Etiketlenen üyelerin listesi

Bu acdigim konuda Allaha iman eden ve herseyin bilincinde olan bir müslümanin neden günahtan uzak duramadiginin cevabini arayacagiz, Tevbe'nin devamli olması ve günahta Israr düğümünün Çözülmesin yolunu bulacagiz insaAllah... Allahin-Peygamberin,Haramin-helalin,günahin-sevabin,cennetin-cehennemin bilincinde olan bir müslüman hangi ruh haliyle hangi eksikligi sebebiyle günah isler? Kalbinde günah isleme arzusu dogdugu an bundan kurtulmak icin ne yapmali? Gafletin ve irade zayifliginin

Bu konu 16692 kez görüntülendi 107 yorum aldı ...
Bir müslüman neden günah isler?Günahtaki isrardan kurtulus caresi nedir? 16692 Reviews

    Konuyu değerlendir: Bir müslüman neden günah isler?Günahtaki isrardan kurtulus caresi nedir?

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 16692 kez incelendi.

Sayfa 1/7 123456 ... Son
  1. #1

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI

    Bu acdigim konuda
    Allaha iman eden ve herseyin bilincinde olan bir müslümanin neden günahtan uzak duramadiginin cevabini arayacagiz, Tevbe'nin devamli olması ve günahta Israr düğümünün Çözülmesin yolunu bulacagiz insaAllah...

    Allahin-Peygamberin,Haramin-helalin,günahin-sevabin,cennetin-cehennemin bilincinde olan bir müslüman hangi ruh haliyle hangi eksikligi sebebiyle günah isler?
    Kalbinde günah isleme arzusu dogdugu an bundan kurtulmak icin ne yapmali?
    Gafletin ve irade zayifliginin sebebi nedir?
    Güclü bir iradeye nasil kavusulur?
    Nefsin kötü istek ve arzularina nasil direnebilir?
    Sabir gücü nasil kazanilir?
    Tefekkür nasil yapiliyr?
    Yani hepimiz insaniz,hata ve kusurlarimiz var...
    Müslümansak eger namazimizi kilar,oruclarimizi tutar,dualarimizi eder,zikirlerimizi cekeriz...fakat seytanda rahat durmaz ve vesveseleriyle en zayif noktalarimizdan bizi vurmaya calisir,nefsimizi kiskirtir,harama tesvik eder,nefsin istek ve arzularini akla getirir...bu vesveselerden kurtulus caresi nedir?
    Günah isledigimiz zaman asiri bir üzüntü ve pismanlik duyariz,hersey bosa gitti,yapilan ibadetler,zikirler,dualar bosa gitti hissi dogar,daralma,huzursuzluk,bunalim baslar...peki sonra pisman olacagimizi önceden neden hesab edemeyiz?
    Neden Allaha verdigimiz sözümüzü ve tövbelerimizi bozariz?
    Seytan gelip en zyif noktamizdan yaklasip bize vesvese verdiginde kalbe günbah isleme arzusu dogar,bu duyguyu nasil firenleyebiliriz?
    Haram arzusu agir bastiginda fiiliyata gecmemek icin ne yapmaliyiz?
    yani misal,harama baktik,karsimizdan gecen kiza sehvetle baktik ve ilk günahi isledik ve bu hatadan dolayi kalbe sehvet tohumu yerlesti... günah batakligina daha derin dalmamak icin bu tohumu nasil söküp atabiliriz?Sehvet tohumu veya nefsin alismis oldugu kötü aliskanliklar neden Allah korkusundan,imandan daha agir basar?
    Günah isledikten sonra sanki bir bosalma olur,asiri üzüntü ve pismanlik olur,o günaha asiri bir nefret duygusu kalbe yerlesir,ah,vah deriz, "keske bu günahi islemeseydim"hissi dogar...peki bu duyguyu o günahi islemeden neden,hangi eksikligimizden dolayi hissetmeyizde seytanin "günahi isle sonra rahatlarsin ve tövbe edersin" vesvesesine yenik düseriz?

    Cok soru sordugumun bilincindeyim,fakat bunlarin hepsi birbirine bagli.
    Bu meselenin piskolojik bir problem oldugunu düsünüyorum...
    Yani beden-nefis-ruh-akil iliskisindeki dengesizlik...
    Cevabida tasavvuftadir

  2. #2

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Rabbimize kul olmaya çalışırken, düşman olarak nefsimiz ve ebediyete kadar düşmanımız olarak bildirilen şeytana karşı bir savaş içerisindeyiz.
    Düşmanlarımızı ne kadar iyi tanırsak ondan korunma ve sakınma yollarını bilir isek onunla savaşımızda başarılı oluruz.

  3. #3

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    ismail cetin ra terbiyei-nefs kitabinda asagdaki manaya gelen sözlerini hatirliyorum:

    Günah isleme arzusu akla geldiginde beyinde bir arza olusuyor,bu arza kalbi buharlastiriyor,gaflet hali olusuyor...O an bu günahi islemeden,yani akil bedeni bu haram olan fiili yaptirmak icin harekete gecirmeden bu arzadan kurtulabilmenin yolu istek ve arzularini yenmenin tek yolu,ona günahi isleye isleye taddirdigimiz gibi NEFSE HARAMDAN UZAK DURMANIN ACISINI TADDIRMAKTAN GECER
    Yani direnmek.Akla günah isleme arzusu gelsede direnmek lazim.Bunun yolunu soruyorum.
    (ismail cetin ra terbiyei-nefs kitabinda okudum)

  4. #4

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Haramdan uzak durmak için oruç tavsiye edilmiştir.
    Günah işleme arzusunu engellemek için sağlam irade sahibi olmak,kalbin uyanık olması.
    Bedene girecek her lokmanın helal olması(çok önemli),abdestli yemek içmek ve bunların abdestli olarak hazırlanması ,
    Her işe besmele ile başlanması ve sünneti yaşamak diyebilirim.
    Nefsi yola getirmek isteyen ateşle cehennem ile değil, Onu açlık ile terbiye etmelidir.(Müzekkin-i Nüfus /Eşrefoğlu Rumi sayfasını hatılamıyorum)

  5. #5

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Harama yaklasmis ,haramin etkisi altina girmis birinin durumuyla ,yani seytan kiskirtmasiyla nefsin istek ve arzusunun akli isgal etmesi sonucu olusan günah isleme arzusuna yakalanan bir müminin kalbi buharlasir,buharli kalp gaflete sebeb olur,harami bilir fakat suuru azaldigi icin aklini kullanamaz,tefekkür yapamaz cünkü sehvet akli isgal etmis durumda...böyle bir durumda bulunan bir müminin iradesi zayiflar, o günahi islemedigi sürece günah defterine birsey yazilmaz,fakat iradesi aklin eline gecerse günaha düsme tehlikesiyle karsi karsiyadir...Böyle bir durumda o günahtan kurtulusu neye baglidir,aklin bedeni o günahi islemeye harekete gecirmesini nasil engelleriz,böyle bir durumda bulunan bir mümin o günahi islemeden eski haline nasil dönebilir?

    Günah imansızlıktan dini kabullenememekten ziyade nefsimizle ilgi bir durumdur.Günahlar büyük ve küçük olarak ikiye ayrılsa da ve mahiyeti itibarıyla birbirinden farklı olsalar da, aslında aynı merkezden kaynaklanmaktadırlar.
    Günahların merkezi nefsimizdir.
    Nefsimizin sınır tanımaz ve doymak bilmez istekleri bizleri helâke doğru götürmektedir. Bu istekler baştan hoş görünebilir; hatta bir kerelik veya nasıl olsa küçük bir günah denebilir. Ancak unutmamalıyız ki, çeşidi ne olursa olsun günahın öncesi tatlı, sonu ise zehirdir. .
    Bunu beynimize kazmaliyiz,sürekli hatirlamaliyiz.
    Zararin sürekli düsünürsek,sürekli hatirlarsak,ayni zamandada hesab gününü,ölümü,cehennemi düsünürsek,ayrica zikre devam edersek bu durum gafletten korur,sabrimizi artirir.

  6. #6

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    S. Bahattin YAŞAR
    Yeni Asya
    İnsan neden günah işler?

    Günahlarda menhus bir lezzet var

    İnsanı günah işlemeye iten sebeplerden birisi, günahlardaki ‘menhus lezzet’tir. Günahların bu derece yaygın olmasının sebebi de, bu pis lezzetlere olan insanların düşkünlüğüdür.

    Bu düşkünlük hali, insandaki akibeti görmeyen ‘hissiyat-ı insaniye’, ‘kör hissiyat’tır. Bu da, hazır az lezzeti, ilerideki çok lezzetlere tercih etmesidir.

    Öyle ki, ahiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercih etmektedir. Daha da ilerisi, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete o dünya sevgisi için tabi olmaktadır.

    Bu haldeki bir insan, gerçekte kayıp veya kazancını görememektedir. Yani böyle bir insan, günahlara girip, menhus lezzetleri tadarak Cehennemi kazanmakta, ahiret meyvelerini dünyada yiyerek de Cenneti kaybetmektedir. Bunlar, lezzet-i faniye için ahiretini terk eden sefihlerdir. Oysa ki bâkî bir mülkü, hevesat-ı faniyesinin terkiyle satın alan sefih değildir. Diğer bir ifadeyle, baki bir mülkü kazanmanın yolu, fani hevesleri terk etmektir.

    Peki, “Bu halin tedavisi nasıldır?” denildiğinde ise, çare; insana, bu dünyada, imanın içindeki lezzeti ve günahların içindeki elemleri göstermektir. “Ehl-i sefahati sefahatinden kurtarmanın yegâne çaresi, aynı lezzetinde elemini gösterip, hissiyatını mağlûp etmektir.”İman ve Küfür muvazeneleri, s: 14
    Meselâ insan bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker ve bir saat sefahet keyfiyle—bir namus meselesinde—binler gün hem hapsin, hem düşmanının endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Ya ebedî kayıplar?!

    İşte, küçücük, fani, elemli lezzetler için; ebedî, büyük ve saadetli lezzetleri terk etmek, hakikî körlük değil de nedir?

    Tahrip kolaydır

    ‘İnsan neden günah işler?’in bir diğer ayağı ise, fenalık ve hevesat yolunun, tahribat olarak kolay olması ve şeytanın da bu yola kolay sevk etmesidir. Nitekim yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde yıkar.

    Onun için, Kur’ân-ı Hakîmin en halis mü’minlere musırrane ve mükerreren, pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile, günahtan zecr ve hayra sevk etmesi, ‘tahribin kolay, tamirin zor’ olmasındandır.

    Dolayısıyla bu tahribata karşı en büyük çare, ehl-i sünnet ve cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yapmak Kur’ân-ı Mû’cizü’l- Beyanın muhkemat kalesine girmek ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yapmaktır.

    Şeytanlar, tahribat cihetinde sevk ettikleri için, az bir amel ile çok şerleri yaparlar. Onun için de hidayet ehli, pek çok ihtiyata, şiddetli sakınmaya ve mükerrer ihtarata ve kesretli muavenete muhtaçtırlar. Cenâb-ı Hak, o tekrarat cihetinde bin bir ismiyle ehl-i imana muavenetini takdim edi-yor ve binler merhamet ellerini imdadına uzatıyor.

    Hal böyle iken, insanın manevî derecesine göre yapacağı küçük ihmaller, bütün kazanımlarını yok edebilecektir.

    “Madem öyledir;U] hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork.[/U] Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan bütün letaiflerini onda batırma. Çünki çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar.” M.N. s: 149

  7. #7

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Nefs bir balon gibidir,üzerine basildikca kücülür,serbest birakilirsa eski haline gelir.Üzerine basa basa balonun direnci azalir böylece bir gaflet hali sebebiyle gevesklik gösterildiginde istek ve arzularindaki siddeti eskiye nazaran daha hafif olur...

  8. #8

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    S. Bahattin YAŞAR
    Nefis, bir ‘nefis’ dersi

    Nefis hep aynı, ama onunla
    mücadele her asırda farklı
    Bu nefis ders, Sözler, s. 438 - 441 ya da Hizmet Rehberi, s.170-181’’de geçmektedir.

    Konunun başında Bediüzzaman, Risâle-i Nur mesleğinin dört esası olan
    ‘acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür’ün Kur’ân’dan istifade ile alındığını ifade ederek, bu dört esasın her birisinin Cenâb-ı Hakkın isimlerine götürdüğünü izah etmektedir.
    Devamında ise, Risâle-i Nur mesleğinin evradı olarak, ittiba-i sünnet, feraizi işlemek, kebairi terk etmek ve bilhassa namazı tadil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır, diyerek, bu yoldaki olmazsa olmazların altını çizmektedir.

    Nefis terbiyesi,nefsin
    mahiyetini (hakikatini,özelligini...) bilmekle başlar.
    Nefis terbiyesi bu iki önemli meslek özelliğinin ardından gelmektedir.

    Önce, nefsin mahiyeti öğretilir.

    İnsan bedeninde en isyankâr, en söz anlamayan nefistir.
    Nefis menfaati olan şeylere kul ve köle olabilecek derecede alçalırken, bütün gücüyle dünyaya, maddiyata yönelmeyi de ihmal etmez; maddenin esiri olur, maneviyata da gözünü kapatır. Nefis, insana devamlı tuzak kurar. Adi arzularını gerçekleştirmek için yaptırmayacağı kötülük yoktur. Nefsinin esiri olan kişi ise, ona uymakta tereddüt etmez.
    Nefis, fenada bekayı arar.
    (yani kötülükte devamliligi arar,zorla kesilmezse devam eder ve aliskanlik eder,aliskanlik huy olursa birakilmasida zorlasir:yeni OSMANLI)

    Nefis, beraberindeki duygularla birlikte hareket ettiğinde, komutanları olan akıl ve kalbi susturabilmektedir. Çünkü “Tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalp ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar.” Lem’alar, s. 73.
    (AKIL ve KALBIN susmamasi icin,yani komutanlik özelliklerini nefse terk etmemeleri icin donanimli ve güclü olmalari gerekir,aklin güclü olmasi ilim ve tefekküre baglidir...kalbin gücüde güclü imana,takvaya,oruc,zikir gibi ibadetlerdeki devamliliga baglidir,bu ikisi güc kazanirsa nefsin üzerindeki hakimiyetleri artar ve iradeye yansir...:yeni-OSMANLI)

    Nefs-i emmarenin bir özelliği de, hayır ve iyilikte eli kısa iken, şer ve tahripte sınır tanımaz olmasıdır.
    Hayra kabiliyeti olmayan, şerde ise eli uzun olan, “Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda, zerre miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mani bir hicab olur.” M.N., s. 77

    “Muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaib bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir.” L., s. 73.
    (Fakat nefsin iyi bir özelligi daha vardirki oda nasihat dinlemesidir,evet nefs nasihat dinler.dini sohbetlerden,tefekkürden etkilenir,daha dogrusu akil etkilenir,akil büyür,irade güclenir,böylece nefsin etki alani azalir cünkü hakimiyeti kaybetmis olur.
    Onun icin hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaib bir batman lezzete tercih etmemesi icin hazır lezzetin zararlari sürekli ve israrla telkin edilmeli,ilerideki azabin siddeti telkin edilmeliki tokat korkusu gitsin,ölüm,ceza,cehennem gibi konularin tefekkürü sabri artirir:yeni-OSMANLI)


    Ve nefsin mahiyeti Kur’ân’dan dört âyetle tanıtılmakta ve terbiye ve tezkiye işleminin de nasıl yapılacağı burada dört hatve (adım) şeklinde açıklanmaktadır.

    İşte nefsi hizaya getiren Kur’ândan dersler

    Bu asırdaki nefsi terbiyesi, Kur’ân’ın şu dört âyetiyle yapılmaktadır.
    1- Nefislerinizi temize çıkarmayın.
    Necm Sûresi, 23
    Bu ayetten istimdat ederek, nefsin tezkiyesi; tezkiye-i nefs etmemektir.
    “İnsan cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki evvela ve bizzat yalnız nefsini sever, başka her şeyi nefsine feda eder. Mabuda layık bir tarzda nefsini metheder.” Sözler, 503
    O halde yapılacak iş, önce nefsi değil, Allah’ı, sonra da O’nun adına diğer mahlukatı sevmektir. Çünkü Mabuda yöneltilmesi gereken sonsuz sevgiye nefis layık değildir.

    2- Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi akibetlerini unutturmuştur.
    Haşir, 19
    Bu makamda terbiyesi, nisyan-ı nefis içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
    Nefis, ileriyi gören akıl ve kalbi susturmakla kalmaz, gerçeklere karşı gözleri kapamayı da maharet zanneder. Öyle ki, “Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Bu makamda nefsi arındırma ve terbiye etmenin yolu, nefsin arzularına ters hareket içinde olmaktır. Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemektir. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak, mevtte ve hizmette düşünmektir.” Sözler, s. 314.

    3- Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir. Nisa, 79.
    Nefsin mahiyeti kusur, noksanlık, acizlik ve fakirliktir. İyilik ve başarılarının da Allah’ın bir ihsanı olduğunu görmeli, övünme yerine şükür ve hamd etmesi gerektiği öğretilmelidir.
    Şu mertebede tezkiyesi, kemalinin kemalsizlikte, kudretinin aczde, zenginliğinin Allah’a karşı fakirliğini hissetmekte olduğu hissettirilse, nefsin şerrinden kurtulunur.


    4- Her şey helâk olup gidicidir. O’na bakan yüzü müstesna. (Kasas Sûresi, 88)
    Şu makamda tezkiyesi, vücudunda adem, ademinde vücut vardır. Yani, kendini bilse, vücut verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Enaniyeti bırakıp bizzat nefsi hiç olduğunu ve mucid-i hakikînin bir ayine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Nefis, aslında kötülüklerle değil, Rahmaniyetin cilveleriyle zevk ve lezzet alacak biçimde yaratılmıştır. Rızık veren, besleyip büyüten, felâketlerden koruyan, sonsuz merhamet sahibi bir Rabbin himaye ve muhafazası altında bulunan nefis, bu hakikatin idrakinde olduğu sürece, hem kendi başı selâmette olur, hem de kişiyi huzurlu yaşatır.

  9. #9
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    19.726
    Adı geçen
    36 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Paylaşım için teşekkür ederiz,
    Nefsi terbiye evet her an tetikte olan bir kalp ve akıl ile desteklenen amellerin eşliğinde olur.
    Ölüm,cennet,cehennem vb tefekkür etmeli her daim.
    Kul ne kadar ahirete yönelik ameller düşünür dünyasını o yönde geçirmeye azmeylerse dünyada da cennete kavuşur ahiretide kurtulur inş.
    Günahta ısrar kulu fasıklığa kadar götürür Allah muhafaza!
    Dünya,ve dünyevi bakış açısı kalbin tamamen kabul ettiği ulvi duyguları yaşamaktan uzaklaştırabiliyor insanı çünki insanlar karşılıksız iyilik yapmanıza mana veremiyor,zor anlarda sabretmenize,mutlu anlarda şükretmenize hatta bu şükrü amellerinize dökmenize mana veremeyebiliyor,yahut gelenek ve ananeviler(en çok mahremiyette oluyor) yıkılamayabiliyor,siz günah desenizde biz böyle gördük diyerek yapılan günahlar,bakmışıssınız bir zaman sonra benliğinizle hem hal olmuş.
    Rabbim kendine yaraşır bir kul olabilmeyi nasip etsin amin.

  10. #10

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Risale-i Nur Külliyatından bir hakikat dersi:

    “Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister. Mükâfat ve mücazat menzilleri ahirettir.” (Mesnevî-i Nuriye)

    İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hak bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.

    Onun kahrının tecelli etmemesini istemek, iki mânâya gelir:

    Birisi, isyankârlara, azgınlara, zalimlere karşı hiçbir ceza tatbik edilmemesi. Bu, Allah’ın izzetiyle, gayretiyle, hikmet ve adaletiyle bağdaşmaz. Bu şık mümkün olmadığına göre, geriye bir tek şık kalıyor: İnsanların isyansız bir yaratılışa sahip olmaları, hep itaat üzere bulunmaları. Bu ise insanın değil, meleğin tarifidir.

    İnsan günah işleyebilen bir varlık. “Benim günah işlemem mümkün değil” diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, bazen de içine düşüyor.

    Bizler, akıl ve kalb dengesi içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Fakat, insan sadece akıl ve kalbden ibaret olmadığı için, başta nefis olmak üzere baskın duygular, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyor ve günah işliyoruz.


    İşin aslına bakılırsa, Yüce Allah bizi kendisine yaklaştırmak, bizi kendisine muhtaç etmek, bizi kendisine çekmek için birbirinden farklı, değişik vesileler yaratmış.
    Meselâ, acıkma gibi bir duygu verip, bizi rızka muhtaç etmiş, Rezzak olduğunu göstermiş ve bizi bu yolla Kendisine bağlamış. Biz de kul olarak bütün ihtiyaçlarımızı O’ndan istemiş, O’nu Rezzak olarak bilmiş, gerçek anlamda rızık verici olarak O’nu tanımışız.
    Demek ki, Rezzak ismi, acıkmamızı gerektiriyor.


    Aynı şekilde, biz günahkârız, Allah bağışlayandır. Biz hata işliyoruz, Allah affedendir. Biz isyana kapılıyoruz, Allah mağfiret edendir. Biz tevbe ediyoruz, Allah tevbemizi kabul edendir. Allah Gafûr’dur, Afuvv’dur, Gaffâr’dır, Tevvâb’dır. İşlediğimiz günahlar bizi Allah’ın bu isimlerine götürüyor, bizi O’na yöneltiyor.
    Böylece Allah’ı Gafûr ve Gaffâr isimleriyle tanımış oluyoruz.

    Bediüzzaman’ın dediği üzere,
    "Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor."

    Açıkçası, günah işlensin ki Allah’ın Gaffâr ismi tecelli etsin; kusur edilsin, hata yapılsın ki, Allah da kulunun kusurunu yüzüne vurmayıp örterek Settâr olduğunu göstersin.

    (burasi yanlis anlasilmasin,burada anlatilmak istenen sey nefse karsi verilen mücadeledeki basarisizliklarda,yani nefse yenik düsüldügünde ümitsiz olmamaktir.
    Elbette nefsimize direnmeliyiz,daha az günah islemeye gayret edecegiz,günahta israr etmemek nefsimizi terbiye edecegiz...ama tüm gayretlerimize ragmen baskın duygularin, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyorsa ve günah işliyorsak kendimizi seytana teslim etmeden,nefsimizi istek ve arzularina teslim edip salivermeden Allahin affedici oldugunu hatirlayip düsdügümüz yerden kalkip Allaha tövbe edecegiz,Allahta affedecektir ve biz mücadeleye kaldigimiz yerden devam edecegiz,direnemedigimiz günahlardan dolayi ümitsiz olmak icin Allahin affediciligi duygusü cok önemlidir fakat seytanin tuzagina düsüp nefse pay cikarmamak sartiyla ....:yeni-OSMANLI)


    Bir hadisinde, sevgili Peygamberimiz (asv) bu tatlı gerçeği ne de güzel dile getiriyor:

    “Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”1

    Ne kadar günah, o kadar tevbe

    İnsan nefsine aldanır, şeytana kanar, hislerine hâkim olamaz, iradesine söz geçiremez de, sonunda bir günah işler, ardında da yaptığına, yapacağına bin pişman olur ve tövbe üstüne tövbe eder. İşte, kulun günah işlemiş de olsa tövbe ile Rabbine rücu ettiği bu hal, hadislerden öğrendiğimize göre, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmektedir.

    Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:

    "Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi, günahımı affet!’ dedi. Hak Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı affet!’ dedi. Allahu Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, beni affeyle!’ dedi. Allahu Teâlâ da, ‘Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim’ buyurdu.”2

    Büyük hadis âlimi İmam Nevevî, bu hadisten şu hükmü çıkarır:

    “Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tövbe etse, tövbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tevbe etse bile, yine tevbesi sahihtir.”

    Bir hadiste de, istiğfar eden kimsenin günde yetmiş defa günahını tekrar etse bile, ‘günahında ısrar etmiş’ sayılmayacağı belirtilir.3

    Hz. Ali’nin bu konuya getirdiği açıklama daha ilginçtir:

    “Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.”

    Zaten Gaffâr ve Tevvâb isimleri, ‘çok çok bağışlayan, tövbeleri çok çok kabul eden, her günah işleyişte istiğfar edeni affeden, her tövbe edişte tövbe edenin tövbesini kabul eden’ anlamına geliyor.
    Şayet Cenâb-ı Hak kulunu hayatı boyu sadece bir sefere mahsus olmak üzere affedecek olsaydı, ondan sonra insana günah işleme imkânı ve fırsatı vermemesi gerekirdi. Yani, Allah affetmek istemeseydi, bize af isteme duygusunu vermezdi.
    (tekrar etmekte fayda var,Allahin affediciligi seytanin "yap , sonra tövbe edersin" vesvesesine sebebiyet vermemesi icin Tövbeyi geciktirmenin kalbi katilasdirdigini,tövbeyi zorlastirdigini,her günahin sadece ahirete ait olan degil ayni zamanda dünyaya ait olan zarari ve cezasi oldugunu hatirlatmak lazim.
    Günahlar,hatalar,kusurlar arzalara sebeb oluyor,bunlari telafi etmek tövbe kadar kolay olmuyor...Ayrica kastedilen tövbelerin samimi olmasida gerekiyor.yani tövbe aninda bu günahdan ciddi sekilde pismanlik duyulmasi ve elinden geldigi kadar birdaha islememeye azimli olunmasi gerekiyor.
    Günah isleyecegini bile bile samimi olmayan tövbeler tövbe degil dalga gecmek gibidir ve hicbir faydasida görülmez.
    Israrla devam edilen günahlar bir müddet sonra aliskanlik halinede gelir,ardindan huy olurda bundan kurtulmak imkansizlasabilir,bunlarida unutmamaliyiz...yeni-OSMANLI)


    devam edecek...

  11. #11

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Alıntı Büşra Betül Nickli Üyeden Alıntı
    Paylaşım için teşekkür ederiz,
    Nefsi terbiye evet her an tetikte olan bir kalp ve akıl ile desteklenen amellerin eşliğinde olur.
    Ölüm,cennet,cehennem vb tefekkür etmeli her daim.
    Kul ne kadar ahirete yönelik ameller düşünür dünyasını o yönde geçirmeye azmeylerse dünyada da cennete kavuşur ahiretide kurtulur inş.
    Günahta ısrar kulu fasıklığa kadar götürür Allah muhafaza!
    Dünya,ve dünyevi bakış açısı kalbin tamamen kabul ettiği ulvi duyguları yaşamaktan uzaklaştırabiliyor insanı çünki insanlar karşılıksız iyilik yapmanıza mana veremiyor,zor anlarda sabretmenize,mutlu anlarda şükretmenize hatta bu şükrü amellerinize dökmenize mana veremeyebiliyor,yahut gelenek ve ananeviler(en çok mahremiyette oluyor) yıkılamayabiliyor,siz günah desenizde biz böyle gördük diyerek yapılan günahlar,bakmışıssınız bir zaman sonra benliğinizle hem hal olmuş.
    Rabbim kendine yaraşır bir kul olabilmeyi nasip etsin amin.
    paylasim icin tesekkürler.
    aklima gelmisken:
    yalnizlik Allaha mahsustur.Seytan yalnizlarla cok ugrasiyor,onun icin kafa dengi arkadaslar ve cemaate katilmak,iyi arkadaslarla zamanini gecirmek,hayirli mesguliyetlerde cok önemli,aksi halde seytan bizi rahat birakmaz,vesveselerden kurtulmak icin nefsin istek ve arzularini haram olayan helal daireden vermek lazim,yani misal,nefis yemek icmek istiyorsa bu ölcüsüz ve haram olanlardan degil,ölcülü ve helal olanlardan olmali,ayni sekilde cinsellikte öyle,haram olan zina ve harama bakma degil,helal olan evlilik yoluyla bu istegi tatmin edilmeli,aksi halde nefse karsi direnmek cok güc...ayni zamanda haram olmayan hayirli calismalara,hizmetlere,hobbylere yöneltilmeli.Aksi halde bosluk anlarinda gaflet oluyor,gafletten kurtulmanin bir baska receteside ZIKIRDIR,bol bol kitab okumayida ihmal etmemeliyiz.
    yani bos drmayacagiz,sürekli mesguliyet sarttir.

  12. #12

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    ayni yazinin devami:

    Diğer taraftan, Cenâb-ı Hakk’ın günahları bağışlaması O’nun fazlı, lütfu ve ikramıdır. Hadiste de ifade edildiği gibi, günahı sebebiyle cezalandırması ise adaletinin tecellisidir. Said Nursî’nin belirttiği üzere, “Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi [azap ile cezalandırması] adldir.”

    Efendimizin (a.s.m.) dizi dibinde yetişen sahabe nesli, bu ince noktayı çok iyi kavramıştı. Allah’ın yüce isimlerini mükemmel mânâda hem çok iyi anlamışlar, hem de hayatlarına yansıtmışlardı. Rivayet ettikleri hadislere bakınca, bu eğitimin seviyesini ve anlayışlarının kapasitesini farketmek hiç de zor değildir.

    Meselâ, kulun günahı ne kadar çok olursa olsun ve kul ne kadar af dilerse dilesin, hiçbir zaman isteğinin karşılıksız kalmayacağını, Hz. Enes haber veriyor.

    Enes radıyallahu anh, “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemi şöyle buyururken dinledim” diyor.

    “Allahu Teâlâ [buyurdu ki]: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”4

    Peygamber Efendimiz (asv) de, bir hadisinde, kulun işlediği günahtan dolayı tövbe edip Rabbine dönmesini çöl ikliminde yaşayan, çöle çıkınca varı yoğu devesi olan bir insanın üzüntüsünü ve sevincini dile getirerek bize şöyle anlatır:

    “Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.”5

    Anne çocuğunu ateşe atar mı?

    Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, şefkati ve merhameti sonsuzdur. Bütün kullara yeter, bütün bir âleme kâfi gelir. Kendini tanıyan, fakat günahtan elini çekemeyen, nefsinin eline esir düşmüş kullarını kendi hâline bırakmaz.

    Bir başka deyişle, Cenâb-ı Hak kendisine yönelen kulunu çeşitli vesileler yaratarak onu rahmet iklimine çeker. Yani, Allah kulunu cezalandırmak için yaratmamış, bir fırsatını yakalayıp da onu Cehenneme atmak için dünyaya göndermemiş. İnsan nasıl kendi çocuğunu hatasından dolayı ateşe atmazsa, Yüce Allah da kendisini Rab olarak tanıyan kullarından sonsuz merhametini esirgemez, onları Cehenneme atmaz.

    Hazret-i Ömer Saadet Asrında şahit olduğu bir olayı anlatırken, bu hususta Efendimiz (asv)'in müjdesini bize de ulaştırıyor.

    Bir savaş sonrasıydı. Esirler arasında çocuğundan ayrı düşmüş bir kadın da vardı. Kadıncağız çocuğuna olan özlemini gidermek için gördüğü her çocuğu kucaklıyor, bağrına basıyor ve emziriyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem çevresindekilere:

    - “Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?” diye sordu.
    - “Asla, atmaz” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem,
    - ”İşte Allahu Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu.
    6

    Hadis-i şerifler Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz mağfiretini ve rahmetini anlatıyor. Aynı şekilde, şaşmaz bir prensip olarak âyet-i kerimeler, genel ölçüleri verdikten sonra önemli bir noktayı hatırlatıyor.
    O da, kulluk şuurunu zedelememek, kulun Rabbine olan saygı sınırını taşmamaktır. Tövbe, istiğfar ettikten sonra, nasıl olsa Allah affeder deyip suç işlemeyi sürdürmemeli ki, kulluk sırrı kaybolmasın. Kur’ân bu gerçeğe şöyle işaret eder:

    “Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.”7

    Günahla manevî yükseliş

    Kul işlediği günahtan dolayı Allah’a daha ciddi olarak sığındığı ve daha ihlaslı bir şekilde yöneldiği takdirde, manevî bir yükselişe de geçebilmektedir. Kur’ân bu gerçeği ‘günahların sevaba dönüştürülmesi’ şeklinde anlatmaktadır.

    “Ancak tövbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”
    8

    Cenâb-ı Hak, suç ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan kimselerin hem günahlarını bağışlıyor, hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor. Bu sırdandır ki, bazı hadis âlimleri, “Birtakım günahlar vardır ki, mü’min için birçok ibadetten daha faydalıdır.” derler.

    Herkes hata işleyebilir, hatta herkes mutlaka hata eder, günaha girer. Fakat günahkârların da hayırlısı vardır. Bu hayrı Efendimiz (asv) şöyle ifade eder:

    “Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tövbe edenlerdir.9

    Hata işleyenlerin tövbeleri ile hayırlı bir insan olmalarının ötesinde, bir de Allah’ın sevdiği bir kul olma mertebesine yükselmeleri söz konusudur. Kur’ân’ın gösterdiği bu müjde, İslâm’ın insana sunduğu en tatlı müjdelerden biridir:

    “Muhakkak ki, Allah çok çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.”10

    Peygamber Efendimiz (asv), bu âyeti şöyle tefsir ederler:

    “Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tövbe eden kulunu sever.”11

    Bu sevginin gerçek şuurunda olan Peygamberimiz (asv), hiçbir günahı olmadığı, günahlara karşı korunduğu halde, günde yetmiş kere, bazı zamanlar yüz kere tövbe ve istiğfar ederdi. Çünkü, istiğfarın içinde ‘mahbubiyet’ mertebesi ve sevinci vardır.

    Ancak, bu müjdeyi yanlış bir tarafa çekerek, “Madem günahlar sevaba dönüşebiliyor, önce günah işleyip sonra da tövbe etsek olmaz mı?” gibi cerbezelerle meseleyi istismar etmemek de gerekir.

    Böyle bir yaklaşım, her şeyden önce, kulluk edebine aykırıdır. Bu durum, -hâşa- Allah’ı imtihan etmek, dinî hükümleri ciddiye almamak sayılır ki, işin sırrını kavramamak olur.
    Böyle bir istismara karşı, birçok âyette af yetkisinin Allah’a ait olduğu, Allah’ın istediğini bağışlayacağı, istediğini azaba çarptıracağı bildirilerek, havf ve reca muvazenesine, ümit ve korku dengesine dikkat çekilir.

    Kaldı ki, “Nasıl olsa tövbe ederim.” düşüncesiyle günaha dalan kimse, tövbe etme fırsatı bulabilecek midir, buna ömrü yetecek midir, bir garantisi var mıdır? Veya en önemlisi, davranışları Allah’ın gazabını çektiği halde, Allah kendisine tövbeye dönüş fırsatı verecek midir? Bütün bunların da gözönünde tutulması gerekir.


    “Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”

    Bütün bunlarla birlikte, özellikle her gün yüzlerce günahın hücumuna maruz kalan mü’minin en mühim meselesi, günahtan kaçınmaya çalışması, günahlı ortamdan uzak durması, günah işlemeye açık olan kapılara yanaşmamasıdır. Bir bakıma, "def’i şer" yapması, şerli işlerden uzak kalmasıdır. Bu husus bu zamanda çok büyük önem kazanmaktadır.
    Takva sırrına da ancak bu yolla erişilebilir.
    Çünkü bir haramı, bir büyük günahı terk etmek farzdır.
    Bir vacibi işlemek birçok sünnetten daha sevaplıdır.
    Takvanın esas alınmasıyla binlerce günahın hücumuna karşılık bir kerelik yüz çevirme ile yüzlerce günah terk edilmiş, dolayısıyla yüzlerce farz ve vacip işlenmiş olur.
    Böylece, takva niyetiyle, günahtan kaçınmak maksadıyla çok sayıda salih amele yol açılır. Çünkü bu zamanda “Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”12

    Bu kurtuluşu, yani büyük günahlardan kaçınanların nimete, ikrama ve Cennet saadetine ereceklerini Kur’ân haber veriyor:

    “Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız.”13

    Madem öyledir, “Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”14


    Dipnotlar:

    1. Müslim, Tevbe 9.
    2. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29.
    3. Müsned, 5:130.
    4. Tirmizî, Daavât 98.
    5. Müslim, Tevbe 3.
    6. Buhari, Edeb 19, Müslim, Tevbe 22.
    7. Âl-i İmran sûresi, 3:135.
    8. Furkan sûresi, 25:70.
    9. Tirmizî, Kıyâme 49.
    10. Bakara sûresi, 2:222.
    11. Müsned, 1:80.
    12. Risale-i Nur Külliyatı, 2:1632.
    13. Nisa sûresi, 4:31.
    14. Risale-i Nur Külliyatı, 1:5.

  13. #13

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    yarin insaAllah büyük alim ve mutasavvif IMAM GAZALI`nin IHYA ismindeki eserinde yazan
    "Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi"
    konusunu paylasacagim...

  14. #14
    TakVa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    13-04-2007
    Mesajlar
    2.878
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @TakVa
    Günah işlememe iradesi kazanmak lazım. MÜRİD zikri

    Beyinden geçmişe ait hataları silmek ve kurtulmak lazım AFÜVV zikri

    İyi alışkanlıklar için KUDDÜS zikri

    Son dönem bir akım var kuantum düşünce tekniği diye. O konuyu okumak ve uygulamak lazım. IŞIK ELÇİ'nin esmalarla ilgili bir kitabı var esmaları gruplara ayırmış ve öncesinde olumlamalar yapıyor, konulara göre zikirler okunuyor. Güzel bir kitap herkese tavsiye ederim.

  15. #15
    Büşra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13-06-2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    19.726
    Adı geçen
    36 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Büşra
    Kavramlar önemli,Kuran da bir zikirdir,ayet öyle söyler.
    Evet cemaatsiz olmaz,cemaat şart değil farz...

  16. #16

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    Alıntı TakVa Nickli Üyeden Alıntı
    Günah işlememe iradesi kazanmak lazım. MÜRİD zikri

    Beyinden geçmişe ait hataları silmek ve kurtulmak lazım AFÜVV zikri

    İyi alışkanlıklar için KUDDÜS zikri

    Son dönem bir akım var kuantum düşünce tekniği diye. O konuyu okumak ve uygulamak lazım. IŞIK ELÇİ'nin esmalarla ilgili bir kitabı var esmaları gruplara ayırmış ve öncesinde olumlamalar yapıyor, konulara göre zikirler okunuyor. Güzel bir kitap herkese tavsiye ederim.
    Allah razi olsun.
    Kuantum düşünce tekniğini ve tavsiye ttiginiz kitabi arastiracagim insaAllah.

    Bu tavsiye ettiginiz zikirler hakkinda detayli bilgi verirmisin?
    Mesela günde kac adet?
    Bunu alimlerin delilleriyle aciklarsaniz sevinirim...
    Ayrica Mürid zikri hakkinda bilgiye ihtiyacim, var.
    Bildigim kadariyla bu Allahin isimlerinden degil...

Sayfa 1/7 123456 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Günah Nedir?
    By aHuZaR in forum RÛHUL FURKAN
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 08-06-2008, 21:19
  2. En şiddetli günah nedir?"
    By metinerdem in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16-12-2007, 13:57
  3. Şirk hariç, en büyük günah nedir?
    By cüneytkaya in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-12-2007, 14:35
  4. Günahtaki Sır
    By elmnightmare in forum TASAVVUF
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 17-09-2007, 00:16
  5. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18-06-2007, 18:39

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş