Etiketlenen üyelerin listesi

Yeni moda kadın korkusu: Anne olmak Kadınlar son dönemlerde birçok şeyden korkar oldular evet ama en fazla anne olmaktan. Eskiden her kadının en büyük hayali anne olmaktı. Annelik öylesine çekici bir duyguydu ki, küçük kızlara “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorsanız hiç düşünmeden cevap verirlerdi: “Anne olacağım” Ne oldu da her kadının en büyük rüyası annelik, gelişen dünya düzeninde kadınlığın yeni kabusu olmaya başladı?

Bu konu 28576 kez görüntülendi 87 yorum aldı ...
Mehtap Kayaoğlu - Yumuşak Huylu Erkeklerin Eşleri, Dikkat! 28576 Reviews

    Konuyu değerlendir: Mehtap Kayaoğlu - Yumuşak Huylu Erkeklerin Eşleri, Dikkat!

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 28576 kez incelendi.

Sayfa 1/6 123456 Son
  1. #1
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail

    Yeni moda kadın korkusu: Anne olmak

    Kadınlar son dönemlerde birçok şeyden korkar oldular evet ama en fazla anne olmaktan.





    Eskiden her kadının en büyük hayali anne olmaktı. Annelik öylesine çekici bir duyguydu ki, küçük kızlara “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorsanız hiç düşünmeden cevap verirlerdi: “Anne olacağım”
    Ne oldu da her kadının en büyük rüyası annelik, gelişen dünya düzeninde kadınlığın yeni kabusu olmaya başladı?
    Hormonlu yiyecekler, sentetik giyecekler, sanal tatlandırıcılar derken duygularımızı da doğal olmayan ürünlerden seçmeye başlamış olmalıyız ki; bizi biz yapan yanlarımızı bir kenara bırakmaya başladık.
    Peki şimdi sizlere; kadınlar kendi anneleriyle kurdukları ilişkiler nedeniyle anne olmak istemiyorlar desem…! Hatta anneleriyle kurdukları ilişkiden ziyade, kurmaları gerektiği halde kuramadıkları iletişimden dolayı anne olmak istemiyorlar desem…? İlginç değil mi?
    “İyi de nasıl?” Hemen kısaca anlatayım:
    Herkes için ilk nesne olan anne, özellikle kız çocuk için iletinin kaynağıdır. Kız çocuklar dünyaya annelerinin gözleriyle bakarlar. Anneleri gibi hissederler. Anneleri gibi tepkiler verirler. Anneleri gibi uyur, onlar gibi korkarlar. Sevmeyi ve mücadele etmeyi anneden öğrenirler.
    Çocukluğun ilk yıllarında “yeterince iyi olmayan anne ilişkisi” nedeniyle kız çocuklarda çarpık bir duygusal gelişim süreci yaşanır. Çarpık başlangıç, zaman içerisinde farklı ve üstesinden gelinemeyen duygusal deneyimlere yol açar. Yaşı ilerledikçe karşı cinse ilgi gösterir. Karşı cins demek öyle ya da böyle ufukta görünen annelik demektir.
    Aslına bakarsanız annelik, kadınlığın en üst seviyesidir. Çocuk sahibi olan kadınlar, kendi anneleriyle öğrendikleri ilişkileri evlatlarına yansıtacaklarının farkındadırlar. Tam da bu nedenle ısrarla “Ben annemin beni büyütürken yaptığı hataları asla yapmayacağım.” demelerine rağmen, kendilerini anneleri gibi bağırınıp dururken bulurlar.
    Anneleriyle yaşadıkları ilişki zorlukları, evlatlarıyla kendi aralarında alevlenir. Bir anlamda geçmiş hayat film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmekle kalmaz, rol değişimiyle ikinci kez yaşanır. Bu tip tecrübeler etrafta çoğaldıkça bilinçaltına annelikten korkmak/ürkmek gibi duygular gelip yerleşir. Ve maalesef yeni nesil anne olmaktan çekinmeye başlar. Hikaye böylece kötü bir şaka gibi hayatımıza yerleşir.
    Kadınlar son dönemlerde birçok şeyden korkar oldular evet ama en fazla anne olmaktan. Bunun nedeni özetle kendi anneleriyle kurulamayan sağlıklı ilişki.
    Yani diyorum ki sevgili hanımlar… ve tabii ki beyler… evlatlarınızla kurduğunuz ilişki, soyadı ağacınızın ilerlemesine bile vesile oluyor da farkında bile değilsiniz.
    Kızınızı her azarladığınızda, onu incittiğinizde bilmelisiniz ki; ilerde sizinle yaşadıklarını kendi kuşağına aktarma endişesi nedeniyle, en doğal hakkı olan anneliği tecrübe edemeyecek. Sebebini bilemediği garip bir nedenle anne olmaktan korkacak. Dünyaya yeni bir bebek getirme isteği belirdiğinde, rüyalarına giren kabuslar nedeniyle sıkıntı çekecek. Sorununun adını koymaktan bile utanacak… cesaretini toplayabildiğinde, birilerine anne olmak istemediğini fısıldayacak…
    Kısaca diyorum ki… Unutmayın …! Kızınızla sağlıklı iletişim kurmadığınızda, onun evlatlarıyla-anne olamayacağı için- kuramayacağı ilişkisinin vebal halkası siz olacaksınız!
    Psikolojik Danışman&Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu

  2. #2
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Bu yazıyı mümkünse sadece hanımlar okusun. Önceden, "İçkisi-kumarı, kadını/kızı yoktur." denilen erkekler, eşler tarafından renksizlikle suçlanıyor. Müslüman erkekler nasıl 'out' oldu?






    Bu yazıyı mümkünse sadece hanımlar okusun. Kız kıza aramızda “çuvaldızı kendimize batırmamızı” gerektirecek bir yazı kaleme alayım dedim.

    Aile büyükleri eskiden kız istemeye gittikleri evlerde oğullarını tanıtırken: “Oğlumuz çok efendidir. İçkisi-kumarı, kadını/kızı yoktur. Başı önünde işten eve, evden işe gider gelir. Namusludur. Dürüsttür.” derlerdi.
    Şimdi bu cümleleri rafa kaldırmazsanız oğlunuz evde kalır, benden söylemesi! Ya da iki günden hanımı onu evden atar veya terk eder.
    Niye mi?
    Günümüzün –sözüm ona-dindar/açık görüşlü hanımlarının evlilik hakkındaki fikirleri değişti. “Eşim iyi adamdır. Namusludur. Sessizdir. Çalışkandır. İçkisi/kumarı yoktur. Bugüne kadar beni aldatmadı. Ama çok renksiz(!) bir adam. Onunla mutlu değilim. Eşim beni şaşırtacak sürprizler yapmıyor. Değişiklikler katmıyor hayatıma…” diyerek kocasından ayrılan ayrılana…

    İstatistiklere bakılırsa ülkedeki erkeklerin çoğu “renksiz(!)” anlaşılan. Kadınlar atağa geçti çünkü.
    Huu hanım kardeşlerim! Hep beraber Allah’tan korkmaya ne dersiniz? Zamanında farklı kişisel nedenlerle evlendiğiniz, günün şartlarına göre ihtiyaçlarınızı karşıladığınız “Allah’tan korkan, kuldan utanan” eşinizi; sırf filmlerde gördüğünüz yapay/yılışık erkeklere benzemiyor diye boşayamazsınız! Biz ayrı dünyaların insanlarıyız diye etiketleyip, kendi değişen bakış açılarınızın, allame-i cihan olsa doyuramayacağı taklit beklentilerinizin günah keçisi yapamazsınız.

    Üç-beş dizi film izleyip, kendisini gayri ahlaki beklentiler içine sokan kadınlar eşlerini beğenmemeye, sığ bulmaya, sürprizlerle dolu olmayışla suçlamaya ve boşanmaya başladı.
    Aile danışmanı/aile terapisti olarak ben de söylüyorum zaman zaman evlilik ilişkisine yatırım yapmak lazım… kendimizi yedirip doyurduğumuz gibi, ilişkilerimizi de beslemek lazım diye. Evlilikteki eksiklikleri görüp, onları düzeltmeye çalışarak çaba göstermek ayrıdır; tamamen taklitçi/hevesli/kompleksli bir düşünceyle, evlilik ilişkisine zerre katkısı olmayacak beklentileri eşlere yükleyerek, yapamıyor diye boşanmaya kalkmak ayrıdır.
    Anlayacağınız sapla samanı birbirine karıştırmamak lazım.

    Şaka gibi gelecek ama; günümüz insanı, özellikle erkeği zaten bağlanma sorunu yaşıyor. Evlenmek, yuva kurmak yerine günü birlik/gelgeç ilişkilerle gününü gün ediyor. Arada sayıları az da olsa cidden düzgün ahlaklı, temiz fıtratlı beyler çıkıyor. Onları da “renkli değil” diye eşleri terk ediyor. Kaldı ki filmlerde görüp imrendiğiniz sürprizlerle dolu erkekler -istisnaları elbet vardır ve istisnalar kaideyi bozmaz diyelim-pek çok bayanla yakın ilişkilerinden dolayı kadın ruhundan çok iyi anlıyorlar. Bayılıp imrendiğiniz o adamların kadını tatmin edecek, mutluluktan sersemletecek seviyeye ulaşması için sayısız ilişki tecrübesinin olması gerekiyor. Çünkü ilişki tecrübesi olmayan erkekler, kadını mutlu etme noktasında doğal olarak sıkıntı çekiyor. İyi niyetli sakarlıklar yapabiliyor. Bundan daha doğal bir durum da olamaz zaten.
    Anlayan anlamayana anlatsın ne demek istediğimi.
    Özetle hanım kardeşlerimi sağduyulu olmaya davet ediyorum.
    Müslüman olmak, müslümanca tercihler yapmayı gerektirir sevgili okurlar. Müslüman değilsek bile, bizi evine “Hanım” yapacak erkekleri tercih etmek dururken, “meze” yapmak isteyen adamlar niye tercih edilir dersiniz?
    Hadi cevabını sizler düşünün.
    Aklın yolu bir diyorum… ve akıl sahibi insanların en güzel cevabı bulabileceğini biliyorum.
    Sevgiler…

    Mehtap KAYAOĞLU (Psikolojik Danışman&Psikoterapist)
    www.yuzlesme.tv
    mehtap.kayaoglu@yuzlesme.tv
    mehtapkayaoglu@gmail.com

  3. #3
    cicek demeti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    07-01-2011
    Mesajlar
    11.693
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @cicek demeti
    Neden meze yapan adamlar tercih edilir cunku nefsi one gecmistir ve aklini kullanmaz hale gelmistir artik bayanlarimiz...Ama nice bayanlarimizda varki ne acilar cektirsede esleri yine hayat yilmadan usanmadan evliligini devam ettirenlerde var..Bu dunyada zit kisimlar daima bulunur..Rabbim oyle olanlara akil fikir versin ve nefsini one gecirenlerden eylemesin inseAllah..Birde sunu anlayamadim hala cocuklugumdan beri bayanlarimiz ,kadinlarimiz filme oyle dalarki o ne guzel ne yakisikli derler ya yakisikliysa bize neki bizi ilgilendirmezki onun guzelligi...Birde heveslenmeler olurya aslinda onu anlayamadim neden olurlar boyle bazi bayanlarki anlasam ben bunu kesin olme vaktim gelmistir Hasili vesseealam cogunluk olmaya basladi evet boyle bayanlarimiz ne yazikki uzulerek diyorum....Ama eminimki dogruyu dogru bilen ve nefsini on plana cikarmayan bayanlarimizda coktur ve bundan adim gibi eminim ineAllah...konu cok guzeldi tesekkurlerimi sunuyorum...

  4. #4
    era

    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-01-2011
    Mesajlar
    489
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @era
    Aile büyükleri eskiden kız istemeye gittikleri evlerde oğullarını tanıtırken: “Oğlumuz çok efendidir. İçkisi-kumarı, kadını/kızı yoktur. Başı önünde işten eve, evden işe gider gelir. Namusludur. Dürüsttür.” derlerdi.
    Çoğu da yalan söyler(di)

    Günümüzün –sözüm ona-dindar/açık görüşlü hanımlarının evlilik hakkındaki fikirleri değişti. “Eşim iyi adamdır. Namusludur. Sessizdir. Çalışkandır. İçkisi/kumarı yoktur. Bugüne kadar beni aldatmadı. Ama çok renksiz(!) bir adam. Onunla mutlu değilim
    Alıntılanan iki yazı arasında saçma bir bağlantı kurulmuş. Sanki "renksiz adam" demekle; eşinin karı kızla ilgisi olsun, içkisi, kumarı olsun denmek isteniyormuş gibi bir izlenim verilerek hanımların evlilk algısının o yönde olduğu söylenmiş. Ortalık bunlardan feveran edenlerle doluyken hemde...

    Kaba-saba, paspal, hal hatır sorucu iki kelime etmez, nasılsa malımdır ...vb anlayışındaki insana en hafifiyle "renksiz"denmez de ne denir? E tabi bir de diğer köşede renk söndürücü hatunlardan bahsetmek lazım..

  5. #5
    era

    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-01-2011
    Mesajlar
    489
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @era
    Birde sunu anlayamadim hala cocuklugumdan beri bayanlarimiz ,kadinlarimiz filme oyle dalarki o ne guzel ne yakisikli derler ya yakisikliysa bize neki bizi ilgilendirmezki onun guzelligi...Birde heveslenmeler olurya aslinda onu anlayamadim neden olurlar boyle
    Güzel bir noktaya değindiniz. Bir kadının yahut erkeğin hanımından yahut kocasından bir başkasına güzel-yakışıklı demesi haramdır. Allah muhafaza haramlığını kendi ölçülerimle söylüyor değilim ama nerede okuduğumu da hatırlamıyorum. Pek çok eş, tv de gördüğünü eşini kıskandırmak için yahut ona karşı beğenisizliğini göstermek için böyle saçma tutumlara girebiliyor. Bu tipleri hayvandan aşağı görüyorum, hayvanların bile içgüdüleri böylesine sahip değil.

  6. #6
    sevgiÇiçeği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ordinaryus
    Üyelik tarihi
    16-08-2009
    Mesajlar
    1.086
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @sevgiÇiçeği
    konu için teşekkürler sessizlik abi
    müslüman koca in ;)

  7. #7
    edepyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    02-09-2009
    Yer
    Gaziantep, Turk
    Mesajlar
    1.550
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @edepyolu
    paylaşım için teşekkürler ama yazı bana çok saçma geldi nedense

  8. #8
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Evliliklerin yeni moda baş belası: Romantizm

    Peygamberimizin Hz. Hatice’yi Hira dağında mum ışığında yemeğe davet ettiğini duyan var mı? Ya eşiyle el ele tutuşup, Mekke sokaklarında yürüyüş yaptıklarını?





    Anlatmak istediklerimi doğru anlamanın en iyi yolu kavram kargaşası oluşturacak kelimeleri bir güzel açıklamaktan geçiyor.
    Hal böyle olunca Romantizm kelimesi ne demek bir göz atalım dilerseniz.
    Romantizm; “1. XVIII. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşku ve sembole aşırı yer veren sanat akımı 2. Romantik ortam veya durum. 3. Duygusal eğilim, hayalcilik” şeklinde tanımlanmaktadır. (TDK)
    Psikolojik/terapötik açıdan romantizm ise; kişinin kendi hayallerine, dış dünyadan karşılık bulma çabası şeklinde tanımlanabilir.
    Tanımları didikleyerek, romantizm başımıza niye bela oldu hemen bulalım mı sevgili okurlar?
    İlk tanıma göre, duygu, coşku ve sembole aşırı yer verilmesi ev hayatımızı zora sokmaya başladı. Cidden öyle. İnsanlar içsel/manevi değerlerini yitirdiklerinde, dışarıdan nesnel takviye yapmak zorunda hissederler kendilerini. Geçmişte “bir lokma bir hırka” diyen Müslümanlar ne oldu da AVM/Lüks tutkunu olup çıktılar dersiniz? İnsanı insan yapan değerler alaşağı edilirse, kişiyi kıymetli hale getiren prensipler yok sayılırsa olacağı bu tabii ki.
    Anne/babalarımızın yaptığı evlilik pratikleri günümüzde yok denecek kadar az maalesef. Onlar evlenirken iyi günde/kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta evlilik yapıyorlardı. Benim son zamanlarda çalıştığım ailelerin çoğu, eşin maddi zorlukları nedeniyle bitiyor örneğin. Hani kötü gündü?
    Veya etrafta daha güzel, fiziği yerinde, boyalı süslü kızlar var… veya fit erkekler… kendi doğum yapıp kilo almış kadınına/ yaş ilerledikçe midesi çıkmış adamına bakınca gönlü geçiyor herkesin. Hopp boşanmaya kalkıyor. Hani sağlıktı?
    Duygusal eğilim kısmına gelince…
    Allah(cc) bizi Kur’an-Kerim’de pek çok ayette uyarırken, “…akıl etmez misiniz?”, “…düşünmez misiniz? diyor. Bizleri düşünmeye, akletmeye çağırıyor. Neydi peki akıl etmek? Kalbin tatmin olduğu, aklın ikna olduğu bilgiye ulaşmak değil miydi? Duyguların yanılma ihtimali vardır her zaman. Ama akıl ve kalp bir araya geldiğinde, yani Allah(cc)’ın emrettiği gibi aklettiğimizde yanılma ihtimalimiz en aza iner. Bu konuyu uzatmaya gerek yok sanırım, çünkü günlük pratiğinizde defalarca test etmişsinizdir bu durumu. Sadece akılla hareket ettiğinizde, içinizde bir şeyler boşlukta kalmıştır. Tam tersi sadece kalbinizle hareket ettiğinizde, sonradan çok üzülmüşsünüzdür. Fakat ikisini bir arada tutabildiğinizde, alınan kararlar sizi zora sokmamıştır.
    Her evlilik, fıtratı gereği, belirli bir ihtiyaçtan yola çıkarak yapılır sevgili okurlar. Kimi zaman fiziksel ihtiyaçlar, kimi zaman duygusal ihtiyaçlar, kimi zaman evden kaçıp gitme isteği, kimi zaman sevdiğini sandığı hayali. Öyle ya da böyle evlilik öncesinde beyninizin bir yerlerinde gizli bir kontratınız vardır. O kontrat sizi ilişkiye bağlar. Ancak zamanla kontrat unutulur. Akleden insan, geçmişte o kişiyle niçin evlendiğini hatırlamaya devam eder. Ben zamanında falanca nedenlerle evlenmiştim. Şimdi şartlar değişti diye eşimi değiştiremem, der. Eşini değiştireceğine, zamanın değişen şartlarına göre eşinin pozisyonunu değiştirmeye çalışır.
    Vaktinde parası yoktu, kimse kendisiyle evlenmiyordu, para pula meraklı olmayan iyi bir kız alan adam, üç gün sonra cebi para görünce piyasadan banknot meraklısı yeni çıtır bulmaz örneğin! Veya zamanında sırf Allah’tan korkuyor diye evlendiği kocası, kendisine yeterince coşku yaşatıp, beş yıldızlı tatillerde sürprizler yapmıyor diye internetten yeni aday avına çıkmaz.
    Ve psikolojik tanım didiklemesine geldi sıra: Kişinin hayallerine, dışarıdan karşılık bulma çabası. Bu tanım aslına bakarsanız çok tatlı ve masum bir süreç. Her insanın bir hayali vardır. Hayaller insanları diri tutar. Hayal, yapısı gereği motive edicidir. Geliştirici, tetikleyicidir. Örneğin hayali olmayan bir çocukla çalışıyorsam çok endişelenirim. Kendisiyle ilgili gelecek planları olmasını isterim, hayallerinden yola çıkarak çabalamasını beklerim.
    Her insanın hayali vardır… olmalıdır da. Hayallerin en tatlı tarafı, günün birinde gerçekleşme ihtimalinin olmasıdır. Umut aşılamasıdır.
    İyi de evliliklerle ilgili sorun nerede?
    İnsanların evlilikle ilgili hayalleri işgal altında! İşte sorun burada! Ülkenin en doğusundan en batısına kadar evlerde oturan kadınların tamamının hayali aynı olmaya başlamışsa…? Kadınların tamamı akşam kocasından çiçek beklemeye başlamışsa…? Erkeklerin hepsi kendisini özel hayatında çıldırtacak(!) vamp kadın isteyip duruyorsa…? Kadınlar eşlerini cam silerken, halı süpürürken görmek isteyip duruyorsa…? Adamlar, eşlerinin hayatlarını sürekli canlı/hareketli tutmasını söyleyip duruyorsa…? Herkes birbirine şiir okuyup, birlikte mum ışığında yemek yeyip, dans etmek istiyorsa…?...vs…vs…vs. HAYAL BUNUN NERESİNDE…?
    Hayalin özelliği, kişiye özgü olmasıdır. İnsanlar kes/yapıştır mantığı içinde birbirinden gördüğü şeyleri kopyalayıp, kendi hayatına kaynatmaya çalıştığında işler karışıyor. “Karşı komşunun kocası şunu şunu yapıyormuş, bizimkinde tık yok” endişesiyle, aynı şeyler kendi eşinden bekleniyorsa… “Bizim iş yerindeki bayanlar böyle böyle yapıyorlar…” gibi kıyaslamalarla kendi hanımından benzer şeyler isteniyorsa… hayal bunun neresinde? Kişiye özel oluşu neresinde?
    Bazen diyorum ki ülkedeki insanların tamamı kola/hamburger gibi oldular maalesef. İlerde Ahmet’le evlenmekle, Mustafa’yla evlenmek arasında bir fark kalmayacak işin kötüsü. Çünkü erkeklerin hepsi aynılaşıyor… kadınların hepsi de aynılaşıyor. İzmir’deki kızımız çiçek istiyor kocasından, evi temizletiyor adamcağıza yorgun yorgun işten gelmişken, Anadolu’daki kızlar da. Ayşe’yle evlenmekle, Firdevs’le evlenmek arasında ne fark olacak birisi bana anlatabilir mi?
    Bunların tamamı duygusal karmaşalardan kaynaklanan, romantizm meraklısı insanların yaşadıkları evlilik sorunları sevgili okurlar.
    Hayal sizin hayalinizse, kendi iç ilişkilerinizden yola çıkarak yaptığınız tatlı/hoş davranışlar ve beklentilerse, zarar vermek ne kelime, evlilik ilişkinizi inanılmaz eğlenceli noktalara taşır. Ama başkalarının yaptıklarının aynısı kendisine dayatılmaya çalışılan eş, kadın olsun erkek olsun, rahatsız olur. Hırçınlaşır. İlişkiniz zarar görür.
    Filmlerden gördüğünüz, her gördüğünüzü istediğiniz romantizm saçmalıkları, evliliklerinizin başına bela oluyor benden söylemesi. Peygamber efendimizin Hz. Hatice’yi Hira dağının tepesine mum ışığında yemeğe davet ettiğini duyan var mı? Eşiyle el ele tutuşup, Mekke sokaklarında kordon boyundayürür gibi yürüyüş yaptıklarını? Ama mutluydular değil mi? Çünkü eminim kendi iç ilişkilerinde, birbirlerini duygusal anlamda besleyecek çok kaliteli bir ilişkileri vardı. Aksi halde Peygamberimiz eşini kaybettiği o yılları “Hüzün yılı” olarak ilan etmezdi.
    Sevgiler hepinize…
    Psikolojik Danışman - Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu

  9. #9
    serkan.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ordinaryus
    Üyelik tarihi
    05-09-2009
    Mesajlar
    1.320
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @serkan..
    modern zamanlara ait pisliklerden "romantizm"

    işin garip yanı bu illettin gereklerini yerine getirme noktasında bazı kadınlar dinin emriymiş gibi kabul geliştirmişler ..

    doğum günümü unuttu ...eşim !!!


    vah vahh vahhh farz çünki nasıl unutur ..

    yazar ablamızın da değindiği gibi ..mum ışığında ormantik akşam yemeği isteği geri çevrilince erken menopoza girenlere ne demeli

    al birini vur ötekine neyse erkeğide kadınıda batmış pisliğe

    bereket mehtap ablamız gibi şuurlu hanımlarda var

    teşekkürler

  10. #10

    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Mesajlar
    0
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Yeni-OSMANLI
    yapmacik hareketler...

    erkek dedigin OSMANLI gibi olmali,tuttugunu koparmali,ne o öyle mum falan,yerim sizin mumlarinizi,HIYEYYYT

  11. #11
    era

    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    05-01-2011
    Mesajlar
    489
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @era
    erkek dedigin OSMANLI gibi olmali
    Yeni Osmanlı bu sözü çok ediyorsun ama tek benzer yanları çöküşleri...

  12. #12
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    Çoklu zeka gelişimi için 'Büyükanne' formülü

    Şimdi uzağında durduğunuz büyük aileler var ya... Onlar sayesinde bizler iyi büyüdük. Cin gibiyiz maşallah... Peki ya yeni gelenler?





    Yaygın gelişimsel bozukluk ve büyüme geriliğiyle (geç oturma, geç yürüme, geç konuşma… vb.) o kadar çok karşılaşır olduk ki inanamazsınız. Günlük pratiğimizde nadiren rastladığımız bu büyüme dönemi sorunları, son on yılda fena halde arttı. Neden mi dersiniz?
    Ailelerimiz büyük aile olmaktan uzaklaşıp, çekirdek aileye döneli uzun zaman oldu. Çekirdek aileden “mikro aileye” geçişimizse fazla olmadı sayılır. Mikro aile kavramını ben ürettim. Çünkü çekirdek aileler, geniş aile çevresiyle bir şekilde görüşüyor ve çocuğunu başka insanlarla muhatap ederek büyütebiliyor. Ancak mikro ailede büyüyen çocuk, evin içinde anne ve babasından başka kimseyi görmüyor.
    Anne çeşitli nedenlerle (kimseyle görüşmek istemediği için; insanlara güvenmediği için; yakın akrabalarıyla uyum/anlaşma sorunları olduğu için; yakın akrabaları başka şehirlerde yaşadığı için; bulundukları şehirde kimseleri olmadığı için; insanlar tarafından anlaşılmadığını düşündüğü için; kalabalık ortamlarda rahat edemediği/utandığı için; ev işlerini bitirip dışarıya çıkacak zamanı bir türlü bulamadığı için; eşi titiz koca olduğu ve evden çıkıp gezmesine izin vermediği için…ve benzeri nedenlerle) yalnız yaşıyor. Dört duvar arasında bir çocuğu bir kendisi. Robinson Crusoe gibi. Cuma’sı bile yok üstelik.
    Zeka; en yalın haliyle, bireylerin sahip olduğu öğrenme gücü olarak tanımlanabilir. Gerçek hayattan ve yaşam koşullarımızdan bağımsız olarak düşünülemez. Geliştirilebilir özelliktedir. Kapasitesi değiştirilebilir, geliştirilebilir ve iyileştirilebilir. Çok farklı gibi görünen alanlardan oluşuyorsa da kendi içinde bütündür. Ne kadar çok uyarıcı alırsa, zeka o kadar çok gelişir.
    Bir insanın, bir çocuğu tek başına çoklu zeka eğitimi çerçevesinde geliştirmesi zor görünüyor sevgili okurlar. Çünkü çocuğun çok sayıda insandan, çok sayıda uyaran alarak büyümesi gerekir. Örneğin hata yaptığında birisi “hiii” diye tepki verir… diğeri “aaa öyle yapılır mı?” der… bir başkası hiçbir şey söylemez ama mimikleriyle durumdan pek memnun olmadığını hissettirir. Başkası konuşur çocukla, durumu izah eder. Böylece farklı zamanlarda yapılan farklı hatalı davranışta, etrafta kaç kişi varsa çocuk o kadar farklı “olumsuzluk içeren tepki” ile muhatap olur. Bunların hepsini birbiriyle harmanlayabilir. Her birisinin tek tek kendi davranışının düzeltilmesine yönelik tatlı müdahaleler olduğunu anlar. Böylece etrafındaki herkesin kendine özgü davranışlarıyla çeşitlendirdiği hayatını, uyaran zenginliği olarak yaşar.
    Her insan doğası gereği belirli özellikler taşır. Çevrenizden de bilirsiniz. Kimi insanlar sakin mizaçlıdır. Olaylara serinkanlı yaklaşır. Kimi heyecanlıdır, hızlı müdahaleler yapar. Kimi bir olayı hikayeleştirerek anlatır. Kimi insan dokunsaldır, kimi doğaya meraklıdır, tabiattan örnekler verir durur. Kimi neşelidir. En olmadık yerlerde süper espriler yaparak etrafı şenlendirir.
    “Bir anne=bir anne”’dir. Sadece bir kişidir. Belirli bir zeka kapasitesi vardır. Ve o kapasiteye uygun belirli davranış özellikleri.
    Bir tane anneden 7 veya 8 tane insan çıkmaz! Anne farkında olmadan çocuğuna hep aynı şekilde yaklaşır. Aynı yiyecekleri aynı usulle yedirir. Benzer konuşmalar yapar. Benzer ses tonlarını kullanır. Benzer güzel sözler söyler. Ne kadar farklı davrandığını düşünürse düşünsün, sürekli birlikte olduğu evladı bir süre sonra annenin her şeyini kanıksar. Anneyle bir bütün olur. Maalesef bir süre sonra annenin yaptığı her davranış şekli normalleşir. Bebeğinin beyninde, aynı sistem içinde kaydolur. Uyarıcısı hep aynı merkezden aynı şekillerde geliyormuş gibi olur. Ve beyin değişik çağrışımlar almadığı için bir süre sonra kilitlenmeye başlar.
    Oysa iyi anlaştığınız ev halkınızla kalabalıkta büyüyen çocuk pek çok uyarıcıyı bir arada alır. Biri uzaktan konuşarak sever onu, diğeri alır kucağına bir güzel mıncıklar. Biri tatlı diller dökerek yedirir yemeğini, öteki oyunlar oynayarak. Biri kucağına alıp pencereden baktırarak susturmaya çalışır ağlamasını, evin farklı üyesi oyuncaklarıyla oynatarak. Ne kadar çok insan olursa çevresinde o kadar çok “dünya” ile muhatap olmuş olur yavrunuz. Böylece zekası, çoklu zeka teorisine göre, çeşitli alt alanlarda uyarıcı alarak gelişir.
    Sözel zekası gelişmiş olan yetişkin, kelimelerle, kavramlarla yaklaşır çocuğunuza…
    Mantıksal yanı ağır basan kişi, sorgulatır, muhakeme ettirir, ilişki kurdurur nesneler arasında…
    Görsel zekası gelişmiş kişi, imgelerle yaklaşır farkında olmadan. Anlamadığı bir durumu evladınıza anlatmaya çalışırken etraftaki resimlerden, şekillerden, eşyalardan yardım alarak destekler durumu.
    Dokunsal kişiler hep dokunur zaten. Öper… sever… ten temasını eksik bırakmaz…
    Müzikle/ritmle arası iyi olan yetişkin, şarkılar söyler sık sık ufaklıklara… melodilerle hoş ortamlar oluşturur. Hatta en gergin anları komik sözlü şarkılar uydurarak atlatmaya çalışır.
    Sosyal tipler, başkalarıyla uyumlu olmasına uğraşır çocuğun. Arkadaş ilişkileri geliştirmesi uğruna kendisi bir dakika yerinde durmaz. Yeter ki o çevre edinsin, arkadaş bulsun diye komşunun çocuklarına bile bakar, kendi yeğeni mutlu olsun diye.
    Doğacı kişiler, doğa sevgisi aşılar farkında olmadan. Çocuğu parka götürürken bile yoldaki çiçekleri gösterir. Onlara dokundurur. “Aaa ne kadar cici gördün müüüü??” diye tanıtır doğayı. Sokakta kedilerle iletişim kurmasını sağlar.
    Oysa bir anne, sadece “bir anne”dir sevgili okurlar!
    Kendinizi ne kadar çok geliştirmeye; çocuğun ihtiyaçlarını giderecek seviyeye getirirseniz getirin bir süre sonra yorulursunuz ve kendi aslınıza dönersiniz. Sırf kızınız mutlu olacak diye hiç ilginiz olmayan bir yeteneği üretemezsiniz ki zaten. Üç beş hamle yaparsınız, ardından bıkarsınız veya unutursunuz gider.
    Çevrenizde bulunan her insan kendi doğasına uygun bir uyaran verir çocuğunuza. Doğasına uygun olduğu için de hiç yorulmaz. Aynısını siz yapmaya kalksanız birkaç ay içinde perişan olursunuz.
    İşte o büyük aileler vardı ya… hani şimdi uzağında durduğunuz büyük aileler. Onlar sayesinde bizler iyi büyüdük. Cin gibiyiz maşallah baksanıza halimize. Peki ya yeni gelenler? Bizim evlatlarımız bizim ortaokul dönemlerinde yaptığımız esprileri üniversite seviyesine gelince ancak anlıyorlar ne acı değil mi? Bilgisayar ve televizyon dışında eğlence anlayışlarının olmamasını nasıl açıklıyoruz sanıyorsunuz? En minik sıkıntılarda bile kolaylıkla depresyona girişlerini…?
    Çoklu zeka teorisi için yeni önerim “Büyükanne” modeli sevgili anne/babalar… fırsatınız varsa, iyi anlaştığınız büyüklerinizle, akrabalarınızla büyütün çocuklarınızı. Herkesten farklı bir uyarıcı almasını sağlayın. Sizin çabalayan anne olmanız ve evladınız için hoş ortamlar oluşturmanız işin bonusu olsun bence.
    İlişkilerin dengede olduğu, insanların birbirlerinin sınırlarına dikkat ettiği, herkesin herkesi sevdiği, herkesin herkesi saydığı ortamlarda büyüyen çocuklar zeki olmakla kalmaz, dengeli olur. Kişilikli. Pek çok zekası aynı anda geliştiği için vicdanlı olur, merhametli. Kendi ilgileri, ihtiyaçları ve amaçları ile, karşısındaki diğer insanların ilgileri, ihtiyaçları ve amaçları arasında dengeli muhakemeler yapar. Ne haksızlık yapar ne de haksızlığa müsaade eder. Allah’ın kendisine verdiği akıl nimetini en iyi şekilde kullanır.
    Sevgiler…
    Not: Çoklu zeka geliştirmek için yardım almak isterseniz seve seve…
    Psikolojik Danışman ve Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu

  13. #13
    Semai - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılımcı Üye
    Üyelik tarihi
    23-02-2011
    Mesajlar
    192
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @Semai
    Hay Allah razı olsun aile büyükleriyle oturmayı destekleyenler de varmış..Önce aileden başladık çekirdek aile diye,sonra birey birey yalnızlığa itildik,.. sonuçta psikolojisi bozuk toplum oluşturduk..

  14. #14
    İsmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektaremektar Kıdemli Üye emektaremektar
    Üyelik tarihi
    14-02-2008
    Yer
    Çorum
    Mesajlar
    20.468
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @İsmail
    'Çokeşlilik'ten '*****grafiye' giden yol!

    Sonradan zenginleşen birilerinin hovardalık duygularına Allah’a bile iftira atarak Kur’an-ı alet ederek, kendi nefsini tatmin etmesinin adı ne zaman “dini ruhsat” oldu?





    Geçen hafta gündeme gelen çokeşliliğin yasallaşması konusuna girmeyi hiç düşünmedim aslında. Ancak sizlerden o kadar çok elektronik posta geldi ki bu konuda düşüncelerimi merak eden. “Fikri yapımızı bozmadan bu konuyu nasıl ele alabiliriz?” diye soranlara, gündemin aklıma taktıklarını madde madde sıralayayım dedim.

    İlk olarak hemen söyleyeyim, Allah(cc)’dan gelen emirler için “İnandık ve itaat ettik” demekten başka şansımız yok eğer gerektiği gibi kullar olmak istiyorsak. Hal böyle olunca Kur’an’ı Kerim’de eğer değil dört, on dört evliliğe izin verilmişse hepimizin kabulü. Fakat yazacaklarım, karşısındaki herkesi aptal yerine koymaya çalışan, toplumsallıktan uzak gizli saklı meselelerine Allah’ı alet eden, *****grafik nefsi zayıf olanlar içindir! Diğer okuyucularımız kendi üstlerine alınmasınlar lütfen.
    Gelelim benim soru işaretlerime;

    1. İslamın herhangi bir hükmü, İslam olmayan devletlerde geçerli değildir!
    İnsanın kendi nefsiyle ilişkileri (buna ahlak diyoruz); insanın yaratıcısıyla ilişkileri (buna ibadet diyoruz), İslam devleti olsun olmasın tüm yeryüzü topraklarında geçerlidir. Ancak insanın kendisi dışındaki diğer insanlarla olan ilişkisi (buna muamelat diyoruz) ve devletlerarası ilişkilerini düzenleme konusundaki hükümleri için “İslam devleti” olma zorunluluğu vardır.

    Çokeşlilik tartışması, inanç ve yorum itibariyle bireyseldir. Fakat resmileştirilmesi teklifi eylemselleştirmeye dönüktür ve İslam olmayan bir devlette bu teklifin yapılması, Allah’ın dinini yeterince tanımamak, emir ve yasaklar hakkında zaaf içinde olmak anlamına gelmektedir. Böyle bir şeyin teklif eden kişinin niyeti ne kadar iyi olursa olsun, eylemin kendisi cahilcedir.

    2. Vakayı Kur’an’ın düşünce metodunu baz alınarak ve Peygamber(as)’ın yaşam pratiğini de işin içine katarak değerlendirdiğimizde; peygamberimizin Mekke devrinde 13 yıl boyunca Hz.Hatice’nin dışında başka kadınla evli olmadığını; eşinin vefatının ardından yaşadığı günlere “Hüzün yılı” adını verdiğini; diğer evliliklerini Medine’ye göç ettikten sonra gerçekleştirdiğini görüyoruz. Mekke döneminde akideyle (inanç) ilgili ayetlerin, Medine dönemiyse ahkamla (hüküm) ilgili ayetlerin geldiği dönemdir. Bu durum, ilk maddenin sağlaması oluyor bir anlamda.

    3. Akide problemi olmayan, Allah’tan gerektiği gibi korkan insanlar bu tip çatışmaların içine düşmüyor. Eşiyle bir sorunu varsa halletme yoluna gidiyor. Çözümleyemiyorsa ayrılıyor. Başka bir insanla tekrar deneme yapıyor. Akide sorunu olan kişilerse maalesef nefsi meselelerinin/ heva ve heveslerinin esiri oluyor. Arabasının ruhsatıyla, dini ruhsatı birbirine karıştırıp nefsi sürat yapıyor!

    4. Günümüzde kendisini islama nispet eden insanların (Müslüman diyemiyorum bu kişilere), nefislerine hakim olamayıp, eşlerini aldatmak, etraftaki çıtır hatunları yatağa atmak için yaptıkları düzmece/illegal nikahlarını legal hale getirmek, gerçek Müslümanların işi olmamalı!

    5. Elimizi vicdanımıza koyarak olaya bakacak olursak, çok azı hariç, ikinci eş girişimlerinin çoğu, birinci eşten gizlice yapılan, düzmece iki şahit nezaretinde gerçekleştirilen, birinci eşin aptal yerine konulduğu eylemler değil mi? Kocası evleniyor, kadıncağız eşinin evlendiğini eve ansızın gelen “eski bir dost(!)” telefonuyla aylar sonra öğreniyor!

    6. Etrafta maddi zorluklar nedeniyle evlenemeyen bir sürü genç varken, sonradan zenginleşen birilerinin hovardalık duygularına Allah’a bile iftira atarak Kur’an-ı alet ederek, kendi nefsini tatmin etmesinin adı ne zaman “dini ruhsat” oldu?

    7. Bu insanlar “İhtiyacınızdan fazlasını infak ediniz.” ayetlerini bir türlü görmeyip, nefislerine uygun ayetleri ne kadar kolay görebiliyor. Amaç ruhsatı değerlendirmekse, infak ruhsatıyla iş yaparak fakir gençler neden evlendirilmiyor da kendileri ikişer üçer evlenip duruyor? Fabrika işçisinin, dar gelirlinin ikinci eş rüzgarına yakalandığını görmüyoruz. Varlıklı insanların ikinci eş girişimleri fazlaca. O halde iş dönüp dolaşıp maddiyata kilitleniyor! Parası olan önce arabasını, sonra karısını gözden çıkarıyor…

    8. Çokeşlilik nedeniyle yıllardır ailelerle çalışıyorum. İki türlü sıkıntı var bu işte. Birinci eş olup, ikinci nedeniyle mağduriyet yaşanlar… ve ikinci/üçüncü eş olup her şeye iyi başlayıp, sonradan erkekler tarafından çocuklarıyla birlikte ortada bırakılan imam nikahı mağduru kadınlar! Her iki taraf için de zor bir durum cidden. “Erkekler dönüp dolaşıp keyfini yapıyor ama olan kadınlara ve çocuklara oluyor” diyeceğim diyemiyorum. Çünkü eninde sonunda kendileri de arada kalmışlık nedeniyle psikolojiyi bozuyor! Anlayacağınız ne birinci eş memnun, ne üzerine gelen eşler, ne de erkekler… öyleyse bu işte kim karlı çıkıyor anlayan gelsin, hepimize anlatsın!



    Sonuçta… İslam devletinde faiz olamaz, alkol üretilemez, genelev işletilemez!
    İslam olmayan ülkelerde bunlar devlet eliyle işletilir.
    İslam ülkesinde bu kurumların işletilmesi teklifi ne kadar abesse, İslam olmayan ülkelerde ikinci eşin yasallaştırılması teklifi o oranda saçmadır.
    İslam devleti oluruz, sistemin adaletine güveniriz, kimsenin mağduriyet yaşamayacağına dair garantimiz olur, o zaman bunları tekrar konuşuruz. Ancak şimdi değil.
    Aslına bakarsanız bu çokeşlilik meselesi aklı başında Müslümanların gündemi bile değil! Kendisine eğlence/heyecan arayan insanların işi. Onların derdi çokeşlilik adı altında *****grafik nefislerine tatmin nesnesi bulmak o kadar!
    Akidesi iyi oturmuş bir insan, yaşadığı günlük pratiğinde neyi/nasıl talep edeceğinin, neyin Allah’ın rızasına uygun, neyin uygun olmayacağının farkındadır.
    Aklını ikna, kalbini tatmin etmeyen hiçbir işe kalkışmaz. Uyduracağı sahte ihtiyaçlarla kendisini kandırsa bile, Allah’ı kandıramayacağını gayet iyi bilir…
    Sevgiler…

    Mehtap KAYAOĞLU - Haber 7
    (Psikolojik Danışman&Psikoterapist)

  15. #15

    Üye
    Üyelik tarihi
    18-04-2011
    Mesajlar
    5
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @lokman25
    paylaşımlarınızdan dolayı rabbim razı olsun

    rabbim herşeyin hayırlısını versin.

    bu arada birde kırkından sonra azanlar var.bunlar için atalarım ne güzel demiş.
    "kırkından sonra azanları teneşir temizler"

  16. #16
    mü'HÜR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emektar Emektar Üye emektar
    Üyelik tarihi
    19-10-2010
    Yaş
    30
    Mesajlar
    2.568
    Adı geçen
    0 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    @mü'HÜR
    Aslına bakarsanız bu çokeşlilik meselesi aklı başında Müslümanların gündemi bile değil! Kendisine eğlence/heyecan arayan insanların işi. Onların derdi çokeşlilik adı altında *****grafik nefislerine tatmin nesnesi bulmak o kadar!



    Yazının tamamını alıntılasam yeridir!

    Mehtap hanım'ın yazılarını çok beğeniyorum,bu yazı da harika olmuş.Bence,tüm sorulara cevap olmuş! Tabii,nefsi ile okuyanların hoşuna gitmemiştir orası da ayrı bir mevzu.

    Katılıyorum; ne birinci eş,ne sonra ki eş ya da eşler,ne de erkekler... Zamanla psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkıyor,sonuç hüsran!

    Evet,çok eşlilik, akıllı Müslümanların gündemi dahi olamaz,olmamalı!

    Teşekkür ederiz Sessizlik.

Sayfa 1/6 123456 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Mehtap Kayaoğlu / Savaşmayın , Yaşayın Gitsin
    By Büşra in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-05-2015, 09:48
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30-04-2015, 20:45
  3. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 10-09-2014, 12:03
  4. Mehtap Kayaoğlu Hanımefendi Programında!
    By Büşra in forum VİDEOLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30-05-2012, 17:01
  5. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 07-03-2012, 21:53

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook platformu Giriş