader yokmuş gibi yaşamaya çalışıyoruz.
    Bencilliğimiz arttıkça, idare etme duygumuz köreliyor. Nefsimizi idare edemiyoruz ki başkalarını idare edebilelim. Her arzumuz yerine gelsin istiyoruz.
    İşe önce nefsimizi idare ederek başlamalı değil miyiz? Yemede içmede keyif almada…
    İşimizi ya da eşimizi bırakıp beş dakika diye oturduğumuz bilgisayarın ya da televizyonun başından iki saatte kalkamıyorsak, önce kendimizi idare etmeyi öğrenmemiz lâzım, sonra başkalarını belki de.
    Sema Maraşlı - Haber 7

  15. #31
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Evliliklere zarar veren korku

    Kadın, başka bir kadın yüzünden "kocamı kaybederim korkusu" ile eşine karşı şüphe ve kızgınlıkla o kadar yanlış bir yol izliyor ki çoğu zaman başka bir kadına gerek kalmıyor



    "Aldatılma Korkusu" evlilikler​e zarar veriyor
    Günümüzde kadınlarının en büyük sorunu "Aldatılma korkusu" Paranoya halinde pek çok kadında bunu görüyorum. İhanet üzerine çekilen dizi-filmlerin üzerine bir de etraftan duydukları eklenince hepsi tetikte. Haklılık payı var mı? Evet. Günlük hayatta mahremiyet diye bir şey kalmadı, kadın-erkek hemen her yerde birlikte. Ayrıca internette insanlar birbirleri ile çok çabuk arkadaş olabiliyorlar. Sanal arkadaşlıklar tanışmaya görüşmeye kadar gidebiliyor.
    Ortamların tekin olmaması, kadınlarda müthiş bir güvensizlik duygusu oluşturuyor. Güvensizlik duygusu her zaman kızgınlık duygusu ile beraberdir. Güvenemediğiniz zaman hep kızgınlık duyarsınız. Tetikte olmak, tedirgin olmak sinirlerinizi harap eder.
    Güvensizlik ve kızgınlık duygusu aileleri perişan ediyor. En başta kadının ruh sağlığını mahvediyor. Sonra kocasının. Başka bir kadında gözü olan da olmayan da aynı kefeye konulduğu için, pek çok erkek bu yüzden cezalandırılıyor.
    Kadın beyni zaten senaryo yazmaya pek müsaittir, yeter ki küçücük bir şey bulsun. Üzerine koca bir hikaye yazıyor. Hele bir de bir kaç küçük delil varsa tamam. Kocasının bir kadınla yazıştığını ya da selamlaştığını falan yakaladıysa adamın işi bitmiştir.
    Bu eski bir okul arkadaşıdır, eski bir tanıdığıdır, iş yerinden arkadaşıdır falan, selamlaşmıştır, hiç önemli değil. Sen nasıl böyle bir şey yaparsın? Kadın onu fitil fitil burnundan getirir. Adamın özür dilemesi; artık o konularda dikkatli olması boştur.
    Kadın kocasını mimlemiştir. O günden sonra her bulduğu fırsatta iğneler, laf sokuşturur, kavga çıkarır. Kocasından öç aldığını düşünür; ama en büyük zararı aslında kendisine verir, farkında olmadan. En çok kendinin sinirleri yıpranır.
    Bu durumu yaşayan aileler çok fazla. Aile sorunlarını dinledikçe, düşünmeyi, özellikle "analitik düşünmeyi" hiç bilmediğimizi fark ediyorum. Etraflıca ve çözüm odaklı bir düşünme alışkanlığımız yok. Özellikle biz kadınların. Sadece duygularımızın peşinden gidiyoruz. Kızdığımız zaman ne yaptığımızı bilmiyoruz.
    Mesela kadın kocasından şüpheleniyor ya, başlıyor hayatı adamın burnundan getirmeye. Oraya gitme, buraya gitme, gittiğin yeri bana haber ver, telefonun ortada dursun, şifrelerinin hepsini ben de bileceğim, vs. vs.
    Ben ne yapıyorum? Kocamın bu kadar üstüne gitmem doğru mu? Bunun sonu ne olur? Onu bu kadar bunaltırsam bana olan sevgisi kaybolur mu? Böyle davranarak onu evden soğutuyor muyum? Başka bir kadına gitmesi için sebepleri kendi elimle mi yapıyorum? diye hiç düşünmüyor.
    İçinden geldiği gibi kızgınlık duyguları ile davranıyor. Boşanmak mı istiyor? Hayır. Evliliği kendisinin, kocasının ve bitmeyen kavgalarla tabii ki çocuklarının burnundan getirerek devam ettirmeye kararlı. O zaman niye böyle davranıyorsun? Bir düşün bakalım.
    Evliliğini devam ettirmek isteyen bir kadın, kocasının davranışlarından şüphelendiğinde oturup etraflıca düşünmeli değil mi? Ben bu durumda nasıl davranmalıyım? Nasıl davranırsam doğru olur, nasıl davranırsam yanlış olur? Ona iyi davranırsam aramız tekrar düzelebilir mi? diye.
    Kadın kocasından şüpheleniyor, takip ediyor. "Yakalayınca ne yapacaksınız?" diye soruyorum. Boş boş bakıyor. Belli ki hiç düşünmemiş."Başka bir kadın varsa ayrılacak mısınız?" "Hayır ayrılmam." diyor. Peki ne olacak? Hayatı kocasının burnundan getirecek, en son kocası onu bırakacak. "Kadın yüzünden terk edildim." olacak. Sonuçta aynı kapıya çıkacak, boşanacak. Ayrılmayı istemiyorsan, kurcalama o zaman. İyi zanda bulun, dua et, tevekkül et. Kediyi öldüren merakıdır.
    İnsanın ne yaşadığı değil, yaşadığına gösterdiği tepkidir, ne kadar etkileneceğini gösteren. Karı koca birbirini seviyorsa, başka bir kadın, evliliğin bitişi için bir sebep olmak zorunda değil. Geçmişte böyle sorunlar yaşamış; fakat şimdi evliliklerini çok güzel devam ettiren aileler var. Yeter ki hatalar sürekli başa kalkılmasın, iyi niyetle devam etmeye karar verilmiş olsun. Bazen şer gibi görünen durumlardan hayırlı sonuçlar çıkabilir.
    Hiç aldatılmadığı halde, ondan bundan huylanıp, tedbir olarak, kıskançlıkla kocalarının hayatı burnundan getiren kadınlar bir zahmet dursun ve düşünsünler. Doğru yoldalar mı? Dağa giden yola tırmanırken kendilerini şehirde bulmayı ümit etmesinler.
    Kadın, başka bir kadın yüzünden "kocamı kaybederim korkusu" ile eşine karşı şüphe ve kızgınlıkla o kadar yanlış bir yol izliyor ki çoğu zaman başka bir kadına gerek kalmıyor; kendi elleriyle kocasını kaybediyor.
    Sema Maraşlı - Haber 7

  16. #32
    era

    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-01-2011
    Mesajlar
    489
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @era
    Bu yazının önü ardı var mı bilmiyorum. Varsa bile sadece bu yazıya göre yorum yapıyorum.

    Aldatılmayı korkudan ziyade artık bir gerçek olarak görmek daha doğru geliyor. Herkes aldatır, aldatıyor demiyorum sadece günümüz şartlarında mümkünlüğünü dile getirmek istiyorum. Onun için aldatılmak evilik sürecinde ortaya çıkan bir korkudan çok artık evlenmeme sebebi oldu.

    Ayrıca

    Yazıyı okuduğumda Sema Maraşlı, üst üste aldatılma korkusu taşıyan hatunlarla görüşmüş intibaına kapıldım. Çünkü kadınlara analitik düşünmeyi öğütlerken anlatılanların etkisiyle yazısını düz bir mantıkla kaleme almış gibime geldi.

    Bazı kadınlar kendilerine olan güvensizliklerini eşlerinin tutumlarına yansıtıp vesvese sahibi olabiliyorlar. Onun için, kocanın ufak tefek durumlarını dert edinmektense "kendine güven" mesajı vermesi daha doğru olurdu diye düşünüyorum. Ve yine eksik bıraktığını düşündüğüm nokta, vesveseli olmayıp kocasının halinden anlam çıkarmaya sevk edenin kocanın güven telkin etmemiş olabileceği durumu. Kendisine güven telkin edilen bir kadın olur olmaz şeylerden aldatılma hissine kapılmaz. Tabii ağır vakıa değilse

Sayfa 2/9 İlk 1234567 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sema Maraşlı / Eşimin Eşi Yok!
    By İsmail in forum KİTAP
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 18-10-2012, 12:34
  2. Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 22-05-2012, 23:56
  3. Sema Maraşlı :Evin Reisi Erkektir
    By İsmail in forum Röportaj - Söyleşi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22-11-2011, 14:32
  4. Hadi biraz gülümseyelim bakalim ne olacak :)
    By aHuZaR in forum FOTO / KARİKATÜR
    Cevaplar: 34
    Son Mesaj: 17-05-2007, 17:14
  5. duygular...
    By ozlem_tns in forum FOTO / KARİKATÜR
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29-01-2007, 21:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş