Etiketlenen üyelerin listesi

Anket: Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?

Uyarı: Bu bir açık Ankettir, bu Anketi bütün Üyelerimiz görebilir ve oy kullanabilirler.

Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?

Bu konu 19017 kez görüntülendi 95 yorum aldı ...
Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir? 5.00 19017 Reviews

    Konuyu değerlendir: Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı ve 19017 kez incelendi.

Sayfa 2/6 İlk 123456 Son
Ağaç Şeklinde Aç3Beğeni

Konu: Türkiye`de işsizlik nasıl önlenir?

  1. #17
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Alıntı agbi Nickli Üyeden Alıntı
    Gerçekten Dünya daki izlnimleri zamanında takip edemiyorsunuz.

    TÜRKİYE de ekonomi dün nasıldı bugün Nasıl ?

    DÜN Başta İMF olmak üzere Dünya ülkelerine el açan Türkiye ye bugün Borç vermek isteyenler Kapı önünde sıra bekliyor.

    İŞSİZLİK Dünya nın sorunudur ABD ve AB de işsizlik oranı % 10 geçmiştir geçmişi göz önüne alırsak TÜRKİYE oldukça başarılııdr.

    Bugün TÜRK Şirketleri Dünya da Şirket satın almaktadır haa bir Jaguar olmasada Volvo olmada gerçekten büyük şirketleri satın alıyoruz.

    Konuya birde bu gözle bakalım.

    DÜNYADA ETKİN SERMAYE ler Allah cc bizden istediği CEM OLMA temellinde kurulmuşlardır.Fakat malesef biz bunu başaramıyoruz.
    Ülkemizdeki yabancı şirket sayısı 3`e katlandı.

    Borçlu vatandaşlarımızın sayısı 4,4 kat arttı.

    Köylüler, çiftçiler, fındık üreticileri` protesto mitingi yapacak derecede mağdur edildi.

    Ülkemizin toplam borcu (iç-dış), dolar bazında 2 katına çıktı.

    Bankacılık sektörünün % 51`i yabancıların eline geçti


    http://www.tumgazeteler.com/?a=2156953

    AKP,Ekonomik Rakamlarla nasıl oynuyor?(Büyüme,Milli Gelir vb)




    NOT:Yazı önceki yıllara ait ama genel manada
    ekonomik rakamlarla nasıl oynandığını gösteriyor.



    EKONOMİ NEREYE GİDİYOR

    http://ekonomi2023.org/index.php?opt...eler&Itemid=18


    Doç. Dr. Mehmet GÜNAL
    Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F Öğretim Üyesi

    1- Büyüme Sanal mı, Gerçek mi?

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2006 yılı son çeyreğine ve yılın tamamına ilişkin
    büyüme rakamlarını açıklamasıyla birlikte, rakamların güvenilirliğine ilişkin
    tartışmalar hız kazandı. Önceki yıllarda açıklanan büyüme rakamları hakkında da
    yoğun tartışmalar yaşanmış ve büyümenin sanal ya da hormonlu olduğu ifâde
    edilmişti. Geçtiğimiz yıl TÜİK beklenmedik düzeyde artış gösteren büyüme
    rakamlarına ilişkin eleştiriler üzerine bir açıklama yaparak, bunun normal bir
    revizyon olduğunu söylemişti. Ancak DPT’den sorumlu olan Başbakan Yardımcısı
    Abdüllatif Şener’in DPT’nin büyüme tahminlerinin TÜİK tahminlerinden az da olsa
    farklı olduğunu açıklaması, kafalarda soru işareti
    yaratmıştı.

    Büyüme sanal mı, gerçek mi? Madem büyüyoruz, neden alt gelir
    gruplarına bu yansımıyor? Neden istihdam artmıyor? Neden işyerleri kapanıyor?
    Ekonomi gerçekten iyiye mi gidiyor? Yoksa kötüye mi? Acaba kimin dediği
    doğru?
    Ekonomideki gelişmelere ilişkin farklı yorumlar ve görüşler ortaya
    atılıyor. İktidar ve bir kısım köşe yazarı ve ekonomist pembe
    tablolar çizerken, bazı kesimler de acı gerçeklerden bahsediyor ve rakamlardaki
    iyileşmelere rağmen halkın özellikle de orta ve dar gelirli kesimin bu
    iyileşmeyi hiç hissetmediğini ifâde ediyor.

    Büyümede rekor kırıldığını,
    enflasyonun ve faizlerin düştüğünü, ihracatın rekor düzeylere ulaştığını
    söyleyenler bir tarafta;
    büyümenin sanal olduğunu, işsizliğin,
    ithalatın ve dış ticaret açığının arttığını, cari açığın rekor düzeylere
    ulaştığını, gelir dağılımının bozulduğunu söyleyenler diğer tarafta...
    Kimin
    söylediğinin doğru olduğunu anlayabilmek için ekonomideki gelişmelerin hem
    rakamsal boyutuna hem de perde arkasına göz atmak
    gerekmektedir.

    TÜİK’in
    Açıkladığı Büyüme Rakamlarının Analizi


    TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre; 2006 yılının
    dördüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla
    gayri safi millî hasıla (GSMH) yüzde 4.6’lık artış gösterdi. Yılın tamamında ise
    sabit fiyatlarla yüzde 6.0’lık artış kaydedildi. Gayri safi yurtiçi hasıla
    (GSYİH) ise 2006 yılının dördüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı
    dönemine göre sabit fiyatlarla yüzde 5.2, yılın tamamında ise yüzde 6.1’lik
    artış gösterdi.

    Üretim
    yöntemiyle GSMH’nın alt kalemlerine bakılınca da inşaat sektöründe son üç yıldır
    açıklanan büyüme rakamları çok dikkat çekici boyuta ulaştı. 2001, 2002 ve 2003
    yıllarında küçülme kaydeden inşaat sektörü, 2004 yılında yüzde 4.6, 2005 yılında
    ise birden yüzde 21.5 oranında büyüme kaydetti. 2006 yılında da bu aşırı büyüme
    eğilimi devam etmiş ve yüzde 19.4 oranında büyüme kaydedildi. Başka bir deyişle
    geçen yıl sektörel bazda en yüksek büyüme yüzde 19.4'le inşaatta yaşandı.

    GSMH içinde yüzde 30'la en
    yüksek paya sâhip olan sanayideki büyüme ise 2005'teki yüzde 6.5 seviyesinden
    geçen yıl yüzde 7.4'e çıktı. TÜİK'in 1987 bazlı sabit fiyatlarla
    yaptığı hesaplamaya göre,
    ticaretteki büyüme ise 2006'da yüzde 5.9 olarak
    gerçekleşti.

    Öte yandan tarımın
    ekonomideki ağırlığı azalmaya devam ediyor. 2005'te de yüzde 5.6'yla toplamda
    yüzde 7.6 olan büyümenin altında kalan tarım sektörü 2006'da sâdece yüzde 2.9
    büyüdü. Büyüme ulaştırma - haberleşmede yüzde 3.1, konut sâhipliği ve mali
    kuruluşlarda yüzde 2.2'şer, serbest meslek ve hizmetlerde yüzde 5.2, devlet
    hizmetlerinde yüzde 2, ithalat vergisinde yüzde 9 oldu.

    Geçen yılın son çeyreğinde ise sektörel bazda en
    yüksek artış yüzde 16.1'le yine inşaat sektöründe oldu. Son çeyrekte tarım yüzde
    9.7, sanayide yüzde 6.5, ticaret sektöründe de yüzde 4 oranında büyüme
    yaşandı.

    Büyümenin harcamalar itibarıyla alt kalemlerine baktığımızda;
    en önemli gelişmenin özel nihâî tüketim harcamalarında
    olduğunu görüyoruz.
    Bunda da en büyük payı dayanıklı tüketim malları ile
    gıda ve içki almaktadır. Bina ve konut inşaatının katkısı da 2006 yılında artış
    göstermiştir. Özel tüketimden sonra büyümeyi en çok etkileyen
    kalem ise ithalattır.
    Büyümenin kaynaklarına bakıldığında istihdamın yeterince artmamasının ve yüksek büyüme oranları
    açıklanmasına rağmen işsizliğin azaltılamamasının nedenleri açıkça
    görülmektedir.

    Sonuç
    olarak, ithalata ve tüketime dayalı bir büyüme söz konusudur. Bu sağlıklı ve sürdürülebilir bir durum değildir. Önemli istihdam
    sağlayan tarım sektörü de ancak revizyonlarla büyütülebilmektedir. Bu durumda
    işsizlik de azaltılamamaktadır. Yüksek büyüme oranları açıklanmasına rağmen,
    işsizlik oranı hâlâ yüzde 10’lar düzeyinde devam
    etmektedir.

    2002 yılında
    yüzde 10.3 olan işsizlik oranı 2003’te yüzde 10.5, 2004’te ve 2005 yüzde 10.3
    olarak gerçekleşmiş olup; Ekim 2006 itibarıyla yüzde 9.1’e düşmüştür. Özellikle
    15-24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı hâlâ yüzde 20’ler civarındadır. Yâni
    genç ve eğitimli nüfusta işsizlik oranı çok
    yüksektir.


    Yine
    Revizyon! Yine Hormonlu Büyüme!(Rakamlarla nasıl
    oynanıyor)


    TÜİK,
    geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 2006 sonu itibariyle geçen yılın çeyrek
    dönemlerine ilişkin oranlarda revizyona gitti. Sabit fiyatlarla GSMH, geçen yıl
    birinci dönem için aynı kalarak yüzde 6.4 olurken; ikinci dönem için yüzde
    8.8'den yüzde 9.3'e çekildi. Üçüncü dönem oranı yüzde 3'ten yüzde 4.3'e
    çıkarıldı. Dördüncü dönem ise yüzde 4.6 olarak
    gerçekleşti.

    GSYİH'da birinci
    dönem için sabit fiyatlarla büyüme oranı yüzde 6.5'ten yüzde 6.7'ye çekildi.
    İkinci dönem yüzde 7.8'den yüzde 8.3'e, üçüncü dönem yüzde 3.4'ten yüzde 4.8'e
    yükseltildi. Dördüncü dönemde ise yüzde 5.2 büyüme
    yaşandı.

    Bu revizyonların
    anlamı şu: 2006 yılının 9 aylık dönemini içeren büyüme rakamı 0.8 puan kadar
    yukarı çekilmiş. Yine en yüksek revizyon önceki yıllarda da olduğu gibi tarım
    sektöründe olmuş. Tarımı inşaat, ticaret ve ulaştırma sektörü izlemiş. Kısaca
    bu revizyonla yüzde 5 civarında olan büyüme yüzde 6’ya
    çıkarılmış.

    Son
    çeyrek büyümesi yüzde 5.23, ilk üç çeyrekte de revizyonlarla 9 aylık büyüme
    yüzde 6.4 ol(durul)unca, 2006 yılı büyümesi yüzde 6
    olmuş.

    2004 ve 2005’in
    Revizyonları

    TÜİK, büyümeye
    ilişkin revizyonları önceki yıllarda da yapmıştı. Bunları da birçok kere
    eleştirmiştik. Şimdi kısaca 2004 ve 2005’teki revizyonları
    hatırlayalım.

    2005 yılına
    ilişkin büyüme oranının beklentilerin oldukça üzerine çıkması yılın önceki
    dönemlerine ilişkin büyüme oranlarının da revize edilmesinden kaynaklandı. TÜİK
    daha önce yüzde 5.3 olarak açıkladığı yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme oranını
    yüzde 7.5’e, yüzde 3.4 olarak açıkladığı ikinci çeyreğe ilişkin büyüme oranını
    yüzde 4.7’ye, üçüncü çeyrek büyüme oranını da yüzde 7.3’ten yüzde 8’e
    çıkarmıştı.

    Öte yandan, 2005'in
    son üç ayında yüzde 6 civarında beklenen büyüme yüzde 9.5 çıkınca, GSYİH artışı
    toplamda yüzde 7.4'e ulaştı. TÜİK, 2005'in ilk dokuz ayında GSYİH’nın yüzde 5,5
    oranında büyüdüğünü tahmin etmişti. Ama revizyon sonrası ilk dokuz ayda büyüme
    yüzde 5.5’ten yüzde 6.7'ye çıktı. Özellikle birinci ve ikinci çeyreklerdeki
    düzeltme olağanüstü dikkat çekici boyutaydı: İlk çeyrekte yüzde 4.8 yerine 6.6;
    ikinci çeyrekte yüzde 4.2 yerine 5.5 hesaplanmış, son çeyrekte ise yüzde 6
    civarında bir büyüme beklenirken, rakam sürpriz şekilde yüzde 9.5 olarak
    açıklanmıştı. Sonuç olarak 2005 yılını yüzde 7.4'lük
    büyüme ile tamamladığımız açıklandı, ama nasıl olduğunu kimse
    anlayamadı!

    Büyüme rakamlarına ilişkin diğer önemli bir revizyon da 2004 yılı
    rakamlarında yapılmıştı.
    TÜİK’in (o zamanki adıyla DİE) yaptığı baz yılı
    düzeltmesi bazı kesimlerce önemsenmemiş veya görmezden gelinmişti. TÜİK'in ilk
    üç çeyreğe ilişkin büyüme oranlarını revize etmesi, 2004 yılı büyüme rakamlarını
    değiştirmişti. TÜİK, 1987 yılını baz alan hesaplama yöntemini değiştirerek,
    1998 yılını baz alan yeni yönteme göre millî geliri hesaplamaya başladı
    .
    Buna göre, 2004 yılının diğer üç çeyreğine âit veriler revize edildi. Önceden
    sırasıyla yüzde 12.4, yüzde 14.4 ve yüzde 4.7 olarak açıklanan 2004 yılının ilk
    üç çeyrek GSMH verileri, yüzde 13.9, yüzde 15.7 ve yüzde 5.7' e yükseltilmişti.
    Daha önce aynı sırayla yüzde 10.1, yüzde 13.4 ve yüzde 4.5 olarak açıklanan 2004
    yılı ilk üç çeyrek GSYİH verileri de yüzde 11.8, yüzde 14.4 ve yüzde 5.3 olarak
    revize edilmişti. Daha önce açıklanan ilk üç çeyreğin
    büyüme rakamları geçerli olsaydı, 2004 büyümesi yüzde 9.9 değil, yüzde 8.9
    olacaktı. Yüzde 8.9 olarak açıklanan GSYİH de, revizyon yapılmasaydı, yüzde 8.1
    olarak gerçekleşecekti.

    Kısacası; 2004’te bu kadar yüksek bir büyüme oranı açıklanmasının
    altında yatan neden
    TÜİK’in ilk üç çeyrek büyüme
    oranlarını revize ederek artırmış olması ve son çeyreği de bu revizyona göre
    hesaplamış olmasıydı. Bu değişikliğin sonucunda hem dördüncü çeyrek, hem de yıl
    ortalaması açısından büyüme rakamları beklenenden yüksek
    gelmişti.

    Görüldüğü
    gibi, sâdece 2006 değil, hem 2004 hem de 2005 yılı rakamları aynı şekilde revize
    edilerek büyüme olduğundan yüksek
    gösterilmiştir.


    Tarımda Yine Sürpriz Büyüme

    2006 yılının son çeyreğindeki büyümeye en önemli katkı
    tarım sektöründen geldi. 2006’nın ilk çeyreğinde yüzde 5.4 büyüdüğü açıklanan
    tarım sektörü, ikinci çeyrekte yüzde 1.6, üçüncü çeyrekte ise yüzde 2.0 oranında
    küçüldü. Son çeyrekte ise tarım sektörü beklenmedik şekilde yüzde 9.6 oranında
    büyüdü. Bu oran toplam GSYİH büyümesi olan yüzde 5.23'e yaklaşık 1 puanlık
    katkıda bulunuyor. Aslında, son çeyrekteki (geçen yıl olduğu gibi) bu sürpriz
    büyümeye rağmen, geçtiğimiz yıla göre 2006 yılında en az büyüyen tarım sektörü
    oldu.

    Tarım sektörü 2004
    yılında son çeyrekteki beklenmedik yüzde 9.1’lik artışla yıl genelinde yüzde 2
    büyümüştü. Yine 2005 yılında da ikinci ve üçüncü çeyrekteki beklenmedik
    büyüklükteki büyüme oranlarıyla tarım sürpriz şekilde yüzde 5.6
    büyü(tül)müştü.
    2005’te tarım üretiminin yüzde 1.7
    oranında küçüleceği beklenirken ve hesaplamalar ona göre yapılmışken, sürpriz
    bir şekilde yüzde 5.6 oranında bir artış olduğu tahmin edilmiş ve büyüme
    rakamları bu şekilde hormonlu olarak yükseltilmişti. 2005 yılının ikinci üç
    ayında bu sektörde katma değer yüzde 0.1 artmış gözükürken, yapılan revizyon
    sonunda artış yüzde 8.2'ye yükseltilmişti.

    Çiftçiler tarlalarını ekmekten vazgeçerken, ekenlerin
    de ürünleri tarlada kalırken, tarımda bu oranda büyümenin nasıl tahmin
    edildiğini anlamak mümkün değildir.

    Stok Artışının Büyümeye
    Etkisi

    2002 yılından bu
    yana tartışılan stok artışlarının büyümeye etkisi 2006’da negatife dönüşmüş ve
    yüzde -2.1 olmuştur. Ancak bu durum dört yıldır yapılan tartışmayı ortadan
    kaldırmamaktadır.

    2005 yılı
    büyümesinde bir diğer tartışma ise, stok artışlarıyla ilgili tartışmalar oldu.
    TÜİK 2005 yılında, hem cari hem de sabit fiyatlarla, yurtiçi gelirin yüzde 5.3’ü
    düzeyinde bir stok artışı olduğunu açıkladı. Ancak kimse bu rakamın gerçeği
    yansıttığını söyleyemiyor, çünkü mantıklı ve ekonomik bir açıklaması
    yok.

    2005 yılında 2023
    Dergisi’nde yayınlanan “İstatistiklerin Ağzı Var, Dili Yok” başlıklı
    yazımızda bizim de belirttiğimiz gibi, stok artışına ilişkin tartışmalar yeni
    değil. Aslında, ulusal gelir hesaplarındaki stok artışlarıyla ilgili tartışma,
    2002 yılından bu yana sürüyor. Stok artışı; harcama
    yöntemine göre millî gelir hesaplaması ile üretim yöntemine göre millî gelir
    hesaplaması arasındaki farkın TÜİK tarafından stok artışı olarak kabul edilerek
    büyüme hesaplarına yansıtılmasından kaynaklanıyor
    .
    Bu durumda Türkiye’de sanayi kesiminin dört yıldır sürekli olarak stoklarını
    kesintisiz olarak arttırdığı gibi anlaşılmaz bir sonuç ortaya
    çıkmaktaydı.

    Ancak bu durum biraz ekonomi bilenlere pek de mantıklı
    gelmiyor. Çünkü stok tutmak maliyetli bir iş ve her sene stokların artıyor
    görünmesi iktisadî açıdan mümkün değil. Şimdi siz bir işadamı olarak elinizde
    geçen yıldan satamadığınız bir mal deponuzda dururken bu malları üretmeye devam
    eder misiniz? Stok tutmanın işletmelere maliyeti ortadayken üç yıl üst üste
    stoklarda aşırı artış olması gerçekçi bir durum
    değildir.

    Bizim gibi
    düşünenlerin yaptığı eleştiriler galiba bu yıl dikkate alınmış ve revize
    işlemlerinin sonucunda stokun azaldığı belirtilmiştir. Ancak bu durum dört
    yıldır stoka yapılan üretim konusunda bir açıklık getirmemekte, sâdece 2006
    yılını ilgilendirmektedir.

    Fert Başına Millî Gelir Artışı Düşük Kura Bağlı
    Fert başına millî gelirde gözlenen artış sanal
    büyümenin yanı sıra, döviz kurlarında gözlenen düşüşten, yâni TL’nin değer
    kazanmasından kaynaklanmaktadır. 2005 yılı itibarıyla 5.008 dolar olan, 2006’da
    ise 5.477 dolara çıktığı açıklanan fert başına millî gelir artışı reel bir
    artış değildir.
    Sabit fiyatlarla karşılaştırıldığında, fert başına millî
    gelirin hâlâ 2000 yılı düzeylerinin pek üstüne çıkamadığı görülmektedir.
    GSMH’daki artışın da büyük bir kısmı baz yılı kaydırması, revizyonlar ve stok artışı gibi rakamsal
    manipülasyonlardan kaynaklanmıştır.
    Geri kalan reel
    kısım ise büyük ölçüde ithalattan ve tüketimden kaynaklanmış olup sürdürülebilir
    değildir.

    Kişi
    başına millî gelir dolar bazında 5.477 dolar olarak tahmin edilmesine rağmen,
    YTL bazında satınalma gücümüz artmamıştır. Dolar kurunda ani bir artış (nitekim
    Mayıs-Haziran 2006’da oldu), başka bir deyişle gerçek düzeyine dönüş bizim
    gelirimizi dolar bazında 3.000 dolarlar seviyesine düşürebilecektir. Öte yandan,
    kişi başına millî gelirimiz artarken, kişi başına borcumuz artmış ve 5.400
    dolar düzeyine yükselmiştir.

    Sanal Büyüme İstihdam Yaratmıyor: İşsiz Sayısı
    Artıyor

    Son birkaç
    yıldır büyüme rakamları yüksek açıklanmasına rağmen, bu durum istihdama
    yansımamakta ve gelir dağılımında bir iyileşme sağlamamaktadır. Baz yılı
    kaydırmanın etkisi, stok değişiminin etkisi, ithalatın payı gibi hususlar
    dikkate alındığında bunun gerçek bir büyüme olmadığı, yani sanal bir büyüme
    olduğu dikkate alındığında, istihdamda aynı ölçüde artışa yol açmaması
    normaldir.

    Bu nedenle, son
    yıllarda açıklanan yüksek büyüme rakamlarına rağmen işsiz sayısı artmaktadır.
    2002 yılında 2.464 bin kişi olan işsiz sayısı, 2006 yılı itibariyle 2.446 bin
    kişi olup, 18 bin kişi azalmıştır. 2002 yılında 21.354 bin kişi olan istihdam
    edilenlerin sayısı, 2006 yılında 22.330 bin kişiye yükselmiş olup, 976 bin kişi
    artmıştır. Çalışabilir nüfusun işgücüne katılma oranı 2002 yılında yüzde 49,6
    iken 2006 yılında yüzde 48,0 oranına düşürülmüştür. Bu durumda 2002 yılı oranı
    dikkate alındığında 2006 yılında 830 bin kişinin işgücüne, dolayısıyla işsiz
    sayısına dâhil edilmediği anlaşılmaktadır. Buna rağmen, işsizlik oranı 2002-2005
    yıllarında yüzde 10,3 seviyesini korumuş, 2006 yılı itibariyle de yüzde 9,9
    oranına inmiştir.

    Ancak;
    çalışmaya hazır olduğu hâlde iş aramayanlar işgücüne dolayısıyla işsiz sayısına
    dâhil edilmemekte olup, 2002 yılında 1.020 bin kişi olan iş aramayıp çalışmaya
    hazır olanlar, 2006 yılında 2.087 bin kişiye yükselmiştir. Bunlar içerisinde
    iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı 2002 yılında 73 bin
    kişi iken, bu sayı 2006 yılı itibariyle 706 bin kişiye yükselmiştir. Kısacası,
    iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar dikkate alındığında, 2002 yılında 3.484 bin
    kişi olan işsiz sayısı, 2006 yılı itibariyle 4.533 bin kişiye yükselmiş olup,
    1.049 bin kişi artmış durumdadır. Buna göre, 2002 yılında yüzde 14 olan işsizlik
    oranı da 2006 yılında yüzde 16,9 oranına yükselmektedir.

    İstihdam ise tarım
    dışı sektörde belli ölçüde artarken, tarımda azalmaya devam etmektedir. Öte
    yandan, istihdamdaki artışın çok küçük bir kısmının kamu sektöründe sağlanmış
    olması sıkı maliye politikalarının işgücü alanında da devam ettiğinin bir
    göstergesi olarak algılanmaktadır. Ayrıca, aşırı değerli
    kur politikası da ihracatı engellediği için istihdam artışında sorun
    yaşanmaktadır.

    Yeni
    iş yaratmadaki yetersizlik özellikle genç nüfusa yansımakta olup, 15-24 yaş
    grubunda işsizlik oranı 2006 yılında hafif düşmesine rağmen, yüzde 18.7 olarak
    gerçekleşmiştir. Tarımdaki azalmayı ve artan nüfusu karşılayacak düzeyde bir
    istihdam artışının sürekli olarak sağlanması
    gerekmektedir.

    Büyüme Dar
    Gelirliye ve Yoksula Yansımıyor!


    Devlet Bakanı Ali Babacan, büyüme rakamlarının
    açıklanmasının hemen ardından yaptığı açıklamada; büyümenin alt gelir
    gruplarının gelirini artırdığını ve gelir dağılımının düzeldiğini, asayiş
    olaylarının nedeninin ise ekonomik değil, ahlâkî olduğunu söylemiş. Ancak,
    büyümenin sektörel dağılımına ve harcama kalemlerine bakılınca bu durumun doğru
    olmadığı ortaya çıkıyor.

    Büyümede yaklaşık yüzde 64 ağırlığı olan özel tüketim
    harcamaları 2005’te yüzde 8.8 büyürken, 2006’da bu rakam yüzde 5.2’ye düşmüş.
    Son çeyrekte ise neredeyse büyüme durmuş. Alt gelir grupları için önemli olan
    gıda harcaması ise 2005’te yüzde 8.2 büyürken, 2006’da sâdece yüzde 3.1
    büyümüş.
    Yâni dar gelirlinin refahına büyüme oranı tam
    olarak yansımamış.
    Yine bu çerçevede önemli gösterge olan, dayanıklı
    tüketim malları için yapılan harcamalar da 2005’te yüzde 15 büyürken, 2006’da
    sâdece yüzde 2.9 büyümüş.
    Burada da alt gelir grubunun alım gücünün toplam
    büyüme oranının çok altında arttığı açıkça görülüyor. Bu durumda Ali Babacan’ın
    söylediklerinin, sâdece rakamlarla oynayarak pembe tablolar çizmek olduğu
    anlaşılmaktadır.

    Harcamaları
    esas alan göreli yoksulluk oranlarındaki gelişmeler
    de
    büyümenin dar gelirli vatandaşlarımıza
    yansımadığını göstermektedir. 2002 yılında yüzde 14.74 olan göreli yoksulluk
    oranı 2005 yılında yüzde 16,16’ya yükselmiştir. Kırsal kesimde yaşayan
    vatandaşlarımızın göreli yoksulluk oranı ise yüzde 19,86’dan yüzde 26,35’e
    yükselmiştir.

    Her ne
    kadar, Başbakan Erdoğan ve Bakan Babacan bize sanal büyüme masalları ve pembe
    tablolar anlatsa da gerçekler ortadadır. Bu sanal büyüme vatandaşa yansımıyor.
    Bu ekonomik politika gerçek büyüme ve istihdam yaratmıyor. Aslında onlar tam
    bizi masallarla uyutmaya çalışırken, Abdüllatif Şener gibi -vicdanının sesini
    dinleyen- birileri “bu kur politikası sürdürülemez” diyerek
    uyandırıveriyor.



    2- Çiftçi, Esnaf, Sanatkâr ve Tüccarın
    Durumu


    Tarım
    sektöründeki daralmanın yanı sıra, tarımsal destekleme politikalarındaki
    aksamalar ve girdi maliyetlerindeki artışlar çiftçinin durumunu olumsuz
    etkilemiştir. Bu çerçevede, tarımsal desteklemelerin millî gelire oranı 2002
    yılında yüzde 1.11 iken, bu oran sürekli azalarak 2004 yılında yüzde 0,76’ya
    inmiş ve 2006 yılında da yüzde 0,92 olarak
    gerçekleşmiştir.

    Türkiye’de
    yaklaşık 3 milyon çiftçi hububat üretmekte olup, hububat politikası 15 milyon
    insanı doğrudan ilgilendirmektedir. Hükümetin, dört yıldır maliyetlerin altında
    açıkladığı hububat taban fiyatları çiftçi kesimini mağdur etmiştir.

    Dört yıldır çiftçiye ödenmesi
    gereken doğrudan gelir desteği zamanında
    ödenmemiş, her yılın ödemesi bir sonraki yıla sarkmış, 2004 yılının ödemeleri
    hiç yapılmamış, dolayısıyla biriken ödemelerin büyük bir kısmı 2006 yılında
    yapıldığı için, bugüne kadar en yüksek rakam bu yılda ödenmiştir. Bu ödeme,
    Hükümet’in çiftçiye olan ve ödemesi geciken borcu olup, bu rakamın büyüklüğünden
    övgü ile bahsetmek ancak insanlarla alay etmek olarak değerlendirilebilir.
    Yapılan yanlış düzenleme ve uygulamalar sonucunda bazı alanlar doğrudan
    gelir desteği ödemesi dışına çıkarılmış, çiftçi mağdur edilmiş, bu gelirle
    borçlarını ödemeyi düşünen çiftçinin faiz kamburu altında ezilmesine yol açılmış
    ve tefecilerin insafına terkedilmiştir. Dekar başına 16 YTL olan DGD ödemesi 10
    YTL’ye düşürülmüş, getirilen mazot desteği dahi bu kaybı karşılamamıştır.

    Esnaf ve sanatkârlar ile küçük
    işletmeler ekonomimizin can damarıdır. Ancak bunun da ötesinde toplumumuzun
    önemli bir kesimi geçimini esnaf ve sanatkâr olarak sağlamaktadır. Dolayısıyla
    meselenin ekonomik olduğu kadar, sosyal boyutu da önemlidir. Bu kesimin ekonomik
    durumunu görmek için, Merkez Bankası’nın ödeme güçlüğüne ilişkin rakamlarına
    bakabiliriz.

    Merkez Bankası
    verilerine göre protestolu senet ve karşılıksız çek miktarında, kredi kartı
    ve ferdi kredi borcunu ödemeyenlerin sayısında, AKP iktidarı döneminde her geçen
    yıl artış görülmüş, özellikle 2005 ve 2006 yıllarında patlama yaşanmıştır.


    Protestolu senet tutarı bir
    önceki yıla göre 2003 yılında yüzde 11, 2004 yılında yüzde 82 oranında artmış,
    2005 yılında ise 2,8 milyar YTL’yi aşmıştır. 2006 yılında ise protesto edilen
    senetlerin toplam tutarı yüzde 30 oranında artarak 3.6 milyar YTL’ye ulaşmıştır.
    Ferdi kredi ve kredi kartı borcunu ödemeyen ve geç ödeyenlerin toplamı 2002
    yılında 55.540 kişi iken, 2004 yılında bu rakam 142.981’e, 2005’te ise iki
    mislinden fazla artarak 313.484’e yükselmiştir. 2006 yılı kasım ayı itibarıyla
    bu sayı 508.476’ya ulaşmıştır. 2003 yılında 220.237 adet karşılıksız çek
    bildirimi varken, 2004’te 568.237’ye, 2005’te 622.275’e, 2006’da ise 714.660’a
    ulaşmıştır.

    Protestolu senet, ödenmeyen ferdi kredi ve kredi kartları ile
    karşılıksız çek rakamlarında görülen sürekli artışlar
    , esnaf, sanatkâr ve tüccarların yanı sıra vatandaşların da ekonomik
    sıkıntı içinde olduğunu ve pembe tabloların onların hayatlarına yansımadığını
    açıkça göstermektedir.

    Ekonomideki sanal büyüme rakamlara yansısa da vatandaşın geçimine
    ve esnaf ve sanatkâra yansımamaktadır. Sayıları giderek artan hiper ve
    grosmarketler zaten zor durumda olan esnafı kepenk kapatma noktasına
    getirmektedir. Esnaf ve sanatkârı gözden çıkaran Hükümet, bir taraftan zarar
    eden esnafı da vergi vermeye zorlanmakta, diğer taraftan yıllardır tozlu
    raflarda bekleyen hiper ve grosmarketlerin kuruluş ve faaliyetlerini izne
    bağlayan yasa taslağını bir türlü ele almamaktadır. Oysa aynı AKP Hükümeti
    AB’nin ya da IMF’nin istediği yasaları jet hızıyla Meclis’ten geçirmekte,
    Cumhurbaşkanı’nın veto ettiği yasaları da tekrar aynen kabul ederek geri
    göndermektedir.


    Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı!

    Esnafın kepenk indirmesinde en sorunlu meslek
    dallarından bir olan bakkallara ilişkin açıklama da durumun ciddîyetini açıkça
    gösteriyor. Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu Genel Başkanı Bendevi
    Palandöken’in verdiği bilgilere göre, 130 milyar dolarlık perakende piyasasının
    80 milyar dolarlık bölümünü oluşturan gıda sektöründe, bakkal esnafının piyasa
    payı yüzde 40'lara inmiş bulunuyor. Sokak aralarına kadar giren hiper ve
    grosmarketlerin piyasa etkinlikleri ise yüzde 60’lar yükselmiş. 1995 yılında 600 bin olan bakkal esnafı sayısı bugün 240 bine düşmüş,
    buna karşılık 2 bin 500 metrekarenin üzerindeki hiper ve grosmarket sayısı aynı
    dönem itibariyle 37'den 469'a çıkmış bulunuyor.

    Kısacası esnaf işletmeleri hızla kapanıyor. Krizin hemen sonrası olmasına rağmen 2002 yılında 123.393 esnaf ve
    sanatkâr açılırken, 2006 yılında 192.782 açılmış. Öte yandan 2002 yılında
    117.600 esnaf ve sanatkâr işyeri açarken 268.319 işyeri kapanmış. Yani 2002 yılından bu yana açılan işyerlerinde yüzde 56’lık bir
    artış olurken, kapanan işyerlerinde yüzde 128’lik bir artış söz konusu.


    Kapanan Şirketler
    de Artıyor


    Durum
    gerçekten de vahim. Ama vahim olan sâdece başta bakkallar olmak üzere, esnaf ve
    sanatkarın durumu değil. Aynı zamanda şirketler de ciddî sorunlar yaşamakta ve
    kapanan şirketlerin sayısı hızla artmaktadır. TOBB’un Ticaret Sicili verilerine
    göre, 2007 yılının ilk 2 ayında açılan şirket sayısında,
    geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,22 artış olurken, kapanan şirket
    sayısında da yüzde 27,62 artış olmuştur.
    2006’nın ilk iki ayında
    6.248 şirket kapanırken, 2007’nin aynı döneminde 7.974 şirket kapanmış. Son yıllarda şirket kapanmalarında hızlı bir artış
    görülmektedir.
    2005 yılında 95.306 olan açılan şirket sayısı 2006’da
    yüzde 9.8’lik artışla 104.740’a çıkarken, 28.724 olan kapanan şirket sayısı
    yüzde 21’lik bir artışla 34.777’ye çıkmıştır .

    Sonuç olarak, hem esnaf ve sanatkâr hem de şirketler kepenk
    kapatmaya devam etmektedir. Başka bir deyişle cari açık ve borçlanmayla sağlanan sanal büyüme esnaf ve
    sanatkâra ve dar gelirlilere yansımamaktadır. Dolayısıyla toplumuzda yoksulluk
    ve buna bağlı olarak gelir dağılımında bozulma artmaktadır.

    AKP Hükümeti ise esnaf, sanatkâr ve küçük şirketler ile dar gelirli
    tüm vatandaşların sorunlarını çözmekle uğraşmak yerine, yerli ve yabancı
    kartellerin istekleri ile IMF’nin direktiflerini yerine getirmekle
    uğraşmaktadır.



    3- Yabancı Sermaye mi? Yabancılaşma mı?

    AKP’nin iktidarda olduğu dönemde, özellikle de son üç
    yıldır genel olarak finans sektöründe, özel olarak da bankacılık sektöründe
    başlayan yabancılaşma, yâni yabancı sermaye girişi 2005 yılında iyice hızlandı
    ve 2006 ve 2007’de de devam etti. 2005 ve 2006 yıllarında Garanti Bankası’nın
    General Electric grubuna, Tekfenbank ve Finansbank’ın sermayesi Yunan kilisesine
    ait bankalara, Denizbank’ın Hollandalı Dexia grubuna, Akbank’ın yüzde 20’sinin
    de Citibank’a satılması tartışmaları hızlandırdı. MNG Bankı Hariri ailesinin(!)
    satın alması da son nokta oldu.

    Merkez Bankası’nın Aralık 2006’da yayınladığı Finansal İstikrar Raporu’na
    göre, satışı tamamlanmış bankalarda yabancı hissedarların payı yüzde 17,4’e
    yükselmiş. Satış süreci devam edenler ve borsada halka açık
    olan bankalardaki yabancı payları da eklendiğinde bankacılık sektöründe yabancı
    payı yüzde 36,2’ya ulaşıyor.
    Satışa çıkarılan Halkbank, Oyakbank ve
    Vakıfbank gibi bankaların hisseleri de yabancılara satılırsa sektörde yabancı
    bankaların payı yüzde 60’ı aşacak.

    Sâdece bankacılık sektöründe değil,
    finans sektörünün tamamında bir yabancılaşma son yıllarda hâkim olmaya başladı.
    Türkiye'de son iki yılda 22
    aracı kurum el değiştirdi. Bunlardan 17'sini yabancı, 4'ünü yerli
    kurumlar, birini de yerli-yabancı konsorsiyumu aldı. Yani
    bankalardan sonra
    aracı kurumlarda da başka bir deyişle borsada da yabancılar hâkim olmaya başladı.

    Öte yandan, Türkiye’de
    bankacılık sektöründen sonra sigorta şirketleri de bir bir yabancıların eline
    geçmeye başladı. Türk sigorta sektöründe hayat ve emeklilik alanında faaliyet
    gösteren 21 şirketten 11’inde değişen oranlarda yabancı payı bulunurken, hayat
    dışı sigorta dallarında faaliyet gösteren 31 sigorta şirketinden 16’sında
    yabancı payı bulunuyor. Bugün itibarıyla sigorta sektöründe hayat ve hayat dışı
    branşlarda faaliyet gösteren şirketlerin 27 tanesi yabancı sermayeli. Bu 27
    şirketin, son satın almalarla birlikte sigorta pazarındaki payları yüzde 67.5’e
    yükselmiş durumda. Bunlara ilâve olarak, Ankara Sigorta ve Ankara Emeklilik,
    Acıbadem Sağlık ve Hayat şirketleri de yabancılarla görüşüyor ve satılması kesin
    gibi görünüyor. Aviva Hayat Emeklilik ile Ak Emeklilik de daha önce birleşme
    kararı almıştı. Yeni el değiştirmeleri de dikkate alınca
    yabancı sermayenin sigorta sektöründeki payı yüzde
    70.85’e çıkacak.

    Sonuç
    olarak sâdece bankaların değil finans sektöründeki diğer kuruluşların da giderek
    yabancılaştığı açıkça görülüyor. Sayın Başbakan’ın 2006 yılında girdiğini
    söylediği 20 milyar dolarlık yabancı sermayenin;
    7 milyar
    dolarlık kısmı bankacılık ve finans sektörüne girmiş. Geri kalanın 6.3 milyar
    doları haberleşme ve ulaştırma sektöründeki şirketleri satın almak, 3 milyar
    doları ise gayrimenkul satın almak üzere gelmiş
    . Yâni,
    Başbakanın övündüğü 20 milyar doların sâdece 1.4 milyar doları üretim amacıyla
    gelmiştir.
    Başka bir deyişle, bu gelen yabancı
    sermayenin çok önemli bir kısmı yeni bir tesis kurmaya değil, mevcut kârlı
    tesisleri satın almak amacıyla ülkemize gelmektedir
    . Bu satılan şirketler zaten son teknolojiye sahip olduğu için
    Türkiye’ye yeni bir teknoloji getirilmediği gibi, ilâve istihdam da
    yaratılmamaktadır.
    Örneğin, Türk Telekom ve Telsim yaklaşık üç yıllık
    kârına karşılık satılmıştır. Ayrıca, satılan şirketlerde çalışan işçilerin
    maliyetleri de devlete yüklenmiştir.


    Sonuç
    Son dört
    yıldır açıklanan yüksek büyüme rakamlarına rağmen bu durum istihdama ve gelir
    dağılımına yansımamaktadır
    . Bunun nedeni baz yılı kaydırması, stok değişimi ve revizyonlar gibi
    manipülasyonların yanı sıra, büyümenin yapısıdır
    .
    Büyüme
    büyük ölçüde tüketime ve ithalata
    dayanmaktadır
    . Diğer önemli bir husus ise, bina ve konut inşaat
    harcamalarının büyümeye katkısıdır. Revizyonlarla ve baz yılı kaydırmalarıyla
    şişirilen büyümenin
    istihdam artışı sağlaması ve işsizliği
    azaltması da mümkün değildir
    .

    Merkez Bankası verilerine göre, protestolu senet ve karşılıksız çek
    miktarı ile kredi kartı ve ferdi kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı AKP
    iktidarı döneminde hızla artmış, 2005 ve 2006 yıllarında ise patlama
    yaşanmıştır. Bu durum esnaf, sanatkâr ve tüccarların yanı sıra vatandaşların da
    ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ve pembe tabloların onların hayatına
    yansımadığını açıkça göstermektedir.

    Büyük ölçüde ithalata ve tüketime dayalı olan
    büyüme
    , dış ticaret açığı ve cari işlemler açığına yol
    açmaktadır.
    Cari işlemler açığı isedüşük kur
    -yüksek faiz” politikasıyla cezbedilen
    sıcak para ve dış borçlanma ile
    finanse edilmektedir.
    Ürettiğimiz miktar harcadığımızı karşılamadığı gibi,
    harcadıklarımız da hızla artmaktadır. Başka bir deyişle, bir mirasyedi gibi
    harcamakta, sonra da bu harcamaları borçlanma yoluyla finanse etmekteyiz. Borç
    stokunun ve cari işlemler açığının ulaştığı bu boyut ekonomide kırılganlığı
    artırmakta ve krize açık hâle getirmekte olup, sürdürülebilir bir durum
    değildir. Önlem alınmadığı takdirde, ani bir iç veya dış şok durumunda ciddî bir
    krizle karşılaşabiliriz.

    Büyük bir iş başarmış gibi takdim edilen özelleştirme
    uygulamaları
    ise bir tür yabancılaştırmaya dönüşmüş
    ve daha çok finans ve haberleşme sektörüne gelen yabancı sermaye yeni doğrudan yatırım yapmak yerine hazır kurulu tesisleri ucuz
    fiyata devralmaya yönelmiştir.
    Bu çerçevede, halka arz ve
    stratejik kuruluşlarda mülkiyetin değil kullanım hakkının devredilmesi gibi
    yöntemler ile altın hisse hakkı gibi hususlar dikkate alınmamış v
    e sat
    kurtulcu bir anlayış
    hâkim olmuştur.

    Kısacası, çizilen pembe tablolara rağmen işsizlik
    devam etmekte ve esnaf, sanatkâr ve çiftçinin sıkıntıları giderek artmakta,
    senet ve çeklerin ödenmemesinin yanı sıra dar gelirli vatandaşlar da kredi
    kartını ödeyememe sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır.

    Bu büyüme sanaldır, bir
    masaldan ibarettir ve karın doyurmamaktadır. Düşük kur, yüksek faiz ve buna
    dayalı borçlanmayla ve sıcak parayla sağlanan, ithalata ve tüketime dayalı bu
    büyüme sürdürülemez.


    Kaynak: 2023 Dergisi

  2. #18
    agbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    03-11-2006
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @agbi
    Şimdi buraya ONLARCA Ekonomistin AK parti zamanında Türkiyenin gelişimi ni anlatan Prf İlim adamının yazılarını getirirm.

    MİLLET olarak AYRANIMIZ yok içimeye ........... GİDERİZ TAHTIREVELLE diye yaşarsak bazı gerçekleride kabul etmemiz gerekir.

    GENÇAKINCI


    İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz.

  3. #19
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Alıntı agbi Nickli Üyeden Alıntı
    Şimdi buraya ONLARCA Ekonomistin AK parti zamanında Türkiyenin gelişimi ni anlatan Prf İlim adamının yazılarını getirirm.

    MİLLET olarak AYRANIMIZ yok içimeye ........... GİDERİZ TAHTIREVELLE diye yaşarsak bazı gerçekleride kabul etmemiz gerekir.

    GENÇAKINCI


    İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz.
    Diyorsunki:"İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz"

    O zaman buyur münazara edelim.

  4. #20
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.613
    Adı geçen
    24 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Sn.GENCAKINCI,
    KESK'in yeni genel sekreteri Kasım Birtek olmuş. Bir haber vereyim sana dedim.
    önceki KESK genel sekreteri pkk'li Emirali Şimşek'in işszliğe nasıl çare bulunur içerikli sosyalist çözümlerini buraya alıntılamıştın.
    kesk'teki tescilli pkk'li yeni genel sekreterin fikirleri var mıymış bi yokla istersen

    Alıntı Mahabad Nickli Üyeden Alıntı
    Alıntı yaptığın kaynağı aradım KESK'in sayfası çıktı, başka bir kaynakta ise adı geçen hakkında bilgiler var. Yani özellikle araştırma yapmana gerek yok. Çünkü alıntı yaptığın adres kim olduğunu logosunda ve kısa bilgilerle tanıtıyor.
    Adamın sözleri gayet makul ve mantıklı değildir. İşten çıkarılma olmasın, 6 saatlik iş günü gibi taleplerde bulunuyor.Bir işçi açısından kulağa hoş gelen sözleri kullanıyor. günde 6 saatlik talebi bugün dünyanın hiç bir yerinde uygulanmıyor. Uygulanması mümkün olmayan talepleri makul ve mantıklı görmek için insanın aklını ekmek peynirle yemiş olması gerek. Sosyalizm propagandasının nesi makul ve mantuıklı geliyor muş hiç anlamadım..
    Bir sözün doğru olup olmadığı, söyleyenin düşüncesinden belli olmaz mı? Eğer bu adamın söyledikleri doğruysa o zaman sosyalist ol. Emirali şimşek sosyalist ekonomi doktrini ile marksizmin ilkelerinden hareketle bu görüşlerini alt alta dizmiş. İşçiler İşten atılmasın diyor sosyalizmin çöküşü bile işçinin işten atılmaması üzerinden gerçekleşti. İşçiler nasıl olsa atılmayacağım, üretime herhangi bir katkıda bulunmasamda bu ücreti nasıl olsa alacağım düşüncesiyle hareket ettiği için koskoca sosyalizm sistemi çöktü. Sosyalist ülkeler bu nedenle geri kaldı ve sistem battı. Çalış aldığın parayı haket, daha çok ücret talebinde bulunsan bile sen çalışmaktan geri kalma, Allah aşkına soruyorum, işten atılma korkusu olmasa işçi gereğince çalışır mı? İşte sosyalist kafayla hareket eden bu tacizcinin görüşü neye dayanarak doğru makul ve mantıklı oluyor?

    Hz.Ali r.a doğru sözün geleceği yeri işaret buyururken
    mesela Hz.Ali (r.a) dönemindeki ateşperest ve putperestlerinin sözlerini kast etmediğini çok iyi biliyoruz.
    Doğru söz nerden gelirse gelsin demekteki kasıt Müslümanların arasındaki ihtilaf veya sorunlar ortaya çıkması halinde geçerli olacağını ifade etmiştir.
    Lenini'in bütün sözleri sosyalizm ile ilgilidir. Sadece sosyalizme hizmet etmiştir.
    Emirali şimşek te bütün sözleri sosyalizme hizmet eder. İkisinden de doğru söz duymak mümkün değilidr.
    Kendilerine göre doğru kabul ettikleri görüş bize göre yanlıştır. Bizim doğru bildiğimiz şeyleri onlar yanlış buluyor.
    Alıntı GENCAKINCI Nickli Üyeden Alıntı
    Sözleri gayet makul ve mantıklı.
    bir taciz davasından dolayı genel sekreterliği bırakmak zorunda kalan emirali şimşek'in kominist görüşleri için makul ve mantıklı demiştin.
    makul ve mantıklı şeylere olan hayranlığını bildiğimden sana yeni pkk lı gnl sekreteri takdim edeyim.
    eğer pkk'li eğer kesk'in yeni genel sekreterinin işsizliğe nasıl çare bulunurmuş hakkında makul ve mantıklı görüşünü bulamazsan berat birtek'in pkk adına kaç davadan yargılandığını internetten sorgula

  5. #21
    agbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    03-11-2006
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @agbi
    Gençakıncı

    Siyasi düşüncelerinin etkisinde alıntı yaptıklarının kaynaklarını malesef araştırmıyor.

  6. #22
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Alıntı agbi Nickli Üyeden Alıntı
    Gençakıncı

    Siyasi düşüncelerinin etkisinde alıntı yaptıklarının kaynaklarını malesef araştırmıyor.
    Diyorsunki:"İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz"

    Hani münazara edecektik.Vazmı geçtiniz?

  7. #23
    agbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    03-11-2006
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @agbi
    Alıntı GENCAKINCI Nickli Üyeden Alıntı
    Diyorsunki:"İsterseniz getirdiğiniz alıntı yı paragraf paragraf karşılıklı münazara edebiliriz"

    Hani münazara edecektik.Vazmı geçtiniz?
    Asla vaz geçmedim

    Helel hele sizin gibi pkk uzantısı bitrinin alıntısını getiren düşünceye karşı

  8. #24
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.613
    Adı geçen
    24 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Alıntı agbi Nickli Üyeden Alıntı
    Asla vaz geçmedim
    agbi salla böylelerini.
    bunlar ancak ordan burdan saçma sapan konuları makul ve mantıklı bularak kopyala yapıştır ile ortalığı karıştırıp bi köşeye çekilmeyi taktik olarak görüyorlar.

  9. #25
    agbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    03-11-2006
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @agbi
    Alıntı Mahabad Nickli Üyeden Alıntı
    agbi salla böylelerini.
    bunlar ancak ordan burdan saçma sapan konuları makul ve mantıklı bularak kopyala yapıştır ile ortalığı karıştırıp bi köşeye çekilmeyi taktik olarak görüyorlar.
    Sallayamıyorum yeğenim

    GENÇAKINCI gerçekten İslam a ve Vatan a hizmet etmek itiyor ama GELGELELİM SİYASİ TARAFGİRLİĞİ AKLININ önünde

    Alıntıyı yaptığı yazının kaynağını bile DÜŞÜNEMEYECEK kadar TARAFGİRLİ yaaa bir bak bakalım alıntı kaynağına SONRA gel alıntıya yorum yap.

  10. #26
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Alıntı agbi Nickli Üyeden Alıntı
    Sallayamıyorum yeğenim

    GENÇAKINCI gerçekten İslam a ve Vatan a hizmet etmek itiyor ama GELGELELİM SİYASİ TARAFGİRLİĞİ AKLININ önünde

    Alıntıyı yaptığı yazının kaynağını bile DÜŞÜNEMEYECEK kadar TARAFGİRLİ yaaa bir bak bakalım alıntı kaynağına SONRA gel alıntıya yorum yap.
    Onun cevabını arkadaşa verdim.Okumadın herhalde.Sanadamı aynı cevabı vereyim. 3 tane alıntı var.Diğer iki alıntıya cevap ver. Veya benim yazdıklarıma cevap ver.

    İsterseniz aşağıda vereceğim alıntıya cevap verin.

  11. #27
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Liberalizm. Bir başka tabirle Modern Kölelik.

    Modern sömürgeciliğin yeni adı Liberalizm.

    İşte size sermaye kaçışı.Yani ülkeden sermaye nasıl yürütülür? Dışarıya nasıl transferi yapılır.

    İşte size kanıtı.

    Yabancılar AKP ile iyi kazandı


    ANKA Haber Ajansı’nın haberini yorumsuz yayınlıyoruz…

    Yabancı yatırımcılar, AKP’nin iş başında olduğu beş yılı aşkın sürede Türkiye’de doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarından yüksek tutarda kar elde ederek, ülkelerine götürdüler. Yabancı yatırımcıların Ocak 2003-Şubat 2008’i kapsayan dönemde Türkiye’deki bu yatırımlarından yaptıkları kar transferleri 23.2 milyar dolara ulaştı.
    ANKA’nın Merkez Bankası ödemeler dengesi istatistiklerinden yaptığı hesaplamaya göre anılan dönemde yabancılar, Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettikleri karların 5 milyar 986 milyon doları ile Borsa, devlet iç borçlanma senetleri gibi finansal araçlara yaptıkları portföy yatırımlarından kazandıkları 17 milyar 233 milyon doları yurt dışına transfer etti. Böylece anılan dönemde Türkiye’de elde edilen 23 milyar 219 milyon dolarlık bir kaynak ülkeden çıkarak, başka ekonomilere aktı.

    KÂR TRANSFERİ KATLANARAK ARTTI

    Doğrudan yabancı sermaye girişleri, son iki yılda Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının yüzde 8’i dolayında gerçekleşen cari işlemler açığını sürdürebilmesini kolaylaştırırken, “doğrudan” yatırımlardan elde edilen karlardan yapılan transferlerin de son yıllarda adeta katlanarak büyüdüğü görüldü. Bu gelişme, gelinen noktada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelecek yıllarda cari işlemler açığını nasıl etkileyeceği tartışmasını gündeme getirdi.
    2000’li yılların başında 300-400 milyon dolar arasında seyreden, 2003 yılında 643 milyon dolar olan doğrudan yatırımlardan kar transferleri 2004 yılıyla birlikte belirgin bir şekilde arttı. Doğrudan yatırımlarda anılan yıl 1 milyar 43 milyon dolara ulaşan kar transferi, 2005’te 1 milyar 51 milyon, 2006’da 1 milyar 181 milyon ve 2007 yılında 1 milyar 988 milyon dolara ulaştı. Bu yılın ilk iki ayında ise 80 milyon dolarlık bir kar transferi yapıldı. Böylece doğrudan yatırımlarda anılan dönemde gerçekleşen toplam kar transferi 5 milyar 986 milyon dolara ulaştı.

    KÂR TRANSFERLERİ CARİ AÇIK İLİŞKİSİ

    Anılan dönemde 50 milyar doları aşan doğrudan yabancı sermaye fiili sermaye girişinin büyük bölümünü bankacılık ve mali aracı kuruluş faaliyetleri ile telekomünikasyon başta olmak üzere hizmetler sektörüne ve gayrimenkul alımına yönelik yatırımların oluşturduğu dikkat çekiyor. Madencilik, imalat sanayii ve enerjiyle tarım gibi üretken sektörlere gelen yabancı sermayenin payının ise düşük kaldığı görülüyor.
    Ağırlıkla bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasası aracılığı, telekomünikasyon ve toptan ve perakende ticaret gibi üretken olmayan sektörlerde faaliyet gösteren yabancı sermayenin bir süre sonra yapacağı kar transferleriyle Türkiye’nin cari işlemler açığının da büyümesine yol açacağı savunuluyor.

    YABANCI PORTFÖY YATIRIMLARINDA DA İYİ KAZANDI

    Türkiye’de Borsa ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) başta olmak üzere çeşitli finansal yatırım araçlarına yatırım yapan yabancıların, buradan elde ettikleri kazançlardan yurt dışına transfer ettikleri tutarların da aynı dönemde yıllar itibariyle hızla büyüdüğü dikkati çekiyor.
    2003 yılında 2 milyar 616 milyon olan yabancıların portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar, 2004 yılında 2 milyar 905 milyon, 2005 yılında 3 milyar 326 milyon dolara çıktı. Yabancıların portföy yatırımlarından yaptığı kar transferleri, 2006 yılında 3 milyar 463 milyon, 2007’de de 3 milyar 735 milyon dolara yükseldi. Anılan dönemde yabancıların Türkiye’de portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar 17 milyar 233 milyon dolara ulaştı.
    Bu dönemde doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları kapsamında elde edilerek yurt dışına transfer edilen toplam tutar 23 milyar 219 milyon dolar oldu.

    Yabancı yatırımcıların Türkiye’den kar transferleri(Milyon$)
    Doğrudan Portföy
    Yatırımlar Yatırımları Toplam
    2003 643 2.616 3.259
    2004 1.043 2.905 3.948
    2005 1.051 3.326 4.377
    2006 1.181 3.463 4.634
    2007 1.988 3.735 5.723
    2008 (Ocak-Şubat) 80 1.188 1.268

    TOPLAM 5.986 17.233 23.219

    ANKA



  12. #28
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.613
    Adı geçen
    24 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Alıntı GENCAKINCI Nickli Üyeden Alıntı
    Onun cevabını arkadaşa verdim.
    bana verdiği cevaplar çok yetersiz.
    GENCAKINCI, Türkiyedeki marksist kominist terörist bölücü dinsiz ateist ne kadar örgüt ve parti varsa onların sempatizan militan kadrolarının oluşturduğu kamu emekçileri sendikalar konfederasyonu KESK'in tacizci pkk yandaşı emir ali şimşek'in marksist ekonomi görüşlerini makul ve mantıklı bulmasını birde Hz.Ali r.a bir sözüne dayandırarak savunması tam bir densizlik olarak gördüm.
    Yani Hz.Ali, dinsiz bir tacizciden doğru bir laf çıkabileceğini ileri sürmüş gibi adamı bize pazarlamaya kalktı.
    Alıntı GENCAKINCI Nickli Üyeden Alıntı
    Daha önce yazmıştım. Bir kere daha yazayım.
    "Doğru söz nerden gelirse gelsin,alınız.Söyleyene değil,söylenen söze bakınız"

    Hz.ALİ(r.a)
    kendilerine alet etmedikleri bir Hz.Ali r.a kalmıştı, onuda yaptılar.

  13. #29
    agbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    03-11-2006
    Yer
    İzmir
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @agbi
    Alıntı GENCAKINCI Nickli Üyeden Alıntı
    Liberalizm. Bir başka tabirle Modern Kölelik.

    Modern sömürgeciliğin yeni adı Liberalizm.

    İşte size sermaye kaçışı.Yani ülkeden sermaye nasıl yürütülür? Dışarıya nasıl transferi yapılır.

    İşte size kanıtı.

    Yabancılar AKP ile iyi kazandı


    ANKA Haber Ajansı’nın haberini yorumsuz yayınlıyoruz…

    Yabancı yatırımcılar, AKP’nin iş başında olduğu beş yılı aşkın sürede Türkiye’de doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarından yüksek tutarda kar elde ederek, ülkelerine götürdüler. Yabancı yatırımcıların Ocak 2003-Şubat 2008’i kapsayan dönemde Türkiye’deki bu yatırımlarından yaptıkları kar transferleri 23.2 milyar dolara ulaştı.
    ANKA’nın Merkez Bankası ödemeler dengesi istatistiklerinden yaptığı hesaplamaya göre anılan dönemde yabancılar, Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettikleri karların 5 milyar 986 milyon doları ile Borsa, devlet iç borçlanma senetleri gibi finansal araçlara yaptıkları portföy yatırımlarından kazandıkları 17 milyar 233 milyon doları yurt dışına transfer etti. Böylece anılan dönemde Türkiye’de elde edilen 23 milyar 219 milyon dolarlık bir kaynak ülkeden çıkarak, başka ekonomilere aktı.

    KÂR TRANSFERİ KATLANARAK ARTTI

    Doğrudan yabancı sermaye girişleri, son iki yılda Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının yüzde 8’i dolayında gerçekleşen cari işlemler açığını sürdürebilmesini kolaylaştırırken, “doğrudan” yatırımlardan elde edilen karlardan yapılan transferlerin de son yıllarda adeta katlanarak büyüdüğü görüldü. Bu gelişme, gelinen noktada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelecek yıllarda cari işlemler açığını nasıl etkileyeceği tartışmasını gündeme getirdi.
    2000’li yılların başında 300-400 milyon dolar arasında seyreden, 2003 yılında 643 milyon dolar olan doğrudan yatırımlardan kar transferleri 2004 yılıyla birlikte belirgin bir şekilde arttı. Doğrudan yatırımlarda anılan yıl 1 milyar 43 milyon dolara ulaşan kar transferi, 2005’te 1 milyar 51 milyon, 2006’da 1 milyar 181 milyon ve 2007 yılında 1 milyar 988 milyon dolara ulaştı. Bu yılın ilk iki ayında ise 80 milyon dolarlık bir kar transferi yapıldı. Böylece doğrudan yatırımlarda anılan dönemde gerçekleşen toplam kar transferi 5 milyar 986 milyon dolara ulaştı.

    KÂR TRANSFERLERİ CARİ AÇIK İLİŞKİSİ

    Anılan dönemde 50 milyar doları aşan doğrudan yabancı sermaye fiili sermaye girişinin büyük bölümünü bankacılık ve mali aracı kuruluş faaliyetleri ile telekomünikasyon başta olmak üzere hizmetler sektörüne ve gayrimenkul alımına yönelik yatırımların oluşturduğu dikkat çekiyor. Madencilik, imalat sanayii ve enerjiyle tarım gibi üretken sektörlere gelen yabancı sermayenin payının ise düşük kaldığı görülüyor.
    Ağırlıkla bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasası aracılığı, telekomünikasyon ve toptan ve perakende ticaret gibi üretken olmayan sektörlerde faaliyet gösteren yabancı sermayenin bir süre sonra yapacağı kar transferleriyle Türkiye’nin cari işlemler açığının da büyümesine yol açacağı savunuluyor.

    YABANCI PORTFÖY YATIRIMLARINDA DA İYİ KAZANDI

    Türkiye’de Borsa ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) başta olmak üzere çeşitli finansal yatırım araçlarına yatırım yapan yabancıların, buradan elde ettikleri kazançlardan yurt dışına transfer ettikleri tutarların da aynı dönemde yıllar itibariyle hızla büyüdüğü dikkati çekiyor.
    2003 yılında 2 milyar 616 milyon olan yabancıların portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar, 2004 yılında 2 milyar 905 milyon, 2005 yılında 3 milyar 326 milyon dolara çıktı. Yabancıların portföy yatırımlarından yaptığı kar transferleri, 2006 yılında 3 milyar 463 milyon, 2007’de de 3 milyar 735 milyon dolara yükseldi. Anılan dönemde yabancıların Türkiye’de portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar 17 milyar 233 milyon dolara ulaştı.
    Bu dönemde doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları kapsamında elde edilerek yurt dışına transfer edilen toplam tutar 23 milyar 219 milyon dolar oldu.

    Yabancı yatırımcıların Türkiye’den kar transferleri(Milyon$)
    Doğrudan Portföy
    Yatırımlar Yatırımları Toplam
    2003 643 2.616 3.259
    2004 1.043 2.905 3.948
    2005 1.051 3.326 4.377
    2006 1.181 3.463 4.634
    2007 1.988 3.735 5.723
    2008 (Ocak-Şubat) 80 1.188 1.268

    TOPLAM 5.986 17.233 23.219

    ANKA


    Aslında beklerdim yaptığın bu alıntıya kendi YORUMLARINI ben sizinle istişare ediyorum başkası ile değil.



    Liberalizm. Bir başka tabirle Modern Kölelik.

    Modern sömürgeciliğin yeni adı Liberalizm.


    Konumuz İŞSİZ likti değilmi ?

    İŞSİZLİK Nasıl önlenir diye konu açmışsınız.

    İşçi nin İş bulması için İŞVEREN olması gerekmezmi ?

    İŞVEREN Devlet olursa bunun adı KOMİNİZM olur.

    Bu durumda Oluşumlar veya Birey ler İşveren olmalı İŞVEREN olmazsa İŞÇİ olmaz.


    Madem benimle istişare edeceksin ana okul dan başlıyalım yavaş yavaş ilerleriz o zaman da okuyanlarda anlar.

    Daha sonra Askari ücret yükseldikçe İşsizliğin artacağını Enflasyon a Maliyete negativ etkileri& Askari ücret i sizce ne yapmalı

  14. #30
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Alıntı agbi Nickli Üyeden Alıntı
    Aslında beklerdim yaptığın bu alıntıya kendi YORUMLARINI ben sizinle istişare ediyorum başkası ile değil.



    Liberalizm. Bir başka tabirle Modern Kölelik.

    Modern sömürgeciliğin yeni adı Liberalizm.

    Konumuz İŞSİZ likti değilmi ?

    İŞSİZLİK Nasıl önlenir diye konu açmışsınız.

    İşçi nin İş bulması için İŞVEREN olması gerekmezmi ?

    İŞVEREN Devlet olursa bunun adı KOMİNİZM olur.

    Bu durumda Oluşumlar veya Birey ler İşveren olmalı İŞVEREN olmazsa İŞÇİ olmaz.

    Madem benimle istişare edeceksin ana okul dan başlıyalım yavaş yavaş ilerleriz o zaman da okuyanlarda anlar.

    Daha sonra Askari ücret yükseldikçe İşsizliğin artacağını Enflasyon a Maliyete negativ etkileri& Askari ücret i sizce ne yapmalı
    Daha Asgari kelimesini yazmayı bilmiyorsun.Sizi daha önce uyarmıştım.Askari değil, Asgari. Önce siz anaokulundan yazmayı öğrenin ondan sonra benimle tartışın.

    Saftirik arkadaşlar.Şuanda ülkemizde Liberalizm uygulanmaktadır. Yukardaki sözler bana ait. Yani Modern Kölelik ve modern sömürgecilik.

    Artık günümüzde emperyalist güçler genellikle sömürülerini çok gelişmiş zengin uluslararası şirketleri,holdingleri aracılığıyla bizim gibi az gelişmiş ülkelerin işletmelerini alarak yapıyorlar. Bunu yaparkende müthiş bir liberalizm propagandasıyla yapıyorlar. Medya'da ajan yazarlar,proflar ve bazı gafil yazarlar,proflar aracıyla yapıyorlar. İlk başta söylediğim gibi ülkemizde liberalizm Turgut Özal tarafından başlatılmıştır. Kendisi faizci Yahudi bankası Dünya Bankasında çalıştıktan sonra ülkemize gelmiş,ANAVATAN Partisini kurmuş,diğer asıl partilerin yasak olması sebebiyle,karşısındaki partilerde dandik ve çakma partiler olunca seçimi kazanmış.Ardındanda ekonomide Liberalizm başlamıştır.

    Burda bir tespit daha yapmak istiyorum.Bilal Erdoğan'da faizci Yahudi Bankasında staj yapmakta. Onuda ülkemize şimdiden hazırlıyorlar. Yani geleceğin başbakanı.Babasıda Cumhurbaşkanı olur.




    Liberalizm konusuna geri dönelim.Daha önce yazdığım gibi propaganda sonucu ülkemizin elindeki ne kadar işletme ve fabrika var ise satıldı.Bu satılanlar %90 yabancı sermayeye satıldı.Satılmadan önce beyinler yıkandı. Denildiki: "devlet işletmeci olmaz.Devlet ekonomiden elini eteğini çekmeli.Elinde ne kadar fabrika ve işletme.banka,maden var ise satmalıdır"

    Böylelikle yabancıların eline geçen bu yerlerden kâr elde etmeye başladılar. Yani bire 40-50 kazanmaya başladılar.Yani bizim ülkemize bir işletmeden 1 Milyar bıraktılarsa 40-50 milyarı belki daha fazlasını ülkelerine götürdüler. Bunun anlamı şudur.Sermaye hortumculuğudur.

    Bu hortumculuğa çanak tutanlar ise işbirlikçi,menfaatçi hükümetlerdir.

    Sermayemizi hortumlayan emperyalist ülkeleri kan emici vampirlere benzetebiliriz. Kanı ve canı alınan ülkeler belli bir zaman sonra ekonomik açıdan çökmeye başlar. Şuanda hükümet,kumarbaz mantığı ile sattığı bu işletmelerden aldığı paralarla icraatların bazılarını gerçekleştiriyorlar.
    Satacak işletme kalmayınca ne yapacak?Aynı kumarbazlar gibi önce eşyaları satar.Sonrada satacak eşya kalmayınca evini satar.Yani vatanı topraklarını yavaş yavaş satmaya başlar.Şuanda da müflis tüccar gibi,kumarbazlar gibi Güney Doğu toprakları Yahudilere satılmaya başlanmıştır.Akdenizde özellikle turistik bölgelerde bir çok ev ve arsa yabancılara satılmıştır.

    Diyorlarki ne var sattık ise.Bu evleri ve toprakları alıpta ülkelerinemi götürüyorlar? Bazı gafil Filistinli Araplarda arazilerini Yahudilere satmışlardı.

    Asıl konumuza geri dönelim.Sermaye kaçışı ardından işsizlik haliyle artar.
    Sermayenin büyük bir bölümü ülkemizde kalmış olsaydı o para ile hem devlet hemde özel sektör yeni iş alanları açarak değerlendirip halkına yeni iş imkanları sunarlardı.Devlet rahatça sıfır faizle işletmecilere girişimcilere kredi verirdi.

  15. #31
    Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10-04-2008
    Mesajlar
    8.613
    Adı geçen
    24 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Mehmet
    Liberalizm 18.yy ortalarında siyaset ve ekonomi bilimi ile uğraşan teorisyenlerce dilendirilmeye başlandı.
    Farklı görüşler belirtilmiş olmasına rağmen Liberalizmin fikir babası Adam Smith olarak gösterilir.
    Adam Smith (1723-1790)'in görüşleri kısca şu temel esasa dayanır :
    Doğal olaylarda bir düzen mevcuttur; bunu gözlem ve ahlâk hissi ile tespit etmek mümkündür. Sosyal örgüt ve pozitif hukuk, bu düzene karşı çıkacağına, ona uymalıdır.
    Büyümenin itici gücünü, işbölümü oluşturmaktadır. İşbölümü, üretim artışına, teknik ilerlemeye ve sermaye birikimine yol açmaktadır. İşbölümü, mübadele (değiş-tokuş) gerektirmekte ve piyasanın büyüklüğü tarafından sınırlanmaktadır. Her insan başkalarının elindeki malları arzu ettiği, çıkarlarına göre hareket ettiği için değiş-tokuş meydana gelmektedir. Büyümeyi sağlayan diğer bir unsur sermaye birikimidir. Büyümenin başarılı olması için toplumsal, kurumsal ve hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerekmektedir.

    Evet şimdi de, 1789 fransız burjuva demokratik devrimi ile birlikte çerçevesi daha da genişleyen Liberalizm fikirlerinin ana çerçevesine bakalım.
    LİBERALİZM : ... özel teşebbüse olanak sağlayan bir serbest piyasa ekonomisinin olduğu, hukuğun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modeli ve toplumsal hayat düzeni hedefler.

    Liberalizm, Marksizm ile derin ekonomik çatışmanın taraflarından biridir. Marksist ekonomi politiği, Liberalizmin baş düşmanıdır.

    Liberalizmin en uç ve keskin düşmanları marksist-leninist düşünce olunca ister istemez GENCAKINCI isimli üyenin tuhaflıkları insana acaba bu üye kominist midir kuşkusuna düşmesine yol açıyor.
    GENCAKINCI daha önce ideolojik olarak kominist, bölücü dinsiz yani chp, işçi partisi, tkp/ml, tkp, pkk, dhkp/c devrimci karargah, ödp, esp gibi parti ve örgütlerin sempatizan ve militanlarının oluşturduğu akmu emekçileri sendikaları konfederasyonu KESK'in genel sekreteri pkk'li emirali şimşek'in kominist ekonomi programını esas alarak işsizliğe çözüm önerileri adı altındaki görüşünü makul ve mantıklı olduğunu savunmuştu.
    GENCAKINCI isimli üyenin solculuğa bu denli eğilimli oluşu bir rastlantı mıdır?

    Şu ayrıntıya dikkatinizi çekerim : hem marksizm hemde liberalizm uygulandığı ülkenin özgün koşullarına uyarlanarak gerçekleştirilir. Yani Liberalizmin uygulandığı herhangi bir kapitalist ülke mesela almanyada uygulanmakta olan Liberalizm ile Türkiyedeki aynı düeyde değildir. Ülkelerin ekonomi ve siyasi koşulları, ekonomik düzeyi, refah duzeyi, kültür düzeyi vs. belirleyici Liberalizmi veya başka bir ekonomik düzenin çerçevesini belirlemede temel etkendir.
    Anlaşılan o ki hem Saadet partisi hemde bu partinin sempatizanlarının kafaları çok karışık.
    Saadet partisinin genel başkanı mustafa kamalak cumhuriyet gazetesinin ekonomi sayfasını elinde sallayarak samsun'da kalabalığa AK partinin ekonomi politikasını eleştiriyor.
    Acaba diyorsun, bu adamlar cumhuriyet gazetesine muhtaç olmadan kendi bilgi ve birikimleri ile ak partiyi neden eleştiremiyorlar?
    Acaba diyorsun, Saadetli GENCAKINCI marksist ekonomiye hayran mıdır ki marksist diliyle Liberalizmi eleştiriyor.
    Eleştirsinde bu eleştirisini milli görüş ilkelerini esas alarak eleştirsin.
    Acaba diyorsun, Milli görüşün ekonomi ile ilgili konularda her gün gazatenin iç sayfalarında kahrolsun şeriat yazıları bulanan cumhuriyet gazetesine muhtaç olacak kadar ekonomi cahili midir?
    milli görüş yeterli ekonomi politiği analaiz eden fikirlere sahip değil midir?
    yoksa, milli görüş düşünceside sosyalist bir öze mi sahiptir?

  16. #32
    GENCAKINCI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    21-08-2009
    Mesajlar
    1.666
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @GENCAKINCI
    Allah Resulü(s.a.v) nübüvvet projektörü ile 1400 seneyi aşkın bir zaman önce haber vermişti:

    “ Kurtçukların bir yiyecek çanağı üzerine üşüştükleri gibi, yakında dünyanın her yanından (ecnebi) topluluklar (sizi sömürmek için) üzerinize çullanacaklar” buyurdu. Ashap:

    -Ey Allah'ın Resulü, o gün biz azınlıkta mı olacağız.

    - Hayır, çok olacaksınız. Ancak selin beraberinde getirdiği çerçöp gibi olacaksınız ve Allah düşmanınızın kalbinden heybetinizi çıkaracak, kalbinize 'vehn'i koyacaktır.” buyurdu. Ashap:

    Vehn nedir Ey Allah'ın Resulü?

    Vehn: Dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır. Buyurdu.

    Bugün İslam alemi maalesef bu hali yaşıyor.


Sayfa 2/6 İlk 123456 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Namazda vesvese nasıl önlenir?
    By Ebu Kasım in forum Sahabeler ve İslâmî Önderler
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 02-12-2013, 20:34
  2. Nısır kaosu nasıl önlenir..? Nereye gider..??
    By CENGİZHAN in forum FOTO / KARİKATÜR
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19-08-2013, 19:12
  3. Cübbeli Hoca : Ayasofya Açılırsa Belalar Önlenir
    By Dua Nur in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 26
    Son Mesaj: 13-08-2013, 16:26
  4. Avrupa’da işsizlik alarm veriyor
    By Dergaz in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30-01-2010, 00:49
  5. Türkiye Nasıl Kalkınmalıdır ?
    By 1453 in forum HASBİHÂL
    Cevaplar: 27
    Son Mesaj: 23-02-2008, 21:28

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş